Mektubat-ı Hazret ( tamamı )
Birinci Mektup
Bazi vâkialarin, yüce manevi makamlara manevi seyri ile ona terettüb eden nübüvvetin, peygamberlik makaminin kemâlâti, kul cüz i ihtiyari oldugu, kazâ ve kader hakkindaki son tetkik, bu konuda akâid imamlarina ( Rahimehümullah) tâklid etmemiz ( uymamiz) lazim oldugu ve bu konu ile ilgili beyana ait validinin ( Kuddise sirruh) halifesi ve katibi Bitlisli Molla Mustafa ya yazilmistir.
ALLAH IN ADIYLA BASLARIM
Rahman ve rahim olan Allah in adiyla baslarim. Bütün hamdler, yaptigi islerden sorumlu olmayan Allah a mahsustur. Salâtü selâm, bütün âlemlere rahmet için Peygamber olarak gönderilen efendimiz Muhammed in,, din temellerini teyid eden âl ve ashabinin üzerine olsun.
Besmele hamd, salatü selamdan sonra, bu mektûb, alem kutbu kaymakaminin (radiyallahü anhüma) perverdesinden (ilim ve amelce nezdinde terbiye görmüs kimseden) dogruluk ve temiz kalb sahibi Seyda nin ( Kuddise sirruh) sir ve Ahfa* manevi makamlarinin katibi olan efendimiz Molla Mustafa yadir. Allah, onu habibi Muhammed El-Mustafa nin ( ona, al ve ashabina salatü selam olsun!) Yüzüsuyu hürmetleri için, temenni ve dileklerine kavustursun.
Cevahir ve kiymetli incilerle dolu, ondan muhabbet kokusu duyulan ve ondan iltifat isigi parlayan serefli mektubunuz, bu hakir kimseye ulasti. Dolaysiyla gayet sevindi. Çünkü hatiriniza onun gibi kimsenin gelmesi, muhabbetle ona bir iltifatiniz, kendisi için büyük ni metlerdendir. Velilerin hatirlarina gelmekten daha kiymetli ve âlâ ne gibi bir sey vardir Hatta bazi kimseler, bir siirde:
Benden çirkin sözlerle bahsetmen, eger beni kötülese de, hatirina geldigimden dolayi gerçekten beni sevindirmektedir.
Denildigi üzere, velilerden kendisi hakkinda sadir olan sövme ve giybetlerinden dolayi iftihar etmistir.
Süphesiz mektubunuzda zikir edilen konularin izahindan, perverdenin kabiliyeti olmayan seyleri sordunuz. Tasimasina takâti olmadigi yükleri üzerine yüklediniz. Onlarin beyanindan, birçok merhale uzak olan mes elelerin cevabini kendisinden istediniz. Bu teklifiniz, ona karsi siddetli sevginizden oldugunu zan eder; ki onu bu gibi nadir mes elelere ikaz ettiniz. Ey kardesim! Kendisi, bu mes elelerin beyanindan uzaktir. Lakin emriniz mucibince, izahlari hakkinda, aklina geleni söyleyecektir. Sayet mahalli kabule geçerse, son emelidir. Yoksa, ifrat eyledigi beyani için, onu uyariniz.
Perverde, üstad-i a zam ( Seyh Abdurrahman) ile seyh-i Ekber den ( Seyh Fethullah dan) ( Radiyallahü anhüma) istimdad etmekle, mes elelerin tahkik yulari kudretinin elinde bulunan, yüce Allah tan tevfik dileyerek sordugunuz suallerin cevabina baslar, der ki: Mektûbda yazdigimiz üzere, venabiniza tecelli eden göge yükselip birbiri ardinca toprak unsurunuzun manevi makamlara dogru, seyrine alamettir. Zira Naksibendi tarikatin sadatin ( ulularin) ( Radiyallahü anhüm) nezdinde sabit olduguna ve te lif ettikleri kitablarda beyan ettiklerine, bilhassa Imam-i Rabbani ( Radiyallahü anh) da kendi kitabinda beyan eyledigine göre, tasavvuftaki yüksek makamlara, manevi seyr, alem-i emirden (kün fe yekünden) alemül halka ( kainata) gelen bes letaifte münhasir olmayip, ancak latifelerin manevi seyrleri, tamam olup, makamlarina vasil olduktan sonra, sira unsurlarin seyrine gelir. Vilayet makaminin kemalati, letaifin seyrine terettüp eder. Veliligin kemalati, ilahi asktan gelen tedrici bir suursuzluk, nübüvvetin kemalati ise, o askin suursuzlugundan tedricen bir ayrilma haletidir. Allah, size ve perverdeye ulvi makamlarin manevi seyrini hasil eylesin.
Vakiada, ulvi makamdan, yükseldiginiz yere dönmeniz, yükseldiginiz manevi makamdan dönmeye ve ayrilmaya kabiliyetiniz olduguna isarettir. Öyle ise, o kabiliyetin zahir olabilmesi için tâat ve ibadete çok çalismaniz gerekir.
Vakiada, karninizin büyüyüp, onun katiplerle dolu bir çarsi oldugunu ve bazilari mushaf serhi ve bazilari da evliyalarin eserlerini yazdiklarini gördügünüzü demissiniz. Bu haletiniz geçmis zamanda, üstad-i a zamin baskalarina, size yazdirmis oldugu mektublarin ve size yazdirip da bitirmesine Allah in iradesi olmadigi ve onu tamamlamasina yakinip çok heves ettiginizdendir. Demek ki bu vakia, mezkur haletlere tam bir bagliliginiz ve size katib ismi verilmesine bir alamettir. Hem de mezkur vakiada, mushaflarin yazildigindan anlasildigini göre, seriatle amelin terk edilmemesine, hatta Kur an in nisbeti hasil olduguna ve evliyanin eserlerinin yazilmasindan da anlasildigi üzere, evliyanin izlerinin takip edilmesine isarettir. Yine onda, geçmis zamanda islediginiz iyi ameller unutulmayip terk edilmesine, hatta onlara çalismak için günden güne hasretinizin artmasina isaret vardir.
Mektubda, bazi vakitlerde kul isledigi fiilde hiçbir cüz î ihtiyari yes olmadigi belki hakiki faili,ancak Allahü teala oldugu, Kur an Peygamberler ile hasimlarinin arasinda vaki olan mücadeleden haber vermis oldugu, halbuki o Allah in ezeli kelami oldugundan dolayi, haber verdigi olaylarin mutlaka vaki olacagi düsüncesi aklima gelir diye sormussunuz. Hatta, müktulü ve eceli ile öleni öldüren ancak Allahü teala oldugu cihetle bu fiiller nasil kula isnad edilip de dolaysiyla kul onlara karsi ya mükafatlanir veya cezalandirilir demissiniz.
Sözünüzün hülasasi: bütün vaki olan seyler, hadiseler, Allahü tealanin kaza ve kaderiyle olup husûlünde kullarin hiçbir muhtariyet hakki olmadigini düsünüyorsunuz. Bu benim için geçici bir halet olmayip daimi oldugunu da demissiniz. Burada mektubda dediginiz seylerinin hülasasi sona erdi.
Ey dogru ve sefkatli, bu genis olarak izah edilmesi iktiza eder. Sâfii, Hanefi mezhebine mensub alimler ile diger bütün taifelerin alimleri teker teker bu konudan konusmus, hatta bu konu bazi alimlerin helakine, diger bazilarinin kurtulusuna sebeb olmustur. Sadi El-Teftezani, Akaid ilmindeki Ömer El-Nesefi kitabinin Kullarin ihtiyari fiilleri olup fiilleri tâat ise, sevablanir, masiyet ( günah) ise ona karsi ikablandirilirlar ( cezalandirilirlar) metninin serhinde, demis ki, Cebriye taifesinin kul için asla fiil olmayip ondan sadir olan hareketi, cansiz mahlukattan sadir olan hareket gibi gayri ihtiyari olarak, onda hiçbir kudreti ve müdahalesi yoktur, dedikleri gibi degildir. bu davalari batildir. Çünkü insanin iradesi ile kendisinden vaki olan hareketi, irade ve hareketi disinda kendisinden vaki olan hareketi, biribirine mugayir olduklarini, açikça fark ederiz. Ki birincisi, kulun ihtiyariyesiyle, ikincisi ise, kendisinden gayri ihtiyari olarak, vaki oldugunu anlariz. Teftezani daha sonra demis ki: Eger, Allahü tealanin ilmi, genel oldugu kabul edildikten sonra, yani kendisi ezelden, halkin basina gelecek hadiselerini ve isleyecekleri fiillerini, bildigine göre, kul, yapacagi fiilinde, mecburiyeti hasil olmasi lazimdir. Çünkü ya ezelden Allah in ilmi, o fiilin olmasina taalluk etmistir ki, vücuda gelmesi vacib olur. Veya vaki olmamasina taalluk etmistir ki, vaki olmasi mümtenidir. Yani ilmi taalluk etmis bir sey, ilmine muhalif olsa, cehaletle muttasif olmasi lazim gelir. Halbuki yüce Allah, cehaletten münezzehtir. Vacib olan mümteni olan vasiflarla birlikte, kulu için, hiçbir ihtiyari ivasfi yoktur. Denilse, bu suale cevaben deriz ki: Allahü teala, ezelden kul ilerde kendi ihtiyariyla ( arzusuyla) fiili isleyip islemiyecegini bilir. Öyle ise bunda itiraz yoktur. Sayet durum böyle ise, kulun isledigi ihtiyari fiili, ya vacib veya mümteni olur. Bu ise ihtiyarilik vasfina aykiridir denilse, bu suale cevab olarak Hayali ( akaid ilmindeki, Sadi Teftezani nin mezkur serhi olan kitabin hasiyesinde), demis ki: Süphesiz denilen bu itiraz da digerleri gibi men edilmistir. Çünkü ilim malum olan bir sey e tabidir. Yani mutabakatta asil malum ( bilinen sey) olup ilim ise, onun bir gölgesi ve hikayesidir. Öyle ise, kulun fiili vacib olmasina, ondan kudret ve serbestligi selb etmesi için ilahi ilminin hiçbir müdahalesi yoktur. Burada Hayali ile, hasiyesi Abdülhakim den nakl edilen ibareler sona erdi. Zira , kulun kendi ihtiyariyla isledigi, fiilin vacib olmasi, onda ihtiyari vasfinin muhakkikidir, muhalifi degildir. Yine mezkur mukaddimedeki itiraz, Bar-i tealanin yaptigi fiilleriyle de, iptal olunur. Çünkü Allah in ezeli, ilim ve iradesi, isledigi fiillere de, taalluk eder. Öyle ise, yapacagi fiillerin islemesi üzerinde vacib olmasi lazim gelir. Imam-i Rabbani ( Kuddise sirruh) bu konuyu daha tamam bir beyanla izah ederek buyurmuslar ki: Kaza ve kader, kuldan cüz i ihtiyariyi selbetmez. Çünkü Allahü teala, kul, kendi cüz i ihtiyariyesiyle o isi, yapacagina veya yapmayacagina hüküm etmistir. Hülasa Allah in kazasi ( hükmü), kulda ihtiyari vasfi mevcud olduguna ve onu isbat etmesine dair bir muhakkikdir. Ona muhalif degildir. Bari tealadan sadir olan fiiller de, bu cebir davasini iptal eder. Mezkur batil iddiaya göre, Allah in fiili, kazasina nisbetle ya vacib, veya mümteni olmasi lazimdir. Çünkü ezeli kazasi yapacagi fiilin vücuda gelmemesine taalluk etmis ise, vuku mümteni olur. Binaenaleyh eger ihtiyari olan fiilin vücubu ( sübutu) fiilin ihtiyariyet vasfina münafi olsaydi, Allahü teala yaptigi fiilinde muhtar ( serbest) olmayip, mecbur olmasi gerekirdi. Halbuki bu düsünce küfürdür. Burada Imam-i Rabbani nin sözleri sona erdi.
Hayali yukarida geçen Teftezani nin ihtiyari vasif ile beraber olan vücub vasfi, kulda ihtiyari vasfinin, ispatçisi olup, ona münafi degildir. dedikleri kavlinin beyaninda, demis ki, öyle ise, iradesi ile kuldan sadir olan fiilin, cansizlarin hareketlerine benzemez. Buradaki beyandan maksad da budur. Fakat kul hiçbir sey i kendiliginden icad etmeye kudreti olmadigi için, onda mevcut ihtiyari vasif da, Allahü tealadan oldugu ve dolaysiyle cebir lazim geldigi düsüncesi, Ebu-El-Hasan El-Es arinin mezhebidir. Yani söz konusu olan kulun ihtiyari vasfi, ehl-i sünnetin görüsüne göre, kul hiçbir sey yaratmadigi için ihtiyari vasfi, onun fiili olmayip, Allahü tealanin yaratigi oldugundan cebr lazim gelmesini, El-Seyh Ebû-el-Hasan El-Es ari de, kabul ederek der ki: kul ihtiyari vasfi için mecburdur. ( Yani hayir ve serden birisini kendine seçmekte zorunludur. ) Çünkü o, cebri kendisinde peyda eden iradenin mahallidir. Bu cebr ise, mutavassit olup, kulun fiilerinde hakiki cebri istilzam etmez.
Ibrahim El-Beycuri de ( Tuhfet-el mürid) kitabinda bu mutavassit cebre isaret ederek demis ki: hülasa kul, isledigi fiilinde az bir te siri olmayip, kendisi batinda yaptigi fiilinde mecbur, zahirde muhtardir. Buna göre, eger kul, yapacagi fiilinde, batinca mecbur ise, zahirdeki muhtariyet vasfinin, hiçbir manasi yoktur. Çünkü çübhesiz, Allahü teala, gelecek zamanda kuldan vaki olacagi fiili ta ezelden bildigi, bilmesi de lazim oldugu, kul onu isleyebilmesi için, onda kudret yaratmis oldugundan, illa vaki olmasi muhakkaktir, denilse, bu soruya Allahü teala, yaptigi seyden sorumlu olamaz*. diye cevab verilir. Iste bunun için, efendim Ibrahim El Düsûki demis ki: ( bu hususta) halka hakikat gözü ile bakan kimse, onlari mazur bilecek, onlara seriat gözü ile baksa, onlardan darilacaktir. Demek ki kul hakikatta mecbur, sekil itibariyle yaptigi fiilde serbesttir.
Sofiye taifesi ise, cebrin kabul edilmesine çok isaret ederler. Fakat maksadlari, hasa zahiri vebirden uzak olup ancak batini cebirdir. Burada Beycuri nin dedigi sözleri sona erdi.
Ibnu Hacer ( El-Haytemi) Hemziye kitabinin serhinde buyuruyor ki Asi olan kimseye, isledigi günahi kendinden siyirmasi, kaza ve kader, onu sevk ettigi günahlardan ötürü, kendini cezalandirmaktan kurtarmasi için, Allah a karsi delil olarak getirecek hiçbir özürü yoktur. Çünkü Allahü teala, bu alemde cereyan eden hadiseleri, sebe ve illetlere bagli olduguna dair, adetini icra kilip, sureten onlardan vaki olduguna nazaran, onlara isnda edilirler. Gerçi hakikatta hepsi, ancak Allah in kaza ve kaderiyle olurlar. Nitekim bu konuya, Allahü teala nin:
( Siz Bedir savasinda) o kafirleri kendi kuvvetinizle öldürmediniz. Lakin Allah onlari öldürdü. ( Ey Resulüm!) Düsmanlarin gözlerine, bir avuç toprak attin zaman da sen atmadin. Lakin Allah atdi. *
buyurdugu ayet-i celilesi de delalet edip, zahiren öldürmeyi, Peygamberin ( Sallallahü aleyhi ve sellem) ashabina ve toprak atmasini da Resulüne isnad etmis. Fakat, hakiki icad ve yaratmak itibariyle, her iki fiili de, kendilerinden vaki olmadigini buyurmus, fiilin kuldan vaki olmasi hususunda her iki makami da, göz önünde bulundurmamizin, üzerimize vacib olduguna isaret etmistir.
Yani kullar, sureten fail olduklari itibariyle medh ve zemm olunmalari için, kendilerinden sadir olan fiilleri, seklen ve sureten onlara, fakat icad etmesinden kul aciz olup yaratmasinda yalniz Allahü teala münferid oldugu için, hakiki olarak Allah a isnad edelim. Burada Ibnu Hacer in sözleri sona erdi. Bu izahimiz Es ari nin re yine göredir.
Matüridiye taifesine göre, kulun yaptigi fiilinde bir te siri vardir. Ebul Ishak Isferaini, fiil, Cenab-i Hakk in kulda yarattigi hadis olan kudreti, fiilin aslindaki te siri ve Allah in ezeli kudreti te siriyle hasil olur. Yani her iki kudretlerin bir aslin üzerinde birlesmelerine cevaz* verip sonra demis ki: El-Kadi Ebu Bekir El-Bakillani de kulun kudreti, isledigi iyi veya kötü olan fiilin vasfinda te siri olduguna hüküm etmistir. Daha sonra, Ebu Ishak sözlerine devamla demis ki, bu zaif kulun fikrine göre, kulun hadis kudreti, fiilin hem aslina hem vasfina te sir eder. Çünkü vasfina te siri olup da aslina, yani icadina te siri olmadiginin hiçbir manasi yoktur.
Iste, bu izahtan anlasildi ki bu husustaki dogru yol, ne Cebriye ne de Kaderiyye taifesinin yollaridir. Ikisinin ortasindaki yoldur. Zira Cebriye taifesi hakikaten ve sureten kul yaptigi fiilinde mecburdur der. Kaderiye taifesinin mezhebi de, kulun fiili icad için, Allah in kudreti olmadigini deyip onun icadi için ancak kulun kudretini isbat ederler * . yani ikisinin ortasindaki dogru yol sudur: Sureten fiiller kuldan sadir olduklari nazari itibara alinarak onlara sevab ve azab hükümleri, hakiki mucidi Allahü teala oldugu bakimindan onlara ayri ayri hükümler taalluk eder. Çünkü bu görüste ne ifrat ne de tefrit olup açik adalet ve apaçik çikar yoldur.
Mutezile taifesinin bu konudaki akidelerinden lazim gelen tatil ( Allahü tealanin islerden muattal kalmasi ) yeri de yoktur. Çünkü Allahü teala Kur an-i Kerim de kullardan sadir olan bütün fiilleri onlara isnada etmistir. Buna Alaeddin El-Attar da ( Radiyallahü anh) isaret ederek buyurmuslar ki: mürid, zahirde Allah in yoluna simsiki sarilmasi, batinda da kalbini Allaha rabt etmesi gerekir. Yani onu seadete kavusturacak zahiri sebeleri düsünüp emr olundugu üzere, o sebeblere çok çalisip, menhiyattan kendini koruyacaktir. Hü.asa; zahirde kulun, nazari sebeblere hasr olup hakikatdra bütün esya is ve gücü hususunda, Allah a tevekkül edecektir. Söyle ki, kortugu seylerden dolayi vaktinde kapisini kapayip, atini baglayacak, ekmek yiyip, su içecek fakat onu, hakikaten koruyan, yemekten doyuran, sudan onu kandiran ancak yüce Allah oldugunu bilecektir.
Iste, bu izahtan anlasildigina göre, fiilleri sebeblere baglanmasi hakkinda varid olan nass, ayet ve hadisler ile, tevekkül edip de bütün islerin Allah havale edilmesi hususunda, rivayet olunan ayet-i kur aniyye ve hadislerin arasinda zahiri çelisme zail olup mana itibariyle açikça birlesmis olurlar.
Bil ki, Aliyulkari Miskatulmesabih adli kitabin serhinde beyan ettigine göre, kaza ve kader, Allahü tealanin sirlarindan bir sirri olup onu ne yakin bir melegine, ne de halka gönderdigi bir peygamberine bildirmis, akil yolu ile de düsünüp ondan bahs etmek caiz degildir. Belki Allahü teala, iki taife olarak halki yaratmis olduguna fazilet ile birisini ni met ve cennet için, diger bir taifeyi, adaletiyle cehennem için yarattigina itikad edilmesi vacibdir.
Adamin birisi, Ali b. Ebu Talib den ( Radiyallahü anh) kaderin ne oldugunu sorar. Der ki: bana kaderden haber ver! ( Radiyallahü anh) ona, bu karanlik bir yoldur, onda yürüme! Adam tekrar sorar, o derin bir denizdir, içine dalma! Adam yine suali iade edince, Ali ( Radiyallahü anh) gerçekten o senden saklanmis Allah in bir sirridir, onu kurcalama! Buyurdu. Burada Aliyülkarinin sözleri sona erdi.
Bundan anlasildi ki, kaderin bahsine dalmak, hakkinda soru sormak, layik olmayip hatta bid at oldugu da denilmistir. Urvet El-Vüska Hace Ma sum, Seyh Ebu Said Ebül-Hayrin rubaiyyati serhinde, dedigi sözlerinden anlasiliyor ki, Hak teala subhanehu belig hikmetiyle, kamil kudretini, zahiri sebelerin kisveleri altinda gizlemistir. Dolaysiyle bazilari, görüsünü zahiri sebeblerin kisveleri altinda gizlemistir. Dolaysiyle bazilari, görnüsünü zahiri hasr edip, yüce Allah in kudretinin hepsini ne de bazisini anlamadilar. Bazilari da, bu husustaki düsüncelerini kaza ve kadere hasr edip parlak islam seriatinin ahkam ve sebelerinin hikmetlerini faydasiz kilip muattal kildilar ( onunla amel etmediler). Bu iki taife de dogru yoldan çikmis, halki da sapitmislardir. Diger bazi taife ki; anlar Naciye taifesidir. Ne fiillerin sebeblerini ne de seriat ahkaminin muattal olduguna ve yüce Allah in kudreti, zahiri sebebler altinda gizlendigine inanmis her iki siktan da nasibini almislardir. Yani, gerçi hiçbir kimse, sebeblerin hikmetine vakif olmadigi ve musebbebatin vücude gelmesinde esbabin hiçbir müdahalesi olmadigi halde, sebeblerinin fiiller için mutlaka yeterli bir hikmeti oldugunu anlamislardir.
Beyan ettim bütün bu seylerle beraber, serefli sadatimizin ( Radiyallahü anhüm) ( seleflerimizin) yolu oldugu, yolu oldugu üzere, bu hususta onlari taklid etmemiz lazimdir. Onlarca, ne tarafa fitmemiz için emr edilmissek, gider, o tarafa gidecegimize bir fayda terettüp edip etmeyecegini düsünmeyecegiz. Üstad-i a zam ( El-Seyh Abdurrahman) buyurdular ki, Seyyid Taha Gavs-i A zam a ( El-Seyyid Sibgatullah a ) ( Radiyallahü anhüm): Mürsidim, benden aldigin tarikati degistirme! diye bana tavsiyede bulundu. Ben de onun buyurdugu gibi sana derim. Gavs-i a zam üstad-i a zama bu tavsiyenin benzeriyle emr eyledi.
Imam-i Rabbani, El-Mebde ve Me ad risalesinde, buyurdular ki, Sofiler tarikatindan, hatta islam dininden, en büyük pay, iyi sifatlardan baska, kendisinde, taklid yaratilisi ile mürsidine mutabaat cibiliyeti daha ziyade mevcut olan sahis içindir. Zira bu tarikatin ( Naksi ) medari, taklid üzeredir. Iste bu fitri vasfi, Ebu-Bekir El-Siddik da ( Radiyallahü anh) diger vasiflardan daha ziyade oldugu için, hemen tabi olup,dogru yola tabi olanlarin ilki oldu. Burada kisa olarak Imam-i Rabbani nin buyurdugu sözleri sona erdi.
Zaten kaza ve kader hakkinda tefekkür edmek, Naksibendi tarikatinda yoktur. Çünkü bu tarikat mensublarinin görüsleri, herhangi bir dalalet ve hidayeti düsünmeden hakiki olarak sirf Zat-i barinin sevgisinde, mecazi olarak da mürsidinin sevgisinde ve rizasinin tahsili, muhabbeti için yanip yakinilmaya hasr edilmistir. Iste bu tavsiyemi muhafaza et.
Bil ki, Allah a karsi isyan eden kimse, günahinin çoklugundan dolayi, ümidsiz olmamasi, salih kisi de isledigi iyi amellerinden dolayi, Allah in azabindan emin olmamasi, belki korku ve reca arasinda bulunmasi, kazanin sirlarindandir. Allah in salatü selam ( rahmetli) Efendimiz Muhammed in, al ve ashabinin üzerine olsun!
Ikinci Mektup
Bitlisli Mahmud Efendi ye ( Rahmetullahi aleyh) rahmetli kizinin vefati dolaysiyla taziyesi, hayattakilerin vefat edenlerden ve vefat edenlerin hayatta bulunanlardan edendikleri hisseleri, bilhassa bu tarikat silsilenin mürsidleriden birisine mensub ve tabi olduklari davasinda bulunanlarin üzerine, Allah in kazasinda razi olmalari vacib oldugunun beyanindadir.
ALLAH IN ADIYLA BASLARIM
Allah in yaratiklarinin hayirlisi olan Efendimiz Muhammed Mustafa ya, temiz ruhlu ehlinden olan al ve ashabina,salatü selam olsun! Besmele ve salatü selamdan sonra, bu mektub, Alem kutbu kaymakaminin ( Radiyallahü anhüma) perverdesinden ( nezdinde terbiye görmüs kimseden) eski dost Nahmud efendiyedir. Dünya ve ahirette, serefi arttirilsin! Kizininizn vefat haberi perverdeye ulasti. Allah, ecrinizi büyültsün, ölünüze magfiret eyleyip, mateminizin sonunu güzellestirerek, kalblerinize sabir nazil ederek, ailenizden hayatda kalanlari, salahat ve fazilet yolu üzere bulundursun! Kardesim! Ölümden payimiz, ibret almaktir. Ondan ibret alip mujtteiz olan kimse, ölümü, onda gidilir bir yol olup hiçbir kimse ondan kurtulmiyacagini anlar, ona techizat olarak velileri sevmeyi, Allah in emirlerine imtisal etmekle nehiylerinden korunmayi hazirlar. Iste bunu yapana ne mutlu. Zarar, ondan ibret almayanadir. Allah in rahmetine intikal eden ölünüze, bizdeki payi ona magfiretle dua etmektir. Allah in! Onu afv et, ona rahmet eyle!
Bilhassa siz, üstad-7 a zamin mutabaati davasinda bulundugunuz için, yüce Allah in yapacagi ise razi olmaniz layiktir. Rivayet ediliyor ki: Fudayl Bin El-Iyad ( Kaddesallahü sirreh) oglu ölürken, güldü. Ona, bu durum gülme zamani degil denildiginde, gerçekten bu iste Allah in rizasi oldugunu bilirim. Ben de, yüce Allah a bu iste muvafakatimi isterim, dedi. Size yaninizdakilere hususen Molla Hüseyin ile Arife Mustafa nin seriatina tabi olan kimseye selam olsun! Mezkur seriat sahibine, al ve ashabina ona tabi olana salatü selam ve sena olsun!
Üçüncü Mektup
Birinci mektubda adi geçen pederinin halifesi Molla Mustafa ya, ehlullahin ( velilerin )serefli nazar ve iltifatlarinin ve hiçbir sey onlara denk gelmediginin, muhabbet olayi, büyük zatlarin nisbetini celb ettiginin ve Naksibendi tarikatindaki kimselerin riyazetleri ancak mürsidlerin vefatindan sonra oldugunun beyani hakkindadir.
ALLAHIN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir varlik yoktur ki onu hamd ile tesbih etmesin. Salatü selam, Allah in yaratiklarinin en hayirlisi olan Muhammed in, ( Aleyhisselam ) alinin, sahabesinin üzerine olsun!
Besmele salatü selamdan sonra, bu mektub, Alem kutbu kaymakaminin perverdesinden sadakat ve temiz kalbli, muhabbet ve vefa ile muttasif, sir ve hafinin (*) katibi efendimiz Molla Mustafa dir. Dogru yoldan meyl eden, layik olan hakikat yolu üzerinde olan kimselerin etegine sarilan bu köleye, cenabiniz iltifatinizdan haber veren sevgili mektubunuz ulasti. Bu, sükrü eda edilemez, dil ile vasfinin beyani mümkün olmayan bir ni mettir. Çünkü yapilan amellerin hiç birisi, fazilet bakimindan dervislerin iltifatina mazhar olmaya, hatirlarina gelmeye, denk gelmez denilmistir. Nasil muadili olabilecek ki, onlarin kalbleri, ilahi feyzlerin nazil oldugu mahalli, tecelliyatinin konagi, ihsan ve kerametlerin kaynagidir. Nitekim (Hafiz El- Sirazi ) sevgilisi hakkinda söyledigi farsça bir beyitinin ifadesinin reddi için sairin biri:
Yanlis söyledin, hata ettin, onun (sevgilinin) kiymetini bilemedin. Belki sevgilinin tek bir bakisinin bahasina iki dünyayi, (dünya ve ahireti ) feda ederim demistir .
Perverdeye bu iltifatiniz yüce Allah in halis keremindendir, yoksa kendisi bunun liyakatindan uzaktir. Bu, ahirette onun kurtulusuna ve dervislerin yolunda süluk etmesine sebep olacagi umulur.
Abdurrahman El- Cami efendimiz (Kaddesallahü sirreh ) buyurmuslar ki: Bana hasil olan bütün manevi seyler, Hace Muhammed Parisa nin çocuklugumda üzerime vaki olan nazarindadir.
Mektubda, ben o dergahin esigine asikim, sübhesiz kalbim, o mübarek huzurdan yükselen dumana yakinmis ve o diyarin köpeklerinden de ayrilisinin izdirabindan elem tutmus diye yazmissiniz. Bunlarin sebebi: Efendim, manevi rütbe ve iyi meziyetinizin artmasindandir. Çünkü, Gerçekten muhabbeti celb eden nisbetdir denilmistir. Bu durumun alemin Kiblegahi (**) (Seyda) emsalinize iltifat etmis oldugundan haber verici bir olay olup, akrabalik cihetinden ondan uzak olan mensubu, ona soyca yakindan bir kimsesi mesafe itibariyle ondan uzak olan mensubu yakin olan kimsesi gibi iltifatina mazhar olduguna delalet eder. Geçmis zamanlarda içinde bulundugumuz haletten dolayi, nasil muhabbet atesiyle kalben yanmayip yok olmayacaksin Üstad- i A zam (Radiyallahü anh) buyurdular ki: Mürsidi hayatta bulundukça Naksibendi tarikatina mensub olan kimseye riyazet yoktur. Çünkü asik olan kimse, masukunun (sevgilisinin) meclisinde iken, duydugu çesitli manevi lezzetlerle hatta kendinden geçerek nefsini bile unutur. Riyazet, ancak üstadin dar- i bekaya irtihalinden sonra hasil olur. Salik olan kimse, sevgilisine vibalinden sonra, kendisine hasil olan ayrilik üzüntüsünden nasil yasayip, yemek yer Farsça beyit: sevgilimden ayrilisim dolayisiyla göksüm yanar. (*) Kalbiniz ask atesiyle nasil elemli olmasin ki Alemin kutbu (Radiyallahü anh ) Nursin e yerlestikten sonra, Nursin alemin kiblegahi, havass ve avam tabakalari için feyzler kaynagi oldu. Hatta topraginin tozu da, kötü nefs ile seytanin sokmalarina tiryak (panzehir) ilaci gibi oldu.
Sonra, perverde Garzan kazasi tarafina gitmek arzusundadir. Dolayisiyla sizden zati ve manevi mededinizi diler. Allah, efendimiz Muhammed in, al ve ashabinin üzerine salat ve selam eylesin!
Dördüncü Mektup
Bitlisli Molla Abdülaziz e ( Rahmetullahi aleyh ), Allah a yakin olan muhabbetin kisimlari, tabiiyye ile akliyye olup akli muhabbetin yollarinin, salikin üstadina olan muhabbeti, ancak üstadiyyet ve vasitalik hakki için lazim oldugunun, tarikattan maksad, Allah in zatini sevmekle rizasi taleb edilmesinin, salik, kendisine ariz olan manevi haletlere iltifati layik olmayipbütün himmetini, emr olundugu seylerin imtisaline hasr etmesi lazim oldugunun beyani ile, haletlerden kendisine hasil olanlari büyük bir ni met bilmesi vacib oldugunun beyanlari hakkindadir.
ALLAH IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdlar, alemin Rabbina mahsustur. Insan ve cin nev ilerin efendisine, al ve ashabinin hepsine salatü selam olsun! Bunlardan sonra bu mektub, alem kutbu kaymakaminin perverdesinden, Allah yolundaki kardesi ve dostu Molla Abdülaziz edir. Allah, onu kendi dostlarinin zümresine dahil edip, mukarrabin (Allah a manen yakin olan zatlarin ) derecelerindeki, ask tatlisini kendisine taddirsin!
Muhabbetden yanip yakilmanizdan, size ariz olan haletlerin bazisindan bahs edici yüce mektubunuz, perverdeye ulasti. Ey kardes1 Tarikattaki muhabbet akliyye ve tabiiyye olarak iki kisma ayrilir. Tabiiyye: Hace Muhammed El- Parisa nin (Kuddise sirruh ) buyurduguna göre, yalniz yüce Allah in faziletindendir. Lakin Allah in mezkur fazileti, ilerde akli muhabbetin beyeninda bahsi gelecegi üzere, bir çok seylere terettüp etmektedir.
Akli muhabbet ise, mürid, yüce Allah in ve Resulünün (onun ve alinin, ashabinin üzerine salatü selamin efdali olsun! ) haklarinda mürsidi hakkinda onunla mükellIf olunan muhabbetdir. Tasavvuf sadatlari (Kaddesallahü sirrehüm ) akli muhabbet için bir çok yollar beyan eylemislerdir. Onlardan bazilari, A ) Mürid, mürsidinden baskasina hatta nefsine bile kendisine yararli olacagi ümidiyle, bakmamasi. B ) Mürsidinden baska kimselere mesela: kardeslerine, annesine, çocuguna hatta nefsinin bile, maneviyatina zararli olduklarini bilmesi. C ) üstadin vasitasiyle, ona teslim olup emrine itaat etmesi için, kendisine hasil olacak menfaatleri ve yüce Allah a manevi yakinligini düsünmesidir. Iste bunlarda tefekkür eden kimseye, yüce Allah in yardimiyla akli muhabbet hasil olur. Mürsidi ona emr eyledigi sey in yapmasina devam edip, sohbet ve rabitasini seçen kimsenin durumuna, Hace Muhammed El- Parisa nin buyurdugu üzere, yüce Allah in faziletiyle, tabii muhabbet de terettüp eder.
Mektubunuzda Tarikat da asil maksat, müridin mürsidine muhabbetidir. Sayet buna mensubun rizasi da terettüp etse, mürid matlubuna kavusmus olur. Rizasi hasil olmazsa da, zarar yoktur. Diye yazmissiniz. Ey kardesim! Müridin mürsidine olan muhabbeti, ancak üstadlik, rehberlik cihetinden faydali olur. Yoksa onda hiç bir fayda yoktur. Nitekim üstad-i a zam ( Radiyallahü anh ) buyurdular ki, bil ki: Müridin üstadina olan muhabbeti, üstadiyetinin (rehberliginin) hakki içindir. Ebu Yezid El-Bistami (Kuddise sirruh ): Beni gören ceheneme girmez dediklerinde, bu kelaminin manasini anlamayan kisir fikirli bazi kimseler, bu ne diyor Kendi nefsini Muhammed den (ona, aline salatü selamin efdali olsun. ) daha üstün oldugunu bilir. Çünkü Ebu Cehil onu gördügü halde cehenneme girecektir. Dediler. Bistami (Kaddesallahü sirreh ) bunu isitince, o Muhammed i Allah in resülü olarak görmedi. Onu Ebu Talib in kardesinin oglu bilerek gördü. diye buyurdu. Burada üstad-i a zamin buyurdugu sözleri sona erdi.
Iste bu izahtan anlasildi ki, müridin üstada karsi olan muhabbeti, üstadin zati için degil, belki kendisi bizi Allah a kavusturmak için, bizimle yüce Allah in arasinda bir rehber olup, muhabbetinden yüce Barinin rizasi, ona kavusmasi hasil olmasi içindir. Üstad bizzat müridin muhbubu sevgilisi olmasi lazimdir. Diye çokça, ehl-i tasavvufun dedikleri sözlerinden maksadlari da budur. Veya üstada muhabbet, Allah i sevmekten ayrilmaz veya dedikleri bu sözlerinden anlasilan hasr, hakiki olmayip izafidir. Yani, üstadina karsi olan sevgisi, kendisine ariz olan haletlere ve nefsani payina nispeten maksud olup hakiki mahbubu olan Allah ve Allah in rizasina nisbeten degildir, demektir. Bu beyanin delili Allahü tealanin:
Resûlüm, söyle de! Eger siz Allah i seviyorsaniz, hemen bana tabi olun ki, Allah da sizi sevsin * buyurdugu ayet-i celilesidir.
Mektubunuzda, Tarikat adabina göre vird çekilmesi esnasinda, Allah im ancak sen benim maksudumsun, rizan da benim matlubumdur. Denilidigi bu sözün hikmeti, bana müskildir. Söyle ki, müridin maksadi zat-i Bari tealanin muhabbeti ise, mürid niçin zat-i muhabbeti dogrudan dogruya taleb etmeyip de rizasini taleb eder Diye yazmissiniz. Ey kardesim! Yukarida beyan ettigim üzere, mürid, Allah in rizasini taleb etmesi, kendi nefsani arzusu için degil, mahbub-i hakiki olan Allah için taleb eder. Fakat bu soruya, çünki rizasinin aksi olan gadâb vasfinda mahbubun aczi ( kizdigi seyden intikam alma kudreti olmadigina) delalet ettiginden dolayi, ona riza taleb edilir, diye verilen cevabdan maksad, mahbub-i hakiki olan zat-i Bari ise, onu bundan tenzih etmek vacibdir. Mahbub-i mecazi olan mürsid ise bu cevab kabul edilir. Çünki mürsid beser oldugundan dolayi kurtulamaz.
Bahs ettigin manevi haletlere gelince, kardesim. Onlar salike hasil olsa, ne ala. Olmazlarsa da zarari yoktur. Belki mürdi için, üstadi kendisine emr eyledigi seylerle amel etmesi lazimdir. sayet o sekilde yaptigi amellerine manevi bir hal terettüp ederse, onu, üstadin kendisine eyledigi nazar ve iltifatindan oldugu, bir sey hasil olmazsa, bu durum kendisi için evla oldugu bilinmelidir ki, üstadi da ona manevi haletin zuhuruna razi olmamistir. Hülasa olarak, müridin bütün himmet ve gayreti, mürsidi kendisine emr eyledigi seyleri yapmaya hasr etmesi, ve her zaman ibadete çalismasi, bir seviyede olmasi lazimdir. Müride kerametlerin belirmesi, bazen uyanik, bazen de asktan dolayi kendisinden geçtigi halinde olur. Bu gaybet ( kendinden geçme) hali, uyku hali degil, tasavvufta ona mahv haleti denilir. Ama müridin kalbine hasil olan te sir ve ask haletleri, bazi zamanlarda velevki bir lahza bile olsa, her ikisi de, hakir, kiymetsiz olmayip belki büyük ni metlerden sayilmalidirlar. Zira sevgiliden hediye edilen hakir bir sey, haddi zatinda büyüktür. Topraktan yaratilmis ( insan) nerede, vacib teala nerede Allah, efendimiz Muhammed e, al ve ashabina salat-ü selam eylesin.
Besinci Mektup
Gavs-i a zam kutublarin en büyügü, El-Seyh El-Seyyid Sibgatullah El-Arvasi nin ( Kaddesallahü sirreh) torunu Seyh Muhammed Resid dir. Gavsin merkadini ve ev halkini ziyaret etmedigine dair diledigi özürü hakkindadir.
ALLAH IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir varlik yoktur ki onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam mahlukatinin en iyisi olan Muhammed e bütün aline, ensari ve mühacir olan sahabelerine, ev halkina olsun! Besmele, hamd ü salat ü selamdan sonra, bu mektûb, zelil ve yüce kapi esiginin lütfüne muhtaç olan köle tarafindan, efendisi ve reisi, iki gözünün nuru, kalbinin kuvveti, gavs-i a zamin veledi, insan ve cinlerin kutbunun torunu, medar-i iftiharim. Ona intisab ve itimadim, farsça beyit:
Cihanda hiç kimse Hafiz gibi köleyi, kendine bir köle edinmedi. Çünkü dünyada hiçbir kimse, kendine senin gibi bir kimseyi padisah edinmedi *.
Aziz efendimiz Muhammed El-Seyyid Resid efendiyedir.
Sunu arz eder ki: ayrilik müddeti uzayip, mülakat sevgisinin atesi alevlenmekle beraber, maniler onu size kavusmaktan men edip, ne sonbahar, ne de sonradan oraya gelmek mümkün olmadigi için, en hakir bir bedeli olsun diye size bir mektup yazdi. Gerçi o, bedellerin en hakiridir. Fakat su olmayinca abdest için, toprak onun bedeli, günes batinca çira onun bedeli olur. Farsça bir misra:
Günesin yerine geçecek çiradan baska çare yoktur * .
Hem de bu garib hastanin yarali kalbi o mektubla sifa bulacak. Susamiks cigerler onunla kanip, kalblerinin hararetini, söndürücü haberleri tarafinizdan gelmesine bir vesile olmak gayesiyle yazdi. Mektûb küçüklerden bile olsa, kabul edilmesi serefli zatlarin sanidir. Bundan sonra mezkur köle, sizin ve kapi esiginizden bulunan dost ve kardes ayaklarindan öper, parlak himmetinizin lütüflerinden duanizi diler. Allah kainatin en sereflisinin, bütün alinin üzerine salat eylesin!
Altinci Mektup
Bu mektub Hazret in ( Kaddesallahü sirreh) mektublarini derleyen, çekirdeklerin üzerindeki zardan daha zayfi ve aciz olan, Allaeddin e. Herfangi bir manevi faydanin elden kaçirilmasi üzerine, çekilen hasret, o manevi faidenin yerine geçmesinin, bazi zikir, rabita, sohbetin adabinin, kendisinin ( Alaeddin in) görmüs oldugu iki rü ya tabirinin, müridde ayrilma arzusu galib bulunmasi layik oldugunun beyani hakkindadir. Cenab-i Hak, Resullerin en hayirlisi olan zatin ( aleyhisselam) hürmetine, Alauddin i Hazret ( Kuddise sirruh) un tabilerinin zümresine ilhak buyursun.
ALLAH IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir sey yok ki onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam Allah in yaratiklarinin en hayirlisi olan Muhammed in bütün al, ashab, zevce ve zürriyetinin üzerine olsun! Bundan sonra, bu mektub alem kutbu kaymakaminin perverdesinden, iki gözünün nuru ve pirinin veledi Molla Alaeddin edir. Allah, onu güzel yetistirip, pederinin takip eyledigi yolda sabit eylesin! Ramazan ayinda buraya gelmekten geri kalmadiginizdan, bu tarafa gelmemekten dolayi hasret çektiginizden haber veren mektubunuz perverdeye ulasti. Dolaysiyle gayet sevindi. Çünkü o muhabbetiniz size bir çok manevi faydalar saglar. Nitekim Imam-i Rabbani ( radiyallahü anh) buyurdular ki, sayet bütün günahlari islemissen, bununla beraber sadata ( tarikat ulularina), muhabbetin olsa, hiç korkma! Çünkü ömrünün akibeti iyi olacaktir. Eger letaifin, arsa kadar yükselip de, sadata muhabbetin yoksa, ulastigin makamdan kork! Çünkü o yükselme senin için bir istidracdir. ( Azar azar azaba dogru bir yaklasmadir) . Bitlis teki ikametin ise, senin için onda, Allah in hayir yaratmasi umulur. Zira ayriliktan dolayi, mürsidin hasretinde bulunmak, visalden daha ziyade faydasi vardir. Nitekim mürsidimiz üstad-i azam a ( Radiyallahü anhüma), bugün teveccüh yapilmadi dediginde, üstad ( Radiyallahü anh), hasret etmek de tasavvufta onun yerine geçer. Hatta hasret için bazi günlerde teveccühün terkedilmesi layiktir, diye buyurdu.
Lakin oradaki ikametinizden dolayi, ömrünüzün bosuna zayi oldugunu hesaplamakla beraber, manevi ilerlemeniz, zayi oldugu için de, siddetli hasret çekmeniz lazimdir. Orada geçirecek zamanlariniz, daha önce geçirdiginiz zamanlar gibi olup, ögle namazindan sonra vaktiniz, ziyadesiyle rabita etmek, mümkün olan her hangi bir vakitte, hasret ve istiyak ile sohbet etmek ayri ayri vakitlerde sevk hasil olmazsa da, istiyakla bes binden dokuz bine kadar vird çekmekle geçsin! Beyit:
Ey arkadasim! Bu ( Allah a yakinlik hali) akiktir. Ona hayran degilsen de, karsisinda hayran olarak bulun (*)!
Yaptiginiz sohbetten maksadin, yaninda bulunan arkadaslarina bir va z olarak degil, tekellüf de olsa kendi nefsine va z ettiginizi düsüneceksin. Sekiz rek at Duha ( kusluk) namazi, müekkede ve gayr-i müekkede olan, Revatibe ( nafile) namazlari kilip, bunlarin hepsinin yapilmasinda maksadin, ona karsi bir sevab düsünmeden, sirf Allah in emrine imtisal ettiginiz düsüncesi olsun.
Hulasa bedeni ibadete, daha sikica önem verilecektir.
Hatme etmek için, mescidde oturdugunu, gördügün rü yan, mütbeat ve ibadete olan istegine isarettir. Rü yada birçok engellerden dolayi hatmeyi tamamlamadiginiz ise, hayatinizin artmasina isarettir.
Perverde ile birlikte Tirçong* köyünden gelmenizi ve baska seyleri sonuna kadar gördügün ikinci rü yanin tabiri, sudur: Gördügün karanlik, dünya hatina köprü, o hayata iltifat edilmeksizin kisa olarak sayilmasina, yolda geri kalmaniz, sende firak huyu, vuslat ( sevgiliye kavusma) huyuna galebe edecegine isarettir. Firakin galebiyyeti, vuslat arzusu huyundan salik için daha üstün ve daha kamildir. Ayni rü yanda, yolda yürümek için ates yaktiginin tabiri ise, muhabbet atesini yakmana isarettir. Çünkü salikte muhabbet atesi parlamazsa, manevi yüce makamlara giden yollari geçmesi mümkün olamaz.
Perverde, ( Ziyauddin) bütün ev halkinizdan düa diler. Tarikat talimini ögrenmek isteyen kimseye ögret! Bütün mahalle halkina, talebelere selam eder. Seyh-i A zamdan, onun ( perverde) için, himmet taleb etmenizi diler. Allah, Efendimiz Muhammed in, bütün al, ashab ve zürriyet ve zevcelerinin üzerine salat ü selam eylesin!
Yedinci Mektup
Dünyanin serefi, ahiretin mezrasi için oldugu, yoksa hadd-i zatinda dünya, çirkinlerin en çirkini oldugunun, çirkin ve degersizligi akli ve nakli delillerle sabit oldugunun beyani ile bu konu ile ilgili seylerin beyani hakkinda. Besinci mektubda mezkur Gavs-i A zam ( Kaddesallahü sirreh) in torunu Seyyid Ali ye yazilmistir.
ALLAH IN ADIYLA BASLARIM
Kainatda hiçbir sey yoktur ki onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam, mahlukatinin en hayirlisi olan Muhammed in, bütün alinin,sahabesinin,sevceleri, Ensari ve Muhacir sahabelerinin üzerine olsun!
Bundan sonra, bu mektub, büyük kapnizin esiginin lütfüne muhtaç olan zelil köleden, efendesi, kalbinin nesesi, iki gözünün nuru, kalbinin kuvveti, Gavs-i azamin torunu Aziz ve muhterem Es-Seyyid Ali Efendi yedir. O Gavs ki, insan ve cinlerin kutbu, öyle bir kutub ki, bu kölenin medar-i iftihari, istinad noktasidir. ( Farsca siir):
Cihanda hiçbir kimse Hafiz gibi bir köleyi kendine köle edinmedi. Çünkü, dünyada hiçbir kimse kendine senin gibi bir padisah pasa edinmedi **
Sunuarz eder ki: sizden ayrilik müddeti uyazip için vuslat atesi alevlenince, bununla beraber birçok maniler onu size kavusmaktan alikoyup ne sonbahar ne de sonradan oraya gelmesi mümkün olmadigi için, en asagi bir bedeli de olsa, onun bir bedeli olsun diye size bir mektub yazmaya tesebbüs etti. Nitekim abdest için su bulunmazsa, toprak onun bedeli olur. Günes batinca, çira yakilir. ( Farsca bir misra):
Günesin yerine geçecek çiradan baska bir sey yoktur *
Hem de vatanindan uzaklasan kimsenin yarali kalbi onunla sifa bulsun, susamis cigerler, kanayip kalblerin hararetini söndürücü haberlerin tarafinizdan gelmesine vesile olsun diye size bir mektub yazdi. Küçüklerden bile yazilmissa da, kabulü, serefli zatlarin sanidir. Seferli babalarinizin büyük cedlerinizin yollarinda sabit olmanizi Allah tan niyaz ederim. Onlardan efdal olanin üzerine asaleten ve digerlerinin üzerine, mütbeaten salat ü selam olsun! Allahü teala, dünyayi, size ahiret mezraasi kilip bu kainatin rabbinin rizasinin tahsiline sebeb eylemesini dilerim. Beyt:
Dünya, ahiret mezraasi oldugundan dolayi iyidir.
Allah onda hayir islenmesi için vermistir.
Arz ettigi bu iki fayda dünyada hasil olur, baskasinda degil nitekim farsca bir misra da:
Ey saki! Baki kalan ask sarabini ver. Zira onu cennetde bulmak istemezsin , denilmistir. Hem eger dünya ahiret için bir mezrea olmasaydi, çirkin seylerin en çirkini, rezillerin en rezilidir, ve Allah tan uzaklasmaya, insani ahirette faydadan mahrum etmeye, akil sahibi olanlarin nezdinde, kiymetli olmayan bir evde insan utançtan bas eymesine sebeb olurdu. nItekim Fahr-i kainat, ( onun ve ona tabi olanlarin üzerine salat ü selam olsun) buyurdular ki:
Dünya ( ahirette) evi olmayan kimselerin evidir. Mali olmayanlarin maldir, akli olmayan kimse onu toplar **.
Yüce Allah katinda dünyanin bir sivrisinek kadar kiymeti olsaydi, ondan bir yudum su bile bir kafire vermezdi, onu yarttigi zamandan beri ona rahmet gözü ile bakmadi denilmistir. Ne ona, ne de mi metine beka yoktur. Farsca beyit:
Bu dünyaya gönül baglama. Fani olan dünya geçer.
Ihtiyarlik devresi geldi. Taze gençlik devresi geçecek.
Günesin herkese apaçik zahir oldugu gibi, dünyanin kötülügü de malumdur. Eger dünyanin bir degeri olsaydi, insan ve cinlerin Resûlü, ( Ona, aline salat ü selam olsun!) ona iltifat eder, onun için bir sey hazirlayacakti. Gerçi bu sözlerin sizin gibilere söylenmesi ve yazilmasi uygun degilse de, size karsi yazilmasina ve söylenmesine, cenabiniza olan siddetli sevgi ve yüce kapinizin esigine olan kalbin yakinmasi sebep oldu. Farsca beyit:
Eger nefesim, ( tütsü için kullanilan) buhurdanlik gibi sicak ise, acayip degildir. Zira askin, kalbimde ates yakti!
Allah a yemin ederim ki, mezkur köle, kendi nefsine sevdigi ve temenni eyledigi sey i, venabiniz için de sever ve temenni eder. Nasil temenni ve arzu etmesin ki, kendisi kat i olarak kadrinizin yükselmesini, onun için bir yükselme, asagi düsmesi onun için asagi düsme oldugunu ve halk arasindaki makbuliyyeti varsa, kapi esiginizi öptügünde, ayakkabinizin hatta köpeklerinizin ayaklari altindaki tozuna, yüzümü mesh edip tiryak ( panzehir) gibi olan atlarinizin nalinin tozunu gözüne sürme gibi çektiginden oldugunu bilir.
Bundan sonra kapinizin esigindekilerin ayaklarindan Sulhi ve Abdlullah Haydar in iki gözlerinden öper. Ah, ah, ah... diyerek hasret çeker. Allahü teala, efendimiz Muhammed e ( Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve ashabina salat ü selam eylesin!
Sekizinci Mektup
Müride layik hatta lazim olan sey, halini mürsidine arz etmesi, veya yazmasi, cevabini onun yüce görüsüne birakip aklina cevaibin talebi bile vaki olmamasi, düsüncesini tarikattan maksud olan emrin imtisaline hasr ederek, manevi yükselme ve haletler, çocuklarin iknaina sebeb olan ceviz ve üzüm mesabesinde olduklarindan dolayi, onlara önem vermemesi, nefsini nakis ve taksiratli bilmekten daha üstün manevi bir yükselme olmayip ( Allah alasini bize nasib eylesin). Amelde çalisip zat-i Bariyi taleb etmek ni metinden daha büyük bir ni met olmadigi konular hakkinda, Hinis kalesinde mukim Molla Ismail edir.
ALLAH IN ADIYLA BASLARIM
Kainatta hiçbir sey yok ki, onu ham ile tesbih etmesin! Salat ü selam, efendimiz Muhammed e ( allallahü aleyhi ve sellem) bütün al, ashabina, ezvac ve zürriyetine olsun! Bundan sonra, bu mektub, kutbu alem kaymakaminin ( Radiyallahü anh) perverdesinden, Allah yolunda ki en yüce kardesi, molla Ismail edir. Manevi makamlara yükselmesi artirilsin. Sevgiden haber veren mektubunuz, perverdeye ulasti. Okuyup içindekilerini anladi. Dolaysiyla gayet sevindi. Çünkü ondan muhabbet, sadatin ( Radiyallahü anhüm) tarikatina istiyak kokusu duyulur.
Ey kardes! Ona ( bana) üç mektub gönderip cevab alamadiginizi, dolaysiyla merak ettiginizi yaziyorsunuz. Bil ki, dünyadaki seyler, hasil olmalari bakimindan, vakitlerinin rehineleridirler. ( Herseyin vücud bulmasi için, özel bir vakit vardir.) belki cevabin tehirdinde, bir hikmet olsa gerek. Mürid halini mürsidine bildirmesi layik olup, cevab ise, mürsidlerin re yine havale edilir. Sayet cevab verme vakti ise, gecikmeden cevab vereceklerdir. Cevab zamani degilse de, cevab verip vermemek hakkinda, hiçbir sey söylemezler. Onlarca karar verilmis durum budur. Edeb ve terbiye itibariyle, müridin kalbi kilimamasi gerekir. Belki bundan hayir oldugunu ilm-i yakini ( içinde sek ve sübhe olmayan ilim) ile bilmelidir. Mürsidler, bazi vakialarda Bu vakit cevab vermek vakti degildir derler. Ama bu nadirdir.
Iste bundan anlasildi ki, mürid için terbiye ve edeb bakimindan, mürsidinden cevab taleb etmeden halini ona arz etmektir. Hatta mürsidi, onun hakkinda ihtiyar eyledigi seyde, hayir oldugunu bilecek ve hatta birçok zamanlarda mürsidin sükutu mürid için cevab olur.
Mektubda Virdlere devam ettigim halde, kendimde hiçbir manevi terakki ( yükselme) hissetmeyip, günbegün gerileme hissettigimden dolayi bana üzüntü hasil olup, o üzüntünün eseri de bende zahir olur diye yazmissin. Ey kardesim! Hayir, yüce Allah in ihtiyar eyledigi seydedir. ( Farsça beyit) :
Tarikatta salikin önüne gelen her sey, onun için hayirdir. Dogru yol üzerinde bulunan kimse, ey gönül! Dogru yoldan çikmis degildir. *
emrin imtisalinden baska, müridin üzerinde hiçbir teklif yoktur. Fayesi bu olup manevi makamlara yükselmesi olmayacaktir. Hayrin, emrin imtisalinde oldugunu bilmelidir. Sayet, kamil bir imtisal yaparsa, haberi olmadan, kendisine terakkinin son derecesi hasil olmus olur. Eger böyle bilmeyip düsünmezse, kendisine terakkiden bir sey hasil oldugunu hissetse bile, ondan kendisine bir fayda olmayip, belki idrak ettigi o manevi terakkiden dolayi tehlikeli bir durumdadir.
Sadeddin El-Kasgari nin halifesi, Muhammed El-Ruci ( Kuddise sirruhüma) buyurdular ki: Tarikat salikinin maksadi, amel etmekten baska bir sey olmamasi gerekir. Çünkü bu dünya evi, Allah a taat ve ibadet evi olup yapilan iyi amellere karsi verilecek mükafat evi olmadigi muhakkiklar nezdinde sabit olmustur.
Öyle ise erkek isen, erkeklerin ibadete çalistiklari gibi çalis! Dünyada yaptigin iyi seylerin karsiligi, ahirette çoktur. Salike maneviyatta görünen hal, huzur ve kesifler, acele olarak onlari taleb eyledigi seyler kabilindendirler. Hatta bu durumu, çocuklar onlarla beslendikleri ceviz ve üzüm mesabesinde olup, çocuklara benzeyen tarikat salikleri onlarla beslenirler. Demek ki: Mürid, amelde gevseklik etmeden çalismasi lazimdir. Taat ve ibadetten baska bir gayeyi düsünse, gevseklik ile ziddi olan hal kendisinden ayrilmazlar. Bütün bu izahla beraber, perverde, senin bu durumun, yükselmenin ta kendisi oldugunu bilir. Zira müridin maneviyatda son terakkisi, kendi nefsini noksan, kemalatsizlikla muttasif oldugunu bilmesidir. Nitekim:
Nefsini bilen, gerçekten Rabbini de bilmistir. denilmistir. Yani kendi nefsini noksan, kötü ve sirf adem ( yok) oldugunu, kemalattan onun için hiçbir payi olmadigini bilen kimse, süphesiz Rabbini bilir demektir. Öyle ise, salike ne kadar nefsin çirkinligi ve noksaniyet görsüsü artsa, o nisbette Allah a manevi yaklasmasi da artar. Hatta onda akil ve tefekkür olsa, yüce Allah i taleb etmesi için kendisine izin verildigine sevinir. Çünkü Allah, yücelik vasfiyla, kul ise, noksaniyetle muttasif oldugundan, kendisiyle kulun arasinda münasebet olmadigi halde, Allah, onu muhabbetine davet etmistir. Öyle ise, bundan daha büyük ne gibi bir sey vardir. Hangi ni met daha üstündür Sirir:
Evet, bana bir visal hasil olmadan, askta müddeti hayatimin sona ermesine raziyim. Eger muhabbetime intisabim dogru ise. *
Üstad-i a zam ( Radiyallahü anh): Ibadete çalisip, Allah i taleb etmekten baska, hiçbir sey kiskanmam buyurdu. Mürsidimiz de, ( Radiyallahü anh) bu hususta buyurdugunun hülasasi sudur: Allah i taleb etmek, yolundaki bütün güçlükler ve onun için üzülmek, matlub olup hatta medh edilirler. Lakin müridin sadatlara intisabi dolaysiyle ferahlanmasina, ona ler seyden daha yüce, daha aziz ve sereflidir.
Sonra perverde size hususi ve umumi olarak da bütün müridlere selam eder. Hatme, sohbet edip, muhabbetin artmasi için sadatdan istimdat etmelerini tavsiye eder. Allah, efendimiz Muhammed e, ( Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve ashabina salat ü selam eylesin.
Dokuzuncu Mektup
Salikin, Allah yolunu siddetle taleb etmesine, hiçbir sey muadil olmadigi, kuldan ancak matlub bu olup, diger seyler, Allahü tealaya havale olundugu, çok kamil olanlarin ölümlerinden sonra da, taleblerinin baki kaldigi ve talebin husulüne sebeb olan sey in beyani ile, mürid rüyasinda mürsidi veya tabilerinden baska gördügü rüyasinin önemi olmadigi, rüyasinda yüce manevi makamlara yükselme kabiliyetine delalet eden rüyayi görürken, ibadette cehd etmesi icabettiginden dolayi korkmasi lazim oldugu, hakkinda, bu mektublari derleyen mübarek esigin köpekcigi olan fakir Alauddin e göndermistir. Allah onu Hazret in isigi altinda bulundurup, kiyamet gününde bayragi altinda hasr eylesin.
ALLAH IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir varlik yok ki,onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam mahluklarin en hayirlisi olan Muhammed e, ( Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün aline, ashab, ezvacina ensari ve muhacir sahabesine de olsun! Bundan sonra, bu mektub, alem kutbu kaymakaminin perverdesinden, iki gözünün nuru, kalbinin meyvesi olan El-Molla Alauddin edir. Allah, onu halka faydali olmasi bakimindan, din ve dünya günesi gibi kilsin!
Molla Abdülkerim namiyle gönderilen mektubunuz, perverdeye ulasti. Dolaysiyla gayet sevindi. Çünkü o, taleb ve istiyaktan haber verir.
Üstad i a zam ( Radiyallahü anh): Herhangi bir sey için, bende kiskanma yoktur. Hatta, falan kimse zamanin gavsi veya halkin kutbu oldu denilse, talebden baska her iki manevi makama da kiskinmam. Lakin falan adamin siddetli bir taleb ve istiyaki vardir denilse, ondan duydugum kiskanmadan kalbim yanar. Diye buyurdu. Iste, Üstad-i a zam, bu sözleriyle, Allah i taleb etmeye herhangi bir sey olursa olsun, muadil olmadigina isaret eder. Hem de bizden matlub olan sey de budur. Diger makamlara ulasma isi, Alah a havale edilir. Hülasa, salikten arzu edilen sey, siddetle Allah i taleb etmesi ve hayatini onda sarf etmesidir. Hafiz ( El-Sirazi) ( Kuddise sirruh) demis ki:
Matlubum hasil oluncaya kadar talebden el çekmem. Ya ruhum sevgilye ulasir, ya da ruh bedenimden çikacaktir. Hatta sofiler tarafindan, biz ölümden sonra taleb halindeyiz. denilmistir. Nitekim Hafiz ( Kaddesallahü sirreh) buna da dedigi: Ölümden sonra mezarimi aç, bak! Ki içimdeki ask atesinden kefenimden duman yükselir. sözüyle isaret etmistir. Talebden maksad, salik matlubu olan Allah tan baska masivadan yüz çevirmeye cehd edip tülliyetiyle Allah tevaccüh etmesi demektir. Bu hal masivaya iltifatsizlik gözü ile bakmasi ve matlub olmamasi, hepsi de zevalin kenarinda olduklari, dünyadaki bütün seyler, manevi yükselmesine zararli, tehlikeli olup dünya ve ahiretteki kurtulusu, hakiki maksuduna bagli oldugunu bilmesiyle hasil olur. ( Farsça beyit) :
Kalbin masivaya bagliligi, yüce makamlara terakki edilmesine faydasiz ve perdedir. Eger alakalari kesersen vasilsin ( ermissin).
Cami ( Abdurrahman) ( Kuddise sirruh) da taleb hakkinda buyurmuslar ki:
O, ab-i hayattan ( allah in askindan) kanmakta benim için maslahat yoktur. Allahü teala ona ler zaman susuzlugumu artirsin!
el-Hafiz da ( Kuddise sirruh)
Ol aci gibi olan sarap ki sofu Ümmül-habais ( Kötülerin anasi) diye okudu. Lakin bize taze ve bakire kizlari öpmekten daha zevkli ve tatlidir. denilmistir. Bu beyitde geçen bakire kizlari öpmek tabiri, visalden ( Allah a kavusmaktan), Ümmü-El-Habais tabiri, onu taleb etmekten kinayedir.
Piri veya pirine tabi olanlari veya bulunduklari yere istiyaki ile ilgili, gördügü rüyalardan baska salikin rüyasi makbul degildir. Rüyanda, Üstad-i a zamin ( kuddise sirruh) markadi ( mezari) civarinda gördügün bir çok binalar ise, manevi makamlara isarettir. Bunda, isittigin ses ile velevki kapinin arakasinda oturmakla da, teveccühe gitmek için kasdiniz ve aniden Üstad-i a zamin çikmasiyla karsilastigin olay, taleb edilmekten baska bir sey düsünülmemesine isarettir. Defterde ismini, babanin mülkleri senin oldugunu görmeniz ise, senin için taleb kabiliyeti oludguna isarettir.
Öyle ise, kabiliyetin sende zahir olmasi için, çalisman ve gayret etmen lazimdir. Çünkü kabiliyetin zuhuru, çalismaya baglidir. Bu rüyadan korkmalisin! Çünkü bu, talebe çalismayi icab eder. Çalisma olmayip kabiliyet elden gitse, salik ondan sorulacaktir.
Perverde Maruf, Cüneyd in gözlerinden öper, talebe, mürid ve muhiblere ( dostlara) selam eder, bu taraftaki hal ve durumlar, Allah a hamd edilmesine mucibtir. Allah in salat ü selami efendimiz Muhammed e ( sallalahü aleyhi ve sellem), al ve ashabina olsun!
Onuncu Mektup
Salik, Mevlasina teslim olup dünyevi ve uhrevi olan bütün nefsani arzulari terk etmesine tesviki, hizmet edip, emr olunan seylerin yapilmasina devam etmesi, kendisine daha faydali oldugu, dünya ve ondaki seyler, mürsidlerin nazar ve iltifatlarina müsavi olmayacaklari, yapilacak her bir amelde, mutabeat kasdi lazim oludugu konularin beyani ile onlarla ilgili mes eleler hakkinda, Gavs-i A zam ( Radiyallahü anh) tekkesinde müderris olan Nursli Molla Abdullah a yazilmistir.
ALLAH IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir varlik yok ki onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam mahlukatinin enhayirlisi olan efendimiz Muhammed e, ( Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün aline ve ashabina olsun. Bundan sonra bu mektub, kutbu alem kaymakaminin ( Radiyallahü anh) perverdesinden Allah yolundaki kardes ve Allah için dostu, Molla Abdullah adir. Allah, onu, dünyada saganak halinde yagan yagmurlar gibi üzüntülerden kurtarip, ona Allah a yaklasma ve nes eyi arttiran halleri, üzerine nazil eylesin! Perverdeye kavusmak mümkün olmadigindan, degisik mevsimlerde de ona her ne kadar yaklasilmak istenildiyse de, birçok maniler hasil olup, dolaysiyla size korkunuzun arttigindan, haber veren mektubunuz, perverdeye ulasti.
Ey kardes! Mahbub, ( sevgili, Allah) kuluna ihtiyar eyledigi hersey, kul için mahbubdur.
Kendi içinden gitmeli ve kendinden geçmelidir! Cümle sadatin dedikleri bazi sözlerdendir. Ikincisi, birincisinden daha ala ve yücedir. Çünkü birinci söz, insan kendi nefsani arzularini ve maksadlarini taleb etmekten, ikincisi, bunlari kontrol ettikten sonra, hem nefsi, hem mezkur arzu ve maksadlarindan vaz geçip, terk etmekten ibarettir. Yani salik nefsin payi için, hiçbir sey taleb etmeyip, ta ki nefsine hiçbir ihtiyar sifati kalmayincaya kadar, nefsin islerini külliyen mevlasina havale etmelidir.
Rivayet edilir ki, seyhlerden birisi, El-Seyh Abdül-Halik El-Gucduvani nin ( Kuddise sirruh) yaninda oturup, ben söyleyim: sayet, yüvce Allah, beni, cennet ile cehennemden, birisini kendime seçmekte serbest kilsaydi, kendime cehennem atesini seçecektim. Çünkü ben nefse muhalefet etmekle emr olundum. Nefis ise, cehennem atesini istemez. Deyince, Hace ( Kuddise sirruh): biz öyle degiliz. Hatta bizim bir ihtiyari vasfimiz bile yokki, birisini seçelim. Allah ( Celle ve âlâ) bize ne gibi bir sey seçse, o mahbubumuzdur. Diye buyurdu.
Iste kardesim: bunu düsün ki, Hace nin ( Kuddise sirruh) buyurdugu bu sözü, bu kavmin traikatini arzu eden bir kimse, kendi muradindan çikip, onlarin yaptiklarina mütabeat ederek, acaba bu iyi midir yoksa iyi degil midir Diye tefekkür etmiyecegine delalet eder. Fakat mürid, mürsidinin sohbetine nail olmadigina hasret çekmesi ve ona istiyaki lazimdir. Hatta çektigi hasretten ölünceye kadar hastalansa, akildan uzak bir sey degildir. Misra:
Mahbubun istiyakindan hastalandim. Ve beni terk ettiginden öldüm. Öyle ise, budurumla sana nasil halimi sikayet edeyim beyti (*) : Kendimden geçtigim için, her gece, ayrilik kederinden, ya Rabbi narasini çekip felege usatirdigimin haberini acaba mahbubuma kim eristirecektir
Evraddan hiç birisi bende te sir edip, onunla müteessir olmadim diye yazdiniz. Ey kardes! Mürid hiçbir sey düsünmeden, kendi üstadinin emrine imtisal etmesi lazimdir. Baska bir sey tefekkür etmesi, tarikat haricidir. Bekli üstadini taklid ederek amel edecektir. Emr ettikleri seyler, faydadan yoksun degilllerdir. Üzerimize vacib olan sey, emirlerine imtisal etmektir. Bize bir halin zuhur edip etmemesi, onlara tafvici ( havale) edilmistir. Emre imtisal edip de, bir sey in ( eserin) zahir olmamasindan dolayi, imtisalin kiymeti olmadigi zan edilmesin. Çünkü bazi zanlar günahtir.
El-Cami ( Abdurrrahman) ( Kuddise sirruh) : Fayda: Mahbub için hizmet etmektir. Ondan daha üstün bir fayda yoktur. buyurdu.
Rabita kokusunun lezzetirnden bana, ehemmiyetsiz bir zevk hasil olur. Diye yazmissiniz. Ey kardes! Ona nasil önem verilmesin ki, büyük zatlardan vaki olan az bir sey, çoktur. Yine onlardan vaki olan hakir bir sey, çoktur. Yine onlardan vaki olan hakir bir sey, büyüktür. Mevahib El-Ledünniyye kitabi ile, serhinde demis ki: muhabbet, mahbub için, çok yapilan amelleri az, mabubdan gelen az bir ni metin çok bir ni met oldugunu bilmektir. Nitekim:
senden ( mahbubdan) olan az bir iyilik, bana yeter. Lakin, senin az olan iyiligine, az denilmez. Denilmistir. Burada Mevahib kitabi ile, serhinin ibareleri sona erdi. Büyük zatlardan olan sey e nasil az denilebilir ki, onlarin tek bir nazari, dünya ve dünyadaki seylere mukabildir. El-Hafiz:
Eger Siraz in o mahbubu, gönlümüzü ele alirsa, onun bennine, Semerkand ile Buhara yi bagislarim. Demis. ( Onun söyledigi bu beytine karsi) baskasi da demis ki, beyit:
Yanlis söyledin, hata ettin (ey hafiz!) sevgilinin kiymetini bilmedin. Ben mahbubun tek, bir bakisina ( kiymet olarak) her iki dünyayi ( dünya ve ahireti) satarim demistir.
Bununla beraber, rabitanin size te sirsiz olusunun sebebi, sartlarinin yerine getirmedigindendir. O, sartlarin bazisi sudur ki: ne olursa olsun, mahbubdan ( Allah tan) baska hiçbir sey e kalben iltifat etmemektir. Mümkünse virdlerini ayri ayri vakitlerde, yani sabah, duha, ögle ile ikindi namazindan sonra, mümkün olmazsa, sabah namazindan ve yatmadan önce, yapmaniz, aksam ve yatsi namazlarindan sonra, rabita niyetiyle, gözünüzü kapatmakla, sadatin da ( Kuddise sirruhüm) böyle yaptiklarini düsünerek, ( biz dahi sureten de olsa, adetlerine uymaktayiz.) diye tefekkür etmeniz lazimdir. Sizin, Mustafa nin ( Sallallahü aleyhi ve sellem) seriatina tabi olanlarin üzerine, selam olsun! O, seriat sahibinin üzerine de, en üstün salat ü selam ve sena olsun! Bazi vakitlerde, bizden bedel olarak, Gavs-i a zamin ( Radiyallahü anh) türbe-i serifinin ziyaretine gitmenizi dileriz. Devamli saadet üzere bulunun!
Onbirinci Mektup
Siddetli talebin fazileti ve ona tesviki, tasavvuftaki fena makami, bu çesit talebden ibaret oldugu, mürid, bütün gayesini üstadin nazarina hasr etmesi, maneviyat için hiçbir sey, o nazara müsavi olmadigi, mürsidlerden müride hasil olan himmetleri, hamdetmeye mucib oldugu, hasil olmadigi takdirde, müriddeki nefsinin, kusurundan ileri geldiginden, dolayi hemen istigfar edip, Allah a yalvarmasi icab ettigi, rabitadan maksad, dünyadaki bütün seylerden düsüncesini siyirip, Allah in huzurunda bulunmasi lazim oldugu bilinmesinin beyani ile, sohbetin bazi adab ve sartlari, her sey in bir vakti olduguna göre, yapilan ibadetten hemen istifade edilmedigi takdirde, ye se ( ümidsizlige) kapilmamasi, konularin beyani ve o mevzularla ilgili mes eleler hakkindaki mektublari derleyen fakir Muhammed Alauddin e gönderilmistir. Allah, onu ( Alauddin i) Seyh Muhammed Ziyauddin in kapi esiginde bulunan köpeklerinden ad eyleyip, kendisine zümresinden ayrilmamasini nasib eylesin.
ALLAH IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler insan kalbini feyzlerin mahallî yapan Allah a olsun! Kendisi ile kullarinin arasinda vasita olanin (Muhammed in), (Sallâllhü aleyhi ve sellem ) ve sohbetiyle sereflenmis olan âlinin ve sahabelerinin üzerine salât ü selam olsun!
Bundan sonra bu mektûb, âlem kutbu kaymakaminin perverdesinden, gözünün nûru, kalbinin meyvesi, islam dinini ve milletini degerlendiren en yüce seyhin oglu Molla Alâuddin edir. Allah, onu Resûllerin efendisi hürmetine mukarrebun, (Allah a yakin olan kimselerin) temenni ettikleri en yüksek makamina ulastirsin! Kiyâmete kadar, mezkûr Resûlün, âlinin ve sahâbelerinin üzerine salât ü selâm olsun!
Sevgili hasret ve Nâksibendî sâdâtina (Kuddise sirruh) olan misbetine muhabbetinizden, nazarinizin üstadina hasr oldugundan bahs mektûbunuz, perverdeye geldi. Dolayisiyla Allah a hamd ve sükretti. Zira gerçekten her ikisi de, müridin son emelleridir. Nitekim Üstad-i a zam, buyurdular ki, Tâlebden baska hiçbir sey e hasedim yoktur. Eger bir kimse için, siddetli tâleb oldugunu duysam, benim için olmasina hasret ederim. Hattâ, tasavvufta tâleb, ötesi önemli hiçbir sey olmadigi denilmistir. Nitekim El-Hafiz: Maksûdum hâsil oluncaya kadar, tâlebden el çekmiyecegim. Ya beden mahbûba erisecek veya rûh bedenden çikacaktir. Daha sonra, Hafiz:
Ölümümden sonra mezarimi aç da gör ki, içimdeki ask atesinden, kefenimden duman yükselir. (*) demistir. Iste Hafiz in beytinden Allah yolunda dogru olan tâlib, ölümünden sonra da tâleb hâlinde olup tâlebden kesilmedigine belki tâlebe daha siddetli olduguna bir isarettir. Bunun hikmeti, tâlebin en üstün bir manevî mertebe oldugundan baska bir sey degildir.
Valîdiniz olan en büyük Seyhimi, (Radiyallahü anh) bir vakitte huzûrunda fenâ makaminin bahsi gelince, Üstad-i a zamdan o mevzuu söyle hikâyet eder: Gavs-i a zam kendisine Bunlar (tasavvuf ehli), bize fena hâleti hâsil olur. Sonra geçer. derler. Halbuki ben öyle degilim. Belki bana hâsil oldugu zamandan beri, o hâlet geçmemistir. Sen de öyle misin diye buyurdu. Üstad-i a zama bu fenâ hâlet, Hunuk ta okurken kendisine hâsil oldugunu zan ederim. Çünkü o vakitte onun için çok siddetli bir tâlebi vardi.
Iste bundan anlasildi ki, tasavvuftaki fenâ hâleti, tâleb ile son derecede bulunan taallûk ve irtibattan ibarettir. Hattâ fenâ ancak tallûk ve irtibatin tâ kendisi oldugu denilmistir. Öyle ise, siddetli tâlebde, kalben ona baglanmaya ve artmasi için yüce Allah a yalvarmaya acele çalisin! Hiçbir sey, mürid himmetini üstadinin nazarini kazanmaya hasr etmesini muâdil olamaz. Hattâ muhtelif manevî kademe ilerlemesi, mezkûr nazara göre oldugu sabit olmustur. Ve o, bu yüce tarikatda hattâ diger tasavvuf tarikatlarindaki bütün âdâbindan daha âlâdir. Farsça Rübâi:
Eger cehennem zilletle beni yakarsa, yak de! Eger cennet bana bahçe olmazsa, olmasin de! Ben Ashâb-i kehf köpegi olarak yigitlerin kapisinda mukîmim. Her kapinin etrafinda dolasmam. Benim için bir kemik olmasin de! Bu Rübâi ile, tarikat sâliki, manevî hâletlere ulasmasina göz dikmemesi, ancak Bende, düsüncesi üstadin kendisine nazar etmesi için lâzim olduguna delâlet eder.
Ey Aziz! Bende, sevgi, râbita, ihlâs ve teslimiyyet vasiflarin birlesmeleri az hâsil olur. Gerçekten virdler esnasinda bâzan az bir lezzet, sevk, râbitave zikir ederken her ikisinin ve zikrin lâfiz ve manâsi kalbimde birlesmeleride hâsil olur. Bâzi vakitlerde bunlardan hiç birisi hâsil olmaz. diye yazmissiniz. Ey Aziz! Bu Allah in (celle ve âlâ) bir keremidir. Bunun için ona hamd ü sükür etmek lâzimdir. Sâdât-iKirâmin (Kuddise sirruhüm) bir nazaridir. Yoksa, senin dedigin, uzun bir zaman ve siddetli mesakkâttan sonra ancak hâsil olabilir. Öyle ise, bunu kendine büyük bir ni met bil! Onu hakîr ve az zannetme! Lâkin durmadan bu hâletin ard arda artmasini tâleb eyle!Bu hâlin husûlü Allah (Celle ve âlâ) ve Sâdât-i Kirâm vasitasiyla oldugundan Allah a (Celle ve âlâ) hamd edilmesi, hâsil olmamasi ise, nefisten ve nefsin tâlebdeki gevsekliginden ileri geldigi için de, yüce Allah dan (Celle ve âlâ) magfiret tâleb edilip ona yalvarmak ve Sâdâtdan himmet tâleb edilmesi gerektigi bilinmelidir.
Yine mektûbunda Râbita ederken her iki dirsegimi, iki dizimin, iki elimin ayasini da, iki yanaklarimin arasina birakiyorum. Bundan bir terki edep var midir diye yazmissiniz. Ey Aziz! Bu durum fakirligin son derecesine delâlet ettigi için, iyi bir hey ettir. Zaten tarikatta bunlardan maksad, râbita için kalbi, baska düsüncelerden kurtarmaktir. Bu herhangi bir hâlet üzere olurlarsa iyidir.
Halk, seyh-i a zamin sohbet odasinda toplanmalarina sevin! Ey Aziz! Bilmelisin ki, sen ortada olmadigin hâlde, senin gürültün ve samatan vardir. Nitekim Seyh Bahauddin in (Kuddise sirruh) dedigi gibi: Tiv Tiv jete hingivin je kâhbi te. Viz viz senden, bal ise, kâhpi (köyünden) geliyor. (*) Kendi nefsini sohbetinde bulunanlarin hepsinden asagi bil! Nitekim bu tarikatin reisi, (Kuddise sirruhüm) ve (Radiyallahü anhüm) buyurdular ki:
Sohbetin (vaazin) sarti, meclistekilerin yek direginde yok olmaktir. Yani cemaatte bulunanlarin herbirisi arkadasindan istimdat etmesi ve onun gölgesiyle gölgelenmesini arzû etmesidir. Yapacagin vaaz kendi nefsin için olup, yaninda bulunanlar için düsünmeyeceksin.
Yine mektûbda, serefli annem aglayip der ki: Bize zamaninda seyh-i a zamdan (Radiyallahü anh) faydalanmak istemedigimiz için, maneviyattan hiç faydalanamayacagimizi, bize hiçbir manevî huzûr hâsil olmayacagini bilirim. diye yazmissin. Ey Aziz! Menfaat ne zaman olursa olsun, o cenâbdan (seyh-i a zam) dir. Onun için, hayati ile vefati arasinda bir fark yoktur. Lâkin esyalarin husûlü, Allah onlari vücuda getirmesine tahsis eyledigi vakitlerinin rehineleridirler. (o zaman da hâsil olurlar.) Öyle ise, validen ameldeki çalismasini artirip, mezkûr cenâbdan himmet dileyerek, kendisine o hususta gevseklik olmamak için, ilerde hiç faydalanmayacagim diye tefekkür etmesin! Ne zaman tâleb kendisinde hâsil olursa, yüce Allah dan tevfik ve üstad-i a zamdan (Radiyallahü anh) himmet gelecegini kat î olarak bilmelidir ki, kendisine manevî zevk, sevk ve huzurun husûlüne sebep olsun! Mamafi kendisinde hâsil iç harâret, sevk ve manevî huzûr, Allah in ona verdigi son keremidir. Çünkü kendisi, eskiden ev isleri ve hizmetine mesguldü. Kendisi bu durumu ile beraber, yüce Allah tan tevfik ve seyh-i a zamdan (Radiyallahü anh) himmet olmasaydi, onda bu hâletler nasil hâsil olur Öyle ise, amelde çalissin ki seyh-i a zamin himmetiyle, bu hâletler kendisinde devam etsin! Sonra, perverde, kendisinden, diger vâlidenizden ve bütün ev halkindan dua diler, sana ve mârufa selam edip sizin ve kardeslerinizin gözlerinden öper, müridlere selam eder. Allah, efendimiz Muhammed e, (Sallâllhü aleyhi ve sellem) bütün âl ve sahâbîlerine salât ü selâm eylesin.
,
Onikinci Mektup
Sâdât-i kirâmi (Radiyallahü anhüm) sevmeye tesviki, o sevginin serefi, alçak dünyanin zemmi ile kötülügünün beyani hakkinda Zirkîli Kulihan bey edir.
ALLAH IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir varlik yoktur ki onu hamd ile tesbih etmesin. Salât ü selâm, mahlûkatinin en hayirlisi olan Muhammed e, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) bütün âline,ashâbina, zevcelerine, ensâri ve muhâcir sahâbîlerine olsun.
Bundan sonra, bu mektûb, âlem kutbu kaymakaminin (Radiyallahü anh) perverdesinden emsal ve çagdaslarinin en iyisi Kulihan bey edir. Allah onu, dünya ve âhirette fitne ve belâlardan korusun. Perverde, Gavs-i A zam ile Üstad-i A zamin (Radiyallahü anhümâ) kapi esiklerinize olan muhabbeti duydu. Bunu kiymetsiz ve hâkir oldugunu zan etme! Belki bunu Allah dan (Celle ve alâ) gelen bir ni met oldugunu bil! Zira bu tâifeyi sevmek, ebedî hayat ve dâimî bir kurtulus meyvesi verir. Sübhesiz denilmis ki: Bu muhabbete hiçbir sey muâdil olamaz. Onlari sevmek, Allah (Celle ve alâ) ve Resûlünü sevmeye sirâyet eder. Nitekim Peygamber (Sallâllahü aleyhi ve sellem): Kisinin hasri, (dünyada) sevdigi kimse iledir.
Öyle ise, mümkün oldugu kadar, insan, yaratilan âzalarini yaratilis gayesi yolunda sarf etmek ve Allah in bugz ettigi kötü dünyaya az iltifat etmek suretiyle sükr etmek lâzimdir. Hattâ, yüce zatlar, dünyaya iltifat edip ona önem veren kimseyi akilsizlardan, ona yüz çevireni akillilardan saymislardir. Çünki akillilarin en akillisi olan, Peygamberimiz (Sallâllahü aleyhi ve sellem) oldugu halde, ondan yüz çevirmistir. Nitekim buyurdular ki, Dünya, (ahiretde) evi olmayanin evidir, mali olmayanin malidir. Akilsiz olan onu toplar.
Yine:
Dünya, mü min için cehennemdir. Kâfir için cennetdir. Sayet dünyanin kiymetçe Allah nezdinde bir sivri sinegin kanadi kadar degeri olsaydi, ondan bir yudum su bile kâfir kimseye vermezdi. Buyurdu. Sizin gibilere, himmetinizi, çirkin dünyaya hasr etmek degil, belki âhirette felâhina sebeb olan sey i eklemeniz lâzimdir. Imaminizin, kardeslerinizin, size tabî olanlarin, Mustafa nin (Sallâllahü aleyhi ve sellem) seriatina tabî olan kimselerin üzerine selâm olsun! Allah, Efendimiz Muhammed e, âl ve ashâbina salât ü selâm eylesin!
Onüçüncü Mektup
Naksibendî tarikatina mensub olanlarin arasinda malûm teveccühün âdâbi ve onda en mühim olan sey; mürsid, nefsinin hiçbir sey e lâyik olmadigini bilmesi, feyizlerin, ancak seyhinden geldigi ve bu konu ile ilgili seylerin beyani hakkinda bundan daha evvelki mektûblarda def alarla bahsi geçen Bitlisli Molla Mustafa ya yazilmistir.
ALLAH IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, cûd sahibi olan Allah a mahsustur. Salât ü selâm Makâm-i Mahmûd sahibi Efendimize, kâinatta temiz rûhlu olan âline ashâbina olsun! Bundan sonra, bu mektûb, alem kutbu kaymakaminin perverdesinden sidk ve vefa sahisi., kalbiyle Allah a müteveccih, mâsivayi terk eden, muhabbet atesiyle yanan, sohbet ve ülhete haris, Naksibendî nisbetinin sahibi, Seyda hazretlerinin halifesi, (huzûrlu) vakit ve safâ sahibi efendimiz Molla Mustafa yadir. Kendisinde cezbe ve muhab betîn hâsil olmasi hususunda Allah onu mütevekkil kimse eylesin!Perverdeye mektûbunuz vâsil olmadan üç veya dört gün önce, sizi özleyip kalbî muhabbetinizin harâretiyle alevlendi. Kendisinde sabir kalmadi. Dolayisiyle, hakkinizda, vefâniza ve perverdeyi nefsinize tercih ettiginize dair, Muhammed said ile konustu. Mektûbunuz gelinceye kadar, bu durum kendisinde devam atti. Onunla gayet sevinerek Allah a hamd ü sükr etti. Zira perverede, yükselmesini ve makaminin artmasini, Üstad-i a zama (Radiyallahü anh) tâbi olanlarin kendisine yapacaklari iltifatlarindan bilir. Beyit:
Câmî (Abdurrahman), senin meclisinde bulunmak hevesinden baska bir sey arzû etmez. Lâkin sultanin huzuruna çikmasi için, fakir kimseye kim yol verir. Perverdeye makamdan bir sey yoktur. Olsa da Üstad-i a zam tâbîlerin nazarlari ve onlarla yaptigi sohbetlerindendir. Beyit:
Ayna sensin, (Ey sevgilim) o (Câmî) aynanin bezeyicisidir. Sen gizlisin, o asikârdir.
Manâyi sen böyle ifade edersin ey seker agizli. Ben ise, kitab cildi, ses ve harfim. (*)
Hülâsa perverde kusurlu da olsa, sizin gibilerin himmetinden ümidini kesmez. Kerem ve vefâ ehli oldugunuz hâlde, nüsil ümidini keser zira kerîm kimse, dilencisini bos çevirmez.
Mektûbunuzda tevveccüh yapilmasinin keyfiyetini sormussunuz. Efendim, perverde o hususta cevap verecek kabiliyette degil. Lâkin ya üstâd- a zam veya seyhimizden (Radiyallahü anhümâ)isittigine veya anladigina göre, konusacaktir. Üstad-i a zamin âdeti, teveccüh yapmadan önce, Allah a âsik olanlarin yazdiklari kitablarini okumasiyla, bast ve nes esine sebeb olacak bir kimse ile sohbet etmekle mesgul olup, konudan hariç hiçbir sey konusmazdi. Belki sâdâtlardan bu husus, kendi mürsidinden (Radiyallahü anhüm) bahs ederdi. Teveccüh zamani yaklasinca, cemaate oturmalarini emr ederdi. Sübhesiz sâdâtin nisbeti, mürsid, cemaatini otur emri eyledigi zamanda, teveccüh eder derdi. Öyle ise emr olunduklari zaman, beklemeden hemen oturmalari lâzimdir. Teveccüh zamani gelince, âdâba göre mürsid abdest alip, abdest âzalari kurumadan önce, teveccüh yapilacak yere acele gitmelidir. Lâkin abdest, sünneti kilinacak kadar zaman geçmemesi lâzimdir. Yine teveccüh terbiye bakimindan, abdestten sonra, sigara içmemesi, acele etmeden vekar ve huzur içinde yürümesi, mânen mürsidinin kendi önünde bulundugunu düsünmesi icab eder. Teveccüh yapilacak evin kapisina, veya teveccüh yapilacak yerin yakinina ulasinca, bütün cemaatin ferdlerinden istimdad edip, kendisinin o ise lâyik olmadigini belki bos olan bir su kabi gibi olup bu teveccüh ve irsad mertebesinden bir çok merhalelerle uzak oldugunu düsünmesi, müridlerin teveccühden istifadelerini kendinden bilmeyip belki üstaddan onu emir eyledigi sebebiyle oldugunu bilmesi lâzimdir. Beyit: Ben neyim, bir sey degilim. Benim rûh ve revanim sensin. Ben kuru bir agacim, üzüm bagi degilim. Bag ve bahçem sensin. Sensiz bir adim bile kosamam, durusum, gidisim, sensin. Mürsid, bunlari yaptiktan sonra, cemaatin halkasina dahil olup, ya iki re kat düha, ya da abdest sünnetinin namazina veya mezhebine muvafik ise, her ikisine de niyet ederek iki re kat namaz kilar, salâmdan sonra bir Fâtiha ile üç def a Ihlâs (Kulhüvallahü Ehad) sûresini okur, sonra dua etmeye baslar, (naksî sâdâtin silsilesini okurken) tarikat reisinin bahsine gelince, yüzünü cemaatin halkasina dogru çevirir. Üstad-i a zamin bahsine gelince, üstadin bulundugu cihete dogru yönelir, kendisine (tarikat sâdâtinin) rûhâniyetleri zâhir olunca, hemen kalkip, rûhâniyetler cemaat halkasinin hangi tarafina giderlerse, arkalarindan gitsin! Zahir olmazlarsa, istedigi tarafa gidip o tarafa teveccüh eder. Bu durum, rûhâniyetlerin de o tarafa gittiklerine alâmettir. Mürsidin teveccüh yapmasi, üstadin rûhâniyetinde fâni olmakla olur.
Üstad-i azam, (Radiyallahü anh) yaptigi bâzi teveccühleri hakkinda buyurdular ki: Ben maneviyatda falana giderek ondan nisbet aldiktan sonra, teveccüh saflarinin aralarinda dolastim Seyhimiz de, (Radiyallahü anh) Ben her bir ferde üç teveccüh yapiyorum. Yalniz bana vasita olusundan dolayi üstadimdan kendim için, sonra hem kendime hem de teveccühünü yapacagim kimseye, istimdad eder, daha sonra, nefsimi üstadin nefsinde fenâ (yok) edip o kimsenin teveccühünü yapiyorum. buyurdu.
Teveccüh etmeye liyâkatim yok diye uzun uzadiya yazdigin mes elenin cevabi sudur: bu görüs, teveccüh yapana lâzim olan sartlardandir. Hattâ teveccüh eden kimse, nefsini teveccühte bulunan bütün kimselerden hattâ bütün esyalardan daha asagi oldugunu bilmesi lâzimdir.
Bu tarikat reisi olan Hâce Behâuddin Naksibend (Kuddise sirruh) buyurdular ki, Sübhesiz nefsimi her seyle karsilastirdim. Onu her seyden hattâ köpeklerin artigindan daha asagi, daha hakîr, daha zelîl oldugunu gördüm.
Hâce El-Ahrar da (Radiyallahü anh), Eger vecd, sevk sahibi bir yoldan gidip de onda yatan bir köpegi zarûretsiz olarak uykusundan kaldirsa, buna üzülmeyip durumu degismezse, onun bu durumu seytandandir. buyurdu. Teveccühü yapan mürsid, üstadinin emrine imtisal etmek maksadiyla, ne için kendisine emr eylediginin sebebini bilmeden teveccüh edecektir. O senada badest bozulup bozulmadigi zannina iltifat etmez. Bâzi müridler, Allah in askiyla müserref olup, onlardan zâhir olan ask, manevî yaklasma (sâdâta) ve rûhâniyetlerinin huzûruna katilmalarindandir. Teveccühe katilan mürid, (sâdâtin) Allah a olan muhabbet isigindan yansitmalarindan yansimis olur. O esnada kendisinde hâsil olan korku hâletinin sebebi de budur. Zira müridin durumu, kendisine aks eden sevk ve korku hâletinden anlasilir. demislerdir.
Mektûbunda yazdigin Haci Ahmed kizinin mes elesi ve kalem ile beyan edilmeyecek kadar zuhûr eden eziyet ve hâdise hakkinda, perverde, Ebeveynine Allah tan, en iyi sevab ve Molla Dervis e de lâyik oldugu cezayi versin! diye dua eder. Perverdenin zannina göre, bu musibet, ebeveynleri için yüce Allah katinda makbul olmalarina ve Üstad-i a zama (Radiyallahü anh) karsi olan muhabbet ettikleri davalarinda dogruluklarina delâlet eder. Hattâ bu, onlarin mezkûr davalarina bir sahid hem de kâmil bir sahidtir. Çünkü her ikisi, Molla Dervis in Üstad-i a zama mensub oldugu için rizâsini kendi rizâlarinin üzerine, re yini kendi re ylerinin üzerine tercih etmislerdir.
Pervrede, ellerinizden öper, duanizi diler. Dünyadaki her seyden kendisine Üstad-i a zamin bulundugu mekânin komsulugunu seçen, en dogru yoldaki halifesi Resid de ellerinizden öper, duanizi diler.
Allah, efendimiz Muhammed e, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) bütün âl ve ashâbina salât ü selâm eylesin!
Ondördüncü Mektup
Pederinin halifesi, zamaninda esi bulunmayan tek âlimi, ilmleri deryâ gibi olan selef âlimlerin bakîyyesi, muteahhirden ehl-i cezbenin reisi, Siirtli Molla Halil in torunu El- Seyh Abdülkahhar a, Hazretden (Kuddise sirruh) vâki olan bâzi hareketinden dolayi, mezkûr seyhin (Kuddise sirruh) halifelerine siginmasi ve onlara karsi itaatkâr oldugunun beyani hakkinda yazilmistir.
ALLAH IN ADIYLA BASLARIM
Kalbleri, gözleri nûrlandiran Allah a hamd olsun. Mukarrabun (Allah a yakin olan kimselerin), itâatkâr olanlarin efendisine, hayirli âl ve ashâbina salât ü selâm olsun! Bundan sonra, bu mektûb, âlem kutbu kaymakaminin (Kuddise sirruh) perverdesinden, vücûdunu Allah in (Celle ve alâ) muhabbetinde fenâ eden, Allah dan baskalarinin üzerine cezbeyi (Allah aski) tercih eden, Allah in zâhir ve bâtin isimlerinin tecelliyâtlarina mazhar olan Efendimiz El-Seyh Abdülkahhar adir. Allah onu Nebiyy-i muhtar ( Sallâllahü aleyhi ve sellem) yüzüsuyu hürmetine âfetlerden sâlim kilip, manevî kemâl zirvesinin derecesine yaklasanlardan eylesin!
Bir seneden beri perverdeye, sohbetinizin istiyaki hâsil olup, size kavusmak serefini arzû eder. Yüceligi yüceliginizle, serefli duaniz vasitasiyla oldugunu kesinlikle bildigi hâlde, sohbetinizi ve kavusmanizi nasil arzûlamasin Geçmisteki muhabbetimizi unutturmamasini, günden güne arttirmasini Allah tan niyâz eder, sizin gibi zâtlarin ona iltifat ve kabul gözü ile bakmasini diler. Zira perverde, pîrinizin dergâhinin hizmetçisi olup, bu vazifesinden baska kendisindede herhangi bir fazilet oldugunu bilmez. Eger rizâniza muhalifbir sey kendisinden sâdir olsa, ondan yüz çevirmemek, belki onu ikaz etmek emsâlinize yakisir. Kendisi, bu hizmetçilik vazifesi dolayisiyla sizin gibilerin üzerine bir hakki oldugunu fasid zanni ile zan eder. Siir Farsça:
Hamamda, bir gün güzel kokulu bir çamur parçasi mahbûbun (sevgilinin) elinden elime geçti. Ona dedim ki, sen misk misin veya anber misin Çünkü senin gönül çekici kokundan mestim. Çamur dedi ki, ben nâçiz bir çamur idim. Lâkin bir müddet gül ile beraber kaldim. (*)
Iste mezkûr sebeblerden, kendisine iltifat etmeniz gayesiyle ve abdest için su bulunmazsa, toprak onun yerine geçer. sözü hükmü mucibince, Üstad-i a zam (Radiyallahü anh) ile yaptiklari eski sohbetlerin hukukunu unutmayan kimselerden sâdir olan dua ve iltifatlarindan baska, itimad edilecek hiçbir sey yoktur. Geçen sene ondan (perverdeden) vâki olan hareketten maksadi, sizinle mülâkat ederek, Seyh Sihabüddin den, (**) size hâsil olan üzüntünün gitmesinden, Seyh Abdülhakim in (***) ev halkina, onlarin ve kendisinin Hazretin reisi El-Seyh Abdülkahhar oldugunu bildirmekten baska bir sey degildi. Maksadi, bundan baska olmadigina da Allah a yemin eder. Fakat perverde o tarafa gelince, is isteginin aksine cereyan ettiginden pisman olup geri dönmesinde, bir mahzur görmedi.
Kisi bütün temenni ettigi seylere ulasamaz. Rüzgârlar, vapurlari istemedigi istikamete beraber seyr ederek götürür. Hülâsa: Gerçi perverde dogru yoldan hariç ise de, kendini zorlasa da sizin gibilerin kalbini kirmamayi temenni eder. Halen, Seyh Abdülhakim in ev halkina iltifat etmenizi cenâbinizdan taleb eder. Ki onlar, büsbütün size baglanip, perverdeden alâkalari kesilerek, kendisiyle yaptiklari muharebeden dolayi, darilmaniza sebeb olmasin. Çünkü o yanilmis da olsa, Üstad-i a zama (Radiyallahü anh) tâbi olanlara hizmet etmege hakki oldugunu bilir. Eger ona insaf gözü ile bakip, Üstad-i a zamin (Radiyallahü anh) halife ve tabîilerine karsi hareketini teftis ederseniz, onu mazûr görür, onu kabul edeceginizi ve kendisini de, onun (Rahmetullahi aleyh)halifelerine itaatkâr oldugunu zan eder. Durumu böyle olan kimseden Allah (Celle ve alâ) ve Üstad-i a zamin (Kuddise sirruh) yoluna aykiri bir hareket olursa, zatiniz gibiler, tarafindan uyarilmasi gerekir. Tâ ki davasinda sadik olup olmadigi meydana çiksin. Uyarildiktan sonra sayet sadik ise, yaptigi yanlis hareketinden etegini çeker. Çekmedigi takdirde, davasinda yalanci oldugu apaçik müsahede edilecektir.
Sonra perverde, ellerinizden, Molla Mahmud ile kardesinin gözlerinden öper. Sizden ve meclisinizde bulunanlardan dua diler. Ersed (en dogru yolda olan) halife Molla Resid de, el ve ayaklarinizdan öper. Allah, efendimiz Muhammed e, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) âl ve ashâbina salât ü selâm eylesin1
Onbesinci Mektup
Halki Allah yoluna irsad etmekle me mur olunan kimse, kendisinde, tam bir sevk hâleti, veya halkin kitleler hâlinde, tarikata dahil olduklarini görünce, gurur ve nes eye kapilmadan, isinde gevsek olmadan, devamli olarak sükr etmesi, Allah tan rica ve magfiret dileyip nefsinden teberri ederek, Allah7a fakirligini arz etmesi, cacib oldugu ve bu konu ile ilgili mes elenin beyani hakkinda, açikça muhabbet ve kahir, cezbe sahibi olan halifesi Tili köyünden Seyh Sihâbüddin e yazilmistir.
ALLAH IN ADIYLA BASLARIM
Salât ü selâm, efendimiz Muhammed Mustafa nin, (sallâllahü aleyhi ve sellem) safâ ehli olan âl ve ashâbina olsun.
Sonra bu mektûb, âlem kutbu kaymakaminin (Rahmetullahi aleyh) perverdesinden, Allah yolundaki kardesi ve Allah için dostu, dini degerlendirmege çalisan Seyh Sihâbüddin edir. Allah, onu mukarrabunlardan (kendine yakin olanlardan) eylesin!
Mektûbunuz, perverdeye vâsil olup, hülâsasini anlayarak manâsindan zevk aldi. Dolayisiyle son derece sevindi. Halkin tarikata dahil olduklarindan, sevk ve muhabbeti hâsil oldugundan, Allah a hamd ve sükür etti.
oldugu hakkinda gönderdigi mektûbun cevabinda buyurdular ki, Öyle ise, Allahü teâlâya sükür ve hamd etmek, kendinizi Gavs-i a zamin gölgesinde, fâni etmekle mesgul olmaniz gerekir. Allah Kur ân-i Kerîm de:
Sen (Ey Resûlüm), istedigin kimseyi hidâyet eder. buyurdugu âyet-i celîlesi, her ikimize (sana ve bana) okundugu hâlde sen, ve bu cürey (köpek yavrusu)nasil hidâyetçi olabilir. Bu âyet-i celîlede, Peygamber in (sallâllahü aleyhi ve sellem) durumu böyle oldugu bildirildigi hâlde ikimizin hâli hidâyet yönünden nasildir
Yine Üstad-i a zam, Siirtli Molla Abdülkahhar (Kuddise sirruh) ile ona tâbi bâzi kimseler, kendisine geldiklerihde buyurdular ki: Halenze kasaba ahalisinden günahkâr kimdir diye sorulsa, Molla Abdülkahhar ile beraberinde gelenlerdir. Çünkü yüce Allah kendisini arzû etme düsüncesini kalblerine ilham edip onlara, hidâyet siginagi gösterdigi ve oraya gitmeleri için, ni mette bulundugu hâlde, sükür hakkin edâ etmediler. Baska kimseler bununla ni metlendirilmemislerdir. derim.
Hülâsa mürid, Allah tan, kendisinde tam bir fakirlik vasfi, halktan tam bir istigna (ihtiyaçsizlik) duygusu peyda olup, kendini köpekten hattâ hristiyanlardan asagi oldugunu bilinceye kadar, ibâdete çalismasi lâzimdir.
Hâce El-Ahrar (Kuddise sirruh) vecd ve hâlet sahibi olan kimse, bir yolda yürürken, kolay geçmesi için, orada yatan bir köpegi rahatsiz ederek kaldirsa, sonra kendinde ayni vecd ve hâletin zâil olmadigini görse bile, bu durum onun için hayir degildir. belki Hak teâlâ sebhânehüden ona bir muahaze (azâb) oldugunu bilmelidir, buyurdu. Perverde hastaliginizin geçmesi için, Allah tan niyazda bulundu. Fakat hastaliginizin ne oldugunu bilmedi. Tâ ki ona münasib bir ilâç göstersin. Lâkin kendinizi sicak tutup soguktan korumaniz gerekir. Size ve diger kardeslerinize, Muhammed Efendiye, Sâdik Efendi, El-Seyh Nureddin e, Molla Isâ ya ve daha baska dostlara da selâm eder. Gerçekten dünyanin bir istikrari olmayip fâni oldugunu bilmelidirler. Selâm, hidâyete ve Mustafa nin (Sallâllahü aleyhi ve sellem) seriatina tâbi olan kimselerin üzerine olsun! Mustafa nin, âlinin, zevcelerinin, ashâbi ve zürriyetinin üzerine de salât ü selâm ve senâlar olsun!
Ey kardesim! Müridlere hâsil olan sevk ve tarikata dahil olmalari etkisiyle ortada nefsini görüp, kendini begenme hâleti, seni tarikatin icab ettigi vazifeden sogutup, gevsetmeye sebeb olmasindan, nefsini korkut. Çünkü nefs çok hîlekârdir. Onun hîlesinden emin olunmaz. Nitekim Allah (Celle ve alâ) Kur an-i Kerîm de, Yûsuf Peygamber den (Peygamberimize ve ona, âllerine salât ü selâm olsun!) hikâyetle, buyurdular ki (*) :
Ben nefsimi de temize çikarmiyorum. Çünkü gerçekten nefs, siddetle kötülügü emr eder. Belki mürsidin sevki, kendisine hakîki ni meti veren Cenâb-i Bârî nin sükür hakkini edâ etmedigi için, Allah a karsi niyazda bulunmasina, ziyadesiyle ona sükür ve istigfar etmesine sebeb olmasi lâzimdir. Zira o sevk, ve muhabbetin hakîki fâili azîz ve celîl olan Allah olup, o hususta kulun hiçbir etkisi bulunmamakla beraber, zâhirde ona isnad edilir.
Üstad-i a zamin nûrlu halifesi olan El-Molla Abdülkadir tarafindan halk tarikata dahil olup, kendisine sevk hâsilOnaltinci Mektup
16mkt
Seyh Muhammed Resid in seriat ve tarikatin icrâsina çalistigina sevindigi, onu o hususlara tesvik etmesi ile, Gavs-i A zam in (Kuddise sirruh) torunlari, Seyyid Ali ile mezkûr Seyh Muhammed Resid e gönderilmistir.
ALLAH IN ADIYLA BASLARIM
Salât ü selâm Efendimiz Muhammed Mustafa nin, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) safâ ehli olan âlinin, ashâbinin üzerine olsun!bundan sonra, bu maktûb, zelîl köleden her iki yüce efendiler, efdâl ve kâmil, din ehlinin göz bebekleri ve kalblerin kuvvetleri, irsad tahti üzerinde oturan, kullar arsinda (Allah in) emri ve nehiylerini icrâ eden, dogru yolda olup baskalarini da irsad eden en aziz, mevlâmiz El-Seyh Muhammed Resid ile, en serefli mevlâ açikça cömert vasif sahibi, Seyyid Ali yedir. Allah, her ikisini de o yüce rütbede bâkî kilip, dünya ve âhirette yücelterek serefli babalarinin yollarinda gitmelerini nasib eylesin! Allah im! Onlarin, çocuklarini, kardeslerinin ömürlerini uzat!
Iltifat, sihhat ve selâmetinizi bildiren mektûb, perverdeye ulasti. Dolayisiyle Allah a hamd ü sükür edip gayet sevindi. Bâ husûs mektûbu getiren kimse, gerçekten Seyh (Kuddise sirruh) galeyana gelip sefkat dalgalari âlemi kaplayarak parlak seriat ve Naksibendî tarikatinin icrâlari için, etegini topladigi, kolunu sivadigi haberini verince, perverde, kendi kendine bu son emelimiz ve temennimizdir, dedi. Misra :
(Yükselip) basim ferkadeyn (*) tepesinden geçmesi haktir. Allah im, onu bu ask gayreti üzere sabit kil! Eger, derya gibi lûtfunuz, bu tarafin ahvâlinden, sual etmekle dalgalanirsa, halki sihhat ve selâmet üzere olup, sohbetinizden uzak, cemâlinizi görmekle müserref olmadiklarindan baska, endiseleri yoktur. Ydllardan karin kalkmasiyla, bu her iki ni metin kendisinde hâsil olmasini, Allahü teâlâdan temenni eder. Perverde, sizin ve kapinizin esiginde bulunanlarin ayakkabilarinin topragini öper. Sonra sunu der ki: bu andan yirmi güne kadar, tekkenin koyunlarini beslenen yerlerde karlarin simdilik kalkmadigi, davarlarin yemleri kit, kis siddeti uzun sürdügü için, zayiflamislardir. Simdiye kadar duydugumuza ve onlara bas vurdugumuza göre, tekkenin koyunlari selâmettedirler. Allah, mevlâmiz Muhammed in (Sallâllahü aleyhi ve sellem) bütün âl ve ashâbinin, zürriyetinin üzerine salât ü selâm eylesin!
Onyedinci Mektup
Talâk (kadin bosamanin sârih olan kelimelerine dair beyani ile, sârih ve kinâye olan lâfizlarin, zevc tarafindan yekdigerinin arkasinda söylenmesi, onu bulundugu hükümden çikarmasi hakkinda, Horuslu Molla Ahmed e gönderilmistir.
ALLAH IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir varlik yoktur ki onu hamd ile tesbih etmesin. Salât ü selâm efndimiz Muhammed in, (sallâllahü aleyhi ve sellem) bütün âl ve ashâbinin üzerine olsun!sonra size (Molla Ahmed e) selâm ve dua ederim. Sunu bildireyim ki, sordugun bu lâfiz, mahallî lügatta sârih talâk lâfzinin tercümesi yoktur. Bu tevehhüm size Nubahar kitabindaki, itlaku-berdan (itlak-birakmak) manâsini ifade eden kelimelerden olrugu umulur. Halbuki mezkûr kitab, lügatta muteber degildir, güvenilmez. Bununla beraber mahallî lehçeye göre birakmak manâsini ifade eden berdan kelimesi, müsterek olarak arapçadaki talâk (bosama) ile itlak (birakmak) kelimelerinin manâlarinda kullanilmasi niçin câiz olmasin Nitekim arapçadaki talâk kelimesi de müsterek olarak bir çok manâya geldigi hâlde, sârih olarak bosanma manâsinda kullanilr. Eger uzak bir ihtimale binâen, Berdan kelimesi, talâkin kinâye kismindan oldugu kabul edilse de, telâffuzda talâk kelimesi ona eklenilmekle sârih olur. Nitekim El-Envar kitabinda, farsça ve arbçadan mütesekkil olan :
Tü zeni men nisti selâsi talâkatin (üç talâk ile sen benim kadinim degilsin) tâbir veayni manâyi tasiyan arbça:
Lesti bizevceti biselâsi talâkatim ile enti bainun biselâsi talâkatin cümleleri, talâk için sârih tâbirlerdir. demistir. Halbuki (fikih kitablarinda) malûm oldugu üzere, bu ve buna benzer tâbirler talâk kelimesiyle beraber bulunmazlarsa, talâkin kinâye kismina girer ve tâbirlerde çok geçer.
Bacüri kitabindan nakil ettigin ibâre ise iddia ettigin sey in hilâfina delâlet eder. Çünki nakl ettigin ibare, (yukarida dedigim gibi) sârih veya kinâye lâfzin herhangi birisi digerinin arkasinda denilse, lâfzin ifade eyledigi sarâhat veya talâktan kinâye manâsindan çikarir. Demek ki bir lâfiz talâkin sârihi olup da ardindan ona talâktan kinâye olan bir lâfzin ilâvesiyle, o söz, sarâhat hükmünden çikip kinâye olur. Nitekim talâk kelimesi kadin bosanmasinda sârin bir tâbirdir. Fakat talâktan söz edilip de ona, talâktan kinâye olan vesak (baglamak) kelimesi ilave edilse (yâni birisi kadinina: Ben seni vesaktan talâk ettim, dese), bu tâbir kinâye olur. Keza, talâktan kinâye olan bir lâfza, talâkin sârih lâfzi ilave edilse, tabir, talâkin sârihi olur. Arabça enti bainun biselâsi talâkatin (sen benden ayrisin üç talâk ile) tâbiri gibi... Selâm hidâyete tâbi olanlarin üzerine olsun!
Onsekizinci Mektup
Evvelâ irâde Allahü teâlâdan, muhabbet, ask, ilkin mürsidlerden sonra her ikisi de, tâliblerden hâsil oldugunun ve pederinin (Kuddise sirruh) türbe-i serifinin bâzi faziletlerinin, türbenin görünmesinin faydalari ve arkadaslarinin bâzi hâllerinin beyanlari hakkinda serefli vâlidinin halifesi Bitlisli Molla Mustafa yadir.
ALLAH IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir sey yok ki onu hamd ile tesbih etmesin. Salât ü selâm, efendimiz Muhammed in, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) bütün âl ve ashâbinin üzerine olsun! Bundan sonra bu mektûb, âlem kutbu kaymakaminin (Rahmetullahi aleyh) perverdesinden olup feyz ve vefa kaynagi, maneviyattaki ahfa makaminda seyr eden, sir ve ahfa makaminda muhabbet tesiyle yanan, en sâfî kalb sahibi, Üstad-i a zamin kâtibi, muazzam mevlâmiz Molla Mustafa yadir. Allah, O nu, mukarrabun (Allah a yakin olanlarin) temenni ettikleri makamin âlâsina yüceltsin! Bütün hâllerinde Allah (in rizâsina mazhar olup onu kiyâmet gününe kadar, Üstad-i A zamin nisbetiyle mutemessik eylesin!
Üslûb bakimindan kalbleri ferahlandiran, göz ve basîretleri aydinlatan, muhabbet atesini kalblerde seyr ettiren, ask atesinin yakmasini arttiran, mektûbunuz geldi. Perverde, onu beklenmedigi bir ni met, hayâlinde bulunmayan yerden bir rizik olarak telâkki etti. Zira, bu perverde tâleb etmeden, özledigi bir kimseden gelmistir. Evet, kula hâsil olan Allah in ask ve muhabbeti, evvelâ asildan (Allah in irâdesinden) hâsil olur. Sayet o, irade etmezse âciz bir mahlûk olan kul, onu nasil temenni edip, Allah in (Celle ve alâ) muhabbetinin tâlebinde nasil bulunur Beyt :
Ey kendine ask iddia eden kimse. Ayil ki, kat yiyen yanilip demeyesin ki, âsiklik vasfi bizde, mâsûkluk Allah tadir. (Zira, her iki vasif da onun zâtiyla kâimdir) iyi kisinin medh olunan aski gibi... ask ondan bas gösterdi. Fakat sende (Allah in) gözüktü. (*)
Hâce El-Ahrar (Kuddise sirruh) buyurdular ki: Yüce bir kisinin buyurdugu: Tâleb edip çalisan kimse, matlûbuna nâil olur sözün manâsi, lâfiz ve manâlari itibariyle matlubdur (tersine göredir). Yani bu sözden esas maksad, Allah askini kalbinde bulan kimse, Alah i tâleb edip çalisir. demektir. Sayet Hak teâlâ kendi sifatiyla kulun kalbine tecelli etmezse, kulda nasil tâleb vasfi hâsil olur
Tarikat reisi (sahi) Naksibend (Kuddise sirruh) bâzi arkadaslarina buyurdular ki:
Biz mi sizi peyda ettik (bulduk), yoksa siz mi bizi peyda ettiniz Yani ben mi sizi kendime arkadas olarak buldum, yoksa siz mi beni buldunuz Biz sizi bulduk, diye cevab verdiklerinde, Seyh hazretleri, hemen aralarindan gaib oldu. Onu arayip bulmadiktan sonra, buyurdugu sözlerinin manâsini anlayarak, cenâbinizdan vâki olan nazariniz olmazsa, biz fakir cemaat cenâbinizin sohbetiyle nasil müserref oluruz dediler.
Hülâsa : Gölgeden istifade edilen bütün ni metler, aslindan (gölge sahibinden)dir. Mürid için, hiçbir kemâliyet olgunluk olmayip, belki onun kemâli, acz, mahv (yokluk) ve mâsivadan vaz geçmekle adem (yokluk) dairesine girmektir. Beyit :
Bu hazinenin tilsimi sendedir. Ben bu ortada hiç yogum. (*) Sen böyle manâ verirsin ey agzi sekerli (sevgilim). Ben ise, kitabin cildi, ses ve harfiyim.
Mektûbda, Emellerin Kâbesi gibi olan türbeden (Üstad-i A zam in türbesinden) ayrildiginnnniz için, hasret ettiginizi yazmissiniz. Bu hâlet tarikatta ögülür ve mahbub bir hâlettir. Hattâ üstelik ihtiyar ve irâde selb oluncaya kadar o hasretin artmasi lâyiktir. Mezkûr markad (türbe) ki, Allah in nihayetsiz nûrlari, Allah sübhânehu feyzlerinin üzerine nâzil oldugu bir mekân oldugu, ziyaretçileri az bir zamanda kulaklar isitmesinden hayret eden manevî makamlara yükseldikleri, yüce Allah tan baska her sey i unuttuklari ve Allah in askinda fâni olduklari hâlde, nasil ona hasret edilmesin Bâ husâs o markad sahibi (Kuddise sirruh) ile hayatinda sohbet etmis ve kemâlât kokusundan bir sey rûhuna vâsil olan bir kimse...
Bu tarafin ahvâlinden sual edilirse, Allah a hamd olsun! Arkadaslarin, hele kardeslerin hâlleri, hamd etmeyi icab eder. Çünki tâleb ile mesgul olup (Üstad-i A zamin) (Rahmetullahi aleyh) himmetiyle durum, geçen zamana benzer bir sekilde günden güne tâlebin siddeti artmakta ve o husustaki terakki hakkinda ne kadar yazilsa da eksiktir. Çünki, üzerine feyzler nâzil olan hattâ ondan bütün etraflara yayilan bir makâna ikâmet etmektedirler. Serefli türbeye tek bir bakislariyla tâbirler ifadelerinden âciz olan hâletler onlara hâsil olur. Hepsi de sihhat ve selâmette olup cenâbinizdan medet dilerler. Simdi sevk ve muhabbetle Seyh-i A zam in (Radiyallahü anh) markadi ile civarindaki türbeleri ziyaret etme serefi vâki oldu. Onun (Rahmetullahi aleyh) himmetiyle binalara sigmayacak kadar, kitle hâlinde halk sohbete gelerek bu durum, günden güne artmaktadir. Perverde ellerinizden öptükten sonra, sizden manevî îmdad, arkadaslari zâhir ve bâtin belâlardan, kiskançlarin göz degmelerinden muhafaza etmesi için, cenâb-i Bârî teâlâdan dua etmeniz matlûbdur.
Perverdenin Garzan tarafina gitmemesi için emr etmissiniz. Dolayisiyla mümkün oldugu kadar, emrinize muhalefet etmiyecektir. Sayet muhalefet vâki olursa imkânsizligindandir. Perverde, size vâki olan zâhirîhastalik için, arkadaslarla birlikte sihhata tebdil etmesi, ömrünüze bereket vermesini, kendisi ve emsâli, nazarinizla müserref olmalari için, ömrünüzün uzun olmasini Bârî ye (Celle vealâ) yalvarip niyaz eder. Hidâyete tâbi olanlarin üzerine selâm olsun1
Ondokuzuncu Mektup
Bâzi nasihatlar, dünyanin zemmi ve bu âlemin yaratilisinin hikmeti ile, dünya denilen seyden maksad, insani Allah tan uzaklastirmaya sebeb olan sey oldugunun beyanlari hakkinda Seyh Süleyman El-Abirî yedir.
ALLAH IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir varlik yok ki onu hamd ile tesbih etmesin. Salât ü selâm, Efendimiz Muhammed in, (sallâllahü aleyhi ve sellem) âl ve ashâbinin üzerine olsun! Bundan sonra, bu maktûb kutbu âlem kaymakaminin (Radiyallahü anh) perverdesinden, Allah yolundaki kardesi, Allah için dostu, takvâli eylesin!perverde, sihhat, selâmet ve nes e bakimindan ahvâlinizden sorar. Eger bu taraftaki halkin hâllerinden soracaksaniz, sihhat ve selâmettedirler. Bundan sonra, perverdenin size karsi olan siddetli sevgisi, size bu kaç satiri yazmaya sevketti.
Ey kardesim! Bu kâinatin yaratilmasindaki hikmet: Allah in (Celle ve alâ) marifetine, ona yaklasmaya, ona ibâdet etmeye çalismaktir. Nitekim, (buna Kur ân-i Kerîm in) :
Cin ve insanlari ancak bana ibâdet etmeleri için yarattim. Âyeti celâlesi ile:
ben gizli bir hazine idim. Bilinmeyi sevdim de mahlûkati yarattim. (*) diye kudsî hadîste, buna isaret eder. Oyun oyuncak, mal, evlât ve asiret çoklugu ile, iftihar etmek için yaratilmadi. Allah in (Celle ve alâ) rizâsini mûcib ve rahmetini celb eden sey e çalismaniz gerekir ki, baskalari da size uymus olsun! Reisler, bu iki hâlden kurtulamazlar. Kavimlerini, ya Cennete veya Cehenneme sürükler götürü. Insanin ömrü hayati- aziz bir seydir. Öyle ise, onunla deni asagi olan, dünyayi degil, belki en aziz matlûb olan âhireti tâleb etmek lâzimdir. Zira dünya, insani Allah tan uzaklastiran seyden ibarettir. Ondan uzaklastirmayi icab etmeyen sey, yerilir dünyadan degildir. Çünkü o, onu kendine âhiret mezrasini eden kimse için güzeldir. Nitekim denilmis ki: Beyit: Dünya arslanlara benzer. Kimselere (Allah in yolunda cesaret ve gayretli olanlara) iyidir. Erkekler için acaib bir mülktür. Onu hayir isler için insa ederlerse, acaib bir mezra ve akardir.
Perverde, Molla Abbas in oglunu, yerine tayin ettiginizden ve ona bakmanizdan son derece sevindi. Allah in hidâyetine tâbi olanlarin üzerine selâm olsun!
Yirminci Mektup
Memani köyünden Seyh A.dülkerim efendiye. Müride hasil olan halet, ancak ve ancak Allah tan ve yüce seyhlerin nazarlarindan olur, irsad ile memur olunan mürsid için, o husuta bir sey olmadiginin, seriata mutabik olan ahvalden baska haletlere itibar edilmediginin, Resul ün ( Peygamberi in), onun alinin üzerine salat ü selam olsun. Mütabeatindaki kemaldan baska hiçbir kemaliyet, olmadiginin beyani hakkindadir.
ALLAH IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir varlik yok ki onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam Allah in mahluklarinin en hayirlisi olan Muhammed e, ( Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve ashabina olsun! Bundan sonra, bu mektub, kutbu alem kaymakaminin ( Rahmetullahi aleyh) perverdesinden, Allah yolundaki kardesi, Allah için dostu, muhterem Seyh Abdülkerim efendiyedir. Manevi derecelerin, nihayetine dogru yükselmesi arttirilsin!
Sihhat ve selamette oldugunuza, tabilerinizde sevk ve muhabbet, tarikata dahil olanlarin çokluguna delalet eden mektubunuz, perverdeye ulasti. O ni metlere karsi Allah a ( Celle ve ala) hamd ve sükr etti.
Imam-i Rabbani ( Kuddise sirruh): Emir ve nehiyleri teblig eden mürsid, müridlerin sevki, dolaysiyla nefsini begenip vazifesinde gevseklige sebeb olacagindan korksun! diye buyurdu.
Üstad da, ( el-Seyh Abdurrahman) ( Kuddise sirruh) halifesi Molla Abdülkadir e gönderdigi bir mektubda, buyurdular ki: Irsad dolaysiyle ortada nefsini görmekten, istigfar ( Allah tan magfiret) taleb ve O na ( Celle ve ala) sükr etmen lazimdir. Zira ancak hidayetçi O dur. Zahirde sana isnad edilir. Halbuki hakiki faili Allah tir. Hiçbir kimseye zahiri kesbden baska, bir sey yoktur. Öyle ise, kisi ortada kendini görmmesi hiyanettir. Hakikatte oldugu gibi, nefsi Allah tan gayet uzak ve hatta noksanligin nihayetinde oldugunu görmek suretiyle serrinden sakinilmasi vacibdir. Sayet mürsid, yaptigi bir sohbet veya teveccühten dolayi müridlere, bir sevak zahir olsa, sadatin ( Kuddise sirruhüm) kendisine yaptiklari nazar ve iltifatlarindan oldugu kesin olarak bilinmelidir. Teveccüh ve sohbet sahibinin, ortada konusmaktan baska, hiçbir sey i yoktur.
Üstad-i A zam in ( Kuddise sirruh) halifesi, Molla Abdülhadi, demis ki: ( Tarikattaki) hilafet, bir ekmegin ( ortasindan) delinip bir köpegin boynuna geçirmek kabilindendir. Halifenin etrafinda toplananlar ise, o ekmekten yemek için, o köpegin boynundan çikarildiginda toplanan köpekler, etrafindan dagilip, kendisini yalniz kalir. Iste bu söze dikkat edip ondan ibret al!
Ey kardes ilk tarikata dahil oldugum gibi, gerek uyanik ve gerek uyku halinde bana haletler, zevkler gelir. Diye bahs ettigin seylerden dolayi, Allah a hamd etmen icab eder. ( Kur an-i Kerim):
And olsun, eger sükr ederseniz, elbette size ni metimi arttiririm. Ve eger nankörlük ederseniz, gerçekten azabim çok siddetlidir. * buyurmustur.
Lakin hal ve zevkler, ancak parlak seriat aydin islam akidesi ( inanci) üzere bulunduktan sonra muteberdirler. Bu iki seyden hangisine bir kil kadar zarar gelse, mezkur hal ve zevkler adem ve mahrumiyet çerçevesindedirler. Salik ve mürsidlere ariz olan bütün haletler, seriat kanunlariyla karsilastirilmasi vacibdir. Ona mutabik olursa, makbul, degillerse sedandan olup, onlardan yüz çevirmek, onlardan ictinab etmek vacibdir.
Imam-i Rabbani ( Kuddise sirrih) tarikat, ancak seriat ve akidesinin iki kanadlari tahsil olunduktan sonra, muteber ve hasil olur. Ilk ve son insanlarin Efendisinin Peygamberimiz, ( Sallallahü aleyhi ve sellem) onun al ve ashabinin üzerine salavatlarin en kamili, senalarin en tamami olsun! Seritatina mutabaat hasil olmadan Allah in visal yolu nasil bulunur Allah a muhabbeti oldugu davasinda bulunan kimse, Naksibendi tarikatina intisab eden kimsenin hali gibi, Peygamber in ( Sallallahü aleyhi ve sellem) mutabaatindan ayrilmamasi gerekir. Allahü teala ( Kur an-i Kerim de) : Resûlüm de ki: Eger siz Allah i seviyorsaniz hemen bana uyun ki, Allah da sizleri sevsin ve günahlarinizi bagislasin. Zira Allah çok bagislayici, çok merhamet edicidir. ** buyurmustur.
Bu ayet-i seriften anlasildigina göre, manevi askin seyri, yine Peygamber in ( Sallallahü aleyhi ve sellem) mutabaatina terettüp eder. Allah onun, al ve ashabinin üzerine salat ü selam eylesin!
Yirmibirinci Mektub
Gavs-i A'zam'in ( Kaddesallahü sirreh) türbesi ile ev halkinin ziyaretinden geri kaldigina dair özür dilemesi ve bazi nasihatlari hakkinda, Gavs-i A'zam'in ( Kuddise sirruh) torunu Seyid Ali'ye gönderilmistir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Salat ü selam, efendimiz Muhammed Mustafa'nin ( Sallallahü aleyhi ve sellem) safa ehli olan al ve sahabesinin üzerine olsun! Bundan sonra, bu mektub, yüce efendisine muhtaç olan zelil köle, kötülerin en kötüsü, köpeklerin en nakisindan, iki gözünün nuru, belinin kuvveti, esigiyle iftihar ve itimad edilen, mevlemiz, yüce efendimiz, Seyyid Ali'yedir. Allah onu serefli babalarinin ( Radiyallahü anhüm ) yolunda bulundursun!
Bu mektub, üzerinizdeki eski, yeni ni'metiniz hakkini unutup sahibinin kapisindan kaçip, üzerindeki hakkin ifasini, kayib eden kimseden bir özür dilegidir. Yüksek kapi esiginizden, mazeretinin kabulunu taleb eder. Siir: " Iste bu bir özürdür. Kabul olunmazsa, sahibi beldede sübhesiz hayrette kalir. "
Mezkur köle, yüksek kapinizin esigine gelip, onunla müserref olmasi azmindedir. Fakat birçok engeller, onu bundan men etmektedirler. Hali hazirda maniler, ahirinizin binasina dönüp yok oldular. Dolaysiyle bir müddet sonra, insaallah mübarek kapinizin ziyaretiyle, müserref ederse, geçmis ziyaret hakkini kaza edecektir. Simdilik de sicagin siddetli oldugundan, oraya gelmesi mümkün degildir. lakin tekmanda sifahen isittigi bir maddeden gönlü kirilmis ve simdiye kadar da ona kulak vermedi ki, o da Selahattin'in annesinin hikayesidir. Duydugu gibi midir Duydugu gibi ise, kalbindeki üzüntü zail olamaz. Ama o hususta, konusmasi da mümkün degildir.çünkü kendisi, köleler sinifindan oludgu gibi, efendileriyle nasil konusabilsin Lakin zan ettigine göre, cenabiniza en layik olan o hadisenin vuku bulmamasidir.
Bundan sonra, ayaklarinizdan öper, kapinizin esigindeki köpeklerden dua diler. Seyyid Abdullah, Seyyid Dihyeddin'in ayaklarindan, Selahaddin, Ismatullah ile Alauddin'in gözlerinden öper. Allahim, onlari güzel bir terbiye ile yetistirif, ebedi saadetle devam etmenizi dilerim. Allah, efendimiz Muhammed'e, ( Sallallahü aleyhi ve sellem ) bütün al ve ashabina salat ü selam eylesin.
Yirmiikinci Mektub
Çogresi ? köyünden Muhammed Emin ile ev halkina, alim, amil, faziletli ve kamil olan kardesi Molla Esad'in vefati dolayisiyle, taziyelerine ve Naksibendi tarikatinin nisbeti, ev halkindan kesilmedigi hususunda müjdelenmesine dair gönderilmistir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir varlik yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam Allah'in mahlukatinin en hayirlisi olan Muhammed'e, ( Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün al ve ashabina olsun! Bundan sonra, bu mektub, alem kutbu kaymakaminin ( Radiyallahü anh) perverdesinden, Allah yolundaki kardesler Muhammed Emin, ile Said efendi ve ev halklarindan olan diger kimseleredir. Allah, onlari din ve dünya afetlerinden selamette bulundursun.
Perverdeye, büyük musibetinizin haberi ulasinca, gayet üzüldü. Öyle ki, hayrette kaldi. Lakin yüce zatlarini hele Naksibendi sadati tarafindan " Sevgilinin bütün yaptiklari seyler, sevgilidir" denilen sözleri ve bir musibete giriftar olan kimse. ( Kur'an-i Kerim'den) :
" Biz Allah'in kuluyuz ve ( öldükten sonra) yine ona dönecegiz." Mealindeki ayeti-i kerime ile, rahmetliden ( Kuddise sirruh) önce ahirete irtihal edenlerin vefatlariyla teselli etti. Taziye hakki sizin degil perverdesinde içindir. Zira, rahmetlinin kendisine sizden daha yakin akrabaligi oldugu davasinda bulunur. Siir:
" Mahbub ile aramizdaki sevgi cihetinden olan akrabalik münasebeti, ask usulünde ebeveynimin cihetinden bana olan akrabaliktan daha yakindir." ??
sonra, perverde, kis mevsiminin durumunu düsünerek taziyesi için, simdilik o tarafa gelmesine imkani olmadigi için, mülakat mümkün oluncaya kadar size gelmesine bedel olsun diye bu mektubu yazdi.
Evvela, ( Peygamberin) sünnetinde varid olan:
" Allah ecrinizi büyültsün, mateminizin akibetini güzellestirip sizden vefat edene magfiret eylesin. " kelimeleriyle sizi taziye eder. Saniyen:
" Her canli ölümü tadacaktir." ? ve ölüm için dogmuslardir ( sonlari ölümdür) sözleri malumdur.
Allah'a yaklasmaya ehil olup, hayatinda ölümden sonraki duruma çalisana, ne mutlu, gerçekten dünyada Allah'a asik olanlar, onunla teselli ettikleri sey ölümdür. Ölüm, dostun dostuna kavusmasi için bir vesile edinilmistir. Kur'an-i Kerim'de:
" Kim ( Cennette) Allah'a kavusmayi arzu ederse, sübhesiz ki Allah'in tayin ettigi vakit ( Kiyamet) gelecektir."??
Öyle ise, ölüm, rahmetlinin matlubuna vasil olduguna sebeb olmustur. Üzüntü ise, ondan sonra hayatta kalip ondan ve sohbetinden mahrum olan kimseyedir. Ey kardesler! Herekisn Mevlasi ( Celle ve ala) Allah'tan baska degildir. baki O'dur. Baskasi degildir. O'nunla teselli olunmak evledir. Naksibendi nisbetinin tahsiline ve onun tarzina göre çalismaniz gerekir. Gerçekten Üstad-i A'zam ( Radiyallahü anh) ev halkiniza isaretle o evden kör bir kizdan baska kimse kalmazsa da, o evden nisbet kesilmiyecektir diye buyurdu. Perverde zamanin sonuna kadar nisbet eserleri ve tarikat alametleri o evden eksik olmamasi için Allah'a yalvarir.
Sizin, bütün ev halkinizin ve müridlerin üzerine selam olsun! Perverde size dua eder ve duanizi diler. Hidayete tabi olanlara selam olsun!
Yirmidörtüncü Mektub
Eziyet ile in'am, mahbub-i hakiki olan Allah'tan sadir oldugundan her ikisi de talibin nezdinde müsavi olmalari hatta eziyet Allah'a yaklasmanin sebebi oldugundan, nezdinde daha sevimli olmasi gerektigi konusu ile, onunla ilgili mes'elenin, beyani hakkinda halifesi Tillolu, sonra Tekmanli Molla Yusuf'a yazilmistir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir varlik yok ki onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam, efendimiz Muhammed'e, ( Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve ashabina olsun! Bundan sonra, bu mektub alem kutbu kaymakaminin perverdesinden, Allah yolundaki kardes ve Allah için dostu, ülfiyet ve vefa sahibi olan Molla Yusuf'adir.
Naksibendi tarikatindan maksad, ( Allah sadatinin yüce ruhlarini kutlasin!) Allah'in muhabbetini tahsil etmektir. Muhabbetten murad, sirf Allah'in zatini sevmek, müride bir dünya menfaati saglamak veya ondan bir zarar def edilmesi gibi bir ivez veya faye olmamak demektir. Farsça siir:
" Eger, ( yaptigim taatte ) sekiz cenneti ( kendime gaye edip) gözümün önünde bulundursam veya cehennem korukusundan ( Allah'a) hizmet etsem, kendi sahsina selamet taleb eden bir mü'min olurum. Çünkü bu ikisi de bedenimin menfaat payidirlar. Bir asik, Allah askiyla gidalanirsa, onun nezdinde Adn ( cenneti) tek bir yas tute degmez."??
Iste ey kardesim! Düsün ki, Naksi tarikat sadatin nazarlari yalniz Allah'in zatini taleb etmekte hasr olunmustur. Nazarlari ahiret ni'metine bile, tecavüz etmedigi halde, muzahraf ( yaldizli ve karisik), üstü bal ve sekerle kaplanmis öldürücü zehir kabilinden olan dünya lezzetlerine nasil tecavüz eder Hatta onlarca, mahbubdan gelen sey, sevimli, zevk ve elemler bir olur. Imam-i Rabbani ( Radiyallahü anh) muhabbet-i zatiyye denilen bu sevgi hasil olunca, sevgilinin ni'met ve elemi, sevenin yaninda esit olur, buyurmustur. Tarikattan maksad bu oldugu anlasildiktan sonra, bu vasif ile muttasif olmazsak da tahsili için kendimizi zorlamamiz lazimdir. Yani mahbubun ( Allah'in) bize icra kildigi sey'i kendimize zorla kabul ettirip bize verdigi eziyete karsi minnet ederek, bize sabir vermesi için yalvarmamiz ve kendisinden gelen her sey de hayir ve saâdet oludgunu bilmemiz gerekir. Siir. " Tarikatda salikin önüne gelen her sey, onun için hayirdir. Ey gönül! Dogru yol üzerinde bulunan kimse, yolu kayib etmemistir." ?? Bununla beraber, filhakika dünyevi çileler, eziyetler, Allah'a yaklasmanin sebebidirler. Mevlana El-Rumi demis ki, Insan dilbaglanmasi gereklidir. Dilbaglanmasi, ya ibadette mesakkat çekmesi veya eziyyet ve cefada bulunmasiyladir. Burada Rumi'nin sözleri sona erdi.
Perverdenin hatirindan çikip sizi unuttugunu zan etmeyin! Belki kalbinde hazirsiziniz. Cenabiniza selamet ve afiyeti için, Üstad-i A'zam ile Seyh-i Ekber'den ( Radiyallahü anhüma) istimdad eder birisi tarafinizdan gelse, hastaliginizin durumu hakkinda ona ( perverdeye) yazmaniz gerekir. Allah'dan ( Celle ve ala) o hastaliginizin kaldirilmasini taleb eder, size, peder ve kardesinize, Molla Süleyman'a, Mustafa'ya ve bütün köy ahalisine, selam olsun! Allah'in salat ü selami da efendimiz Muhammed'e, ( Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve ashabina olsun!
Yirmibesinci Mektub
Bu yüce tarikatin esasi sohbet yapilmasi üzere kuruldugunun, sohbetsiz geçecek vaktin zayi ve sahibi aldanmis oldugunun beyani hakkinda, mektublarini derleyen hakir ve fakir Muhammed Alauddin'e gönderilmistir. Allah onu ( Muhammed Alauddin'i) Hazret 8 Kuddise sirruh) sirlariyla kutlayip, deryalar gibi nurlaridan aydinlatarak, onu ve insanlari ömrünü uzatmasiyla faydalandirsin!
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir varlik yoktur ki onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam yaratiklarinin en hayirlisi olan Muhammed'e ( Sallallahü aleyhi ve sellem), al ve ashabina olsun!
Bundan sonra bu mektub, kut-i alem kaymakaminin perverdesinden, iki gözünün nuru, kalbinin kuvveti olan Molla Alauddin'edir. Allah ( celle ve ala) onu, manevi makamlara yükseltip cenabina yakin olan kimse eylesin!
Sizden ayrilip gurbet hasil oldugu zamandan beri, size kalbinin meyli siddetlenerek, ilgisi, sahsinizi görmek arzusundan kesilmiyor. Hatta bayram gibi olan visalin olmadigindan, aziz ve yüce Allah'in Kur'an-i Kerim'de:
" Dogru insanlarla bulunun." ?? kavliyle emir eyledigi ve bu tarikatin reisi de onun hakkinda:
" Tarikimiz sohbettir" dedigi sohbetin terkinden de kalbinin acisi siddetleniyor.
Bil ki: Böyle sohbetsiz geçen zaman zarardir. Ömrün bosa zayi olmasidir. Su ömürki, hakki, ilkin onu tedrici olarak serefli sohbetin tahsili yolunda, sarf edip, mümkin oldugu kadar sohbeti terk etmemek, sonra tarikatta, ondan sonra sonu olmayan adabi tahsil etmektir. Çünkü sohbet bütün kemalat ve marifetlerin mukaddimesi olur. Geçen zaman iade edilemez, kaza da edilemez. Ne olursa olsun, hiçbir sey muadili olmayan, sohbetsiz geçen vaktinize hasret etmen, muayyen zamanlarda yapmakla emir olundugun virdleri terk etmemen ve rabita için vaktinde gözünü kapatman lazimdir. Zira " tamamiyla yapilmasi mümkin olmayan bir sey, tamamiyla da terk edilemez" denilmistir. Bedellerin en ednalari olsalar da, belki Allah, mezkur hasret ve me'muratlarin külliyen terk edilmemesi, sohmete bir bedel etmesi umulur.
Perverde, seferiden dönünceye kadar, ikamet ettigin yerden ayrilmamaniz da lazimdir. Nisbet, sevk ve muhabbetin halinden sorarsan, ondan baska hamde layik olmayana hamdolsun. Gayet artmakta ve yükselmenin son derecelerindendirler.
Bundan sonra, senin marufun ve kardeslerinizin iki gözlerinden öper, yaninizda bulunan talebeler selam eder, Allah'in salat ü selami, Efendimiz Muhammed'e ( Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve ashabina olsun!
Yirmialtinci Mektub
Sikinti zamaninda sabir etmeye tesviki, tâat etmeksizin, seyhlere olan, akrabaligin faydasi olmadigi, hatta insana bela celb ettigi, seriate muhalefet ettikten sonra, sahsin basina gelen günahlarin cezalari Hak teala sübhanehu ve ehli olan zatlar, ondan yüz çevirmediklerinin ve onun için istidraç, muakabe olmadignin alameti oldugu hakkinda Tirçonkli ? Haci Yusuf ile kardeslerinedir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir varlik yok ki onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam, mahluklarinin en hayirlisi olan Muhammed'e, ( Sallallahü aleyhi ve sellem), al ve ashabina, zevcelerine, zürriyetine olsun! Bundan sonra, bu mektub, alem kutbu kaymakami ( Radiyallahü anh) perverdesinden, Allah yolundaki kardesleri Haci Yusuf, Halid ve baskalaradir. Durumunuzdan ve içinde bulundugunuz sikintidan haber veren mektubunuz, perverdeye ulasti. Sabr ediniz! Çünki sabr, ferahin anahtaridir.
Belki Allah sikintidan sonra esenlik yaratmasi umulur. Zira Kur'an-i Kerim'de:
" Gerçekten her sikinti ile bir esinlik mevcuttur"? buyurdugu ayet-i celilesi buna kat'i bir nasstir. Lakin aranizda Haci Yusuf'un oglundan vaki olan çirkin, seni' fiilin serhinden pek korkulur. Çünki sizler üstad-i azama ( Radiyallahü anh) mensubsunuz. Hatta ona akrabaliginizi iddia ediyorsunuz. Bununla beraber o çirkin fiilin yapilmasina cesaret ediyorsunuz. Bilhassa Haci Yusuf... çünki kendisi tasavvufta kuvvetli oldugunu üstad-i azam'a ( Radiyallahü anh) tam bir akrabalik davasinda bulundugunu iddia eder. Öyleyse sizden bu gibi seni' fiil nasil geçerli olabilir Üstad-i azam ( Radiyallahü anh) buna razi olmayip, hatta ondan siddetle kizdigini bildiginiz halde, ona ( Radiyallahü anh) nasil siginiyorsunuz Sizin ona olan akrabalik münasebeti, sizi bu senaatten kurtarir diye zan etmeyin! Belki dolaysiyle belalarin en siddetlisi, yaptiklari hatalardan dolayi akrabasinin basinadir. Çünki onlar, o büyük ni'metin sükür hakkini eda etmeyip, hatta Allah ( Celle ve ala) ondan kizdigi sey'in yapmasina cesaret etmislerdir. Öyle ise, bu beladan, kurtulmanin yolu tevbe etmek, Allah ( Celle ve ala) ya dönmek ve üstad-i azamdan ( Radiyallahü anh) istimdat etmekle Allah'a signmaktir. Mezkur çirkin fiilin önlenmesi, ya murdar fasika kötü olan o kadini köyden çikarmak veya mes'elinin dini yönden halli için, malin harcamasina önem verilmemesiyle hasil olur. Eger onu köyden çikarmaya gücünüz yoktur, deseniz öyle degildir. çünki sizler ittifak edip üstad-i azamdan ( Radiyallahü anh) isittiginiz seylerle amel ederek, emirlerine imtisal etmek, serefinin kadrini ve o kadrin dünyevi namustan daha yüksek ve serefli oldugunu bilirseniz, Allah'in riza ve muhabbetini kendinize seçersiniz, mes'elinin çözülmesi size gayet kolaylasacaktir. Allah ( Celle ve ala) dünyevi seref ve yüksek rütbenizi aksine çevirmesinden korkmaz misiniz Eger bu mektubun muhtevasiyla amel ederseniz, basiniza gelen bu bela ve öç alma musibeti üstad-i azam ( Radiyallahü anh) ruhen sizden yüz çevirmedigine dair bir alamettir. Zira denilmis ki, sübhesiz, seriata muhaleufet eden bir kimsenin üzerine ard arda gelen ni'metler onun için ni'met degil, belki istidraç ve azab olmasindan korkulur. Allah ( Celle ve ala), bizi ve sizi onlardan korusun! Tafsilati kitablarda yazildigi üzere, seriata muhalif olmayan, yapildiktan sonra, insana nazil olan bela, ni'metten ve Allah o belalidan yüz çevirmediginden sayilir.
Bundan sonra, evvela mektubunuzu üstad-i azamin ( Radiylallahü teala anh) merkadi ( Türbesi) üzerine biraktiktan sonra, isinizin tedbirini de düsünürüz. Perverde, size, Molla Feyada, hususi ve umumi olarak talebeler, keza bütün köy halkina, hidayete ve Mustafa'nin ( Sallallahü aleyhi ve sellem) seriatina tabi olanlara selam eder. Mezkur seriatin sahibine, al ve ashabina salat ü selam ve sena olsun.
Yirmiyedinci Mektub
Birisi karisina mahallî lisan ile: " Talâkak, dü talâk, se talâk, tü berdâ-i bî) ( bir talâk, iki talâk, üç talâk sen bos olasin, ) demesiyle, ancak o kadin, kocasinin söyledigi bu son (tü berdâ-i bî) (bos olasin) sözünden baska talâki vâki olmadigi, kadindan, talâktan, veyahut rabt (baglaç) edâtindan bahis edilmedigi ve bu üç sey'e delâlet edecek bir karineve karinenin mülâhazasi da, olmadigi takdirde, adamin niyeti, yalniz talâkin vukûna kâfi gelmedigi hakkindaki fetva için, Ölekli Molla Tahir'e yazilmistir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir varlik yok ki onu hamd ile tesbih etmesin. Salât ü selâm, mahlûkatinin en hayirlisi olan Muhammed'e, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) bütün âl ve ashâbina olsun! Bundan sonra bu mektûb, âlem kutbu kaymakaminin (Radiyallahü anh) perverdesinden, kâhir olan Allah yolundaki kardesi Molla Tahir'edir.
Malûmdur ki, serîatça talâkin vuku bulmasi için, talâktan veya kadindan zamir veya ism-i zâhir suretiyle, sarih olarak bahis edilmesine muhtaçtir. Bu iki seyden birisi telâffuzdan hafz edilse, (atilsa) meselâ: birisi karisina hitaben, yalniz, "sen" dese, veya "tâlikun (bostur)" dese, veyahut bosadim dese, fikih kitablarinda zâhir olduguna göre, denilen bu sözler, bâtil olup, bir hüküm teskil etmezler. Nitekim Ahmed bin Hacer, (Tuhfetü'l-Muhtac) kitabinda, genis bir izahtan sonra, bu husuuta demis ki: "Birisi yalniz tâlikun veya karisi ile aralarinda bir münâkasa olmayip tallâktü (bosadim) kelimeleri ile, telâffuz ederse, Ezrûî ile Mâverdi, Kaffalin nassindan nakil ettiklerine ve hüküm ettiklerine göre, bunu söyleyen kisi, velev ki zevcesini de niyet ederse, talâktan hiçbir sey vâki olmaz. Çünki bu sözleri söyleyen kimsenin, bu tabirlerindeki talâk kelimesinde, kadini kasd ettigini dair, telâffuzda bir baglaç karinesi geçmemistir. Burada Ahmed B. Hacer'in dedigi sözü sona erdi.
Sabramelsi de kitabinda bu konuda demis ki, eger ilkin talâk talebi zevceden vâki olmamissa, kocasi, mef'ulü (nesneyi) zikir etmeden, talâktü (bosadim) kelimesini demesi, sarih talâk olamaz. Fakat talâkin kinayesi olup olmadiginda tereddüt edilir. Sonra bu talâkin ne sarihi, ne de kinayesi oldugu fetvasini ibnu Hacer kitabinda yazdigini gördüm. Tabirinin zâhirinden anlasildigina göre, adamin söyledigi bu sözden önce, zevc ve zevce arasinda siddetli münakasa vâki olmussa da, yine söyledigi bu sözü bir sey ifade etmez. Burada Sebramelsin'in sözü sona erdi.
Bundan da anlasiliyor ki, talâk tabirinde, kadina veya talâk (bosanma) lâfzina delâlet edecek lâfzî bir karine gerekir. Böyle bir karine olmazsa, kalbindeki niyet tesir etmeyip, faydasiz bir söz olur. Nitekim (Minhac serhi) Nihâyetü'l-Muhtaç kitabinda müellifi demis ki: Talâkta (bosanmada) sadece niyet kâfi degildir.
Iste nakledilen bu ibârelere göre, konumuz olan (Talâkak, dü talâk, setalâk, tüberdâ-i bi) (Bir talâk, iki talâk, üç talâk sen bos olasin) tabirde baglama edati olan (B) harfi zikredilmedigi için, cümlenin evveli sonuna bagli degildir. çünkü onda irtibat alâmeti yoktur. Sübhesiz, yukarida geçtigi üzere, karinesiz veya talâka delâlet edecek, bir sey zikredilmeden sadece niyet etmek talâkin vukuunda tesir etmediginide anladin.
Öyle ise fetvada bahs ettigin adamin dedigi "Talâkak, dü talâk, se talâk" (Bir talâk, iki talâk, ü talâk) tabirleri baglantisiz oldugundan, batil bir söz olup, hiçbir sey ifade etmez.
Yalniz adamin "Tu berdâ-i bî" (Sen bos olasin) söyledigi kelimelerin, ne ifade ettigi mes'elsi, kaldi. Sayet, adam bundan üç talâk ile, sen bos olasin demek irade etmisse, üç talâki, yoksa bir talâk vâki olur. Halbuki bunu söyleyen hâdise sâhibinden ne kasd ettigini sordum, bos olasin meâlindeki sözü söylerken, üç talâki kasd etmedigi ve aklina bile gelmedigine dair yemin içerek bana cevab verdi.
Binaenaleyh bu tâbir Talâk-i recî (*) olup kendisine ric'at etmekle (kadinin tekrar kabul edip, rücû etmekle) emrettim. Ve hemen rücû etti. "Sayet, Ibnu Hacer'den nakil ettigin mef'ulsüz olan tallâktü (bosadim) kelimesi ile, bu adamin dedigi sözleri arasinda, fark çoktur. Zira admin mezkûr sözlerinde, sâyi olmakla beraber, açikça talâk kelimesi de vardir. O halde, cümlenin evveli sonuna bagli olduguna ibaresinden harf-i cer (baglanti harfi) olan (Be) edati hazf edildigine dair bir alâmettir. Öyle ise, kadin üç talâk ile kocasindan bosanmistir." desen, cevabinda derim ki, Ibnu Hacer'in kitabindaki mezkûr ibare ile, bu adanim tâbiri arasinda hiçbir fark yoktur. Çünkü mef'ûlün hazfi, harf-i cerrin hazfinden daha çok vâki olur. Bununla beraber, Ibnu Hacer, misal olarak gösterdigi mezkûr ibarede, zevc ile zevce arasinda, o anda vâki olan kavga ve münâkasalari gibi hâdiseler, talâk için, mevcut bir karine olduklari halde, âlimler, ona iltifat etmeyip hatta onu, talâkin kenayesinden bile, saymayarak bâtil bir söz oldugunu kabul etmislerdir. Öyle ise, konumuz olan bu ibarenin telâffuzunda da rabt (baglanti) adeti olmadigina göre, ona iltifat edilmez, (bir hüküm ifade etmez.)
Bu tabirle beraber, kuvvetli talâk karinesi olsa da, talâk mânasini melâhaza etmek gerekir. Mülâhaza edilmedigi takdirde telâffuzdaki talâk kelimesi, bir mâna ifade etledigi gibi karine dahi hükümsüzdür. Nitekim, Büceyremi kitabi, (menhec kitabi metninin) "ketallâktüki" (seni bosadim gibi) ibâresi serhinde demis ki, musannif bu kavlindeki, arapçada tesbih (benzetme) edâti olan kâf harfi zikir etmesinden maksadi, tâbirde geçen mef'ul (nesne) kelimesi zikir edilmezse, ona delâlet edecek bir karine olup mülâhaza edilmedikçe, talâk vâki olmadigina bir isarettir. Meselâ: birisi birisine "Sen kadinini bosadin mi " dediginde ona cevaben, bosadim, yâni kadinimi bosadim, dedigi tâbiri gibi. Talâki (bosanmayi) kasd ederse, vâki olur, yoksa vâki olmaz. Burada Büceyremi kitabindaki ibaresi sona erdi. Seyhimiz ve Islâm dininin seyhi, Verkanisli seyh Fethullah da (Radiyallahü anh) böyle fetva vermistir. Iste buna dikkat et!
Size ve yaninizda bulunanlara selâm olsun! Allah, Efendimiz Muhammed'e (Sallâllahü aleyhi ve sellem) âl ve sahâbelerinin üzerine, salât ü selâm eylesi!
Yirmisekizinci Mektub
Insanin aklina gelen bazi küfür vesveseleri gayri ihtiyarî hatiralarinin mensei ve onlari düsünceden def etmenin çaresi, nefsin kabzi halinde, onu zorlayip yapilan ibadetler, daha sabit ve yararli oldugu konular ve onlarla ilgili olan mes'eleler hakkinda Vanli Ahmed bey oglu Muhammed Siddik efendiye yazilmistir. Esasinda bu mektûb türkçe olup, diger bütün mektûblar gibi bir tarz üzere olmasi için arpçaya çevirdik.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Hiç bir varlik yok ki onu hamd ile tesbih etmesin. Salât ü selâm, efendimiz Muhammed'in (Sallâllahü aleyhi ve sellem) bütün âl ve ashâbinin üzerine olsun!
Bundan sonra, bu mektûb âlem kutbu kaymakaminin (Radiyallahü anh) perverdesinden, Allah yolundaki dogru dostu, Muhammed Siddik efendiyedir. Perverde evvelâ size selâm eder, hayir dualariyla sizi hatirlayarak ahvalinizden sorar. Ikincisi, muhabbetten haber veren mektûbunuz eline geçti. Içinde yazilan hâletlerin bahsini anladi. Insani küfre sürükleyen vesveseler ile, gayr-i ihtiyarî olarak kalbine âriz olan hâtiralar hakkinda, yazdiginiz bahislerin cevabi sudur: Bil ki bazi rivayetlere göre, sahabe-i kiramlardan (Radiyallahü anhüm) Fahr-i kâinat efendimize (Sallâllahü aleyhi ve sellem) gidip, " sübhesiz, kalbimize bazi seyler vâki olur ki onunla telâffuz edersek kâfir oluruz" diye durumlarindan sikayet ettiklerinde, Efendimiz (Sallâllahü aleyhi ve sellem) "Bu gibi seylerin hâtira gelisleri, imanin kemâlindendir"diye cevab buyurdular. Âriflerin bâzisi da seytan hirsiz gibidir. Hirsiz, bir karanlik eve girince eline geçen herhangi bir seyi alip onunla yetinir. Daha iyisini taleb etmez. Ev aydinlik ise, esyanin en iyisini çalip gitmeye acele eder. Seytan da böyledir. Insan kalbi, günahlar karanligi ile karanlik oldugu müddetçe, vesveseli seylerden herhangi birisini o kalbe düsürmesi ile râzi olur. Kalb tâat ve riyazetlerle aydinlaninca, ondan îmâni siyirici vesveseleri içine atmaya çalisir. Allah, bizi ondan korusun!
Binaenaleyh, bahsettiginiz vesvese ve hatiralarin mensei, seyhi âzam ve en büyük mürsidimiz olan El-Seyh Fethullah'in(Radiyallahüanhümâ) (Allah üzerimize bereketini nazil eylesin) himmetleri dolayisiyla,size hâsil olan imanin kemâli, kalbinizin aydinlatmasindandir. O kötü vesves ve evhamlerin, kalbden siyrilmalarinin çaresi, Gavs-i âzam Seyyid Sibgatullah El-Arvasî (Kuddise sirruh) minehinde buyurdugu üzere, o haletlarin kalbe gelip gitmelerine iltifat etmemektedir. Ve gögüs hizasinda mezkûr seyh-i âzamin râbitasina devam etmektir.
Uykusuz kalip sarhoslar gibi oldugunuzu yazmistiniz. O halin, Allah'a olan sevginizin siddetinden oldugu umulur. Allah onu günbegün arttirsin. Râbitada ve vird çekmekte gevseklik etmeden, onlara çalisip, kalbinize gelen hâletlere iltifat etmemeniz lâzimdir. Kabz ve nefsi zorlamakla bazi vakitlerde, yapilacak tâatler her zaman ve her yerde,kabule daha yakin, daha yerinde olup yararlidirlar. Selâm hidâyete tâbi olana, Mustafa'nin seriatindan ayrilmayanlarin üzerine olsun ve Mustafa'nin (Sallâllahü aleyhi ve sellem) âl ve ashâbinin üzerine de salât ü selâm olsun!
Yirmidokuzuncu Mektub
Bu hakir Muhammed Alâuddin'e, Allah, onu Hazret'in mütâbet ettigi yoluna hidayet edip, hazretin nazar ve sefketinin yerini eylesin. Mektûb, bazi maslahatlar ile, sâlik tasavvufta karsilastigi sikiniti ve üzüntü, manevî yükselmesinin artmasina yardimci olduklarinin bilinmesi lâzim oldugu hakkinda yazilmistir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Hiç bir varlik yok ki onu hamd ile tesbih etmesin. Salât ü selâm efendimiz Muhammed'e (Sallâllahü aleyhi ve sellem) âl ve ashâbina ve zürriyetine olsun.
Bundan sonra, bu mektûb, âlem kutbu kaymakaminin (Radiyallahü anh) perverdesinden gözünün nûru, mürsidinin oglu, Alâuddin'edir. Allah, onu mukarrebûn (Allah'a yakin olanlarin) temennilerinin son makamina yükseltsin!
En büyük mürsidin ev halkinin durumundan haber verici mektûbunuz, perverdeye ulasti. Ey aziz! Perverde, malûm olan o halleri isittikten sonra, Nursin'e gelmesi için, ona (malûm olan kadina) haber göndermek istedi. Sonra bu düsünceden vaz geçip, ona sert sözler göndermeyi düsündü. Böylece kendisi yerindedurup, ortadan sikintinin zail olmasiyla, istediginiz sekilde sözünüze muvafakat edecegini zan eder.
Seyhin (Radiyallahü anh) evi (Pirnasin) köyüne gidecek mi, yoksa gitmeyecek mi Sayet gitmesi arzu edilse, perverdenin on gün sonra, size gönderecek haberinden sonra olsun!
Malûm kadina karsi, cenabiniz muamelesi, sefkat ve melâyemetle olsun! Bununla beraber, perverde ondan ülfiyete aykiri bir sey istse, kendisine sert haber göndermekle, muamelede bulunacaktir. sen De gevseklik etmeden, cenabinza tavsiye edilen seyle mesgul ol! Eger sana telkin edilen seyleri, naksibendî nisbetinin hakkini muhafaza edersen, bu yolda size hâsil olacak sikinti, manevî makama yükselmenize yardimci ve terakkinizin artmasina sebeb oldugunu bil! Beyit:
"Tarikatta sâlikin önüne gelen her sey, onun hayrinadir.
Ey gönül! Dogru yolda olan kimse yolunu kayip etmemistir."
Sana ve Mustafa'nin (Sallâllahü aleyhi ve sellem) seriatina tâbi olana selâm olsun! O, seriatin sahibine, âline de salât ü selâm ve senâ olsun!
Otuzuncu Mektub
Ilkin Allah, irade, sifatiyla kulun kalbine tecelli etmezse, kul onu taleb etmeyecegi, öyle ise, mürid, murad (istenilen) hakikatta muhib (âsik) mâsuk (sevgili) oldugunun beyani ile, bu konu ile ilgili mes'ele hakkinda,pederinin halifesi, riyaset ve tekadüm ile zâhir ve bâtin ilmlerini derleyen, Taskesenli Molla Ahmed'edir (kudduse sirruh)
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir varlik yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam Efendimizin (Sallâllahü aleyhi ve sellem) âl ve ashâbinin üzerine olsun! Bundan sonra, bu mektûb, âlem kutbu kaymakaminin perverdesinden, en aziz, serefli âlim ahadin (Allah) nûrunun vasitasi, halki samed olan Allah'a celb edici, ebedî feyizlerin kaynagi, seydaye mensûb baglantinin vasitasi, zamaninda tek manevî makam sahibi, serefli efendimiz seyh Ahmed'edir. Devamli olarak halk kendisinden faydalanip kemalin nihayet derecesine yükselmis olsun.
Perverde, o taraftan kendisine bir haber gelmesini Allah'tan rica edip intizarinda idi. O taraftan lâtif bir rüzgâri celb edecek bir haberi size göndermedigi için, hususan müjdeciniz geldigi günde, bir saat sonra, kendi nefsini kinadi. Misafir divaninda (odasinda) türbe-i muazzama karsi otururken, Bilkîs (*) tarafindan Süleyman'a (aleyhisselâm) gelen çavus kusu gibi, elçiniz gelince, gayet sevinerek nes'esi kuvvetlendi. Çünkü ondan, o tarafin kokusu gelip, oradan bahis ediyor. Siir:
"(Ey elçi) eger onun (Semseddin'in) tatli dudaklarindan çikan bir selâm haberi, sende olsa, söyle.
Ve eger onun miske benzer gönlünden çikan bir haber bilsen getir.
Basin ne kiymeti var ki, Semseddin'in ayagina feda edeyim.
Semseddin'in ise ismini söyle ki, senin üzerine rûhumu saçayim."
Perverde, elçinizle nasil sevinmesin ki, kendisi merkadi (türbe-i muazzam) in yaninda bulundugu halde, lâkin ona hâsil olan ni'met sizin himmet ve duanizin bereketi ile oldugunu bilir. Siir:
"Ayil! tâ ki, birdenbire onadan (manbubdan) bahs etmeyip de âsiklik vasfi bizdendir söylemeyesin.
Ask ile kimse gibi, ask ondan (mahbubdan) olup sende zâhir oldu."
Sayet Allahü teâlâ irade sifatini kulun kalbi üzerine tecelli etmezse fakir kula taleb ve irade sifati nasil hâsil olacaktir Iste bunun için, yüce zâtin :
"Bir kimse taleb edip, çabalarsa, matlubuna erisecektir." dedikleri sözlerinin mânasi tersine olup maksadlari, Allah'in iradesine nâil olan kimse taleb eder ve matlubunu bulur, demektir.
Hulâsa, kul, bos bir kap hattâ kitabin cild ve nakisina benzer. Beyit :
"Mânayi sen verirsin ey seker agizli (sevgili) !
Ben ise kitabin cildi, ses ve harf gibiyim."
Üstâdin (Radiyallahü anh) ev halki ile o mübârek mekânin sakinleri hepsi selâmette olup en olgun olan efendimiz Halife Molla Resid rahatsizdir. Çünkü kendisinde iki aydan beri bir nevi hastalik vardir. Bugünlerde biraz hafiflesip bazi günlerede evinden çikmaktadir. Hattâ güzel esen rüzgâr gibi tarafinizdan gelen haberin zamaninda perverdenin yaninda oturuyordu. Fakat bir saat disari çiktiktan sonra, artik ancak üç dört gün evden çikmaz olur. Bir çok hastaliklari vardir.
Muhammed Said, ilm icazetnamesini alip dolayisiyle giyicek kiyafetini degistirmistir. Buna da Allah'a sükür olsun! Kendisi de, kendine ve üstad-i âzam (Kuddise sirruh) evlâdina torunlarina cenâbinizdan duâ diler. Hepside ayaklarinizdan öperler. Seyh-i âzamin (Radiyallahü anh) bütün ev halki selâmette olup istirahat safhasinda oturmaktadirlar. Molla Alâuddin ise, simdilik burudu idi. Mâruf okumak için Balekan (*) köyündedir. Bitlis vilâyetinde fedailerin (Hiristiyan gerillalarinin) bahsi kesildi. Ama Van'da çogalip, orada bir çok hâdise vâki olmustur o hâdiselerde Gevasli Molla Mehmed'in kardesi öldürülmüs, diger kardesi de, zimmîlerden çogunu hattâ ahtimar (**) kilisesinin reisi olan kitrakösü de öldürdü, sonra tahmanisli Hüseyin de Molla Mehmed'in mezkûr kardesini öldürmüstür.
Perverde ellerinizden öper, cenâbinizdan duâ taleb eder. Molla Ibrahim'e selâm edip Molla Ziyâuddin ile Muhammed Sirri'nin gözlerinden öper. Allah, onlari mukarrebundan (ona yakin olanlardan) eyleyip uzun ömürler versin! Molla Hüseyin, faki Muhammed'e ve daha baska sâlik, mürid ve talebelere selâm eder. En resid olan halife ve Molla Muhammed Emin de ayaklarinizdan öperler. Allah'in salât ü selâmi efendimiz Muhammed'e (Sallâlahü aleyhi ve sellem), âline olsun.
Otuzbirinci Mektub
Sâlike, bir hal peydâ olmamasi da ona manevî bir hâlet oldugu, Allah'in muhabbeti artmasina sebeb olacak sekilde sâlik, kendi nefsinin kusurunu görmesi, kendisinde hâletin mevcûd olup olmadigini düsünmesi, bütün varligiyla Allah'a yönelip, yüce Allah'in (Celle ve alâ) fazîletini düsünmesinin, lâzim oldugunun beyâni hakkinda halifesi olan Tilli köyünden seyh Sihabuddin'edir. ALLAH'A HAMD EDIP RASULULLAH (s.a.v.) E, AL VE ASHABINA SALAT Ü SELAM GETIREREK ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bu mektûb, âlem kutbu kaymakaminin perverdesinden, Allah yolundaki kardesi ve dogru, muhterem dostu, Seyh Sihabuddin efendiyedir. Sevgili ve onda hâletlerden bahsedilen mektûb perverdeye ulasti. Çünkü onda bahsedilen haletsizlik ve manevî halden bir parçadir. Tarikat reisi, Sâh-i Naksibend lâkabiyla bilinen zat, (Kuddise sirruh) buyurdular ki: "Bu tarikattan oldugunu iddia eden kimse, nefsini Frenk kâfirlerinden daha kötü bilmesi gerekir."
Bundan anlasildi ki, mürid Allah'a tâat etmek hususunda nefsini taksiratli görmesi lâzimdir. Nitekim Hâce Alâuddin de buyurmus ki, " Sâlik için daima kendini kusurlu müsahede etmesinden baska kendisinde ümid edilecek manevî bir makam yoktur," her an kusur kapisindan girip, Allahü teâlânin kerem ve lûtuflarini, kendisinde istidat ve kabiliyyet olmayip ondan uzak ve onu terk ettigini mülâhaza etmesi, lûtuf ve inâyetine siginmasi lâyiktir. Sâlik tkendisinde bu kusuru görmesi, Allah'a karsi olan muhabbetinin eksik ve yok olmasina sebeb olmaz. Hattâ muhabbetin artmasina sebeb olur. Çünkü muhabbet, Allah'a itâat etmek demektir. Nitekim, siir:
"Allah'a isyan eyledigin halde ona karsi muhabbetin oldugunu açikliyorsun.
Rabbime and ederim ki, bu is kiyas etmekten gerçekten garibdir (bilinme bir seydir).
Sayet Allah'a olan muhabbetin dogru olsaydi, ona itâat ederdin.
Çünkü seven sevdigi kimseye itâatkârdir" (*) denilmistir.
El-hâsil, sâlik nefsinin kusurunu görmek, onu kötülükle ittiham etmek ve ona güvenmemk, bu tarîkatta en önemli seylerden olup tâlip olan kimse, bu hususta çalismasi, hâletlerin zuhuruna itimad etmemesi ve zâhir olup olmamasi, Allah (Celle ve alâ) ya havaledir. O hususta kuluna seçtigi sey, kul kendine seçtigi seyden evlâdir. Kulu için neyi seçerse, onda hayir vardir. Iste bu nedenle, "tâlib ihtiyarsiz olmasi gerekir." denilmistir. Hattâ sevgilinin yapacagi sey sevilir. Tâlib benim için muhabbet olup olmadgi düsüncesiyle mesgul olmasi, Allah'tan baskasiyla mesguliyeti demektir. Kendisine yariyacak rücû edecek (dönecek) hâletlerin herhangisiyle, mesguliyetin durumu da, böyledirler. Belki sirf Allah (Celle ve alâ) nin zâtini düsünerek kendini ibâdetine lâyik olmadigini ve fazileti, kemâlin son derecesinde olup Allah (Celle ve alâ) hiçbir maksad veya ivaz için isleri yapmadiginin bilmesi vacibdir.
Mektûbda bahsettigin tefekkürler ise, onlar nefsin faydasi ve ona fayda taleb edilmesi hakkinda olduklarindan terk edilmesi ve hiçbir fayda taleb edilmesi düsünmeden külliyen Allah'a (celle ve alâ) yönelmek yakisir. Size Muhammed Emin'e, Seyh Nureddin'e, Sâdik efendi ve diger seyhlere, köy halkina selâm olsun. Dünya fani olup onun için çalismak, aziz olan ömür, bos olarak zayi oldugu bilmelidirler. Baki kalacak ancak âhiret olup, ona çalismak lâzimdir.
Bundan sonra, perverde sunu der ki, giyinecek bir elbise heyetinde râbita ile mesgul olup baskasinin tefekkürünü terk et! Allah, efendimiz Muhammed'e (Sallâllahü aleyhi ve sellem), âl ve ashâbina salât ü selâm eylesin!
Otuzikinci Mektub
Allah'a hakikî sükür etmek, insan bütün organlariyla ona itâat etmekten ibaret oldugu zât-i bârîsi için olmadan veya mürsidlere mütâbeat edilmeden yalniz seyhlere intisab ve siginmanin fayda vermedigi ve dünya isleri din islerine tâbi olup, aksi ise, muteber olmadigi hakkinda Hinis kalesinde mukîm Nasreddin Bey'edir.
Allah'in resûlüne (Sallâlahü aleyhi ve sellem), âline ve zevcelerine, zürriyetine salât ü selâm getirip,
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bundan sonra bu maktûb, âlem kutbu kaymakaminin perverdesinden, en aziz dostu olan Nasreddin Bey'edir. Allah, onu dünya ve âhirette âfetlerden muhafaza eylesin! Sevgiye dayanan (üstad-i âzamin) esigine karsi olan tezellül ve yalcarmanizdan haber verici mektûbunuz, perverdeye ulasti. Bu durumunuza göre, Allah'a hamd etmeniz vacibdir. Çünki bu, dünya ve âhirette manevî yükselmeye Allah (Celle ve alâ) ya yaklasmaya sebebdir. Rizâsina kavusmak için, bir merdivendir. Sükür, insan, bütün emir olundugu seyleri yapmak, nehiy olundugu seylerden sakinmak, bedenindeki bütün uzuvlari neye yaratildiklari vazifelerde sarf etmektedir. Yani isitme duyusunu, va'di, sohbeti, Kur'ân-i Kerîm'i dinlemeye, görme duyusunu Kur'ân-i Kerîm'e ve sâlih zatlarin yüzlerine bakmaya sarf edecek, onu ayaklarinin vazifeleri oldugu gibi, camilere gitmeye vesile eder. El vazifesi de bu oldugu gibi, onunla ehlullah'a hizmet edcektir. Allah (Celle ve alâ) nin yapmasina râzi olmadigi ve nehiy eyledigi seyde sarf edecektir. Su da bilinmelidir ki, seyhlere, dervislere yalvarmak, ancak Allah (celle ve alâ) zâti için olsa, fayda verir. Baskasi için olsa, faydasi azdir. Zira onlar, haklarinda itikad eedildikleri gibi olsalar, duâ ve iltifatlarina mazhar olup sevgilerini celb etmek için, az da olsa, onlarin yaptiklarini yapip, onlara muvafakatin husulü ile olur.
Öyle ise ey sâdik (dogru) kimse, üstad-i âzamin (Radiyallahü anh) mütâbeatini ve ona mensub oldugunu düsünüp, o nisbeti Allah'a yaklasmaya sebeb etmen lâzimdir ki, dolayisiyle dünya rütbesi de hâsil olur. Onu, dünya menfaatinin husulüne vesile etme! Ki âhiretin faydalarindan mahrum kalmayasin. Zira bir kimse, âhireti veya sirf Allah (Celle ve alâ) nin zâti için ona yönelse, nitekim lâyik da budur, dünyasinin isleri de, bununla hâsil olur. Nitekim hadîs-i nebevî, sahibine, âline salâvatlarin en kâmili selâmlardan en tamami olsun da bu mânaya delâlet eder.
Perverdeyi, size bu kelimeleri yazmaya sevk eden sebeb, size karsi olan âtinasi ve Allah'a (celle ve alâ) yaklasmaniza ve üstad-i âzamin (Radiyallhü anh) esiginde olanlarin yoluna dahil olup arkadaslarindan geri kalmamaniz hakkindaki hirsidir.
Sayet size yazdigim bu seylerle amel edersen, mektûbunda bahs ettigin temennilerin, gecikmeden Allah'in minnetiyle size hâsil olacaktir. Allah, sâdât-i kiramin (Kuddise sirruhüm) himmetleriyle onlarla imtisal etmeyi sana nasib eylesin! Talha efendi, Emin efendi, Ali bey ile Abdülhakim efendinin ogullarina ve diger müridlere selâm ederiz. Allah'in salât ü selâmi, efendimiz Muhammed'e, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) âline ve ashâbina olsun!
Otuzüçüncü Mektub
Bu yüce tarikatin esasi, ondan maksad, istikamet, dogruluk oldugu, mürid amel etmeye çalismasi gerektigi, Naksibendî sâdâtinin (Kuddise sirruhüm) maksadlari, sirf zât-i Bârî'ye (Celle zatühü) hasr olundugu, mürid için faydali olan sey, kendisine hâletlerin zuhârunda bile, islerini mürsidine havale edip mürsidi isterse o hâletleri kendisine açiklar, isterse onlari gizleyecegi konularin beyani ile, tarikatin bâzi âdâbi, bütün bu konularla ilgili mes'eleler ve Hinis kalesindeki müridlere eyledigi bâzi nasihatlari hakkinda, Hinis kalesi mescidinin müezzini olan Molla Ismail'edir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir varlik yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salât ü selâm, Efendimiz Muhammed'e, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) âl ve ashâbina olsun! Bundan sonra, bu maktûb, âlem kutbu kaymakaminin perverdesinden, Allah yolundaki kardesi Molla Ismail'edir. Allah, onu dostlarindan eylesin!
Sübhesiz, bu yüce tarikatin Allah, o tarikat sâdâtinin rûhlarini kutlasin. Esasi ve Üstad-i a'zamin mektûblarinda def'alarca takrir eyledigi gibi, ihlâs (dogruluk), muhabbet ile mürside teslim olmaktir. Sâlikte bu üç sey mevcud olsa, halet ve sevklerin itibari yoktur. Sayet halet ve sevklerde, mezkûr üç vasiflar ile mevcud olurlarsa, ne iyi. Olmazlarsada zarar yoktur. Mezkûr üç vasiflar mevcud olmazlarsa, hiçbir seye itibar edilmez. Öyle ise, mürid bu üç seylerin tahsiline çalismasi ve icab eyldikleri seylerle amel etmesi lâzimdir. Çünkü bu üç sey, mevcud olduklari zaman, parlak islâm seriatindan en büyük maksad olan istikamet vasfi da onlara terettüp eder.
"Tarikattaki is bu üç seyden baska hiçbir sey degildir." Sâlikin tâatinda bir gevseklik vâki olsa, ondaki kusurundan olup, Allah'in (Celle ve alâ) ihsaninda, kezâ sâdâtin himmetlerinde hiçbir noksaniyet olmadigi bilinmelidir. Siir :
"Her ne noksan ve suç ki vardir, bizim düzensiz ve yakisiksiz olan kâmetimizdendir. Yoksa senin hediyen kimsenin boyuna kisa degildir." (*)
hâce Muhammed El-Ruci, mürid, tâatta çalisip keramet ve manevî haletlerin kendisine hasil olmasina bakmamasi gerekir. Çünkü tasavvuf ehlinin bütün tahkikçileri, bu dünya evi, amel etmek yeridir. Mükâfat evi ise, âhiret olup, sayet îmâni kuvvetlenmesi için, bir kimseye, bu dünyada mükâfat olarak bir sey verilse, kendisi onu vaktinden önce,acele ederek talebinde bulundugu, ona verilen o ni'met yerinde olmayip belki yeri âhiret günü oldugu kanaatindedirler.
Öyle ise, cesaretli bir adam isen, tâat ve ibadete çalis. Âhirette mükâfati çoktur. Bununla beraber, Naksibendîlerin tâattan maksadlari, yalniz zât-i Bârî'nin râzasinin talebine hasr edilmis, Allah'in (Celle ve alâ) zatindan baska bir sey'i düsünmezler. Müridlerden biri, seyhine dedi ki: Ben falan sahraya gittim. Oradaki bütün agaç ve bitkiler benimle konustular. Seyh ona, senin bu haline taaccüb ederim. Ben senin ile Allah'in (Celle ve alâ) arasinda vasita oldugum halde, sana bu halet nasil geldi diyerek onu tevbeye davet edip, adam tevbe etti. Sonra müride dedi ki, tevbenin kabûlünün alâmeti, o sahraya gidip, o agaç ve bitkilerden hiçbir sey isitmemektir.
Demek ki müridin kendisini mürsidine havale etmesi lâzimdir. Ona arzû ettigi sey'i mürid sahsen kendine irâde ettigi seylerden hayirli oldugunu, ona hasil olacak sühûd, istigrak ve daha baska haller mürsidinin görütsüne havale edildigini, vakitleri gelince, onlari kendisine açiklayacagini, yoksa ondan gizleyecegini kat'î olarak bilmesi gerekir. Hattâ yaptigi amellerin, kendisine bir çok faydalar saglamasi için, mürsidinin râzasindan baska bir sey taleb etmemesi lâyiktir. Siir :
"Madem ki iki âlemde (Dünya ve âhirette) bana bir dost (Allah) lâzimdir. Cennet, cehennem, hûri ve usaklarla ne isim vardir "
Sana adetleri beyan edilen virdlerini yapip bitirdikten sonra, üstadinin rabitasiyla mesgul ol! Sana kalb huzûru ve istiyak hasil olduklarinda, bu huzûr ve kalbin tarafina iltifat et! Baska bir sey ona dahil olmamak için, kalbin üzerinde otur! Sayet böyle yaparsan, kalbe yaptigin o teveccühün, sarti hasil oldugu takdirde, yani kalbine dikkat edip, o huzurdan baska, hattâ kalbini bile mülâhaza etmezsen, sana bu âlemden hattâ kendi nefsinden bile gaybet (kendinden geçme) haleti hasil olmayacagini zannetmiyorum. Eger baska bir sey kalbine vaki olsa, hemen üç def'a,Yâ fe'al (ey dedigini hemen yapan Allah) de! O hatirina gelmezse, kalbinde "Lâ ilâhe illâllah"yani hakikatta Allah'tan baska bir Ilah yoktur, de!
Sana, umûmî ve husûsî olarak, diger mürid ve tâbilere selâm ederiz. Allah'in (Celle ve alâ) rizâsini kazanmak için, gayet cehd edip dünyanin fâni oldugunu, yalniz ona çalisan kimse, hava üzerinde bir bina insa etmesine, suyun üzerinde yazi yazmasina, çalisan kimseye benzedigini, âhiret için amel etmek, hattâ ancak Allah'a (Celle ve alâ) hassaten yapilan amel, birçok faydalar saglayip dolayisiyla ona sayilmayacak kadar ni'metler terettüp eylediklerini bilsinler! Hatme yapmaya, üstaddan bahsetmeye, onun sohbet ve kavusmasi kendilerine hasil olmadigina dair hasretine çalissinlar! Allah'in salât ü selâmi mevlâmiz Muhammed'e, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) âl ve ashâbina olsun!
Otuzdördüncü Mektub
Birisi zevcesine mahallî lisan ile: be se telâki be fetvâ tü jimin berdâ-i bi "Fetvâsi olmayan üç telâk ile sen benden bos olasin." dedigi bu sözü ile, velev ki bosanmayi niyet etmediyse de, mahallî lisâni olan "tu berdayibi" sen bos olasin kelimeleri talâkin sarihi ve (se) = (üç) kelimesi de, talâkin sayisi için, sarih olduguna binâen, adamin üç talâki mi veya bosanmaya niyet ettigi taktirde, bulâfzin delâlet ettigi talâk sayisinin en azina hamlederek tek bir talâki mi vâki oldugu, (se) kelimesi de, arkasindan gelen talâk kelimesi gibi talâktan kinaye oldugu ve ikinci sikkin yani tek bir talâki vâki oldugunun tercih edildigi ve o konu ile ilgili mes'elenin beyani hakkinda Dignöklü (*) Molla Ali'ye gönderilmistir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, Allah'a mahsustur. Salât ü selâm Allah'in resûlüne, âline, ashâbina ve zevcelerine, ona yardim edenlere olsun! Bundan sonra, bu mektûb, âlem kutbu kaymakaminin (Kuddise sirruh) perverdesinden, Allah yolundaki kardesi,parlak islâm seriati için insaf ve tam gayret sahibi, hakka talib, taassub ve mesrû olmayan yollarda bulunmayan, yüce mertebe sahibi Molla Ali'yedir. Allah onu mütakaddim âlimlerin yollarinda sâlik eylesin.
Birisi, Be se telâki bî fetvâ tû jimin berdayi bi hattâ Bagdâyi fetvâ tü ne bî "Zevcesine üç telâk ile sen benden bos olasin. Bagdad'a kadar feva olmasin." dedigi sözlerinden talâki vâki olmadigina dair, sizin ve Molla Abdullah'in mektûbu perverdeye ulasti. Kitablara müracaat etti. Bu hususta açik bir mes'ele görmedi. Lâkin bu sözü karisina söyleyen kimse, talâka niyet etmediyse, talâki vâki olmadigina dair kitablarda sariha benzer bir mes'eleyi buldugunu zan eder. Çünkü, fikih kitablarinda, bu konuya ait bütün ibareleri, bu lâfizlar talâk (bosanmak) ve talâk sayisi için sarih degil de, talâk sayisindan kinaye olduklarina delâlet etmektedirler. Mesalâ: Ahmed bin Hâcer, (Tuhfetül Muhtaç) kitabinda, talâktan kinaye olan tabirleri, ta'dât ettikten sonra, demis ki: Sayet kadin, kocasina "Ben bosanmisim" dediginde, kocasi "bin kere" demis olsa, (Imâm-i Sâfiînin telmizleri, onun kelâmindan istihraç ettikleri veya kendilerinden içtihad etteklerine göre), bu sözleri talâk ve talâk sayisinin kinayeleri olur. Sayet söyledigi anda, yalniz talâki (bosanmayi) kasd etmisse, sayisi belli olmayan talâki vâki olur. Hem talâki, hem de sayisini kasd etmisse, niyet ettigi talâkin adedi, vâki olur. Bu fetva,Ravda va baska (Sâfiî mezhebindeki) kitablarinda geçen arapça "Enti vahidetün ve selâsetün" sen birsin veya sen üçsün. Tabirleri hakkindaki hükümden alinmistir veya kocasindan o, bos mudur soruldugunda, cevabinda "üç" dese, yine yukarida kadin kocasina ben bosanmisim, dedigi tabirin hükmü gibidir. Burada Ibni Hâcer'in dedikleri sona erdi.
Ibni Hâcer'in mezkûr kitabinin hâsiyesi olan Dagistânî'de, Nihayetül Huhtaç kitabinin hâsiyesi olan, Ali Sebramelisin'den (*) naklen "tabirde geçen hükmü gibidir" dedigi sözlerinden maksad, kocanin bu cevabi daha evvel ibarede geçen "bin kere" dedigi sözü gibi kinayedir. Yine tabirinde geçen arabca "mislühü" (onun gibi) kelimesinin bitisigindeki gâib zamiri, (Üçüncü tekil sahis zamiri) daha önce kelâminda geçen, "Ben bosanmisim" ibaresine aittir. Ibni Hâcer'in mezkûr tabirine benzer. Nihayetül Muhtaç kitabinda da bir ibare vardir.
(Sâfiî mezhebindeki) fikih kitablarindan El-Envar kitabi talâk bahsinde su tabir geçer: "Eger birisi, karisina, "enti tâlikun se bare." (Sen üç kere bossun.) dese, ceddim demis ki, çogunlukla insanlar arasinda câri âdetlerinin zahirine göre, bu tabirden üç talâk irade edilir. Fakat, Rafiî: Bu sözü söyleyen kimseye müracaat edilip niyetine göre fetva verilmesi muhtemeldir."dedi.
El-Envar hâsiyesi Kümesra El-Envar'daki ezkûr ibaresinin hâsiyesinde demis ki: "Se bare" tâbirinin manâsi, üç kere demektir. (Rafiî demis ki) kavli ise, Rafiî onu Rüyânî'den hikâyet etmistir. Yine mezkûr ibarede geçen (ceddim) kavli de, Rüyânî'nin kavli olup yani Rüyânî'nin ceddi demektir. Hakikatini anlamk istersen, bunu arastir. Yine Envar'in "Bu sözü söyleyene maracaat edilip" dediginin manâsi, bu sözü söyleyen kimseden maksadi ne oldugu sorulur, demektir. Burada Kümesra'nin sözü sona erdi.
Iste, ey kardesim! Düsün ki bu nakillerden anlasildigina göre, fikih âlimleri, talâk mes'elesinde yalniz talâk sayisi olan üç bes gibi lâfizlarla nazari itibare almayip belki o sayilardan sonra gelen temiz kelimesine (o sayinin neden ibaret oldugu kelimeye) yani talâk kelimesini muteber tutmuslardir. Eger fikih ilmince, sayidan sonra temiz kelimesi, talâkin sayisindan kinaye ise, ifadede, telâffuz edilen adedi de, kinaye olarak ona tabi etmislerdir. Bahs edilen temiz kelimesi, bosanma için sarih ise, ondan önce zikr edilen adedi de, (1,2,3) sarih olarak saymislardir.
Zannima göre, Envar kitabindaki ikinci tabir ile, bahis konusu olan adamin tabiri gibi olup, aralarinda fark yoktur. Yani her iki tabirde de, sarih olan adet, talâkin sarihine delâlet etmedigi bir kelimeye izafeedilmislerdir. Zira, tabirinde geçen (telâk) kelimesi, Nihayetül Muhtaç kitabi sahibinin görüsüne göre, mutlaka talâktan kinayedir. Ahmed bin Hâcer'in görüsüne göre, mutlaka kinaye olmayip belki talâk degil, telâk ile telâffuz eden kimse, ta harfini te harfine tebdil eden kavimlerden olmamasi kaydiyla kinaye olur. Hattâ Ibni Hâcer'in mezkûr kitabinin hâsiyesi olan Ibnu asim kitabindan, Sâfiî âlimlerince, telâk (mastar) kelimesinintelâffuzunda degil, tâlik (ismi fâil) kelimesinin kinaye olup olmadigi hususunda ihtilâf oldugu anlasilir.nitekim mezkûr hâsiyede demis ki: Fer'ûn (geçen konu ileilgili bir dal) ama te harfi ile telâffuz ederek Aleyyettelâk (telâk üzerime düssün!) tâbiri, avam tabakasindan olsun, fakih olsun, herkes hakkinda kesin olarak talâkin kinayesidir. Bu tabir, (te) ile telâffuz olunan tâlik tabiri arasindaki fark ise, sudur ki, te ile telâffuz edilen telâk kelimesi için, manâ yoktur. Fakat masdar olan telâk kelimesine, bir manâ oldugu muhtemeldir. Burudu Ibnul Kasim'in ibaresi sona erdi
Tuhfetül Muhtaç ve diger kitablarin ibarelerinden istifade edildigine före, yukarida geçen El-Envar kitabindaki "enti talikun se bera" tabirinin iki manâsindan ikinci ihtimali dogrudur. Yani kinaye olup, hüküm söz sahibinin niyetine baglidir.çünkü onda kavmin lügat ve âdetleri, telâk ile telâffuz edilmesinin, sarti nazari itibare alinmamistir.
Revd kitabi ile serhinin ibaresi ise, bu konuda meâlen söyledir. Talâk hususunda muvataat (anlasma), kinayeyi sarihe eklemez. Meselâ: kocanin kullanacagim "sen üzerime haramsin" tâbiri telâktüki (seni bosadim) tabiri gibi talâkin sarih olsun, diye muvafakati, yani koca, "Ne vakit karima sen bana haramsin" cümlesini desem, bundan sübhesiz talâki idare ediyorum dedikten sonra, karisina sen bana harramsin demesi, talâkin sarih olmaz. Belki, iptidâen söylemis oldugu gibi kinâye olur. Zira, bunu söylerken daha önce niyetinin degismis oldugu muhtemeldir. Burada Ravdü ile serhinin ibareleri sona erdi.
Iste bu mes'elenin tahkîkini, fikih kitablarindan böyle anladik. Seyhim ve islâm seyhi El-Seyh Fethullah (kuddise sirruh) dahi bu sekilde fetve vermistir. Sayet sizde de bu hususta bu fetvadan baska sarih bir ibare varsa, bizi ikaz ediniz! Allah'in salât ü selâmi Efendimiz Muhammed'e, (Sallâllahü aleyhi ve seallem) âline ve ashâbina olsun!
Otuzbesinci Mektub
Arvasli Molla Abdülhakim'e. Nikâh hakkinda Sâfiî olan bir kimse, Ebû hanife, Allah ona rahmet eylesin! Mezhebini taklid etmesi (uymasi) câiz olup olmadigi, nikâh akdi hüküm ve ifta verme kabilinden olup olmadigi, bir kimse hüküm ve iftade taklit eyledigi imamin mezhebinden baska bir mezheb imamini taklit etmesinin, tamtlit etmeden her dört mezheb ile amel etmesinin câiz olup olmadigi konular ve bunlarla ilgili mes'elelerin beyani hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bu mektûb, Arvas'in yüce kapi esiginin (Allah onun yüce sâdâtinin rûhlarini kutlasin!) hizmetkâri olan Muhammed Ziyâuddin'den, en serefli kardesi, en saâdetli dost, zekâ ve temiz kalb sahibi, kendinde güzellikler ve dirayeti toplayan, sâlih âlimlerin bakiyesi Molla Abdülhakîm'edir. Allah, onu dogru ve saglam yolda sülûk etmeye muvaffak eylesin! Size selâmdan, dünya ve âhirette saâdetinize, âfetlerden selâmetinize duâ ettikten ve sizden duâ taleb eyledikten sonra, size sunu bildireyim ki, din mes'eleleri ile, onlari kabul edip kâmil âlimler nezdinde kabule lâyik olan dogru ilmî mes'eleleri idrak ve kabul etmenize dair ondan gayret kokusu yayilan mektûbunuz bize ulasti. Mektûb dört mes'eleden bahs etmektedir.
A) Sâfiî olan bir kimse, nikâh için, Ebû Hanife'nin (Rahimehullah) mezhebini taklid etmesi câiz olup, olmadigi.
B) Böyle bir akdin, hüküm ve ifta kabilinden olup olmadigi.
C) Âlim bir kimse, kendi mezheb imamindan baska diger bir mezheb imaminin hüküm ve iftasiyla hüküm ve iftasi câiz olup olmadigi.
D) Fikih kitablarinda yazildigina göre, avm tabakasindan olan kimseye muayyen bir mezheb olmadigina binâen herhangi bir imamin mezhebini taklid etmeden, her dört mezheble amel etmek câiz olup olmadigi.
Biz: Tevfik ancak Allah'tan, tahkik yollari ancak kudretinin elinde oldugu halde, sorulan bu
suallerin cevabinda, deriz ki: birinci mes'elenin cevabi: Mustuluhat-u Ibni Hacer, (Ahmed Bin Hacer'in te'lifi hakkindaki istilâh terimlerine mahsus) adli, te'lif sahibi El-Seyh Muhammed demis ki: alti sartla mezheb imamlarindan, herhangi birisinin mezhebinin taklid edilmesi, câizdir.
1) Kendisine taklid olunan imamin mezhebi, müteferrik olmayip, derli toplu olmasi.
2) Bir mes'ele için mezhebinden baska bir mezheb imamini taklid eden kimse, o mes'eleye ait olan sartlari ezbere bilmesi.
3) Taklid eyledigi mes'elede kizinin hükmü, iptal olunmamasi. (*)
4) Ruhsatlari kast ederek arastirmamasi yani bir mezhebden yalniz en kolay fetve ile amel etmek için arastirmamasi.
5) Bir mes'ele hakkinda bir fetva ile amel ettikten sonra, ayni mesele hakkinda, ziddina delâlet eden kavil ile, amel etmemesi. (*)
6) Yapilan taklid de telfik olmamasi. (*)
Bâzi âlimler, taklid edebilmesi için, yedinci bir sart koymustur. Söyle ki: Bir imamin mezhebini taklid eden kimse, o imamin mezhebini diger imamin mezhebine tercih etmesi veya hiç olmazsa, ona müsavi olduguna itikad etmesidir. Ibni Hacer, mezkûr bâzi âlimlerden bu yedinci sarti nakil ettikten sonra, demis ki: Lâkin Seyhayn (Nevevî ile Rafiî) ilimde üstün olan bir imamin mezhebi bulunmakla beraber mafdulun (ilimce berikinden asagi olan) mezhebinin taklid edilmesinin cevazini tercih etmislerdir. Burada hülâsa olarak Seyh Muhammed'in dedikleri sözleri sona erdi.
Ibni Hacer'in (El-Fetavel Fikhiyye) kitabinin nikâh bâbinda özet olarak su vardir: Nikâh mes'elesinde (Sâfiî olan bir kimse), diger bir mezhebi taklid etmek için kendisinden sorulunca, su cevabi verdi: Ebu Hanife (Rahmetullahi aleyh) ile diger mezheb imamlarina,tezvic (nikâh akdi) hususunda, o mezhebin sika (itimad edilir) âlimlerden olan bir zâta müracaat edip o mezhebdeki nikâhta muteber olan bütün hükümleri kendisinden sormak sartiyla taklid etmesi câizdir. Mutlak (kayitsiz sartsiz) olarak taklid câiz degildir diyen kimse, gerçekten yanilmistir. Burada mezkûr kitabin ibaresinin meâli sona erdi.
Ikinci sorunuzun cevabi ise, nikâh akdi, hüküm ve ifta kabilinden degildir. Çünkü onad âkîd (akid eden kimseye) ya kadini isteyen erkek veya istenilen kadindir. Halbuki onlarin bu akidleri ne hüküm ne de fetve oldugu âsikârdir. Nikâhlari baskalari tarafindan yapilsa, ya vekâlet veya tahkim 8birisini hakem tayin etmek) suretiyle yapilir. Yani evlenecek esler, her ikisi de, beldede zaruri kaldi (*) (fâsik olup, yetkili zat tarafindan tayin olunan kadi) da olsa, aralarinda nikâh akdini kiymak isini yetkili kadiya, bulunmazsa, veya yetkili kadi bulunup da eslerin nikâhlari kiymak için maddâ durumlarindan fazla ücret alirsa, nikâh islerini kadidan baska adâletle, kadiliga ehlil olan kimseye havale ederler. Mezkûr âdil kisinin akdi esler tarafindan kendisine tevdi edilmesi, vekâlet cihetindense, yaptigi o akid, ne hüküm ne de fetva olmadigi yine açik bir hakîkattir. Çünkü Nihayet El-Muhtaç kitabinin (Faslün men yâkidünnikâha ve mayet be ûhû) nikâhi kiyan kimse ile o konuyla ilgili mesele hakkindaki fasil ile ona tâbi olan mes'eleden anlasildigina göre, bir akdin vekili sirf sefirden (elçiden) baska bir sey degildir.
Sayet vekil ile muhakkem (hakem edilen kimse) manâ itibariyle bir sayilir denirse, hayir ikisi bir degildir deriz. Nitekim Ibni Hacer, El-Fetava El-Fikhiyye'de nikâh bâbinda, az anlayisli olan kimsede, tahkim ile vekâlet mes'elsi bir olmadigini açikça anlar demistir. Burada Ibni Hacer'in sözleri sona erdi.
Sayet kendisine tevdi edilen nikâh kiyma isi, tahkim yoluyla olsa, muhakkemin tasarrufu, hüküm degildir. nitekim Nihayet El-Muhtaç mezkûr faslin hemen evvelinde genis bir açiklamadan sonra, hâkim, nikâhimi kiyacak kadin, kendisine izin verdigi sabit olmadikça, onu tezviç edemez. Çünkü hâkim, nikâh akdine hüküm cihetinden sahib oldugu için, müstenedi (kadinin izin vermesi) sabit dlmasi vâcibdir, diye Ibni Abdüsselâm ile Bulkînînin dedikleri sözleri reddetmek izin, onu sarih olarak söylemis ve Ibni Abdüsselâm ile Bulkînînin mezkûr bahisleri hakkinda demis ki, Onlarin bu dedikleri, hâkimin tasarrufu, hüküm olduguna binaendir. Halbuki sahih olan sey bunun hilâfinadir. Hanefî fikih kitablarindan olan Ibni Âbidîn Edebülkada bahsinde demis ki, Hâkimin tasarrufu, vilâyet (velilik) cihetindense, hükümdür. Vekâlet cihetindense, hüküm degildir. burada Ibni âbidînin dedikleri sona erdi.
Üçüncü sorunun Faslün fi ma yaktadî inîzalelkadi (kadinin azli icab eden seyler hakkinda bir kisimdir.) tabirlerinden hemen az önceki Edebülkada bahsinde demisler ki: Nevevî Rafiînin kelâmlarindan anlasildigina göre, bir mezheb imamini taklid eden kimse, mukalledinin (ona taklid eyledigi imamin) dediklerinden baska bir hüküm vermez. Remli, Ibni Hacer'den ziyade "Bu böyledir" demis, sonra her ikisi de, bunda, onlara muhalefet edenleri red etmislerdir.
Ibni Hacer (El-Fetavel Fikhiyye) kitabinin Edebülkada bahsinde demis ki, amelde dört mezhebden birisini taklid eden kimse, verecegi fetvayi bilerek onu söyleyen imma izafe ettiginde kendi mezhebine ve mezhebinin hilâfina göre de halka fetva vermesi câizdir. Zira son asirdaki ifta yolu, ancak nakil ve baskalarindan rivayet etmektir. Bugünkü müftülerin fetva yollari bu olunca, müftü, ya kendi mezheb imamindan veya baska mezhebin imamindan hükümünü nakil etmesi arasinda hiçbir fark yoktur.
Burada da Ibni Hacer'in, El-fetavel Fikhiyyedeki sözleri sona erdi. Sonra Ibni Hacer, bununisbatina delil getirip, bu hususta ona muhalefet edenin sözlerini red etmistir. Daha sonra, ayni bu fetva bahsinde demis ki, ashâbimizin büyüklerinden bir cemaat, "mukalid tklid eyledigi imamin mezhebindeki mes'eleler hakkinda fetva vermesi haramdir." Dedikleri kavlinin manâsi, Ibhussilahin dedigine göre, mukalid îndî (kendigörüsüne göre) fetva vermesi, haramdir. Ama, onu taklid eyledigi meshebin imamina isnad ederse, bunun hiç bir maniî yoktur demektir. Burada Ibni Hacer'in dedikleri sona erdi.
Iste, bu nakillerden, müftü ile hâkimin arasindaki fark anlasiliyor ki: Müftü mezkûr sekildeyani fetvayi bilip kendisinin taklid etmedigi bir mezheb imamina göre de fetva verilebilir. Fakat vazifesi, hüküm, karar verme olan bir hâkim, kendi imamini mezhebinden baska bir imaminin mezhebinegöre, dinledigi dava hakkinda hüküm, karar vermesi câiz degildir.
Dördüncü sorunuzun cevabi:Sübhesiz Molla Yahya El-Muzüri., Tuhfetülmuhtaç kitabin dibecesine (ön sözüne) ait hâsiyesinde sözünün hülâsasi sudur: "Fikih usûlü âlimlerin, avam tabakasindan olan kimse için, amel bakimindan herhangi muayyen bir mezhebi yoktur."dedikleri kavlin manâsi, mezkûr kimse, bir mes'ele hakkinda muteber mezheblerden birisini taklidi, diger bir mes'elede, ondan baska yine mûteber bir mezhebi taklidi ve hakeza câiz olup devamli olarak herhangi muayyen bir mezheble amel etmesi lâzim olmadigi, yanlis düsünülerek kendisi muteber mezheblerden hiç birisini taklid etmeksizin amel etmesi demek oldugu degildir. Burada Molla Yahya'nin dedikleri sözleri sona erdi.
Makam ve zaman daralmasi için, yukarida geçen kitablarin ibarelerini kisalttik. Uzun uzadiya beyanini istersen, cevablarda geçen ibarelerin bahsinde, mezkûr kitablara müracaat edip hakkiyla düsün ki size hak ve hakîkat zahir olsun! Hakka dogruya tabi ol! Çünkü hakka tabi olmak daha lâyiktir. Hidayete tabi olana, Mustafa'nin (Sallâllahü aleyhi ve sellem) (onun, âl ve ashâbina salât ü selâm olsun) mutebeatindan ayrilmayana selâm olsun. 17 Nisan 1321. H.
Otuzaltinci Mektub
Kadirî seyyidlerinden Seyh Necmüddin ile Seyh Tayyibe, Dervisü'n-Nebî (peygamberin dervisi) diye lâkablandirilmistir. Tilanli (*) Seyh Kasim oglu ve mezkûr iki seyhin serefli babalari, Seyh Habib'in vefati dolayisiyla taziyeleri (bas sagligi) içindir. Allahü teâlâ onlara rahmet eyleyip bereketlerinden bir nebze üzerimize de nâzil eylesin!
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir varlik yok ki onu hamd ile tesbih etmesin. Salât ü selâm, Efendimiz Muhammed'in, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) bütün âl ve ashâbinin üzerine olsun! Bundan sonra, bu mektûb, âlem kutbu kaymakaminin (Radiyallahü anh) perverdesinden, ulu, temiz soylu ve din adamlari nezdinde sevgili, Resûlüllah'in, onun, âlinin üzerine salât ü selâm olsun! Torunlari, yüce neseb sahibi, serefli olan Seyh Necmüddin ile diger kardeslerinedir.
Allah (Celle ve alâ) ehli, bilhassa Seydanin kapi esigindeki halkinca büyük olan musibet haberi, perverdeye ulasti. Bizzat kapinizin esigine gelmek istediyse de, bulaniktan o maksatla acele dlarak dönerken, malûm oldugu üzere, kar ve rüzgâr firtinasi onu gelmekten men etti. Dolayisiyle firsat bulup da, size gelecek vakte kadar, bir teselli olmak gayesiyle size bu mektûbu yazip hususi adami olan Molla Muhammed ile gönderdi.
Evvelâ ulularin efendisinden (Peygamberimizden) onun âl ve ashâbinin üzerine salât ü selâm olsun! Rivâyet olunan "Allah, sevabinizi büyültsün. Mateminizin sonunu güzellestirip, geçmisinizi bagislasin!" cümlesi ile sizi taziye ederiz. Allah'im! Onun serefini yücelt, kabrini nûrlandir, onu bizim gibi günahkârlara sefâatçi kil. Allah derecenizi yüceltip, sizi, serefli cedlerinizin yolunda bulundursun! Onlardan üstün olanlarin üzerini asâleten ve digerlerine mütabaaten salâvatlarin en üstünü selâmlarin en kâmili olsun!
Saniyen (ikincisi) cenâbiniz ile perverdenin, rahmetlinin âhirete intikalinden nasibleri, ibret almaktir. Söyle ki, dünya, onun gibi zatlara kalmayip da size ve perverdeye nasil kalacaktir
Ahirette intial etmeye hazirlanmak için, herkes bu dünyadan göç edecegini dünyanin zevk ve nes'e yeri olmadiginin bilinmesi lâzimdir.
Sizin ve nezdinizdeki akrabanizin ellerinden öper, sizden ve onlardan dua dileriz. Allah, Efendimiz Muhammed'e, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) âl ve ashâbina salât ü selâm eylesin! 8. Kânunievvel (Aralik) 1321. H.
Otuzyedinci Mektub
Sereflibabasinin halifesi Seyh A.Hakim (Rahimehullah) evinde ikâmet eden kayin birâderi Molla Ubeydullah ile ev halkinadir. Molla Ubeydullah'in oglu Muhammed Mazhar'in (Rahmetullahi aleyh) vefeti dolayisiyla taziyeleri bas sagligi için, dünyada, Allah'in (Celle ve alâ) muhabbetine dalmis kimseden baska hiçbir kimseye esenlik olmadigi, musîbetlir âninda, bütün ümmetinin musîbetine nisbeten en büyük musîbet olan Peygamber'in (Sallâllahü aleyhi ve sellem) vefati dolayisiyla, bu ümmetin fertleri, biribirlerini taziye etmeleri ve bu konu ile ilgili mes'elenin beyani hakkindadir.
ALLAH7IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir varlik yok ki onu hamd ile tesbih etmesin. Salât ü selâm, Efendimiz, Muhammed'in, âl ve ashâbinin üzerine olsun! Bundan sonra, bu mektûb, âlem kutbu kaymakaminin perverdesinden, Allah yolundaki kardesi Tagili Mollo Ubeydullah'a. (Allah'a olan muhabbeti artsin!) ve seyh Abdülhakim'in (Kuddise sirruh) ev halkina, (Allah'a olan yakinliklari ziyade olsun!) ve o tarafin ahalisinedir. Allah onlari sâlik kisilerden eylesin!
Perverde ile size ait musibetten haber verici mektûbunuz, kendisine ulasinca, "Biz Allah'in kuluyuz, (öldükten sonra) yineona dönecegiz." cümlesiyle, Allah'a bulundu. Kendisine ve size Allah'dan (Celle ve alâ) sabir ve büyük sevab vermesi talebinde bulundu. Ey kardesler! Eskiden beri dünyanin âdeti böyledir. Ayrilik yeni peyda olan seylerden degildir. onda, ilim, irfan, taâtler ve Allah'a (Celle ve alâ) yakin olmak, onun için sevmek, onun için kizmakla, yani halki Allah için sevmek ve onun için halktan kizmakla, mesgul olan kimse, sübhesiz rahat olup dünyada büyük bir saâdet payi alir. Bu mezkûr seylerin ziddiyla mesgul olan kimse, dünyada esenligi kayip eder. Çünkü dünya mesakkat ve gurur evidir. Zira müsahade edildigi üzere, onda, kardesler, baba, anneler, çocuklar, birbirlerinden ayrilmaktadirlar. Öyle ise, akilli kimseye, âhiret islerine ve Allah'in (Celle ve alâ) muhabbetine çalismasi lâzimdir ki, dünyevî mesakkat ve kösteklerinden (baglarindan) kurtulup rahat olsun! Siir:
"Allah muhabbetinin esiri ol. Ki, esaretten (dünyanin keder ve bagindan) kurtulasin. Askin derdini gögsün üzerine birak ki, sevinesin." Yoksa, bu musîbetin benzerleri, sene be sene, ay be ay gelir. Onlardan kurtulus yoktur. Nitekim, Allah (Celle ve alâ) Kur'ân-i Kerîm'de:
"Ey mü'minler! And olsun, (itaat edeni âsi olanlardan ayird etmek için) sizi biraz korku, biraz açlik ve biraz da mallardan ve mahsullerden yana eksiltme ile imtihan edecegiz. Ey Resûlüm! Sabr edenleri (ihsanlarim) ile müjdele." (*) diye te'kidli yeminli buyurmustur. Hattâ bu musîbetten daha üstün, daha siddetli hâdiseler vâki olmus ki bu ona nisbeten bir hardal tanesinin dünya daglarinin en yüksegi olan dagin nisbetine benzer. Yani Peygamber'in (Sallâllahü aleyhi ve sellem) vefati...
Sübhesiz, Peygamber'den (Sallâllahe aleyhi ve sellem) :
"Ben ümmetim için, (ölüm hususunda) selefim benim vefatimin musibeti gibi hiçbir musîbet baslarina gelmez." rivâyet edilmistir. Yine Peygamberimiz (Sallâllahü aleyhi ve sellem) buyurdular ki:
"Insanlardan veya mü'minlerden (*) birsinin basina bir musîbet gelse, vefatimin musîbetiyle, basina gelen diger musîbetlerin üzüntüsünden teselli edip sabr etsin! Çünkü ümmetimden daha siddetli bir musîbet basina gelmez."
Mü'min kisinin hakki böyle olmasi gerekir. Zira Peygamber Efendimiz'den (Sallâllahü aleyhi ve sellem) :
"Herhangi birinizin, beni malindan, evlâdindan, nefsinden daha çok sevmedikçe, hakkiyla iman etmis olamaz." rivâyet edilmistir. Madem ki, Peygamber (Sallâllahü aleyhi ve sellem) sevgililerin en sevgilisi ve en üstünüdür, musîbeti de daha siddetlidir. Ondan sonra da hesabsiz sayilmayacak kadar musîbetler vâki olmustur. Iste onlardan da ibret alip teselli ediniz! Su da düsünülmelidir ki: Eger, basina musîbet gelen kimsenin, ölüsüne karsi olan sevgisi, dünya için olsa, gerçekten dünya muhabbeti zâil olup gitmistir. Allah (Celle ve alâ) için olsa, Allah bâkîdir, ölmez. Rivâyet edilmis ki Siddîk-i Ekber (Ebubekir) (Radiyallahü anh), (Hazret-i Peygamber'in vefatinda sahabîlere hitaben) buyurdular ki: "Ayilin! Sayet Muhammed'e ibâdet eden varsa, sübhesiz Muhammed (Sallâllahü aleyhi ve sellem) öldü. Allah'a, (Cele ve alâ) ibâdet eden varsa, sübhesiz Allah diridir, ölmez."
Rahmetlinizin anasi ise, basina gelen bu musîbet hususunda Peygamber'in (Sallâllahü aleyhi ve sellem) ezvacindan (Allah ona ve ezvacina salât ü selâm eylesin!) Ibret alsin! Çünkü Hadice'den (Radiyallahü anhâ) baska hepsi de çocuksuz idiler. Halbuki rahmetlinin annesine, hayata evlât kalmis, ikisi erkek çocuklaridir. Allah, ömürlerini uzatsin! Öyle ise, gçmisi kendisine âhiret selefi edinip, ikisinin hayatta kalmalarina hamd ü sükr etsin!
Bundan sonra perverde taziyeniz dolayisiyle der ki, "Allah ecrinizi büyültsün, mateminizin sonunu iyilestirip geçmisinizi bagislasin!"
Size, bütün dostlara Mustafa'nin (Sallâllahü aleyhi ve sellem) âl ve ashâbini üzerine salât ü selâm ve senâ, seariatina tabi olanlara da selâm olsun!
Otuzsekizinci Mektub
Zirkili Kulihan bey ile kardeslerinin ogullarina, akrabasina bas sagliklari ve sabr etmelerine tesviki ile fitnenin vuku bulmasindan fitneyi alevlendirmekten korkutmasi hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir varlik yok ki onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam Efendimiz Muhammed'e ( Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün al ve ashabina olsun! Bundan sonra bu mektub, alem kutbu kaymakaminin ( Radiyallahü anh) perverdesinden, emsalinin en üstünü, asrinin en üstünü, asrinin en iyi adami olan Kulihan bey ile Serif aga, kardeslerine, ogullarina ve akrabalarinadir.
Tarafinizda vaki olan fitne ve Esad aga ile bazi ileri gelenlerinizin ahirete intikal ettiklerinin haberi perverdeye ulasti. Evvela size " Allah ecrini büyültsün, mateminizin sonunu güzellestirip, geçmislerinizi bagislasin. Gönlünüze sabr versin!"
Ey dostlar! Sabr etmek sartiyla basa gelen musubetin ecrine hiçbir sey denk gelmez. Allah ( Celle ve ala) Kur'an-i Kerim'de:
?" Onlar, o kimselerdir ki, kendilerine bir bela geldigi zaman, teslimiyet göstererek " Biz Allah'in kuluyuz ve ( öldükten sonra) yine ona dönecegiz." Derler. O teslimiyet gösterip rablerine siginanlar üzerine, rablerinden magfiret ve rahmet vardir. Onlar, hidayete erismis olanlardir."
allahü teala bu ayetlerde belaya karsi sabr edenlere üç sey isbat etmistir.
1. Rahmetle beraber yücelik.
2. Ikinci ayette, harfi atif olan ( vav ) bulundugundan mezkur rahmetten sonra, ni'met manasini ifadan rahmet.
3. Hidayet.
Peygamber'den ( Sallallahü aleyhi ve sellem) özetle söyle rivayet edildi:
" Musibet zamaninda, " biz Allah'in kuluyuz ve yine ona döncegiz." Diyen kimseden baska musibetin agirlik yükünü sirtinia almamistir."
Yani sabretmistir. Öyle ise, fitne çikarmayip, atesini alevlendirmeyin! Belki onu yaratan Allah'a ( Celle ve ala) havale ediniz! Çünkü Allah'in intikami çok siddetlidir. Hiçbir kimsenin hakkini diger kimseye birakmaz. Fitneci, fesad olanlara kulak vermemeniz lazimdir. Sayet katilleri yakalamak isterseniz, hükümet bu iç için daha evladir. Zira sizinle çatisanlar, kendilerini kurtarmak için, onlardan birisi hatta dört kisi bile öldürmelerini temmenni edip de, hükümetin onlara yaptdigi baskilari istemezler. Buluruz ki, bizler, sizin bu olayiniz için siddetli üzüntüde bulunuyoruz. Dünyayi elde etmek için, ahiretinizi satmanizdan korkariz. Zira mel'un, ( Allah'in rahmetinden kovulmus seytan) fitne ve fesad çikarmaya ve ateslerini alevlendirmeye çok haristir. Yapacagi fitnenin atesinden sakininiz. Biz sizin akil, namus sahibi oldugunuzu saniyoruz. Komsulariniz, sizden kiskandiklarini, kalblerinde size karsi olan kin ve kiskanmalarinin öfkesini almak için, fitneye düsmenizi sevdiklerini de biliriz. Iste bu hususta uyanik olun! Bununla beraber maktülleriniz cihetinden size ve rütbenize noksanlik gelmez. Size, akrabaniza, size tabi olanlara ve köy ahalisine, selam olsun! Sizin ve onlarin sihhatini aziz ve yüce Allah'tan dileriz. Sözün hülasasi, kurtulma çaresi, resullerin efendisinin mutabaatindadir. Onlara, ona, al ve ashabina salavatin en tamami, selamlardan en kamili olsun!
Otuzdokuzuncu Mektub
Tili köyünden halifesi olan Seyh Sihabüddin'e, Allah'in kazasina razi olmasina tesviki ve esinin vefati dolayisiyla bas sagligi, ahiret alemine göç etmeye hazirlanmasinin tesviki, vefat edenlerin hayatta kalanlardan, hayattakilerin de, vefat edenlerden paylari ve o konu ile ilgili mes'elenin beyani hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir varlik yok ki onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam Efendimiz Muhammed'e, bütün al ashabina olsun. Bundan sonra, bu mektub alem kutbu kaymakaminin ( Radiyallahü anh) perverdesinden, Allah yolundaki kardesi, dostu Seyh Sihabüddin efendiyedir. Allah, onu kendi muhabbetinde fani eylesin!
Perverde ile mülakat sohbetini dinlemek mümkün olmadigindan hasrette bulundugunuza delalet eden mektubunuz ona ulasti. Ey kardesim! Allah'in kul hakkinda seçtigi sey'e, kulun razi olmasi layiktir. Zira Allah'in ( Celle ve ala) kula seçtigi sey, kulun kendine seçtigi seyden daha üstündür. Tarikat reisi, Sah-i Naksibend lakabiyle bilinen ( Kaddesallahü sirreh) ve ( Radiyallahü anh), " Kula hasil olan gayri ihtiyari fakirlik, haleti, ( kendini küçültme) Allah'tan ona seçildigi için, kul, kendi kesbiyle seçtigi fakirlikten daha sereflidir. Fakat yine Allah'dan gledigi için düsünmesiyle o halete razi olmak lazimdir" diye buyurmustur.
Perverdeye mektubunuz gelmeden önce, taziye için size bir mektub yazmak istediyse de mümkün olmadi. Çünkü, bayramdan evvel ta bayram gününe kadar, kendisinde romatizma hastaligi vardi. Bayramdan sonra da, gelen ziyaretçilerle mesguldü. Öyle ise, bas sagliginiza ait satirlar da bu mektubda bulunsun! Söyle ki, " Allah, ecrinizi büyültsün; mateminizin sonunu güzellestirsin. Geçmisinizi bagislasin. Musibetinizi, sizin için daha güzel hallere degistirsin!" der.
Ey kardesim! Rahmetlinin ( vefat eden kadinin) ölümünden nasibimiz, ibret almaktir. Yani bütün insanlar ahirete göçüp, nakil üzere olduklari, hatta ölüm insana her seyden daha yakin oldugunu bilmek, alçak dünya ile siddetle mesguliyetine dalmamak, baki olan ev için hazirlanacak seylerle mesgul olmak, bu dünya evi islerinin hazirligi ile mesgul olmaktan daha siddetli ve üstün olmasi demektir. Hatta aklli kisi, dünyadan yüz çevirip ondan gün be gün eline geçen rizkiyla yetinir. Rahmetlinin bizdeki payi ise, Allah'tan bagislama ve üzerine rahmet nasip olmasi için dua etmektir.
Resulullah buyurdular ki.
" Ölünün mezardaki hali, imdad diye bagiran, denize düsmüs kimseye benzer. Bogulmak üzere olan kimse, kendisini kurtaracak birini bekledigi gibi, meyyit de, anasindan, babasindan, kardesinden, arkadasindan gelecek bir duayi gözler. Kendisine bir dua gelince, dünyanin hepsi kendisine verilmis gibi sevinmekten daha çok sevinir. Allahü teala, yasiyanlarin dualari sebebi ile, ölülere daglar gibi çok rahmet verir. Dirilerin de ölülere hediyyesi, onalr için dua ve istigfar etmektir."
Perverdesinin bedeli olarak Molla Ubeydullah ile Abdurrezzak'n, bas sagligini yapin ve kendini soguktan koruyup, eldiven kullan! Perverde, size Muhammed Emin'e, Seyh Nureddin'e Siddik efendi ve diger seyhlere, köy ahalisine selam eder. Hidayete tabi olanlara selam olsun!
Kirkinci Mektub
Seyh Abdülkahhar'in ( Kaddesallahü sirreh) oglu, halifesi, Molla Mahmud'a. Muhabbetin galebesinden müride peyda olan halet, hata da olsa, dolaysiyle yerilmedigi, manevi teveccühün bazi adabi ve umumi olarak hatta kadinlar için de teveccüh oldugu, tarikattan maksad, kalb tasfiyesi, tasfiyenin hakikatinin ne oldugu, velev ki hayir amel de islese, bütün amellerde nefsini kötülükle ittiham etmesi, mübah seylerde de daima ona muhalefette bulunmasi, insani Allah'a yaklastiran seylerde kendi nefsini baskalarinin üzerine tercih etmesi ve bu yüce tarikat bütün tarikatlardan daha üstün, daha iyi oldugunun beyani ile, bu konularla ilgili mes'eleler hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bize, kendine ulastiran yolu göstermekle iyilik eden Allah'a hamd olsun! Salat ü selam, Allah nezindeki yakinlik yolunu halka bildiren Peygambererine, ( Sallallahü aleyhi ve sellem), Allah'in muhabbet yolunu insanlara açiklayan al ve ashabina olsun!
Bundan sonra, bu mektub, alem kutbu kaymakaminin ( Allah her ikisinden razi olsun ve ruhlarini kutlasin!) perverdesinden, Allah yolundaki kardesi, Alah için dostu, faziletçe emsalinden üstün olan ve sevilen Molla Mahmud'adir. Allah, ona ve nezdindekilere, feyz ve bereketini nazil eylesin!
Seyh Alaüddin ( serefi arttirilsin!) namiyla gönderdiginiz mektub perverdeye ulasti. Ona bakip, müridlerin yaptiklarindan size ariz olan macerayi, siddetli korku ve öfkenizi anladi. Ey kardesim! Bu hususta ne size ne de onlara bir beis yoktur. Çünkü onlarin yaptiklari hareketler, Allah'in askindandir. Sahsi, nefsin hevasina degil. Hata da olsa, muhabbet için yapilan bir sey hakkinda sahibi, mazeretli görülür. Nitekim rivayet edilmis ki, Musa Efendimiz, Peygamber Efendimize, ona ve her ikisinin aline salat olsun!
Bir çobanin önünden geçerken: " Ey Rabbim! Neredesin Bana gel ki, elbiseni bitten, kirden temizleyip ayakkabini yenilestireyim" dedigini isitince, Musa ( aleyhisselam ) ona " Sen yüce Allah, hakkinda ne diyorsun O, halbuki bu dedigin seylerden münezzehtir, uzaktir" dediginde yüce Allah, Musa'ya dostumdan ne istersin Buyurdu. Musa ( Aleyhisselam) Ey Allah'im! O hakkinizda böyle böyle der. Celil ve yüce Allah, buyurdular ki, onun dedikleri sözleri sevgisinin siddetinden olup, dolaysiyla akli gitmistir. Iste bundan anlasildi ki, Allahü tealanin rizasina yapilan, nefsin hevasindan ona bir sey karismayan hareket makbuldür. Sayet müridlerin yaptiklari bu kabildense, mükbuldür. Yoksa, onlar yaptiklari hareketlerinin rehineleri olup cezasini göreceklerdir. Bu durumlarindan çok korktugun ve onladan kozdigin için, sana zarari yoktur. Bununla beraber o, durumlarinin hiçbir zarari yok, hatta Üstad-i A'zam'in ( Radiyallahü anh) zamaninda kadinlar bile manevi teveccühle emr olunmuslardi. Yani müridler, üstadin teveccüh edecegi zan ettikleri vakit bir yerde toplanip üstadin ruhaniyetinden teveccüh talebiyle, yarim saat veya bir çeyrek saat kadar, huzurda bulunmak için gözlerini kapatirlardi. Ama bundan mürid için bir ucub ( kendini begenme, bencillik) hasil olmazsa iyidir. Fakat bundan kendisine ucub hasil olsa, faydadan mahrum olur.
Ey kardesim! Tarikattan maksad, kalbi manevi kötülükten tasfiye ve teskiye etmektir. Bu iki vasfin hülasasi, kul, kendi nefsine ait olan menfaati için, hiçbir sey yapmayacaktir. Nerede kaldi ki dünya için yapsa, hali nice olacaktir Nefsin arzusu için bir sey yaptigi zaman velevki ahirete ait ise, mesela cennete duhulü için veya cehennemden kurtulmak gayesiyle amel eden kimse, bu tarikatin ehlinden sayilmaz.
Iste, ey kardesim! Nefsini düsün! Allah'dan baska bir sey'i düsünmekten onu temizle! Onu töhmet altinda bulundur! Ibadetten her ne zaman zevk aldigini anlarsan, ondan ve onun hilesinden kork! Nitekim, beyit:
denilmistir. Nefsinin hosuna giden ibadetin zevkini korku ile bulandir! Hile etmesinden dolalyi, ona itimad etmemek, ondan uzaklasip, her seyde hatta yiyecek ve içceklerde dahi ona muhalefet etmek lazimdir! Yiyen kimse, nefsin istihasi bir miktar kalacak kadar yemelidir. Içmekte böyle olmalidir. Hatta insan kendi sahsini ortadan kaldirip varligi olmadigini bilmesi ve hatta içinde bulundugu bütün manevi ni'metler ariyet olan seyler kabilinden olup, kendisi müflis çirilçiplak olarak, üzerinde elbise bile olmadigini bilmesi lazim oldugu ve bu düsünce, daima gözü önünde bulunmasi lazimdir.?" Nefs salih amelde çalissa da, ona dikkat et! Sayet o nafile ibadetlerden lezzet alsa da yine onu serbest birakma!"
Ancak müride, bu görüs müsridinin himmetiyle nasil olur. Söyle ki; kendisi ne gibi bir maddeden yaratildigini, su ile balçiktan hatta yoktan yaratildigini ve toprak altina girip çürüyecegini, tefekkür edecektir. Iste bu mertebeye erisen kimseye bütün isler, kudretinin elinde bulunan Allah teala irade ederse, ona hiçbir zarar yoktur, yoksa nefsinden korkmasi gerekir.
Hülasa, insan nefsini islah etmesini, baskalarinin islahina tercih edip bu tarikatin reisi Sah-i Naksibend ( Kuddise sirruh) lakabiyla bilinen zatin nehy eyledigi gibi " mürsid olan kimse, mum gibi kendisini yakarak baskalarini aydinlattigi gibi olmamali" Baskasi ile kalkip oturmasi, kendi nefsinin islahi için olsun! Sayet, baskasiyla yaptigi arkadasliktan nefsine bir ucub hasil olmayip da Allah'a kurbiyetini bilse, devam eder. Yoksa, o kimsenin arkadasligini terk etsin! Ancak, bu iki durumun arasindaki fark, ince olup havaslardan baska kimse bilmez. Öyles ise, salik için emr olundugu amelde çalisip onunla mesgul olmasi evladir. Ki tahsil eyledigi makam zayi olmasin.
Ey kardes! Bu tarik, tariklerin en yücesidir, a'lasidir. Allah'a giden yollarin en yakinidir. Nitekim Hace El-Ahrar ( Kuddise sirrih) bu tarikat ehli hakkinda buyurdular ki:
" Bu tarikatin ehli, nisbeti, bir hile ve riyakarlik için kendilerine kabul etmezler. Fabrikalara yüksektir." Mevlana Cami de ( Kuddise sirruh) :
" Naksibendi büyükleri, öyle acaib kafile reisleidirler ki, yolcu kafilelerini gizlice hareme ( Allah'a giden yola ) kavustururlar." Buyurmustur.
Mevlana Halid de ( Kuddise sirruh) buyurdugu bir beytin manasi sudur: " Kendi hayatimi tedris tahsili ilimle mesgul ettigimden bosa harcadim artik bundan sonra, mürsidim Abdullah Sah'in ( Kuddise sirruh) hizmetinde bulunmam lazimdir."
Is böyle iken, saglam ahlak ve dogru düsünceli kimseye yasatisini seyh sadatin hizmetinde sarf etmesi ve baskalarin unutup, onalara önem vermemesi vacibdir ki, kendisine nisbetlerinin korkusundan bir nebze koku saçiversin.
Size ve yaninizdakilere, Mustafa'nin ( Sallallahü aleyhi ve sellem) seriatina tabi olana selam olsun. O seriat sahibinin, al ve ashabinin üzerine salavatlardan en tamami, selamlardan en bereketlisi olsun!
Kirkbirinci Mektub
Norsli Molla Abdullah'a, mürid, Allah'in emrine imtisal ve sadati kirami taklid etmek suretiyle amel etmesi gerektigi, kendisene bu sifatin galebe ettigi faziletiyle, bu sekilde yapilan amelin fazileti, yaptigi tâate karsi herhangi bir fayda, sevab ve kerametlerin kendisine zuhurunu düsünmemesi ve zamanin imami kadilarini, davasini onbes sene geciktirmis kimsenin davasina bakmaktan men ederse de, yine davacinin dava hakki sakit olmadiginin ve bu konu ile ilgili mes'elelerin beyani hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, Allah'a ( Celle ve ala) olsun! Salat ü selam Allah'in Resaulüne bütün al ve ashabina olsun! Bundan sonra, bu mektub, alem kutbu kaymakaminin perverdesinden, ( Allah her ikisinden razi olup, adabinin inayetlerinden üzerimize naizil buyursun.) Allah lolundaki kardesim, Allah için dostum, dogru olan alim, muhterem Molla Abdullah efendiyedir. Allah, onu temenni eyledigi manevi rütbelere yüceltsin! Perverdeye olan muhabbet ve mülakati için hasretten ve sonbaharda müzakere ettigimiz mes´'esenin sualinden haber verici mektubunuz, perverdeye ulasti. Simdilik o mes'elinin cevabina muvafik bir sey onun aklina gelmez ki ona göre cevabini yaziversin. Lakin tarikatta büyük esas olan birkaç kelimecikleri size yazacaktir. Onlari dinle! Söyle ki, tarikatte büyük hisse, ihlas, muhabbet ve mürside teslim olmak esaslarindan sonra salik, mürsidi tarafindan kendisine telkin edilen sey'i taklid edip, ona terettüp edecek herhangi bir faydayi düsünmeden yapmasiyla mesgul olmasidir. Hatta öyle bir faydanin düsüncesi, tarikat esaslarindan hariç olan bir seydir.
Imam-i Rabbani, ( Kuddise sirruh) El-Mebde ve El-Me'ad risalesinde sofularin tarikatindan, hatta islam dininden büyük fayda, ancak kensinde taklid ile ask, muhabbet ahlaki daha ziyade mevcut olan kimse içindir. Çünkü, bu tarikatin medari takliddir. Tasavvuf vatanindaki manevi hüküm, mütübeate baglidir. Peygamberleri ( Allah'in salat ü selami onlara olsun!) taklid etmek taatte onlara uymak, insani yüksek derecelere ulastirir. Asfiya ( iç ve dislari kötülükten safi olanlarin) mütabeati, büyük makamlara çikmasina sebeb olur. Iste bu fitri vasif Ebubekir El-Siddik'da ( Radiyallahü anh) daha ziyade olusundan dolayi, tevakkuf etmeksizin hemen ( Peygamberin) nübüvvetini tasdik etmeye acele etmis ve siddiklarin reisi olmustur. Ebu Cehil'de ise, taklid ve tebeiyyet kabiliyeti çok az oldugu için, o seadete kabiliyeti olmayip, mel'unlarin muktedasi olmustur.
Mürid, kemal mertebelerinden eristigi herhangi bir manevi makama, ancak mürsidini taklid etmesindendir. Burda Imam-i Rabbani'nin ( Kuddise sirruh) buyurdugu sözleri sona erdi. Alauddin El-Attar da ( Kuddise sirruh) buyurdular ki: Sadati ( tarikat ulularina ) taklidederek amel yapan bir kimse, fyadadan mahrum olmayacagina hatta ona bir çok faydalar hasil olacagina dair onun zamini ve kefiliyim.
Rivayet olunur ki: mürsidlerden birisi, müridinin birisine, " Falan yere git" diye emr eder. Mürid emre uyarak sebebini sormadan gider. Geceleyin konakladigi yerde, ev sahibinin cariyesi yatagini hazirlamaya gelirken, cariyenin elinden tutup, öpeyim diye düsünürken, içinde bulundugu odanin duvari çatlar ve mürsidin eli görünür. Mürid korkarak kendinden geçip bayilir. Cariye dahi kaçip gider. Mürid dönünce, seshi ona: Iste emirn imtisali senin imtisalin gibi olsun. Seyh de mürdin harmdan muhafazasi, benim hifz ettigim gibi olsun! Çünkü sen hiçbir sey sormadan emre imtisal ederek gittin. Senin gördügün gibi ben de seni haramdan muhafaza ettim.
Hülasa mürid ama gibi olmalidir. Ama, hiç konusmadan onu istedigi yere götüren adamla gider. Hele Mevlana Cami ( Kuddise sirruh) : " Asik için, mahbubuna hizmet etmesi imkanindan ne gibi büyük bir fayda olabilir." buyurmustur. Berçok mürsidler: " Talib için hallere ve kerametlere bakmadan emr olundugu seyle mesgul olmasi layiktir. Çünkü o haller, tarikatin küçük evlat ve zayif olan kimseleri onlarla beslenen kuru ceviz ve üzümleri kabilindendirler." demislerdir. Öyle ise, kendisine tam iman ve ihlas hasil olan kimseye, mezkur haller ve kerametlerden bir sey zahir olmasi mümkündür.
Ey kardesim! Sana telkin edilen seyle mesgul ol. O seyi kendine sevgili edin! Zira o mahbubdan sana gelmis, ondan sadir olan her sey, velev ki az veya çirkin de olsa, mahbub olmasi layiktir. Nitekim beyit:
?" Hakkiyla onun ( Allah'in) kahrina ve lütfuna asikim. Ne sasilacak sey ki, ben bu iki zidda gönül vermisimdir." denilmistir. Sonbahar mevsiminde aramizda cereyan eden ilmi mes'ele, Safii mezhebindeki fikih kitablarindan, Süleyman El-Cemel, Muhammed El-Remlinin, Tahrir adli kitab üzerinde, yazdigi eseriden naklettigi tabiri sudur: " Bu faydali bir konudur" Söyle ki, devasiz olarak üzerinde on bes sene geçen bir hakkin davasi, kadilarca bakilmaz. Zira is basindaki zat, kadilari öyle bir davaya bakmaktan men ettikleri için, davaci, nezdinde o davayi açmaya yetkili bir kadi bulamaz. Safii allimlerinden Ziyadi Remliye mütabeatten böyle fetva vermistir. Burada Muhammed El-Remlinin Tahrir kitabinin ibaresi hakkindaki beyani sona erdi.
Bundan anlasiliyor ki: mezkur davanin dinlenmemesi, hukuken sakit oludgu için degil, ancak öyle bir davaya bakacak bir kadinin bulunmamasi demektir. Nitekim mezkur kitabin ayni sayfasinin birkaç satirlardan sonra, bu mana sarahaten ifade edilmis demis ki: " Bu konuya ait daldir." Safii mezhebinde muteber kavle göre, muhakkem ( hasimlar, kendi davalarina bakmak üzere, aralarinda hakem olarak seçtikleri kimse.) Dinde müctehid ise, tahkimi ( hakem edinmesi) caizdir müctehid degilse, hükmü ser'an geçerli olan kadinin bulunmadigi sartiyla, zaruri kadi gibi tahkimi caizdir. Yoksa imam ( is basindaki zat) bazi mes'eleler hususunda, kadiyi hüküm vermekten veya bu zamanda oldugu gibi, imam onu davasiz olarak üzerinde onbes sene geçen bir hakkin davasina bakip, hüküm vermekten men edince, hasimlar, kadinin men edildigi hukukun davasina bakip, hüküm vermesi için, aralarinda bir kimseyi hakem edinmeleri caizdir. Çünkü o hükme nisbeten, hakiki kadi azl olunmus olup, kadinin hakikatta mevcut olmasi demektir. Burada Süleyman El-Cemel kitabinda, Tuhfetül Muhtaç kitabinin hasiyesi olan Ibni Kasim kitabindan naklen ibaresi sona erdi. Size nezdinizde bulunana ve Mustafa'ya ( Sallallahü aleyhi ve sellem) tabi olana selam olsun. Osünnet sahibnin al ve ashibinin üzerine salat ü selam ve sena olsun.
Bundan sonra matlub olan sey perverdeye bedelen, Gavs-i A'zam'in ( Radiyallahü anh) türbesini ziyaret edip onun için istimdat etmenizi, sizin el'an halinizi ( mutlulugu, devami olsun) Seyyid Ali'nin durumunu perverdeye bildirmenizdir. Vesselam.
Kirkikinci Mektub
Gavs-i Azam'in, ( Allahü teala bizi onun sirlariyla kutlasin.) torunu, Seyh Celalüddin'in ( Rahimehullah) oglu Seyyid Ali'ye, ev halkinin islahi, insanlarin islahina sebeb oldugu, Mevla'ya ( Celle ve ala) ahirete yönelmesine tesviki, asagi olan dünya ve fani olan seylerdinden yüz çevirmesi ve bu konu ile ilgili seylerin beyani hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Allah'im! Muhlis ( ihlas sahibi olan kimselerin) size eyledikleri hamdleri gibi sana hamd eder, sana yalvaranlarin salat ü selamlari gibi, Peygamberine, ( Sallallahü aleyhi ve sellem) aline, ezvacina ve zürriyetine kiyamet gününe kadar salat ü selam ederiz.
Bundan sonra, bu mektub, Gavsin kapi esiginin feyzlerine muhtaç olan, mübarek esigine intisabiyle gayet iftihar eden ve o yüce kapinin esigini öpmesini, kendisine seref ve yüksek rütbenin nihayeti bilen kimseden, gözünün nuru kalbinin bahçesi, yüksek makamin hizmetinde bulunan mezkur kimsenin mevlasi, Seyyid Ali'yedir. Ey Allah'im! Peygamberin ( ona ve aline salat ü selam olsun!) hürmetine, onu ulu baba ve cedlerinin mesleklerinde yüce adablari üzerinde bulundur!
Söbhesiz bir müddetten beri, o tarafin ahvalinden haber alinmadi. Lakin bu durum mezkur kimsenin taksirat ve cesaretsizligindendir. Dolaysiyla, büyük zatlardan istimdad eylemekle, gönüllere sifa verici haberleri o taraftan celb edecek birkaç harfleri yazmak istedi.
Ey en aziz mevla! Bu sene cenabinizin ahvalinden güzel haberler gelmete, eserlerinizden güzel kokular yayilmaktadir. Halkin bilhassa mensublarin, Allah'a ( Celle ve ala) taat etmelerine, yasaklarindan kendilerini muhafaza ettiklerine sebeb olan faalityetinizin haberi gelmektedirler. Çünkü siz agacin köküne, halk ise, dallarina benzerler. Agacin kökü ne çesit su alirsa, ayni cins su, dallarina kadar yürür gider. Eger halk din ve ahlak bozukluklarinin içine vaki olurlarsa, cenabinizdan sorulacaktir. Öyleyse onlarin islahina ve Allah'in razi olmadigi seylerden uzaklasmalarina siz sebeb olursunuz. Dünya ve ahiret ni'meti Allah'a ( Celle ve ala) yönelen kimse içindir. Nitekim Kur'an-i Kerim'de :
ayet-i celilesi buna kat'i bir delildir.?" And olsun ki Tevrat'tan sonra Zebur'da da yeryüzünde ancak iyi kullarimin mirasçi oldugu yazmistik."
Gerçekten dünya, ahirete tabi olur, ahiret ise, dünyaya tabi olamaz, denilmistir. Yani ahireti taleb edip de tahsili için, onon esbab ve ibadetde çalisan kimse, dünyasi dahi ona hasil olmasi mümkündür. Nitekim bu durum büyük zatlardan müsahade edilmektedir. Yalniz dünya tedbirinde çalisan ve dünyanin yaldizli seylerine meyl eden kimse, dünyaya yönelmis oldugu ne görülür, ne de isitilir.belki o zat dünyadan yüzünüçevirip onu dogru yola koymusutur. Hatta yüce zatlar, dünyayi la sey ( hiçbir sey) oldugunu ad ederler.
Dünya ve ahiretin efendisinden ( Hazret-i Peygamber'den) Allah ona al ve sahabisine salat ü selam eylesin! Rivayet edimis ki:
Yani bir yabanci ve yolcu kimse gurbet yerinde ve geçtigi yolda o yerin imar sebeleriyle mesgul olmadigi gibi, akilli kimse de, asagi olan dünyanin yaldizli seyleriyle mesgul olmamasi gerekir. Zira dünyanin bu is ve esyalari yerinde kalip, onlarla mesgul olan kimse, ölüp gedcegi müsahabede edilmektedir. Ne mutlu sana, ne mutlu dünyadan yüz çevirene.?" Dünayda sanki bir garib veya yolcu gibi ol!"
Bundan sonra, ( Ziyaüddin) senin ve Seyh Muhammed Resid'in ayaklarirdan, Seyyid Abdullah ile Seyyid Dihye'nin ellerinden, Selahaddin'in ve Abdullah Haydar ile isimlerini bimedigim küçüklerin gözlerinden ve yüksek kapinin esiginde bulunanlarin hepsinin ellerinden öper. Onlardan, ayri ayri olarak ev halikindan dua diler. Haci Eshad'in size havale ettim. Emniyet ve himayenizde bulunsun! Allah'in salat ü selami mevlamiz Muhammed'e ( Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve ashabina olsun!
Kirküçüncü Mektub
Billikili Ahmet aganin evlâdina, fitne ve fitnecilere karismaktan korkutmalari ve fitneye sebeb olacak kimsenin zemmi ve onunla ilgili mes'eleninin beyani hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Hiç bir varlik yoktur ki onu hamd ile tesbih etmesin. Salât ü selâm, Allah'in mahlûklarinin en hayirlisi olan Efendimizi Muhammed'e, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) bütün âl ve ashâbina olsun! Bundan sonra, bu mektûb âlem kutbu kaymakaminin perverdesinden, Ahmed aga ogullari ile torunlarinadir. Allah, onlari fitnelerden ve fesatligin sebeblerine mübaseret etmedikleri müddetçe, âfetlerden muhafaza eylesin! Perverde, çuk fesad olanlarin yaptiklari hâdiseyi ve bu âna kadar o vak'adan uzak olup ona meyl etmek bile sizden vâki olmadigini istti. Dolayisiyla, serefli merkadin (türbenin) nezdinde, Allah, bizi sahibinin sirlariyla kutlayip ondan râzi olsun. Dünya ve âhirette selâmette olmaniza dua eder. Öyle ise, hâdiseye ve sebeblerine mübaserette bulunmaniz gerekir ki, lehinizdeki bu dua, aleyhinize tebeddül olmasin. Allah'in gazabi üzerinize nâzil olmayip Üstad-i a'zamin (Kuddise sirruh) ve (Radiyallahü anh)in himmeti de sizden kesilmesin. Çünkü hasimlariniz ile aranizda vâki olan sulh, Üstad-i a'zamin isaretiyle olmustur. Öyle ise, o müsalehayi degistirmeyi, bozmayi arzû eden kimse, tarikatirndan çikmasini hattâ onunla muharebe etmesini ister demektir. Allah, bizi ve sizi, bu çirkin, ondan kurtulmasi güç olan belâdan muhafaza eylesin!
Perverde'nin, size bu mektûbu yazmasinin sebebi, onu size karsi olan sevgisi, dünya ve âhirette nedâmetinize mucib olacak seyleri size bildirmesidir. Çünkü size yazdigi bu satirlar, bir babanin çocuguna eyledigi uyarmasi kabilindedirler. Eger dogrulukta sabit olursaniz. Onun çocugu hükmünde kalip, dogruluktan ayrilirsaniz, o hükümden çikacaksiniz.
Kudig ogullariyla (yani Zübeyr ve Said'le) dostluk münasebeti kurmak haramdir. Dolayisiyla kisinin dünya ve âhiretini de elden götürür. Çünkü, onlar, müfsidlerdendirler. Sübhesiz:
"Fitne uykudadir. Allah onu uyandirani rahmetinden uzaklastirsin." (*) diye Peygamber efendimizden rivâyet edilmistir. Iste bu hadîsin nassina göre, fitniyi sebeb olan kimse, Allah tarafindan la'net edilir ve bu hadîsin mefhumu Said'e sâmil gelmektedir. Bu nedenle ondan kaçip, ondan yüz çevirmek vâcibdir. Allah, onu dünya ve âhirette rezil etmis kimseden baska saidle kalkip oturmaz. Onun size karsi bu hareketi sizin için bir bozgunluk ve yüz kizartici oldugunu zan ederim. Onun bu musalaha isini bozmasi sizi sevdigi için degil ki, lehinizde oldugunu zan ediyorsunuz. Hülâsa benimle onun arasinda hiçbir münasebet yoktur. Durum bundan ibarettir. Bunu arzû eden kimse onunla münasebette bulunsun! Size Mustafa'nin (Sallâllahü aleyhi ve sellem) seriatine tâbi olana selâm olsun. O seriatin sahibine, salât ü selâm ve senâ olsun!
Kirkdördüncü Mektub
Serefli pederinin (Allah, bizi onlarin sirlariyla kutlasin.) halifesi Seyh Abdülkahhar, oglu ve halifesi olan âlim ve fazîletli Seyh Mahmud'a, Allah yolundaki talebin fazîleti ve ona hiçbir sey müsavi olmadigi, insanlarin bu dünyada yaratildiklarinin hikmeti, râbita ve tarikat âdâbindan olan virdler ve daha baska mes'ele ile ilgili bâzi konular hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir varlik yoktur ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Saât ü selâm, Allah'in mahlûklarinin en hayinlisi olan efendimiz Muhammed'e, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) bütün âl ve ashâbina olsun!bundan sonra, bu mektûb âlem kutbu kaymakamnin (Radiyallahü anh) perverdesinden, Allah yolundaki kardesi, Allah için dostu, iki gözünün nûru, gönlünün mahbûbu Molla Mahmud'adir. Allha, onu sevdikleri kimsenin yolunda bulundurup, kendisine yüce nisbetden tam bir nisbet serbetinin tadini versin.
Size hasil olan siddetli sevk ve talebden haber verici mektûbunuz perverdeye ulasti. Dolayisiyla gayet sevinerek Allahü teâlâya hamd etti. Çünkü, tarikattaki riyâzetin temeli, taleb üzeredir. Hattâ bazi tasavvuf ehli, (Kaddesallahü esrârehüm) tasavvufta yapilan bütün amelden maksadlari, ona hasr edip tasavvufta talebden baska bir gaye oymadigini demislerdir ve o manâ Hâfiz'in "vefatimdan sonra mezarimi aç bak! Ki içimdeki ask atesinden kefenimden duman yükselir." dedigi bu beytten anlasilir.
Imâm-i Rabbânî (Kuddise sirruh) taleb hakkinda buyurdugu sözün hülâsasi sudur: "Talebin artmasini istedigimden dolayi cennette bile istirahat edemiyecegim." Seyhim, (Allahü teâlâ bizi onunsirlariyla kutlasin!) tasavvuftaki fenâ makami, talebden itbarettir diye buyurdu ve bu manâyi ifade eden sözleri Üstad-i a'zamdan (Kuddise sirruh) rivâyet ederdi. Öyle ise, cenâbiniz, talebinartmasina çalismaniz lâzimdir. Tâ ki kalbinde talebin düsüncesinden baska bir sey kalmayip taleb yolunda yanik, Mevlâsini (Allah'in) ve üstadinin rizâsinda vücûdunu fena (yok) olan babaniza (Kuddise sirruh) hasil olan makam, o talebinize terettüp eylesin. Çünkü insanin en serefli çocugu pederinin yolunda olanidir. Bâhusus pederinin yolu halkça medh oldugu zaman, çocugu daha ziyade, onun yolunu takib etmesi gerekir.
Perverdeye mektûbunuz gelmeden önce, durumunuzdan habersiz oldugu için siddetli bir üzüntüsü vardi. Mektûb gelince, o üzüntüsünü izale etti. Zira perverdenin nezdinde, zan ettigine göre, Üstad-i a'zamin halifelerini evlâdi üstadin nisbetinde kendi babalarinin nisbetinde çalismalarindan daha tatli bir sey yoktur. Belki o, çalismalari için, babalarina nasib eyledigi makami Allahü teâlânin onlara da yaratmasi ümid edilir.
Ey aziz kardes! Bu dünyada insanlarin yaratilmalarinin hikmeti, Allah'in marifetini kesb etmektir. Nitekim (Kur'ân-i Kerîm'in), "Cin ve insanlari ancak bana ibadet etmeleri için yarattim." (*) âyeti ile, "Ben (Allah gizli bir hazine idim. Bilinmemi sevdim de mahlûkati yarattim." hadîs-i kutsîde bu manîya isaret ederler. Öyle ise, Allah'in marifetini tahsil etmekten baska ise çalisan kimse, onun için yaratildigi vazifelerini gerçekten zayi etms olur. Bâhusus Naksibendî sâdâtina (Kaddesallahü esrârehüm) mensub olanlarin üzerine, o durumda dünya ve âhiretleri de yikilir.
Hastaliginizin izalesi için perverde, Allah'a iltica eder. Daimî olarak size râbita haleti hasil oldugu beyaniniz ise, o yüce Allah'in lütûf ve kereminden olan bir ni'mettir. Öyle ise, ona hamd ve sükr et. Kur'ân-i Kerîm'de Cenâb-i Hak: "Eger sükrederseniz, size (ni'metimi) arttiririm" (**) buyurmustur. Lâkin râbita tefekkürünü namaz esnesinda, sag omuz ile boynunuzun arasina birakin!kalbine az hatiralar, dünya düsüncelerinin geldiginin durumu da râbitanin durumu gibi olsun! Letâifleri hayalinize getirirken yaptiklari ihtilâçlari, makamlarina olan sitiyaklarindan ileri gelmektedir. Sitiyaklari tamamlanincaya kadar çalisin. Lezzet haleti ise, büyük bir ni'mettir. Fakat tam muteber olmasi için devamli olmasidir.
Virdlerin yapilmasinin âdâbi ise, sag elin sehâdet parmaginda elem olsa, sol elin sehâdet parmagiyla da vird çekmesinde zarar yoktur. Vird çekilmesi zamaninda teverrük oturusu tarzinin aksine (sag ayagi sol ayagin altindan geçirerek oturmak sekli),kalbi gafletten uyarmasina yardim ettiginden, diger çesit oturustan daha evlâdir. Bununla beraber, vâciblerden degildir. sayet baska oturus tarzi ile de kalbin uyanikligi hasil olsa da yapilsin (Ama tarikat sâdâtinin (Allah yüce sirlarini kutlasin) bu hususta âdet edindikleri sey, muayyen oldugu da bilinmesi lâzimdir. Gerçi insan zan ettigi sey'in hilâfi da olsa.
Virdler, bir günün ve ardindaki gecede yapilan sayilari toplayip birbirine eklenerek hesab edilir. Eger, eklendikten sonra mürsidin tayin eyledigi miktari tamamlanirsa, iyidir, yoksa, daha evvelki gün ve gecesinde çekilip noksan kalan virdin sayisina eklenemez. Bu durum, "geçmis namaz kaza edilir, fakat mürsidin geçmis sohbeti kazâ edilmez. Çünkü her sohbetten hasil olan nisbet, o sohbete mahsustur." denildigi sözün kabilindedir.
Aziz kardes! Sözün hülâsasi, amelde çalisip te'hir etmemelidir. Belki çaliymak lâzimdir. Çünkü zaman, kiliç gibidir. Onu, tâat ve ibâdetle harcayip kesmezsen o seni kesip harcayacaktir. Hidâyete tâbi olanlarin üzerine selâm olsun!
Kirkbesinci Mektub
Molla Kâmil ile zirkili Kulihan beye, islâm dininin kurallarina mütabeat edilmesi hakkindaki tesviki ve dünya iki itibarla yerildigi ve medh edildigi, Molla Kâmil'in bir oglunun vefati dolayisiyla taziyesi ve onunla ilgili mes'elenin beyanindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Salât ü selâm efendimiz Muhammed Mustafa'nin, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) âlinin, sâfi kalb ehli olan ashâbinin üzerine olsun! Bundan sonra, bu mektûb, âlem kutbu kaymakaminin perverdesinden dostlara ve dogru olanlara yani Molla Kâmil'e Allahü teâlâ temennilerini hasil eylesin ve Kulihan beye Allahü teâlâ, onu âhiret islerine yönelen kimselerden eyleyip râzi olmadigi seylerden uzaklastirsin!
Perverde size selâm edip selâmetle din istikâmetinde bulunmaniza, dîni bulandiran seylerden uzak olmaniza dua eder. Ey dostlarim! Muhakkak ki dünya ve âhiretin selâmati, dünya ile âhiretin efendisine (Sallâllahü aleyhi ve sellem) mütabeattadir. Allah, onun, âlinin ve sahâbîsinin üzerine salât ü selâm (rahmet) nâzil eylesin. Insanlar için yüz karasi, asagilik ve çirkinlik ise, ona mütabeat etmemektedir. Öyle ise, akilli olan kimsenin, kendisiiçin onda yücelik ve serefe olan seyde çalismasi ve çirkin, dünyevî, yaldizli seylerle magmur olmamasi gerekir. Çünkü o çirkin seyler görünüste güzel görünürlerse de, lâkin hakikatte üstü sekerle kapli öldürücü zehir kabilinden olup, sahiblerini öldürerek, onu Allah'in (Celle ve alâ) lâneti üzerine nâzil olan bir mekân ederler. Gerçekten:
"Allah'in zikri veo zikre sâmil olan seylerden baska, dünya mel'ûndur. Içindeki seyler de mel'ûndurlar." (*) denilmistir. Evet, onda ilâhi marifetlerin tahsiline çalisip tâat ve Allah'in râzi oldugu seylere yönelen kimse için, dünya güzeldir. Siir: "Dünya aslanlar (Allah yolunda çalisanlar) için iyidir. Erkekler için acaib bir mülktür. Onu hayir isler için imar ederlerse acaib bir mezra, akardir."
Ey kardesim Molla Kâmil! Perverde, oglunuzun ölümünü isitti. Allah, senin sevâbini büyültsün. Mateminin akibetini güzellestirip, âhirete nakil olandan daha güzelini verip degistirsin: geçmisi anne ve babasina önceden gönderilmis sir selef ve zahire eylesin!
Musîbetlerin birbiri ardinda üzerime nâzil olmalarina karsi tahammülüm yoktur. Dediginize karsi cevab sudur: Ey kardes! Kulun, Rabbinin (Celle ve alâ) onun hakkinda yapacagina râzi olmasi lâyiktir. Ona seçtigi sey, kendisi bizzat nefsine seçtigi seyden daha sevab, daha yüce, daha kâmil oldugunu bilmelidir. Bâhusus yüce Naksibendî tarikatine, (Allah, ehillerinin sirlarini kutlasin!) mensub oldugunu iddia edenler, sevgilileri olan Allah'ni yaptigina râzi olmalari lâzimdir. Çünkü onlar, sevgilinin yaptigi her seyi sevgilidir derler. Bu düsünce vasitasiyla, bir musîbete giriftâr olan kisinin izdirabi kolaylasir. Iste bu tefekkürden ayrilma! Sizin ve nezdinizde olanlarin, Mustafa'nin (Sallâllahü aleyhi ve sellem) seriatina tabi olanlarin üzerine selâm ve senâ olsun!
Kirkaltinci Mektub
Bu mektûblari toplayan fakir ve hurma çekirdeginin üzerindeki beyaz çizgiden daha kiymetsiz, kitmirden (Ashâb-i kehf köpegi) daha asagi olan Muhammed Alâüddin'edir. Allah, onu (Hazretin) sirlariyla kutlasin! Onu derya gibi nûrlardan doyursun! Onu ve insanlari, yasantisinin uzamasiyla faydalandirsin! Muhabbetin fazileti, husûsen muhabbetle birlikte mürsidden ayrilik üzüntüsünün fazileti ve bazi vakitte müridin cismine âriz olan agirligin, vaaz ile sohbetin arasindaki farkin ve râbitanin, bâhusus devamli râbitanin fazileti, tarikatta râbita en büyük temel, bir çok faydalarin mukaddimesi oldugunun beyani ve onunla ilgili mes'elelerin beyani hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir varlik yok ki, onu hamd ile tesbih ekmesin. Slât ü selâm Allah'in mahlûkatinin en hayirlisi olan efndimiz Muhammed'e, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) bütün âl ve ashâbina, ev halkina olsun! Sonra bu mektûb, âlem kaymakami (Kuddise sirruh) ve (Radiyallahü anh) in perverdesinden Allah yolundaki kardesi, gözünün nûru Seyh Alâüddin'edir. Allah, onu kendine yakin olanlarin temenni eylidikleri sey'e ulastirsin!
Hasret ve kederle karisik sevgiden haber veren mektûbunuz, perverdeye ulasti. Dolayisiyla Allah'a (Celle ve alâ) hamd ve sükr etti. Çünkü hülâsa olarak bu isin temeli, muhabbet üzeredir. Hattâ muhabbetsiz mümkün degildir. Nitekim, Muhabbet sofularin benigidir. O olmasaydi, mahbûbuna (Allah'a) vâsil olmazlardi. denilmistir. Câmi (Kuddise sirruh) (Abdurrahman) siir:
"Isittim ki mürid bir mürsidin yanina gitti. Ki mürsid manevî seyri sülûkte ona yardimci olsun. Mürsid ona dedi ki, Eger ask yolunda ayak yerinden kalkmazsa, git! Âsik ol, sonra yanimiza gel." diye buyurdu.
Bâhusus askin içine hüzün de karissa daha iyidir. Çünük bu durum, mahbûbun ayrilmasindan haber verir. Mahbûbundan ayrilan kimse, mahbûbuna kavusmasi için çalisarak kat'iyyen durmaz. Ayriligin hilâfi ise, (visal) sevgili ile âsikin birbirine vuslattan ibarettir. Halbuki vuslat (kavusma) sahibine bazen askin duraklamasi peyda olur.
Bir çok vakitlerde bana saskinlik acz âriz olur. Bedenim gevseyip agirlasiyor diye mektûbda yazilmistir. Ey kardesim! düsün ki, bu hâllerinin neden peyda olduklarina anliyasin. Zira bunlar sebebsiz olamaz. Mühim olan sey sebeblerinin bilinmesidir ki, onlara münasib olan konudan bahs edilsin. Açik olan bu husustaki fikir sudur: Sâlik ortadan kendi nefsini atip aklinda yalniz üstâdini düsünmesi kalirsa, bu haletler, ne sebebten olursa olsun, velev asktan da peyda olmuslarsa da zâil olup gideceklerdir. Iste, bunda düsünürsen, mezkûr haletler, nefsinden olduklarini bileceksin. Çünkü nefsi görmeden ancak mücerred üstadin emrine imtisal edilerek halkla sohbet yapilip konusulurken, bu haletler siyrilirlar.
Mektûbda, halka sohbet ederken, cemâatin durumuna lâyik olan sözler mi veya akla gelen sözler mi konusayim, diye yazilmistir. Ey kardes! Tarikatin sâdâti (ululari) sohbet ile vaaz arasinda fark etmislerdir. Söyle ki. Sohbet, hiçbir sey düsünlmeden kalbe, dile gelen hitabettir. Belki o, kalbin galeyana gelmesindedir. Sohbet edenin yaptigi bütün konusmasi, kendisine âriz olan sevki veya hüznü ya Allah'tan olan korku veya istiyaki veya mahbûba kovusmasina olan hasretinden olur. Hattâ bu durumdan olan sohbetçi çok def'a karsisinda cemaatin oldugunu da unutur. Vaaz ise, sohbetin hilâfinadir. Bazi zamanlarda sohbetçi yaninda oturan kimseleri ve durumlarina lâyik olan sözleri düsünerekten konusur. Bu çesit konusmada sözcü cemaatin arzu ettikleri sey'i kendi nefsânî arzularina tercih etmesi sart kosulmustur. Yoksa durumundan korkulur. Nitekim, birisi mürsidine, halka konusmak isterim der. Sebebi nedir diye sordu. Adam bütün insanlar cehenne atesinden kurtulup içinde yalniz ben kalmami istedigimdendir, deyince, seyhi ona, iste o, yani ondan bahs ettigim makam, çikip halka konusma makamidir, diyerek onu minbere oturttu. Kendisi de konusmasini dinlemek için minberin ayaginin yaninda oturdu. Adamin konusmasi esnasinda, bir dilenci gelip, Allah için bana bir sey verin dedi. Mezkûr sözcü, hemen minberden asagi inip ona cübbesini verdikten sonra, yine minbere çikip konustu. Seyhi ona Ey kezzâb, (çok yalanci kimse) in asagi! Diye seslndi. Hemen asagi inerek seyhinin elini öpüp yalan söyledigim sey nedir diye sorunca; seyh, sen ilkin bana, halkin arzularini kendi arzularima tercih ederim dedi. Eger durumun öyle olsaydi, herkesten önce, cübbeyi dilenciye vermekte acele etmezdin. Belki ilkin halki o sevâba tesvik eder, onlarin, dilenciye bir sey vermekten ümidini kestikten sonra, cübbeyi dilenciye verecektin.
Hülâsa, halka vaaz ve sohbet eden kimse, her iki halette de nefsini görmemelidir.
Mektûbda, bugünlerde yaptigim râbita güzel olup, bu durum dururken, hareket ederken gözümü kapatip açarken, hattâ uyuyup uyanirken bütün hallerimde devam etmektedir diye yazilmistir. Ey kardes! Bu büyük bir ni'mettir. Sadât-i kiram (Kaddesallahü esrârehüm) vasitasiyla o ni'meti verene siginip ona muhtac oldugun niyetiyle kendisine sükr et. Çünük bu tarikatda en büyük temel râbitadir. Sübhesiz Hâce El-Ahrar:
"Rehberin gölgesi, halkin zikrinden daha iyidir. demistir. Râbitaya öyle devam et ki, onda fâni olup, râbitanin kendisi, halkla konusan, teveccüh eden, hareket edip duran bir halet olsun. Zira râbitadaki fânilik haleti, yüce Allah'in askinda fâni olmasinin mukaddimesidir. Hattâ Allah askindaki fânilik makam-i râbita makamindaki fânilige göredir.
Seyh-i ekberin (Seyh Fethullah) (Kuddise sirruh) hareminden (zevcesinden) ve ev halkindan dua dileriz. Simdiye kadar Seyh-i ekberin (Kuddise sirruh) ve (Radiyallahü anh) merkadini ziyaret etmek mümkün olmadib. Mümkün olup olmayacaginida bilmiyoruz.
Huyuta gitmeniz mes'elesi ise, yol, hava iyi ise hemen git! Iyi degil ise, hastalik korkusundan gitmenizi istemiyoruz. Sana v nezdinizde bulunanlara, Mustafa'nin (Sallâllahü aleyhi ve sellem) seriatina tabi olanlara selâm olsun! O seriatin sahibine, âl ve ashâbina da salâvatin efdali, selâm ve senânin en kâmili olsun!
Kirkyedinci Mektub
Halifesi Seyh Mahmud B. Seyh Abdülkahhar'a, (Kuddise sirruh) bu yüce tarikatin medari, tâleb üzere oldugu, baskasi da sayet tâlebin artmasina sebeb olursa iyi, eger tâlebin fütûruna (gevsemesine) te'hirine sebeb olursa onda tehlike oldugu, yapilan bütün amel ve tâatlara karsi bir cihetten sükretme, diger cihetten de korkuyu icab ettigi ve bu konu ile ilgili mes'elenin beyanindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, kendisine mahsusu olana (Allah'a) dir. Muhaliflerinden ebediyyen yaptiklari iyilikleri kabul olunmayan kimseye Muhammede, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) âl, ashâbina, zevcelerine ve ensâr ile muhacir olan sahâbîsine selât ü selâm olsun! Bundan sonra, bu mektûb, âlem kutbu kaymakaminin, (Allah bizi onlarin sirlariyla kutlayip onlardan râzi olsun) perverdesinden. Allah'in yolundaki kardesi ve (Allah için) dostu, sevgili Molla Mahmud efendiyedir. Allah, onu kendine yakîn olanlardan eylesin!
Seyh Alâüddin (Allah onun temennilerini güzellestirsin) vasitasiyla, hal, sihhat ve selâmetinizin beyanina sâmil olan mektûbunuz perverdeye ulasti. Dolayisiyla Allah'a hamd ve sükr etti.
Ey kardesim! kalben Allah'in manevî huzurunda bulunulmanin devami, tekellüfsüz olarak râbitanin zuhûru büyük bir ni'mettir. O ni'metlere karsi en kâmil bir sükürle sükretmek vâcibdir. Ancak bu ni'metler tâlebin te'hir ve gevsemesine sebeb olduklari cihetden de içinde korku tehlikesi de vardir. Halbuki bu tarikatta en mühim maksad tâlebin siddetli olmasidir. Hattâ sâdât, tâlebden baska hiçbir sey maksûd degildir. bâhusus bu iki ni'metin zâhir olmalarindan sâlik sükr etmeden kendilerine bir varlik, bencillik veya Allah'a yaklastiginin kokusunu duysa, durumu daha tehlikeli olup o zaman onlarin zuhûru sâlikin maneviyattan mahrum olmasina sebeb olur demislerdir. Öyle ise, mezkûr her iki ni'metin zuhûruna karsi, bir taraftan sükr etmek, diger taraftan da tehlikesinden kokmak vâcibdir. Birinci (sükr etmenin) sebebi, o ni'metlerin zuhûru sâdât-i kiram (Kaddesallahü esrârehüm) vasitasiyle Allah, (Celle ve alâ) sâlike ihsan eyledigi içindir. Ikincisi (tehlikeli olmasi) kendisi o ni'metmelere mazhar olmasina liyakati olmadigi hakkinda riâyet etmedigi içindir.
Hülâsa: o ni'metlerin zuhûru, nefsin çirkin, kirik ve Allah'in nezdinde kabul olmasi sahasindan uzak ve kâinatta yok oldugunun bilinmesine sebeb olsa, yani nefsinde hâsil olan bütün kemâlâti Allah'a (Celle ve alâ) isnad edilip haddi zatinda nefis kemâlâttan çiplak kalip kendi halinden konusmasindan baska, baskalariyla konusmasina kudreti olmayacagi mertebesine ulasip hattâ baskayariyla ilgilenmekten utanirsa, bu cihetlerden mezkûr her iki ni'metlerin zuhûru çok iyidir. eger zuhûr sebebiyle nefsinde Allah'a yaklasma hâsil oldugu halde, Allah'in (Celle ve alâ) bir ihsâni oldugu cihetinden degil, kendisinde hâsil oldugu cihetden bir ferah ve nes'eye sebeb olsa, iste bu cihet nefsin helâkine bir sebebdir. Allah, perverdeyi ve sizi ondan kurtulusu güç olan bu belâdan korusun.
Seyh Halid, (Kuddise sirruh) (Gavs-i A'zamdan (Radiyallahü anh) rivâyetle bu hususta söyledigi sözlerin özeti sudur: Bâzen râbitanin zuhûru, müridin manevî yükselmesinin te'hirine sebeb olur.
El-Haci Abdülkerim, baska bir tâbirle Seyh-i Ekrem'den (Seyh Fethullah)dan (Allah, bizi onun sirlariyla kutlasin ve ondan râzi olsun) söyle ribâyet etmis: Aksam namazindanda ta yatsi namazi vaktine kadar, kendisinde siddetli taleb oldugu hâlde, gözlerine kapatip da ona râbita zâhir olmayan kimse, mezkûr her iki vaktin arasinda, kendisindeki tâleb gvsek olup da râbita hâleti, ondan ayrilmayan kimseden, makamca daha yüksek, daha efdâl, Allah'a daha yakindir.
Iste bu beyandan anlasildigina göre, bu tarikatin medari, tâlebden baska bir sey degildir. tâlebe sebeb olan bütün seyler, müridin kurtulusuna, ona muhalif olan seyler helâkina sebeb olur. Öyle ise, tâlebin artmasi için çaliskan olun!
Seyh-i Ekrem, (Allahü teâlâ bizi onun sirlariyla kutlayip ondan râzi olsun) Üstad-i A'zam'dan (Radiyallahü anh) rivâyetle; Gavs-i A'zam ona (Üstad-i A'zam'a) "halk, bize fenâ makami hâsil oluyor sonra gidiyor, derler. Sen de öyle misin degil misin Ben ise, öyle degilim. Belki bana hâsil oldugu zamandan beri benden o hâlet gitmemistir." buyurdu. Bunun üzerine üstad, demis ki: "Eger, o hâlet bana hâsil olsa, gitmez. Söyledim." diye bu sözleri naklederken, demis ki: "Üstad-i A'zam, Hunuk'ta okurken ona fene makami hâsil olmustur. Çünkü kendisi o zamanda tâlebin son derecesi olan hâlette idi."
Halk ile konusmak konusu ise, eger konusma, Züleyha'nin Yûsüf'den, (Peygamberimize ve onun üzerine salât ü selâm ve senâ olsun.) bahs etmek gayesiyle halkla konustugu gibi olup gaye halk v halka konusmayi duyurmak ve onlara bir sey ifade etmek için olmayip sirf Allahü teâlâya olan, siddetli muhabbetten peyda olursa iyi, yoksa iyi degildir.
Perverde annenizden dua diler. Talebelere, bütün müridlere selâm eder. Muhammed Said, Fethullah, Molla Muhammed Emin, Haci Abdülkerim, Molla Abdurrahman, Molla Mahmud, Molla hüseyin, Seyh Ibrahim, Molla Abbas ile yüksek kapi esiginde (Üstad-i A'zam'in tekkesinde) bulunan talebe ve diger kimselere de selâm edip duanizi dilerler. Bundan sonra, iste Nursin köy camii hatibi size geldi. ona hürmet etmeniz lâzimdir. Allah, efendimiz Muhammed'in, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) âl, sahâbe, zevcelerinin, ensâr, muhacir ve sahâbelerinin üzerine salât eylesin!
Kirksekizinci Mektub
Bu mektûblari derleyen fakir, nâciz Muhammed Alâüddin'e, Mürid manevî ilerlemesi hâsil olmadigi için, çektigi faziletli hasretinin, Allah'in manevî huzurundan uzak kaldigini bilerek hasret edip tedarikine arzûsu, kendisine cezbe gibi bir hâletin husûlüne sevinmesinden daha evlâ oldugunun, ne sekilde olursa olsun, rüyada sâdât-i kirâmi (Kaddesallahü esrârehüm) görmek, rüyayi görene, onlarin iltifat ve himmetlerine isaret oldugunun, sâliki külliyetiyle mevlâsina yönelmesine, dünyadan yüzünü çevirmesine dair, tesvikinin, bütün bu kâinat Bârî'nin (Celle ve alâ) varligiyla mevcud oldugunu düsünmek için emirlerinin ve bu konu ile ilgili mes'elenin beyanindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, bizi bu ni'mete kavusturan Allah'a olsun.
"Eger Allah bizi buna hidayet etmeseydi, kendiligimizden hidayetlenmezdik. Gerçekten rabbimizin bütün peygamberleri, (Allah'tan) hak dini getirmislerdir." Allah (Celle ve alâ) hususî olarak bütün peygamberlerden (Aleyhisselâm) efdâl olan Muhammed'in, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) umumî olark da diger peygamberlerin, kezâ âl ve sahâbelerinin üzerine, salât ü selâm eylesin!
Bundan sonra bu mektûb, âlem kutbu kaymakaminin (Radiyallahü anh) perverdesinden, Allah yolundaki kardesi ve Allah için dostu, kalbinin nes'esi olan Seyh Alâüddin'edir. Allah, onu serefli cedlerinin (Kaddesallahü esrârehüm) yolunda bulundursun! Cumartesi ilim icâzetnâmesi (*) okundugundan sonra, Pazar günü mektûbunuz perverdenin eline geçti. Gecikmesinin sebebi, kimden ve neden oldugunu anlamadi. Bakarak okuyunca, ondan manevî huzur için çektiginiz hasret, ask kokusu duydu. Hattâ perverdede öyle te'sir eyledi ki, gözlerinden yas akmasina yakin bir durum oldu. Manevî himmetlerinden, perverdenin kalbine esenlik nâzil olmak için, yüce cenâb, en kudsî olan iki zatin (Üstad-i A'zam ile Seyh Fethullahs'in (Kuddise sirruhüm) ruhlarina yalvarip onlardan istimdad eyledi. Bunula beraber, size hâsil olan hasret ve sikintiniza karsi, Allah'a hamd ve sükr etti. Çünkü ondan uzaklik, ayrilik kokusu duyulan manevî hâlet, ondan manevî yakinlik, visal kokusu duyulan manevî makamdan daha üstündür. Mürid, zamani gafletle geçtigini anlayip da, pisman olmasi, velevki hasret çekip niyaz etmekle de olsa, gaflet zamaninda ondan mahrum kaldigi, manevî faydayi ilerde tedarik etmesi, hakkindaki anlayisi, perverdenin nezdinde, mürid için, onda, cezbe, muhabbet ve kalb huzuru olmasi zan ettigi, zamandan daha sevgilidir.
Göndügünüz her iki rüyanin tabirleri ise, satadin ( Kaddesallahü esrarehüm) son derece size iltifat eyledikelerine delalet ederler. Çünkü o rüyalar, ya ibadete, çalismanizin uyramasina, veya sana tavsiye edilen virdlerin muhafazasina ve yapmadigin bu çesit amellerin tedarikine çalismaniza isaret olup, ikisi de onlarin sana karsi olan son derecede iltifatlarindandir. Öyle ise, bu iltifatlarinin muktezasina göre, hareket edip, Allah'a ( Celle ve ala) sükretmek, ibadete ziyadesiyle çalismak, dünya aldatici, hiylekar oldugundan, ondan yüz çevirmek vacibdir.
Mektubunuzun geldigi günden bir gün önce, meclistekiler arasinda, sahabeden ( Radiyallahü anhüm) bahs geçince, bazi kardesler tarafindan " onlar dünyanin faydasiz ve onda huzur ve esenlik olmadigini kat'i olarak bilmislerdi. Hatta onda vaki olan elem verici hadiseler oldugunu bilip de ondan yüz çevirerek, geçinecekleri kadardan baska bir seyle mesgul olmalidir. Dolaysiyla külliyetleriyle ahirete ve Mevla Bari tealaya ( Celle ve ala) çalisarak, dünyada baslarina gelen sikinti ve musibetlere ehmmiyet vermediler" denildi. Bu sözlerin te'siri, bu mektub yazildigi vakte kadar da perverdenin aklinda kaldi. Buna size te'sir etmek ümidiyle mektuba derc etti. Çünkü bazi mürsidler, " Herhangi bir ksey'e çalismanin gücü, o sey'in faydasinin bilinmesine göredir." demislerdir.
Üçüncü rüyaniz, yine sadatin ( Allah bizi sirlariylan kutlasin) sana iltifat eylediklerine delalet eder. Çünkü onlar, senden üzüntü fakirlik, güçsüzlük hali görünce, senin için güler yüz izhar ettiler. Bu günlerde hayalinizi, bu alemin, Allah ( Celle ve ala) ile iliskisi oldugu, yani Allah'in kudretiyle oldugu üzere, toplayiniz! Yani hatira gelen sey batil da olsa, Allah'in onu izhar ettigini biliniz. Zira batil sey de, Hak tealanin fiilinden peyda olan seylerin bazisi oldugu denilmistir. Alemin Hak teala sebebiyle varliginin manasi, zat'i Bari teala ile alem, günes ile isigi gibi birbirlerinden ayrilmayan iki seyler olduklari bilinmelidir.
Bayramlasmaya gitmeniz, Seyh-i Ekberimizin ( Kuddise sirruh) adet ve adabina uyup gitmek niyetiyle geçen seneler gibi olsun.
Size ve yaninizdakilere, tabilere, Muhammed Mustafa'nin ( Sallallahü aleyhi ve sellem) seriatina tabi olanlara, selam olsun! O seriatin sahibine, aline de salavatin efdali ve en kamili olsun.
Kirkdokuzuncu Mektub
Yine lâ sey ( hakikatte mevcut olmayan) bu mektublarin derleyicisi Allaüddin'e. Halkin hidayeti ve Allah' a olan muhabbetleri, sevkleri, hatta bütün ni'metler, mürside zahir olmasi, bir cihetten sükür, diger cihetten istigfarina ( magfiret dilemesine) mucib oldugunun ve bir mazerete binaen, tarikata dahil olan bazi kimselere teveccüh yapilmasinin te'hirinde hiçbir zarari olmadignin, teveccüh ve sohbet esnasinda, beyitlerin okunmasi, tarikat harici olan seylerden olup, lakin tarikat mürsidleri bir sartla azina müsamaha ettiklerinin ve bu konu ile ilgili mes'elenin beyanindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir varlik yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam Allah'in mühlukatinin en hayirlisi olan efendimiz Muhammed'e, al ve ashabina olsun!
Bundan sonra bu mektub, alem kutbu kuymakaminin ( Allah bizi onlarin sirlariyla kutlayip, onalrdan razi olsun!) perverdesinden, Allah yolundaki kardesi, Allah için dostu, gözünün nuru, Seyh Alaüddin'edir.
Allah onu üzüntü ve teessüfe mucib olan seylerden muhafaza edip, mümkün olan son manevi makama ulastirsin!
Molla Muhammed ile gönderilen mektubunuz, perverdeye ulasti, okudu, içindikelerini anladi. Allah'a ( Celle ve ala) sükr edip ona sigindi.
Ey kardes, sükr ve istigfar etmek lazimdir. Üstad-i a'zam, ( Allah Abdülkadir'in kedisine, askinin artmasina dair gönderdigi bir mekutbun cevabindaki hülasasi sudur: Size ve bize lazim olan sey, sükr ve istigfar etmektir. Sükrün sebebi, yalniz Allahü tealadir. Bizi onun sirlariyla kutlasin! Mecazi bir hidayetçidir. Bununle beraber zalirde yüce Hak teala hidayeti bize isnad etmistir.
Istigfar sebebi ise, mezkur büyük nimetin hakkina layikiyla riayet edilmemesidir. Iste bu ask haletinde, mezkur iki cihetten hem sükr, hem istigfar toplanir. Hatta tasavvur edilse, Allah'in insanlara verdigi bütün ni'metleri de böyledir. Her nimete karsi sükr ve istigfar edilmelidir. Ihsan, bu nimetlerin husulünde, yalniz Allah'i bilip gerçekten ortada kendi nefsini görmemesinin manasi, istihraç edilir. Hatta ne cihetten olursa olsun, çirkin cihetinden de nefsin bilinmemesi gerekir.
Mektubda bazi kimseler, teveccüh günlerinin gecelerinden baska vakitte tarikata dahil olmalarini isterler, diye yazdigi mesele ise, Ey kerdes! Tarikata dühul isini tehir etme. Ertesi gün sayet teveccühün yapilmasi mümkünse velev ki tarikata dahil olan bir kisi ile beraber iki veya üç kisi bulunursa da, teveccüh etmeniz lazimdir. Çünkü Gavs-i a'zamin ( Radiyallahü anh) zamaninda, bir çok günlerde olurdu. Üstad-i a'zamin ( Radiyallahü anh) ilk irsadi sirasinda da durum böyle idi. Sonra yakin ve uzak yerlerden teveccühe gelmeleri için, bu gayeye binaen teveccüh yapilmasi için gün tayin edilmistir. Sayet teveccüh mümkün olmazsa, tarikata yeni dahil olan müridin teveccühü malüm güne te'hir edilmesinde hiçbir mahzur yoktur. Teveccühte, beytlerin okunmasi ise yüce Naksibendi tarikatinin adabindan olmadigi malumdur. Lakin isk ve sevkleri, nakis olan kimselerin, sevklerinin hasil olmasi veya artmasi için, tarikatin sadati, okunmalarina müsamaha etmislerdir. Öyle ise sohbet zamaninda, veya baska zamanda da, okunmasinda hiçbir mahzur yoktur. Ancak çok söylenmesi de iyi degildir. Belki sohbet yapilirken, keza teveccüh zamaninda bir veya iki kaside söylenilir. Bununla beraber, cemaate sevkin husule gelmesi veya artmasi, sadatin himmetinden olup, mürsidden olmadigi bilinmelidir.
Perverde, size ve Seyh-i a'zamin ( Radiyallahü anh) bütün ev halkina selam edip, dualarini diler. Allah, efendimiz Muhammed'in, ( Sallallahü aleyhi ve sellem) alimin ve ashabinin üzerine salat ü selam eylesin!
Ellinci Mektub
Bazi alimler, zevcesine mahalli lisan ile " isa Se telaki bi fetva Gevri kizi Ahmed jimin berdayi bi " Fetvasi olmayan üç talak Mehmet kizi Gevri benden bos olsun" diyen kimsenin, tek bir talaki düstügü fetvasinin ve telaffuzda, sayiya delalet eden kelimeyi talaka delalet eden kelimeye rabt edecek, bagliyacak bir edat olmasi lazim oldugunun, sayiya degil, o sayinin temizine ( ondan sonra telaffuz edilen kelimeye) bakilir. Temiz kelimesi talak babinda, sarih ise, sayi da sarih, kinaye ise, sayisi da kinaye oldugunun, talakin sarih ve kinaye kelimeleri beraber söylenmeleri, yekdigerini delalet ettigi asil manasindan çikarmadiginin ve bu konu ile ilgili meselenin beyanindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir varlik yok ki onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam Allah'in mahlukatinin en iyisi olan Muhammed'e, ( Sallallahü aleyhi ve sellem) aline ve ashabina olsun!
Bundan sonra, Serkisli Abdürrezzak, zevcesinin talaki hakkinda. " Fetvasi olmayan üç kalak Mehmet kizi Gevri benden bos olsun" dedigi sözünün fetvasini benden sordu: " Mehmet kizi Gevri benden bos olsun" dedigi kelimelerde, talakin sayisini sikr etmedigi ve bunu söylerken de, sayisina da niyet etmedigi için, açikça bir talaka delalet edip, yalniz birtalaki düsmüstür, diye kendisine cevab verdim bu sözden önce söyledigi ( üç talak) kelimeleri ise, El-Envar kitabinda yazilmis, açik bu tarzdaki misallerden anlasildigina göre, adamin söyledigi bu son sözünde, baglaç edati olmadigindan, önceki sözünü bagli olmayip hiçbir mana ifade etmemistir. Halbuki baglaç edati fikih kitablarinin ibarelerinden açikça anlasilmaktadir. Demek ki söyledigi mezkur ilk sözü ile hiçbir talaki düsmeyip manasizdir. Sunu da ilave edeyim ki, adam, mahalli lisani ile, üç manasina olan ( se ) kelimesini ( te) ile telaffuz ettigi ( telak ) kelimesine izafe etmistir. Halbuki telak kelimesi, fetava El-Remli ile mezkur Tuhfe kitabinin hasiyesi olan Ibni Kasim kitablarinin ibarelerine göre, bosanmada sarih bir kelime olmayip, telakin kinaye kismindadir. Demek ki mezkur tabirdeki ( üç) kelimesi, talaka ait sarih olan sayisinin manasindan çikmistir. Çiktigi da, El-Envar kitabinin su ibaresinden anlasilir:
" Birisi zevcesine ; sen üç kere bossun, dese, Rafii dedi ki, Ceddim, bir çok insanlarin örf ve adetlerinegöre bu tabirden üç talak irade edilir demis. Fakat Rafii, bu sözü söyleyen kimse, maksadi ne olduguna dair kendisine mürcaat edilip ondan sormasi da muhtemeldir, demistir". Burada El-Envar'in ibaresi sona erdi, Tuhfe kitabinin,
" birisi, zevcesine; seni basadim otuzkere, deyip de üç talaka niyet etmezse, bazi alimlerin dediklerine göre, yalniz bir talaki düser. Çünkü otuz, kelimesi, sübhesiz bir tam sayiya delalet eder. Fakat o manaya delalet ettigi gibi tam bir talakin otuz parçasina delalet eylemesi mümkündür. Lakin o bazi alimlerin mezkur tabire verdikleri bu manaya itiraz edilir. Çünkü otuz kelimesinden çabucak akla gelen mana, tam otuz talak sayisi demektir." Su ibaresinde de anlasilir. Çünkü Tuhfenin bu ibaresi, talak tabirinde kullanilan sayi kelimesinin manasi, temiz kelimenin manasina göre oldugu açikça delalet etmektedir. Iste bu nakillerden, talakta kullanilan sayi kelimesinin temiz kelimesi ( tefsiri) , talak kelimesinden baska bir kelime ise, sayiya delalet eden kelime de talak adedinin kinayesi oldugu sabit olup bu sekilde konusan kisi kaç talak ettigini ve söylerken telaffuzu zamaninda niyyeti, kelimeleriyle beraber olup olmadignin bilinmesine ihtiyaç vardir. Halbuki bu fetvayi benden soran Abdürrezzak, söyledigi mezkur kavlinden herhangi bir talak sayisini kasd etmedgigine dair ser'i bir yemin ile yemin etti. El-Envar ve tuhfe ile diger fikih kitablarinin ibareleridenden anlasildigina göre, Abdürrezzak bunu söylerken, talaka niyyet edip etmedigi hususunda yemin ile musaddaktir. ( ona inanilir ve ona göre hüküm verilir) Talaktan kinaye olan kelime ile beraber talakin sarihi olan kelimenin demesi, kinaye kelimesini manasindan çikarip sarih talak kelimesinin hükmüne çikarmaz. Belki her iki kelime de tasidigi manayi ifade eder. Nitekim El-Envar kitabinda, eger birisi ( zevcesine) sen bainsin ve taliksin ( sen ayrisin ve sen bossun) dese, adamin niyetine müracaat edilip talakta sarih olan sen bossun kelimesi, talaktan kinaye olan sen ayrisin kelimesine tefsir olmaz. Burada El-Envar'in ibaresi sona erdi.
Iste bütün bu zikr edilen kitablarin ibarelerinden Abdürrezzak'in yalniz bir talaki düsmüs, bu recat denilen talakin kismindan olup, recat ( karisini tekrar kabul etmek) hükmünü kendisine beyan ettikten sonra, ona recat etmesini emrettim. Zevcesi idde halinde oldugu halde recat etti. Demek ki zevcesi tekrar ona iki talaki sabit olmakla nikahi altinda kaldi. Iste bunu bil! Son duamiz. Bütün hamdler, bu alemin Rabbine mahsustur. Salat ü selam, Allah'in mahlukatinin en iyisi olan Muhammed'in, ( Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün al ve ashabinin üzerine olsun!
Ellibirinci Mektub
Pederinin hem halifesi hem katibi olan Bitlisli Molla Mustafa'ya, ( Rahimehullah) insan, bazi evliyanin aklina gelmesinin faziletine hiçbir sey müsavi olmadiginin, müslümanlarin aralarina ihtilaf sokmak isiteyen muhaliflerin tesebbüsleri kökünden kesmesi için müslümanlarin birlik ve beraberligini tahsil etmeye çalismak lazim oldugunun beyanidir.
ALLAH' IN ADIYLA BASLARIM
Kainatda hiçbir varlik yok ki, onu hamd ile tesibih etmesin. Salat ü selam, Allah'in mahlukatinin en hayirlisi olan efendimiz Muhammed'e, ( Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün aline, ashab, ezvac, ensar, muhacir sahabisine olsun!
Bundan sonra, bu mektub, alem kutbu kaymakaminin ( Radiyallahü anh) perverdesinden, ömrünü mevlasinin hizmetinde fani eylemis ve sebebden dogruluguna delalet eden Katibilesrar ( sirlarin katibi) diye izafeli bir isim kendisine hasil olmus, çünkü izafeli isimde, özel isim olmadan önceki asli manasinin kokusu bulunur. Keza herhangi bir kayd ile mukayyed olmayip iki cihetden gerek mutlakiyyetine ve gerekse hizmet ettigine delalet eden iki manali Halife ismi de ona hasil olan muhterem Molla Mustafa efendiyedir. Allah, onu utandirici seylerden korusun!
Perverdeye manevi irtibatiniza, onu hatirinizin sahasindan çikarmadiginiza delalet eden sevgili mektubunuz, kendisine ulasti. Dolaysiyla gayet sevinerek onunla müserref oldu. Çünkü ey efendi! Perverde. Allah'in ( Celle ve ala) evliyasindan bir velinin hatirina gelmekten daha üstün, daha yüce bir rütbe olmadigini bilir. Öyle ise, saadeti arzu eden kimse, evliyanin hatirlarindan bir hatirin iltifatini kendine dogru celb olacak bir amel ile amel eylesin! Hatta, bu yol, insani matlubuna ulastiran yollarin en yakinidir. Naksibendi tarikatinin reisi Sah-i Naksiben ( Radiyallahü anh ve Kurrise sirruh) " Bu zamanda, salik kimse için, Allah'a kavusma yolunun tedbiri, mevlasinin ve mürsidinin razi oldugu seylere çalismasi ve ne gibi bir seye rizasinin hasil olacagini düsünmesi, mevlasi ondan rasi olan ve ondan kendisinin üzerine Allah'in aski nazil olacagi bildigi seylere çalismasidir. Riyazet ve mesakkatli ameller degildir. çünkü bu zamanda onlar, imkanimiz dahilinde degillerdir." Buyurdugu sözleri de, bundan peyda olmustur. Sofgularin bazisi da demisler ki " Evliyanin kalbleri, Allahü tealanin feyzlerinin nazil oldugu yeri oldugundan dolayi, bir kimse onlarin hatirina gelse, feyzler onun üzerine gelecektir. Iste, bunun için perverdeye nese hasil oldu. Zira, Allah'in ( Celle ve ala) nezdinde makbul olan zatin ona, perverdeye, iltifat edip ona dua etmesinden baska, iyi bir ameli olmadgini bilir. Çünkü " onunla günah islemedigin bir agiz ile kendine dua et!" denilmistir. Bu ise, Allah'in yolunda sabit olup, varliklarin ve zamanin muhtelif davranmalariyla hareket etmeyen zatdan hasil olacak duasiyla olur.
Üstad-i a'zamin ( Radiyallahü anh) ev halkinin, tabilerin, talebelerinin hallerinden sorulursa, sihhatte olup iltifat ve duanizi rica ederler. Tam bir tesirle halk seydanin tekke kapisina gelmeleri ve serefli türbeyi ziyaretleri, geçen seneden daha çok vaki olmustur.
Bitlis'teki ehl-i küfrün atesi, kismen sönmüstür. Bu da fikirce birlesik halkin yazismalarindan oldugu söylüyorlar.
Birinci mektubda size yazilan seylerden maksad, müslümanlar arasinda birlik ve beraberliginin temin edilmesidir. Çünkü birlik ve beraberlikleri, muhaliflerinin kötü düsünceleriden dogan kötülügü def etemeye sebeb olur. Öyle ise, herkes, müslümanlarin hepsi bir gayede bulunmalari için, aralarinda birlik ve beraberliginin teminine çalislasi lazimdir.
tütünü yoktur. Bulununcaya kadar, size çukur tütünü gönderilecektir. Size ve hidayete tabi olanlara, selam olsun! Allah, efendimiz Muhammed'in, ( Sallallahü aleyhi ve sellem) alinin ve sahabesinin üzerine salat ü selam eylesin! Kanuni evvel ( Aralik) ayi – 1324, H?Üstad-i a'zamin ev halki ile, buradaki bütün alimler, ellerinizden öperler. Simdilik bizde, Mus ve nahiye
Elliikinci Mektub
Nursli Molla Abdullah'a, telaffuzdaki gitmek manasini ifade edecek kelime, velev ki halk dilinde talak için çok kullanilirsa da, cümlede talak kelimesine isnad edilirken, talakin kinayesi oldugu, ister içinde talak kelimesi bulunsun veya bulunsin. Söhret, cümledeki talaktan kinaye olan kelimeyi, sarih talaki ifade eden kelimenin hükmüne geçirmedigi ve bu konu ile ilgili meselenin tahkiki hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, insana dogru yolu ilham eden Allah'a mahsustur. Salat ü selam, Allah tarafindan kendisine Fasli Hitab ( hüküm kuvveti) verilen zat olan Muhammed'e, ( Sallallahü aleyhi ve sellem) dünya ve ahirette, muhtaç oldugumuz nasihati bize ileten aline ve ashabina olsun!
Bundan sonra, bu mektub, yüce kapi hizmetçisi, ahiret için sermayesi az olan kimseden, Allah yolundaki kardesi, Allah için dostu, hakki, dogruyu belirtmeye çalisan, Molla Abdullah'adir. Allah, onu mukarrebundan ( kendisine yakin olanlardan) eylesin! Aziz kardesim! molla Abdülkerim namina gönderdigin mektubunuz, hizmetçiye ulasti. Ona baktim fakat ondan maksad ne oldugunu anlamadigi için, onu getiren adam ile, Molla Abdülkerim'e gönderip, ondan maksad ne oldugu, sonbaharda sizin ve onunla aranizda vereyan eden ilmi münakasayi beyan etti. Hizmetçiye yakismaz ise de, lakin Allah'in tevfikina temessük ederek, tahkik yollari kudreti elinde bulanan Allah'tan yardim dileyip, istedigin meselenin beyanini yazdi.
Burada Ibni El-Hacer'in Fetava kitabindaki ibaresi sonaerdi.?Ey kardes! Allah, bizi ve sizi dogru yol üzerinde bulundursun! Hiç sübhe yok ki, birisi karisina hitab ederek: " Üç talakin benden gitmis olsun. Veya talakin benden gitmis olsun." Ki arabça tercümesi de, " selasü talkatüki zahibetün minni ev talakuki zahibün minni" olup söledigi sözütn fetvasi hakkinda, Fethul-Muin kitabinda bu lafzin talaktan kinaye oldugunu sarahaten bildirmistir. Mezkur kitab birisi sevcesine talakin gitti. Mealindeki dedigi sözünü kinaye kismindan saymistir. Ibni Hacer de Fetava kitabinda, bunu kinayeden hatta en zaif kinaye sözlerinden saymistir. Nitekim Ibni Hacer, mezkur kitabda " Talakin düsmesi veya gitmesi bir olayda talikinin, mesela: Birisi zevcesine, eger eve girsen, talakin düssün veya talakin düstü veya gitti, dediginin hükmü nedir " diye kendisinden sorulan bu sualin fetvasinin cevabinda demis ki: Adam, eger eve dahil olsan talakin düssün veya düstü dese, bu sözün zahirden anlasildigina göre, bu tabir, talak için sahih bir talik olup kadin ancak talaki, onunla talik edilen eve girmesinden baska hiçbir seyle düsmez. Ama eger böyle demeyip de, bunun yerine talakin gitti dese, zahirine göre, bu sözü talakin sarihi olmayip kinaye kismindandir. Çünkü gitmek ve düsmek manalarinin arasindabir nevi yaklasma mevcud oldugundan, bu iki manaya delalet eden kelimelerin birisinden o birinin delalet eyledigi mana kasdedilmesi düsünceden uzak degildir. Sayet, adam bu talikli sözünden, talakin düsmesini irade etmisse, kadinin eve girmesiyle talaki düser. Etmemisse düsmez.
Iste Ibni Hacer'in bu ibaresini düsünürsen, konumuz olan, " üç talakin bende gitmis olsun veya talakin benden gitmis olsun" manasindaki söz konusu olan tabir, Ibni Hacer'in nezdinde, talaktan kinaye olan sigalarin en zaifi oldugunu anliyacaksin. Mezkur Fethulmüin ile Fetava kitablarinin sahibleri olan bu çok büyük alimlerin yukarida geçen kavillerine göre, konumuz olan tabir, talakin sarihi olmayip kinaye oldugu sabit olduktan sonra, tabirde talak kelimesi bulunsun veya bulnmasin, halk arasindaki örf ve söhret, talaktan kinaye olan tabiri, sarih talak tabirinin hükmüne koyup koymadigi ve talaktan kinaye olan tabirin hakikati ne oldugu konusu üzerindeki fikir münakasasi kaldi.
Iste bu konu hakkinda deriz ki: Fikih alimleri, talaktan kinaye olan tabiri, ister açikça talakin düsmenisi ifade veya etmiyecek, içinde talak kelimesi bulunsun veya bulunmasin, talak manasindan baska bir manaya delaletinin ihtimali olan tabirdir, diye tarif etmislerdir.
Serhur-Ravd kitabinin sahibi, Ravd kitabinda sarih talak olmayan sözler bahsindeki veya ( birisi zevcesine) , " bir talak senin içindir" dedrigi metnin serhinde demis ki, bu tabirin iki manasi vardir. Birincisi sarih talak, ikincisi talakin kinayesi olmasidir. Çünkü bu, talakin ikai-i ( düsürmesi) manasini içine almamistir. Bu tabir, birisi digerine, " bu elbise senindir" dedigi sözün ya muhatabinin mülki olmasindan veya ona hibe ettiginden haber verdiginin ihtimali gibidir.
Sonra mezkur serhin sahibi demis ki, metinde geçen söz, en kuvvetli delile göre, talakin kinayesidir.
Ravd kitabinda geçen talak senin içindir tabirinin, kinaye oldugunu Safii mezhebinin seyhleri olan Ibni El-Hacer ile Remli de sarahaten söylemislerdir. Fikih alimleri,
" Talak üzerime vacibdir" tabirini talakin sarih kismindan " Talak üzerimde farzdir" talaktan kinaye oldugunu saymislardir. Çünkü ikinci tabir, talaktan baska manaya da muhtemeldir.
Fikih kitablarindan Büceyremi kitabinda, bu iki tabirde geçen farz ile vacib arasinda, söyle bir fark vardir ki, " birincisi kinaye ikincisi talakin sarihidir. Sebebi: ikincisi tabirdeki vücub kelimesi, sübut manasidir. Çünkü farz ibadette meshur olarak kullanilir." Burada Büceyremi'nin ibaresi sona erdi.
Farz kelimesinin talaktan kinaye oldugunun beyani hakkinda bazi kitablarin ibarelerinde, farz kelimesi, takdir etmek manasina geldigi de yazilmistir. Bundan da anlasildi ki, alimler, düsünceden uzak da olsu, talak manasindan baska bir manaya ihtimali olan tabiri kinaye yaplar. Söhret veya örf ise, ister talak lafzina samil olsun veya olmasin, aslinda talakin sarihi olmayan bir tabiri, sarih talak hükmüne geçirmeye, hiçbir müdahaleleri yoktur. Ve buna fakihlerin sözleri de açikça delalet eder.
Ravd kitabinin sahibi, ayni kitabda, talaktan kinaye olan kelimeleri sayip, birisi zevcesine " sana talaklari hazirladim, senin üzerine talak açtim" dedigi tabirleri de kinaye kismina derc eyledikten sonra, demis ki " Far'un" ( geçen konu ile ilgili bir dal). Önce, kadin kocsindan bosanma talebinde bulunmasi, veya bosanmaya delalet eden bir karinenin mevcut olmasi veya kari ile kocanin,
" sen üzerime haramsin" mesela tabir, koca tarafindan söylenirken, " seni bosadim" tabiri talakin sarihi olmasina dair muvafakatlari gibi, durum ve sözler, kinayeyi sarih talak tabiri olan " seni bosadim" hükmüne baglamaz. Belki kocanin tabiri, ibtidaen söylemis gibi kinaye olur. Burada Ravd'in ibaresi sona erdi.
kitabinin talak düsmesini kasd etmezse, alimlerin icmaina göre, talaki düsmez. Ister söyledigi sözlerle, talaka ait karine bulunsun veya bulunmasin" dedigi kavlinin yaninda nakletmistir.?Ravd kitabinin sarihi ( ona serh eden) Seyhül Islam El-Kadi Zekeriyya da, bunu kabul etmistir. Sirvani, mezkur kitabin fer'i ile serhini, Ibni Hacer'in Minhac
Remli de, mezkûr Minhac kitabinin "Imâm-i Sâfiî mezhebine göre, herhangi bir lisan ile olursa olsun, (arapçadaki) talâk kelimesinin tercemesi, talâkin sarihidir. (Açikça bir tâbirdir.)" ibaresinin serhinde demis ki: (Arapçadaki) firah ve serah kelimelerinin tercemeleri ise, kinayedirler. Nitekim, Ravdet kitabi, Imâm-i Sâfiî ile Ruyaniden bunlar kinaye olup kabul ettiklerini nakletmistir. Çünkü her ikisi de, sarih talâk manâsinda kullanilmaktan uzaktirlar. Fakat söhretin bu iki kelimeyi sarih talâk manâsinda kullanilmaktaki te'siri, birisi zevcesine meselâ, "Sen bana haramsin" dedigi sözün talâkta (bosanmada) kullanildigi te'sirsiz söhretine aykiri degildir. çünkü arapça lügatindaki mezkûr kelimelerin tercümeleri esnasinda, hususi olarak bosanma manâsina konulmustur. Halbuki sen bana haramsin tabiri, bosanma manâsinda kullanilmasi meshur ise de esnasinda talâk manâsi için vâz edilmemistir. Burada Remlinin dedikleri sona erdi. Remlinin bu manâsini Ibni El-Hâcer de, Tuhfet El-Muhtaç kitabinda açikça yazmistir. Öyli ise dikkat et ki, kendisi de, yalniz misal olarak getirdigi tabirde yetinmeyip, (meselâ) diyerek hükmü genisletmistir. Demek ki, yalniz bu misal degil, buna benzeyen bütün kinaye tabirleri, Ibni Hâcer'in nnezdinde, bu misalin (sen bana haramsin) hükmündedirler. Yani halkin örfü, talâkta kullandiklari buna benzer tabirlerin söhreti, onlari kinayelikten çikarip talâkin sarih hükmüne dahil etmez.
Bu konu yalniz "sen benim üzerime haramsin" olan mezkûr misâle mahsus olmayip, genel olduguna dair, Tuhfetül Muhtac'in hâsiyesi, Ibni Kasim bu hususta açikça genis bir izah esnasinda, Süyûtî'den naklen demis ki: söhret, kinaye tabiri, sarih talâk hükmüne dahil etmedigi meselesi, yalniz.
"Bu helâl üzerime haram olsun" tâbiri ile benzerlerine mahsus oldugunu hiç kimse zan etmez. Çünkü bu tâbir, âlimlerce ancak misâl olarak fikih kitablarinda zikr edilmistir. Bir tâbirin sarih olmasinin kaidesi sudur: Bir tâbir veya bir kelime, bir beldede veya bir halk taifesi arasinda, talâkin (açikça bosanmanin) manâsini tasimakta meshur olmasidir. Öyle ise, "bu helâl üzerime haram olsun" tâbiri, Nevevî'nin görüsüne göre, avam tabakasi hakkinda talâkin kinayesi kismindadir. Rafiî'ye göre, sarihtir. Burada Ibni Kasim'in Süyûtî'den nakl ettigi ibâresi sona erdi.
Kinaye olup, talâktan baska bir manâya ihtimali olan bir tâbirin, sarih talâk hükmüne geçirmeye sebeb olan söhretin te'sirini, kökünden siyiran delillerden birisi, Büceyremi hâsiyesinin Menhac kitabi "aralarinda fark edilir" kavline ait açiklamasindaki, yani talâk tercümesinin tabiri ile, "sen benim üzerime haramsin" tâbiri arasinda fark edilir. Öyle ise, talâk için halk lisaninda meshur olup, manâsi da Kur'ân-i kerîmde vârid olan kelime, ancak hususî olarak arab lügatinda talâk manâsina konuldugu takdirde, saruh talâk manâsini ifade eden bir kelime olur." ibaresidir. (*)
Süleyman El-Cemal kitabinin tabiri de buna benzer. Fakat onda, sarih talâki ifade eden tabirin manâsi, Kur'ân-i Kerîm'de vârid olmasini ve yalniz halk arasindaki söhretini de, muteber tutmayip belki söhretle birlikte o kelimenin talâk manâsina konulmus olmasini nazari itibare almistir. Söhret v örfün talâktan kinaye olan tabiri sarih talâk hükmüne çevirmedigine dair, bundan daha açik delilerden bâzisi da, Ibni Hâcerin Fetâvâ El-Kübrâ kitabindaki su ibaresidir:" "Su is böyle olmazsa, kadinim hakkinda, üzerime üç talâk olsun." denilen sözün fetvâsinda, örfe müracaat edilmesine hüküm etmediginizin sebebi: Zira sarih talâka delâlet eden kelimelerde, örfün hiçbir müdahelesi ve te'siri yoktur. Bir tabir hakkinda örfe müracaat etmekten gaye, ancak halk bir sözü talâ olarak örf ve âdet edindiklerinde, o sözün talâk manâsina delâletinin ihtimali varsa, talâkin kinayesi olur. (**) Burada Fetâvâ kitabinin ibaresi sona erdi.
Çünük Fetâvâ'nin bu ibaresinden, talâkin sarih olmasina, örfün hiçbir müdahalesi olmadigi ve ancak bir sözün talâk manâsina delâletinin ihtimali varsa, kinaye oldugu anlasilmaktadir.
Remlinin Fetâvâ kitabindaki bir soruya verilen cevabin beyani da, Ibni Hâcer'in Fetâvâ kitabindaki bu beyanina benzer. Söyle ki: Mezkûr kitabda yazildigina göre, Remliden "Hindistan'in bâzi ülkesindeki ahalisinin lügatina göre, talâk (bosanma) manâsina kullandiklari birçok sözleri meshur olduklari hâlde, arapça talâk kelimesinin tercemesi degillerdir. Onlarca o sözün söhreti, arapçada bosanma için kullanilan talâk kelimesinin söhretinden daha çoktur. Su hâlde o sözleri talâkin sarih (açikça) lâfizlarindan midir Eger evet deseniz, o ülke halki kadin bosanma hususunda kullandiklari mezkûr sözleri, kinaye mi yoksa sarih talâk kismindan midir " soruldugu bu suale, o sözleri, talâkin sarihi degillerdir. Sonra, eger o sözlerin talâk manâsina delâletlerinin ihtimali varsa, kinayedirler. Yoksa kinaye degillerdir, diye cevab vermistir. (*) Burada Remlinin Fetâvâ kitabinin ibaresi sona erdi.
Iste nakl eden bu ibareden El-Hâtibin (kinaye olan tabirin kaidesi sudur) "Firakî" (kari ile kocanin ayrilmasini) ifade eden lâfizlarin manâlarina yakin bir manâyi ifade edip fakat ne seriatte, ne örfde o manâda kullanilmasi sayî (yaygin) olmayan bütün lâfizlardir", dedigi mücmel ibaresinin manâsi zahir oldu. Mücmel olusunun sebebi sudur: Çünkü bu ibaresinde, talâkin kinayesi olan sözlerde ayrilik manâsina delâletleri için, suyû ve örfü muteber olmayip, belki sarih talâk kelimesinin manâlarina delâlet etmelerine, halkin örfü muteber oldugu anlasilir. Halbuki bu manâ yine Hâtib'in kendisi, bundan önce, Nevevî'nin Minhac kitabinda "Allah'ih helâli üzerime haram olsun." Gibi talâk için meshur olan tabir, sahih kavle göre, kinayedir derim ve Allah çok bilir dedigi kavlinin serhinde, yani böyle bir tabir halk nezdinde kinayedir. Çünkü talâkin sarih kelimeleri ancak Kur'ân-i kerîmden anlasilip seriat âlimlerinin lisani üzerine tekrarla kullanilan kelimelerdir. Halbuki mezkûr tabir öyle degildir, diye zikr ettigi ibaresinden, bir tabirin sarih talâk manâsini ifade etmeye örfün te'siri olmadigi manâya aykiridir. Bu münafaata, ancak söyle cevab verilir ki, kinaye tabirine dair beyan eyledigi kaideden anlasildigi üzere, sarih talâk sözlerinde örfü muteber etmesi, yukarida Ibni Kasim'in, Süyûtî'den nakl ettigi Nevevî'nin kavline göre degil, Rafiî'nin kavline göre oldugu muhtemeldir.
Iste bu nakl olunan kitablarin ibarelerinden, fikih âlimleri nezdinde talâktan kinaye olan kelime ve tâbirlerin hepsi kuvvet ve zaafiyet cihetinden bir seviyede olup, aralarinda hiçbir fark olmadigi anlasildi. Zira nakl edilen mezkûr ibarelerin hepsi de kayd ve istinalardan, mutlak olarak bütün kinayelere sâmildirler.
Öyle ise, bâzi kitablarin ibarelerinde söhret, tabirin sarih talâk olmasina müdahalesi oldugu bahsi, ya yukarida adlari geçen Sâfiî mezhebinde mûtemed olan kitablarin yazdiklari seylere muhaliftir veya hem talâkin sarihine hem de lâgve (batil hiçbir manâ ifade etmeyen) ihtimali olan bir tabir hakkinda olup, bu ihtimalden dolayi kinayedir. Çünkü hem talâk hem de lâgv olmasi böyle bir lâfiz kavmin nezdinde sarih talâkta kullanilmasi meshur ise, sarih talâk lâfzi olur. Hem sarih, hem kinaye olduguna ihtimali olan tabirlerden birisi de Sebramesilli Ibni Kâsim kitabindan nakl eyledigi su ibaresidir. "Bu mes'eledir. Söyle ki, biri zevcesine,
Teküni tâlikan (Sen bos olasin) dediginde, bu sözü simdiki zaman ile gelecek zamana delâleti oldugu ihtimalinden dolayi, kadin bosanir mi, bosanmaz mi Bu sözü talâkin sarihi mi yoksa kinayesi midir Talâki hemen düsmez derseniz, ya ne zaman düser Bu sözün üzerinden hemen geçecek bir anda mi, yoksa tabirdeki vakit mübhem oldugu için, hiç mi talâki vâki olmaz "
Cevabi sudur: Söyledigi bu sözü talâkin kinayesidir. Sayet adam söyledigi bu sözünden talâkin simdiki zamanda düsmesini kasd ederse, kadini hemen bosamis olur. Sayet talâkini bir zamana tâlik etmesini kasd ettiyse, ne gibi bir sey'in husûlüne tâlik eyledigi seyden bahs etmesi lâzimdir. Bunu da kasd etmisse ise, söyledigi bu tabiri zevcesine, talâkini verecegine dair bir va'd, söz vermis olup, talâki düsmez.
Bu cevab verdikten sonra, bu mes'ele hakkinda birisi söyle münakasa ederek demis ki: Bu, tabir kinayedir, dedin. Halbuki kinaye, hem talâk (bosanma) hem baska manâya da ihtimali olan tabirlerdir. Sual konusu olan tabir ise, öyle degildir (talâki sarihtir).
Bu itzarin cevabinda dedim ki: evet, bu tabir, hem talâkin ikâina, hem de va'ad etmeye delâletinin ihtimali oldugu için kinayedir. Naklen Ibni Kâsim'in ibaresi sona erdi. Iste, Sebramellisin Ibni Kâsim'dan naklettigi bu ibaresini düsün! Çünkü bu, yukarida geçtigi üzere, bâzi ibarelerden söhretin sarih talâk tabirine müdahalesi oldugu anlasilan manâ, adlari geçen muteber fikih kitablarinin ibarelerine muhalefeti hakkinda veya talâkin sarih ve gayri sarihine delâlet eden manâlara ihtimali olan tabirler hakkindadir, deye söyledigimiz tecvihe sarâhaten delâlet eder. Zira Ibni Kâsim'in ibaresinde geçen arapça teküni tâlikan (sen bos olasin) tabiri ancak içinde geçen "olasin" kelimesi, simdiki ve gelecek zamana delâletinin ihtimali oldugundan dolayi kinayedir. Bu tabirdeki arapça teküni (olasin) fiilin masdari (kökü) olan kevn (olmak) kelimesi arapçadaki zehab (gitmek) kökünden türeyen fiiller gibi talâkin kinaye kismindan deildir ki, o cihetten kinaye olsun. Belki kevn kökünden, müstak olan (gelecek zamanin fiili) öznesini mastarindan (kökünden) baska bir vasfi ispat eylemesine konulmustur. Öyle ise, hakikatta Ibni Kâsim ibaresinde geçen arapça teküni talikan (sen bos olasin) tabirinin manâsi, sen (ey esim) talâk ile muttasifsin demektir. Bu manâya göre, bu lâfiz, talâkin ikâinda kullanildigi ve halkin örf ve âdeti de böyle oldugu zaman (simdiki ve gelecek) delâletinden baska bir manâya ihtimali yoktur. Örf ve istîmalin (kullanmanin) ancak talâkin sarih ve sarih olmayan manâsina delâletinin ihtimali olan bir tabirde, te'sir ettigine dair mezkûr bu beyanimiza, Remlînin Fetâvâ kitabindaki,
"Bosanma benden ayrilmaz." sarih midir yoksa kinaye midir Diye kendisinden sual hakkindaki tabirde geçen "ayrilmak" fiili, simdiki vegelecek zaman manâlari arasinda müsterek bir fiil oldugundan kinâyedir, ilk cevabi isaret eder. Halbuki, yukarida Sebramelisinin Ibni Kâsim'dan naklettigi son ibaresinden, "gelecek zaman"a delâlet eden fiilin kullanilmasindan dolayi, talâktan hiçbir sey vâki olmayip, belki bir va'd oldugunu anladin. Remlînin "Bosanma benden ayrilmaz" tabirin fetvasinda dedigine göre, öyle bir fiilden simdiki zaman kasd edildiginde, talâkin sarihidir demis. Sonra mezkûr kavlinden rücû edip (pisman olup) tabirde geçen arapça yelzemuni (benden ayrilmaz) örf ve âdete göre, hâl (simdiki) zamanda kullanildigi delil göstererek, dolayisiyla talâkin sarihi olduguna karar vermistir.
Ravd kitabi ile serhindeki arapça "talakuki aleyye" talâkin (ey zevcem) üzerimdedir" tabirin manâsi, meshur olmamakla beraber. talâkin üzerimde farzdir manâsina ihtimali oldugu için, "üzerimde talâk" tabiri, hükmüne muhalif olup, talâkin kinayesidir diye sarâhaten söyledikleri ibareleri de, yukarida geçen mezkûr beyanimizdaki örfün te'sirini te'yid eder. Te'yidin sebebi: Ravd ve serhindeki "talâk üzerimdedir" tabirinin, talâkin farzdir manâsina oldugu ihtimaliyle beraber talâkta kullanilmasi meshur degildir diye zikr etmeleridir. (*) Bâzi kitablarin ibarelerinde, senin "talâkin üzerimdedir" tabirin kinaye oldugunun illetinde söhretten bahs etmeyip, belki yalniz talâk üzerime farzdir manâsina ihtimali oldugundan bahsetmistir. "Talâk üzerime vâkidir" tabiri, yukarida geçen "sen bossun" tabiri kabilindedir. Zira, bu hem yemin etmek, hem talâk manâsina ihtimali oldugundan, kinâyedir. Bununla beraber, bu tâbir, talâkta (kadin bosanmasinda) kullanildigi takdirde, sahibi, dedigi bu sözü ile üzerine talâki iltizam ettigi manâya delâlet ettiginden dolayi, sarih talâk tabirinden olur. Öyle ise, bu tabir bir kavmin örfünde talâk manâsina kullanilmasi meshur olunca, sarih olur. Çünkü dinde, talâk ile yemin edilmesi muteber olmadigindan bu tabir ya lâgv (manâsiz) bir tabir bir veya yemine delâleti olmayinca, bosanma manâsindan baska bir manâsi olmadigi için talâkin sarih tabiridir. Iste âlimler, örfün talâkta kullanilan lâfizlarda te'siri vardir dedikleri sözlerinin manâsi budur. Yoksa, sözleri yukarida geçen nakillere muhaliftir.
Remlînin Fetâvâ kitabinda birisinin:
"Üzerimde talâk vâkidir" dedigi sözleri hakkinda sual ve cevab bahsindeki ibaresi, düsünülse, söhretin bu gibi tabirlerde sarih talâk olmalarina te'siri oldugu anlasilir. Lâkin kendisi, ayni fetvâ bahsindeki "üzerime talâk vâkidir" mes'elesinde, söhretin te'siri olduguna göre, eger
"Bu helâl veya Allah'in helâli üzerime haramdir2 gibi misaller, talâkta kullanilmalari meshur olsa da, sahih kavle göre, sarih talâk olmamasi, müskül olmaz. Çünkü söhretin te'siri içinde, talâk kelimesi bulunmayan tabirdedir dedigi kavli ise, sana itimad edilir kitablardan naklettigimiz ibarelerden anlasildigi üzere, söhretin bu kabil misallerde (üzerimde talâk vâkidir) te'siri oldugu manâsina hami edilir. Yoksa talâk lâfzi, herhengi bir tabirde bulunursa bulunsun, sarih talâktir demek degildir. sana Ravd kitabi serhinin hâsiyesinden naklettigimiz Ferûn (bu bir daldir) ibaresi de bunu ispat eder.
Konumuz olan Zehabbuttalâk (talâkin gitmesi) tabiri ise, teküni talikan (sen bos olasin) ve aleyyettalâk (veya üzerimde talâk vâkidir) ev eltalâku yelzemuni (vyea talâk benden ayrilmaz) talâkin sarih vegayri sarih manâlari arasinda ihtimali olan tabirlere benzemez. Ki örfün onda te'siri olsun. Belki o kökten türeyen (talâkin gitti) fiil, birçok manâlara ihtimali vardir. Zira bu, talâkin düstü veya gitti, artik istemiyorum veya talâk için azimli oldugum halde, o azmim zail oldu. Veya kaydin (bukaginin) çözülmesi gitti. Manâlarina muhtemeldir. Çünkü, talâk bukaginin çözümüne de denilir. Bukagi açilmazsa, kapali kalmis olur. Kapali kalmasi nikâhin yerinde sabit kalmasindan ibarettir. Bu gibi kinaye tabiri, sarih talâk manâsina geçirmesine örfün hiçbir te'siri yoktur.
Hülâsa talâktan baska manâya müsavi veya racih (tercihli) veya mercuh (tercihsiz) bir manâsi olan herhangi bir lâfzda, söhretin onu sarih talâk hükmüne çikarmaya asla hükmü yoktur. Kendisinde söhret te'sir eden, onu sarih talâk hükmüne koyan kelime, açikça talâk manâsini ifade, lâfiz odur ki, sarih talâk kelimesi olup da, fakat simdiki ve gelecek zamana veya yemin (and etme) ile talâk manâlari arasinda delâleti müsterek oldugu ihtimal olan veya arapçadaki firâk ve serah kelimelerinin tercümeleri gibi sarih olup da ancak o manâya delâleti açik olmayan kelimedir. Çünkü fikih âlimlerince sabit oldugu ve Minhac kitabinin "Talâk kelimesinintercümesi sarihtir." ibaresinin serhinde, Nihayetülmuhtaç ile Tuhfetülmuhtaç'tan anlasildigina göre, örf ve söhret, bu iki arapça kelimelerinin tercümeleri sarih talâk manasi olmalarina sebeb olurlar.
Halbuki mektûbunuzda yazdiginiz talâk hakkindaki lâfizlarin hepsinde, söhretin te'sir eyledigi tabirlerdir. Yalniz mektubunuzda geçen ettelâku fardun aleyye (talâk üzerimde farzdir) tabiri, bu hükümden hariçtir. (*) Çünkü bu, talâktan baska manâya delâleti ihtimali oldugundan, talâk hususunda, fikih âlimleri onu sarih talâk olarak nazari itibare almadilar. Kinaye olduguna dair yalniz talâktan baska bir manâya delâletini, bazan da örfde o manâya eklemesi, bâzi vakitte yalniz örfü sebeb olarak göstermiylerdir. Sayet fikih kitablari burada zikredilen tabirlerden baska bir lâfiz olup da söhret onda te'sir edip sarih talâk hükmüne koymustur diye açiklamislarsa, bize bildiriniz! Bütün bu izah ile beraber, birçok kitablarin ibarelerinden anlasildigina göre, örften maksad, seriat âlimlerinin örfüdür. Öyle ise, diger kitablarin ibarelerinde geçen örf de, ayni manâya haml edilmelidir. Allah, efendimiz Muhammed'e, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) âline ve ashâbina salât ü selâm eylesin.
Elliiüçüncü Mektub
Serefli, en yüce âlim, en kâmil olan ârif, ilimde mahir, Hazretin (Kaddesallahü sirreh) validi (El-Seyh Abdurrahman'in Kuddise sirruh) halifesi, Taskesanli sonra Erzurumlu olan mevlâmiz El-Seyh Ahmed, (Kuddise sirruh) içinde bulundugu zamandan sikâyeti ile, mezkûr seyhin kalbini teselli etmesi ve buna benzer mes'elenin beyanindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir varlik yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salât ü selâm Allah'in mahlûkatinin en hayirlisi olan efendimiz Muhammed'e, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) âl, ashâbina, ezvâc, ensâri sahâbisine ve ehl-i beytine olsun!
Bundan sonra, bu mektûb, âlem kutbu kaymakaminin (Radiyallahü anh) perverdesinden, övünen ahlâk ile muttasif zat-i muhabbetle sereflenmis Naksibendî tarikatinda dogruluga vasil olup seydaya (El-Seyh Abdurrahman'a) mensup, nisbetin feyzlerinin sarabindan içen, bu zamanda yüce sofîye tâifesinin reisi olan muhterem mevlâmiz, El-Seyh Ahmed efendiyedir. Devamli olarak âlemin aydinlaticisi ol! Ayrilik ve muharebe kelimesinin zamani uzayinca, mülâkat istiyikinin hararetini gidermek, hastaya sifa verip, ferah ve nes'eye, Allah'a (Celle ve alâ) yönelmeye, mâsivadan yüz çevirmeye sebeb olacak haberleri tarafinizdan celb etmeye perverdenin istiyaki hasil oldu. Fakat Üstad-i a'zamin (Radiyallahü anh) ve halkinin hemen her odalarinda mevcut hastaliklar, ki Allah'in hamdi ve Üstadin (Radiyallahü anh) himmetiyle simdilik hafiflimis ve bu kista haber ve havadislerin çoklugundan dogan tesvik, hayret ve bu cümleden olarak perverde büyük tas gibi yerinden kimildanmayip sabit oldugu halde, sehir ahalisi haber gönderip onu harekete getirerek, gözünün nûru olan Muhammed Said'i kendisinden taleb etmeleri üzerine, onu gönderip mahallî kulüpteki mesverelerine dahil oldugu olaylar, perverdeyi, size mektûb yazmaktan alakoydu. Bu manilerden az bir vakitte kurtuldugunda kalbinizin kendinize dogru iltifatina sihhat ve selâmet haberlerinizin celbine, halkinizin, tabilerinizin hallerini anlamaya sebeb olmasi için, bu mektûbu yazmasina basladi. Çünkü zaman, her gün hattâ her saatte degisik durumda oldugu için, serrinden kurtulmak mümkün degildir. lâkin hamd kendisine mahsus olan Allah'a olsun. Üstadin (Radiyallahü anh) himmetiyle bu ânâ kadar zâhire göre yapilan sûrî sohbet ile, keza sûrî teveccühte ve o gayelerle halkin toplantisinda gevseklik peyda olmayip, belki bu kista her taraftan gelip toplanmalari, geçen senekinden ziyadedir. Fakat, iç görünüse göre, kendisi (perverde) üstad, ona ve etrafinda toplananlarin üzerine himmet eylemesi, perverdenin dogru yoldan çikmamasi, faydasiz seylerle mesgul olmamasi için ondan (Radiyallahü anh) istimdad ederek ona (perverdeye) vasita olmanizi yüce cenâbinizdan taleb eder. Zira gerçekten de bu zamanda insani dogru yoldan çikaracak ve onun faydasiz seylerle mesgul olmasina sebeb olacak seyler, çogalmistir. Öyle ise, onu unutmayip hatirinizdan çikarmamaniz lâyiktir. Çünkü kendisi sizin bu iltifatinizalâyik degilse de, lâkin, pîrinizin türbesinin hizmetçilerinden ve onun (Radiyallahü anh) civarinda ikâmet etmektedir. Kendisi de serefli türbesinin nezdinde sizleri anmaktadir. Iste perverde bu cihetten, üzerinde bir hakki oldugunu bilir. Gerçi bu cihetten olmaz sa, gayet karisik bir durumda ve noksanlik haletindedir. Hattâ, mezkûr cihetten olmazsa, kalbden silinip unutulmaya müstahak olanlardandir.
Ev halki simdilik hastaliklarinin azalmasindan dolayi sihhattedirler. Fakat zayiftirlar. Bu husus Muhammed Said'in oglu ile Fethullah'in oglu, perverde, mümkünse bâzi havadisin beyani ile sihhat ve selâmetinizin beyanini taleb eder.
Bundan sonra, perverde, ellerinizden öpüp duanizi diler. Molla Ziyaüddin, Mehmed Sirri, Molla Ibrahim'in gözlerinden öper. Faki Muhammed'e, bütün talebelere ve tâbilere selâm eder, ev halkindan dua diler. Allah, efendimiz Muhammed'e, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) âline ve sahâbisine salât ü selâm eylesin!
Elliidördüncü Mektub
Pederinin halifesi Bitlisli Molla Mustafa'ya (Kuddise sirruh) perverdenin ona karsi muhabbeti zayif oldugunu düsündügünden dolayi, kendisinden özür dilemesi ve sohbetin bâzi âdâbinin ve yine mezkûr zatin bâzi vâkia halleriyle (*) gördügü rüyalarin, velevki en azda mümkün olsa, evliyâlardan sâdir olan seylere uyulmasinin lâzim oldugu beyanindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, âlemin rabbine mahsusutur. Salât ü selâm bütün peygamberlerin efendisine, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) iç ve dislari temiz olan âl ve ashâbina olsun! Bundan sonra bu mektûb, nefsânî heva ve hevasinin serlerine dalmis, sagindaki melek (tarafindan) amelinin defterinde hakkinda yazilmis olan seyden haberi olmayan, yüksek kapinin hizmetçisinden, kudsî ruhlu o güzel zattan (Üstad-i a'zamdan) devamli olarak müstehak ve lâyik oldugu hilâfetle, müserref olduktan sonra, üstada mensub mektûblarin yazmasiyla müserref olup da ki Kâtibül Esrâri ve El-Hafiyye (sir vegizli seylerin kâtibi) lâkabi ile adlandirilmis olan zatadir.
Inci gibi mes'elelerle dolu, ondan faydalar damlalari akan, faydalarin isiklari yükselen güzel sufrelerin kokusu gibi ondan kokular yükselen mektûbunuz, hizmetçiye ulasti. Dolayisiyla gayet sevinip, aziz ve yüce Allah'a sükr ederek, bu vakitte, Üstad-i a'zama en kâmil bir nisbetle mensub olan zatin hatirina geldigi için, bu "Rabbimin faziletinden bir ni'mettir" dedi. Bâzi isleri dolayisiyla acele olarak hemen size cevabini göndermek mümkün olmadi. Belki varliklarin husûle gelmesi için, Allahü teâlânin onlara tahsis eyledigi zamanlarinin rehini olup kul yapacagi isi, o vakti asmanin kudretinde degildir. nitekim Kur'ân-i kerîmde bu manâya münasib buyurulur ki:
"Müddetleri (insanlarin müddetleri ecelleri) de geldigi zaman, ne bir an geri kalabilirler, ne de önce geçebilirler." (*)
iste, Allah tarafindan takdir edilen vakti gelince, hizmetçiye dua etmenize ve onun için Üstad-i a´za'in (Radiyallahü anh) rûhundan istimdad etmenize sebeb olmak gayesi ile kendi iktidarina göre, gayri mazbut ve tertipsiz bir ibare ile bu mektûbu size yazdi. Lâkin mektûbunuzda hizmetçi, eskisi gibi size muhabbeti olmadigina, hattâ buna gördügünüz birçok rüyalari da delil getirip yazmaniza taaccüb etti. Ey efendim! Eger, bu düsünceniz, zahiren açikça mülâkatsizliktan ileri gelmis ise, o, bunun için kinanmaz. Hele bu senede... Eger bâtinî,manevî bir sey içinse, mümkündür. Çünkü sen öyle karar vermissin. O ise, nefsânî hevasina daldigindan haberi yoktur. Öyle ise, o âfetten kurtulmasi için Allah'tan (Celle ve alâ) dile! Tâ ki, o âfetten dolayi basina gelecegini bilip de, ondan tevbe etsin! Çünkü kul nefsânî hevasina daldigi müddetçe, kendisine zararli oldugu sey'i bilmez o, sey'in hakikatini bilen kimse, o hususta onu ikaz etmesi gerekir. Hakkinda zararli oldugunu bilip de onu uyarmadigi takdirde, kardeslik hakkina riâyet temedigi için, ona hiyânet etmis olur. Halbuki iki kisinin arasindaki kardeslik münasebetinin icabi olarak, birisi digerinde kendine karsi bir kusuru görünce, onu mazur görmektir. Nitekim arkadasligin iki sarti oldugu denilmistir. Birincisi hatali olan arkadasi, Allah'in kudreti altinda mecbur oldugu dolayisiyla onu özürlü bilmesi, Ikincisi, onu uyarmadigi için, arkadasligin hakkini yerine getirmediginden, kendi nefsini kinamasidir. Bu fakirin zannina göre, sana karsi iltifatinin azalmasi hakkinda gördügün rüya, kendisi hareketiyle bu zamana uygun olmadigi kanaatina muvafiktir. Bu, fakirin iltifatina olan cenâbinizin siddetli hirsindan peyda olup tâ ki aksine aklinizda iltifatsizligi yerlesmis, rüyanizda ona göre zuhûr etmistir.
Rüyada katbay kelimesiyle konustugunun tabiri, ayni rüyanizdaki beyaniniza göre, bâzi yer sarsintilarinin farkina vardiginda bana, bu katbay midir diye sordugunda, bu fakirde, "Seninle birlikte baskasi da bunun farkina vardi mi " diye sual ederken, cevabinda "Bilmiyorum" deyisin, mürsid, amelde çalismasi lâzim olup, tâ ki arkadaslarindan da ask eseri zâhir olsun. Mürid arkadaslarda zâhir olmayinca, kusur mürside isnad edilir. Çünkü o, kendisin Allah'a kavusmaktan alikoyan seylerden tahliye edip Allah'in (Celle ve alâ) manevî huzurunda basbasa kalsa, o manevî makaminin eseri arkadaslarindan da zâhir olacagina bir isarettir.
Hülâsa, katbay kelimesi de delâlet ettigi gibi, bu rüya Allah yolunda çalismaya isarettir. Zira "kat" ayri, "bay" ayri birer kelimelerdir. (ba) kelimesi, Farsça yazilisina göre (pay) ise, ayak anlamina, arapçaya göre ise, mahallî lisana göre rüzgâr manâsina gelir. Kat kelimesinin anlami da elbisedir. Oysa, ?bu iki kelimenin birlesmesinden, ayakkabi veya rüzgar elbisesi demektir ki, bundan hafiflik manasi anlasilir. Hafiflik vasfi acele olarak maneviyatta seyretmeye münasibtir. Manevi seyr, bu yüce taifenin istilahina göre, kaben halktan alakayi kesip büsbütün Hakk'a ( Celle ve ala) yönelmekten ibarettir. Mektubun geldikten on gün sonra, sabah namazindan sonra bu fakir gözünü kapattiginda, elbisenin üzerine gömlek giydigini görmesi de buna isaret eder. Daha sonra, o vakiada kendisine zahir oldu ki o, fakir içindeki seyin hilafini izhar eter. Fakat içinde sakli bulunan seyler acaba hasenat mi ki, izhar ettigi sey ona muhalif olsun. Ve vasif ile muttasif olan kimse, Melamiyye ( taifesi) kabilinden olur veya durumu bunun aksine midir Ki, bundan Allah'a siginiyor diye bir müddet tereddütten sonra, ona bu durumun açiklanmamasi, Allah yolunda çalismasina, yaptigi amellerden dolayi, Allah'in mauheszesinden kurtulmasina dair emniyette bulunmamasina isaret oldugu anladi. Çünkü insanin içindeki gizli seyler, iyi ve güzel olsa, dolaysiyla kendisine bir nevi emhiyyet hasil olur. Halbuki maneviyata ariz olan afetlerden emin olunmasi Naksibendi tarikatina muhaliftir.
Peygamberin Efendisine, (Sallallahü aleyhi ve sellem) onun al ve ashabina Allah'in salat ü selami olsun! Görmüs oldugun rüyanin tabiri, kitablarin delalet ettiklerine göre, onu rüyada görmek haktir. ( Dogru olup batil bir rüya degildir) O rüyada, Hazret-i Peygamber'in kapidan çikmasi ise, parlak seriatini o kadar açiklayip kuvvet bulacak ki muhalefeti hiç kimseye mümkün olmiyacaktir. Rüyada bu fakirin size, Hazret-i Peygamber'e ( Sallallahü aleyhi ve sellem) halimi arz etmeye git ! demesi, fakir ile aranizdaki sadakatin kemaline isarettir. Çünkü öyle bir durum olmasaydi. Öyle bir makamda o cenab-i aliye hal arz edilmesinden bahs edilemez.. Ayni rüyada, akiln hayret edip ona salat ü selam söylemekten baska bir sey söylemeyisin, senin tinetinde, yaradilisinda muhabbet kabiliyeti olduguna bir isaret oldugu umulur. Zira hakiki asik odur ki, sevgilisini görünce, kendini unutup sevgiliyi taleb eder, denilmistir. Nitekim Busiri, budumla övülmüstür. Çünkü onun hakkinda söyle hikayet edilir ki, kendisi rüya da degil, asikar Peygamber'i ( Sallallahü aleyhi ve sellem) gördü. Kendine ondan bir ksey taleb etmeyip belki nefsini de unutarak, " salat ü selamsenin üzerine olsun ey Allah'in Habibi !" diyerek kendinden geçinceye kadar sesini yükseltti.
Demek ki, mezkur muhabbetin kabiliyetini meydana çikarmak için, meydana gelecegine dair senin için bir müjdedir.
Mektubda, rüya gördügünüz günlerde, cenabiniz Tezkiret El-Evliya adli kitabin mütalaasina devam olan seylerdeki mücahedelerinde ve Üstad-i a'zamin ( Radiyallahü anh) mücahedesinde ve nefsine yaptigi muhalefetinde tefekkür ederdiniz diye yazilan seyler ise, evliyanin kitablarinin okunmasiyle mezkur seylerin hasil olmasina dair bu fakire bir ikazdir. Hele onlara iktida edilse durum nice olur Öyle ise onlara mensub oldugunu iddia eden kimse, velev ki az bir iste de olsa, onlara uymasi lazimdir. Nitekim Gavs-i a'zam ( Radiyallahü anh) bir gün Hazan'a gitmek üzere binmis iken, Seyh Halid ( Kuddise sirruh) atinin üzengisini tuttu. Onun yaptigi bu hareketine karsi, Gavs-i a'zam süküt ederek az bir sey de olsa, mürsidlerinyaptiklarina uymak lazim olduguna isaret edip, Sultan Veled, Semsi, Tebrizi'nin Konya'ya kadar atinin üzengisinden tutarak yürümekle ondan kabul eyledigi gibi, Gavs-i a'zam da ondan bunu kabul etmistir.
Mektubda, kalbin altinda çarpinti gibi bir sey hasil olup ondan dimagina kadar bir duman yükselir, dolaysiyla bütün azalarimda seylerin hakikati, ruhun siddetle yukariya dogru yükselmesinin talebindendir. Bu halet Imam-i Rabbani ( Radiyallahü anh) mektubatinda yazdigi en tamam tafsilata göre, tasavvuftaki manevi seyrlerden olan El-Seyrülüryani kabilinden oldugu umulur. Mektubda hasil olan titreme vaktinde, bana muhabbet veya korku bile olup olmadigini da bilmiyorum diye yazilan seyler de buna delalet etmektedir. Çünkü o vakitteki ruhun yükselmesi esnasinda salik hiçbir seyden haberi olmayip belki nereye gidecegini bilmeyen kimse gibi, hiçbir seyin farkinda bile degildir.
Perverdeye layik degilse de, mektubunuzdaki seylere mutabik olsun diye bunlari yazdi.
Bundan sonra, perverde ellerinizden öper, dualarinizi diler, faki Halid B. Hamo ile ev halkiniza selam edip Muhammed Said'in iki gözlerinden öper, Allah efendimiz Muhammed'e ( Sallallahü aleyhi ve sellem) aline ve ashabina salat ü selam eylesin! Subat – 1325.
Elliibesinci Mektub
Kendi halifesi ve serefli validinin halifesi olan El-Seyh Tahir El-Abirinin oglu Seyh Ibrahime, (Kuddise Sirruhüm) insan bütün fiilerinde iyi nhiyet ve ihlas sahibi olmasi, akibetini (ilerde ne ile karsilacagini) tefekkür etmesi, bütün hallerde her seyden teberri edip Allahü tealaya siginmasina tesviki hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir varlik yok ki onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam, Allah'in mahkukatinin en hayirlisi olan Muhammed'e, (Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve ashabina olsun! Bundan sonra bu mektub, alem kutbu kaymakaminin (Radiyallahü anh) peverdesinedn Allah yolundaki kardesi Seyh Ibrahimedir. Allah, onu ayiblayici seylerden korusun! Molla Muhammed Emin vasitasiylagönderilen mektubunuz, peverde ulasti. Içindeki selleri anladi. Aalü tealanin sizi, sevdigi ve razi oldugu selere muvaffak etmesi ve sizi onlarda çalistirip, hadise ve belalardan muhafaza etmesi, için Allah'a (elle ve ala) siginarak dua etti.
Ey kardes! Allah'a giden yol malümdur. Kapisi açciktir. Öyle ise çalismak lazimdir. Sadat (tarikat ululari) (Kaddesallhü esrahüm), insan menfaati kendi nefsine ait fiili degil, belki sadece Allah (Celle ve ala) zati için yapmakla Allah'a giden yolu beyan etmislerdir. Bir isin yapilmasiyla karsilasinca, sayet dünya gayesiyle onda nefsine bir medh, sena veya baska bir sey tasavvur edilse, o isle mesful olmasi dogru yoldan meyl etmektir. Sayet bu tasavvur olmazsa o isin yapilmasi Allah (Celle ve ala) içindir. Kendi akibetini düsün! Çünkü dönüs yeri topraktir. Allah'tan baska bir sey kalmaz. Kiyamet günü iki konaktan baska yoktur. Ya cennet veya cehennemdir. Nefsin razi oldugu seylerle mesgul olmak, cçehennem atesinin yoludur. Mühalefetiyle ugrasmak, cennet yoludur. Zahirde is ve cüz'i ihtiyari Allahü teala tarafindan insxana birakilmisidtr. Mümkün oldugu kadar, teveccühü terk etme!
Allah'in salat ü selami Muhammed'e, (Sallallahü aleyhi ve sellem) aline ve ashabina olsun. 1325 yil. H.
Elliialtinci Mektub
Üstün faziletli, alim kayin biraderi, Tagili Molla Abdullah oglu Molla Emin'e, alçak olan dünya ve dünya ile ilgilenmenin zemmi, Allah sübhanehü tealaya yönelme, bu yüce tarikatin bazi adabina devam edilmesine dair emrin beyanindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Salat ü selam kiyamet gününe kadar, Allah'in Resülüne, aline, ashabina ve asiretine olsun!
Ubundan sonra, bu mektub, alem kutbu kaymakaminin (Radiyallahü anh) perverdesinden din kardesi olan Molla Emin'edir. Allah, onu ayiblayici seyden muhafaza edip, kendine dogru yaklastiracak seylerle amil eylesin! Selametinizden haber verici mektubunuz perverdeye ulasti. Dolayisiyla Allah'a hamda etti. Onda, sikildinizdan bahs edilmistir. Neden oldugunu bilmedi. Eger sebebi ayrilik ise, o haller medh edildigi için perverde artmasini diler. Hatta sevab bakimindan o sikintiya hiçbir sikinti müsavi olmaz denilmistir. Ama dosttan ayrilmaktan sonra, kavusma düsüncesi, insana nes'e verir. Yoksa ayrilik düsüncesinde, ömür sarf etmek, akilli kisi için layik degildir. Zira bu dünya mesakkat evi olup, bir karar üzerinde gitmez. Belki inisli ve yokusludur. Ona meyl eden kimse, dünya durumunun degismesiyle, durumu da degisir. Inkilabiyle saskin olur. Ondan yüz çeviren ve Allah'a (celle ve ala) yönelen kimse, durumu degismez, tek bir hal üzere olur. Çünükü Allah (celle ve ala) ezelden ebede kadar bir sifat üzeredir. Demek ki, bir kimsenin kalbi degisken seye taallük ederse, ona tabi olur, uydusu olur. Baskasina taallük ederse, onun uydusudur. Tarikatta, mümkün oldugu kadar, rabita evrad ve hacegan hatmesinin terk edilmemesi layik, hatta lazimdir. Burada havadisler yok hatta denilen söylentiler asilsiz olup onlardan hans etmek bile layik degildir. Askerilk ve rediflik isi ise, tarafinizda oldugu gibidir. Seyyid Ali, Gaydaya (Allah Gaydanin sahibinden razi olsun!) neseli olarak gitmis, kendisine karsi göterilen son hürmetle ancak bir ay Bitlis'te kalmisti. Seydanin kapi esigindekilerin durumlari, bu sene, geçen seneler gibidir. Hatta daha fazla iyi oldugundan, Allah'a hamd edilmesi icab eder. Haklarinda dedikodu yoktur. Bütün hayir isler tek bir matlüb olan Allah'in yolunda bulunmak üzere hasr edilmistir. Allah, efendimiz Muhammed'e, (Sallallahü aleyhi ve sellem) aline ve ashabina salaat ü selam eylesin. 13 Subat 1325
Elliiyedinci Mektub
Bualnik Müftüsü Vanli Ömer efendiye. Bir talak fetvasinin talak ile telaffuz eden kimse, bosanmaya niyet edip etmedinde, nasil niyet ettiginin, telaffuz ettigi sözünün sonu evveline ekleyip eklemedigi davasi hususunda, seriatça, yemin ile musaddak (dogrulanir) oldugunun beyanindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM.
Salat ü selam Allah'in Resülüne, aline ve ashabina olsun! Bundan sonra, bu mektub, yüksek kapi esiginin hizmetçisinden, Allah yolundaki kardesi Ömer efendiyedir. Serefi artsin! Hasan, zevcesine ilkin (Be se talaki bi fetva, Halil be minra serikati nake) "Fetvasi olmayan üç talak ile Halil benimle ortaklik yapmaz" sonra: (Be se talakan tü berdayi je mala min here) "Üç talak ile sen benden bossun, evimden git." Daha sonra, (Min je husnü rizayi hüv berdaye) "Ben kendi hüsnü rizam ile bosamisim," dedigi sözleri hakkindaki mektubunuz hizmetçiye ulasti.
Halil benimle ortaklik yapmaz mealinde dedigi çümlesinde, kadindan veya onunla taallük edecek hiçbir seyden bahs etmedigi için, batil bir söz olup, talakindan hiçbir sey düsmez. Bu sözün talak ile ilgisi yoktur. Bununla yemin etmis demektir. Ikinci ve üçüncü sözleri de, daha evvel dedigi sözünün esasina baglidirlar. Bagli olduklarina göre, evvelki sözü ile talaki düsmedigi gibi, dedigi bu iki sözü ile de talaki düsmez. Bu fetva 'Ahmed) B. Hacer"in kitabindaki talak bansinde, Arapça: "Lev kale leha enti haramün aleyye" 'Birisi zevcesine sen üzerime haramisn dese ve söyledigi bu sözlerinden dolayi üç talaki düstügünü zan ederek, sonra zevcesine, sen üaç kere bossun. Mezkür zannina binae söyledigi bu ikinci sözü ile talaki düsmez' diye yazdigi ibaresinden alinmistir.
Öyle ise, Hasan'in zevcesine söyledigi ikinci ve üçüncü sözünü birinci sözlerine binaen söylemisse, talaki düsmez ve böylece fetvasini verdim. Eger ikinci sözü, birinci sözü ile irtibati olmayip da ibtidaen ikinci bir manayi teskil edecek bir söz ise, talaki düser. Halbuki kendisi, söyledigi ikinci çümlenin birinci çümlesine binaen söyledim yani birinci cümle ile talakim vaki oldu zannimla ikincisini de söyledim, diye yemin etti. Allah efendimiz Muhammed'in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) alinin ve ashabinin üzerine salat ü selam eylesin. 15 Subat. 1325 yili H.
Elliisekizinci Mektub
Serefli pederinin halifesi Çohresili Molla Ibrahim oglu ve kendi halifesi olan, Molla Abdurrahman'a (Kuddise sirruh) müridlerde zahnir olan sevk ve cezbe, Allahü tealanin himeti ve sadati kiraminda himmetiyle olduklarinin bilinmesi, bu durum karissinda Allah'a sükrs ve istigfar edilmesinin gerektigi, Naksibendi tarikatinda asla bencillik, riyakarligin yeri olmadigi ve en güzel sekilde namazin hakikati ve bu konu ile ilgili seyler hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler kendisne layik olan Allah'adir. Salat ü selam, ebedi olarak en serefli makam ile muttasif olan Peygamberimiz'e, (Sallallahü aleyhi ve sellem) aline, ashabina, zevcelerine ve zürriyetine olsun! Bundan sonra, bu mektüb, alem kutbu kaymakaminin (Radiyallahü anh) peverdesinden, Allah yolundaki aziz kardesi Kelan (*) Molla Abdurrahman'adir.
Peverde, Molla Abbas'in (manevi makamlara yükselmesi ve Allah'a olan yakinligi ziyade olsun!) ismiyle, süslü mektübünüzü aldi. Içindekileri okuyup anladi. Nisbetin artmasindan kardeslerin selamette olduklarindan ve sevklerinin ziyadelestigindoen dolayi Allah'a hamd ü sükr etti. Ey aziz! Açikça Allah'a muhabbet sihibi Seyh Abdülkadir, (Kuddise sirruh) mürsidi olan Üstad-i azama, sevkinin artigina dair gönderdigi bir mektubun cevabinda, Üstad hülasa olarak sunlari yazdi: sizinle üzerine sükr ve istigfar etmemiz vacibdir. Sükrün sebebi südür ki, hakkiki mürsid ve hidayetçi, Allahü tealadir. Baskasi için hiçbir sey yoktur. Nitekim Kur'an-i kerimdeki. "Ey habibim! Gerçekten sen, her sevdigini hidayet edemezsin. Fakat Allah, diledigi kimseyi, hidayet eder." (**) ayet-i celilesi buna katii bir nastir. Allahü teala bu ayet-i celilesiyle kendi dostu Peygamber'e (Sallalahü aleyhi ve sellem) hitab buyurmustur. Artik seninle bu fakirin hidayet durumlari nasildir Zahir ve mecazi hadi gavs-i azamdir. (Yani Üstad-i azam için, Üstad-i azam da bizim için) zahirde hidayet sana isnad edilmis. Halbuki ne zahirde ne hakikatta senin malin degildir.
Istigfarin vacib olmasi ise, halk tarafindan malimiz olmayan sey'in (hidayetin) bize isnad edildigi içindir ki, ondan bile ücub, riya kokusunun husule gelmesi tevehhüm edilir.
Iste, müride hidayet dolayisiyle hasilolan istiyak vasfinda, ni'met oldugu cihetten sükür, mezkur üç afetin husule gelecekleri tevehhüm edildigi cihetten istigfar etmeyi gerektirerek ikisi de onda birlesir.
(*) Bu kelime farsça bir isim kelimesi olup, muhabbetli, heybetli manasindadir. Bu kelime ayni sekilde Imam-i Rabbani'nin (Kuddise sirruh) Mektubatinda, Hace Emkenki oglu Hace Ebu El-Kasim a yazdigi 180. mektubunda da geçer.
Hazret halifesi Molla Abdurrahman'i, adi geçen Hace'ye benzeterek böyle buyurmustur.
Kelan kelimesi için Hayak Büyük Türksözlügün'e bak.
(**) Kasas suresi, ayeti: 56.
Öyle ise, perverde, üzerinde lanet nazil olan seytanin ve kötü nefsin hile ve aldatmalarindan korku haleti üzerine bulunmasini, kendisi, boynunda bir ekmek asilmis köpek gibi oldugunu, etrafinda dolasanlar da ekmek için köpegin etrafindaki diger köpekler gibi olduklarini düsünsün! Çünkü diger köpekler boynunda ekmek olan köpegin etrafinda dolasmalari, sahsi için degil, belki ekmek için dolasiyorlar. Zira salih ameller, tarikatin nisbeti (Allah'in huzurunda bulunmak) ve baska iyi seyler, insanin mali degillerdir. Çünkü insanin asli yokluktan yaratilmistir. Yokluktan iyi sey gelmez. Ser ve fesad iktiza eder.
Demek ki, peverdeye hasil olan sey, sadat-i kiramin (Kuddise sirrahüm) himmetiyle ancak Allah'dandir (Celle ve ala). Nitekim Kur'an-i kerimde: "Basiniza gelen her musibet, kendi ellerinizin kazandigi günahtandir" ayeti ile: "Sana gelen her iyilik Allah'in lütfundandir." Ayeti de buna delalet eder. Birinci ayet-i celileden maksad, yani sahsiyetiniz, bozgunculugu iktiza eder. Musibeti icad eder. Manasina degildir. Çünükü hakiki mucidi, ancak Allah'dir (celle ve ala) demektir.
Üstad-i azam (kuddise sirruh) : "Insanin fazileti sükr iledir, yani taat yapmakladir. O da Allah'dandir (celle ve ala). Çünkü o kulun kalbine, taatin yapilmasini ilham eder. Kalbini, ounun yapmasina, iyice azmettirir. Ona güç verip, kul onu kesb ettikten sonra, taatin onda yaratir. Bunula beraber, o fiili ona mal edip, ona göre karsiligini verip, insana isnad eder." Diye buyurdu. Iste insan dogru yoldan çikmamasi için, bunda tefekkür edip, kendisi hiçbir sey olmadigini bisin! Çünkü ondan hiçbir sey gelmeyen, ondan ne bir fiil, ne bir irade, ne de bir hareket bile hasil olmayan kimse, halkin örfünde hiçbir sey sayilmayip, belki madem (mevcut olmadigi) sayilir. Öyle ise, mürsid, irsad için, halk arasinda dolasmasi, kendini tehlikeye atmasi oldugunu bilmelidir. Lakin mürsid pirinin emrine imtisal etmesi, gayesiyle, kendine o tehlikeyi seçer. Hatta birçok mürsidler, halkin onlardan nefret etmeleri, etrafinda toplanmamalari için, börçok seyler yapmislardir. Ben dahi, bunu düsünerek, mürsidim ve kendisine mütabeat ettigim ve kiblegahimdan, (kuddise sirruh) bunu yani ekabir (ulu zatlar)bu irsad isinden kaçtiklari halde, Naksibendi mürsidleri bunu yapiyorlar, diye sordugumda; kendisi (Radiyallahü anh) Naksibendiler "bunu üstadlarinin emirleri üzere yapip ve aralarina girdikleri halki hatirlarina bile getirmeyip, görmezler." Diye cevap verdiler.
Iste Naksibendi mürsidleri, bu düsüncelerinden dolayi, diger mezkür ekabirin prensiplerinden ayrilmislardir. Bu nedenle üstad-i azam, (Allah bizi onun sirlariyla kutlasin!) irsad kutbu El-Seyyid Taha'nin (Kuddise sirruh) "Naksibendi tarikatinda asla ucub (kendi yaptiklarini begenmek) riyakarlik yoktur." Buyurdugu sözün manasi; onlar kendilerinden sadir olan bir sey bilmezler ki onlara ucub ve riya hasil olsun. Belki mürsidlerinden biliyorlar, demektir diye buyurdu. Yine Seyhim (Kuddise sirruh) Seyyid Taha (Kuddise sirruh) buyurdugu bu sözlerinin manasi, bir kimse için ucub (bencillik) veya riyakarlik olsa, Naksibendi olamaz, demek de muhtemeldir diye buyurdu.
Halk arasinda hasil olan cezbenin, tarikatta asli olmazsa da, zarari yoktur. Belki o, salikin içindeki birinci derece askin hararetinden arasinda cezbe ve hararetin yeri, kalbdir. O makamdan yükselme hasil oldugu zaman, o hararet mevcut olmaz denilmistir. Bununla beraber, bu hal senden degil, belki baskasindan olup, o kimse, sana lazim ve layik olan vaktini bilir.
Pervede, bu günlerde sadatin söyledigi sözlerindeki manalirnda çalistigi için kendisine namazin manasi zahir olmustur. Dolayisiyla, hülasasi söyle beyan eder. Namaz, insanin akli, düsüncesi Allah'tan baska, her seyden kesilmesinden ibarettir. Namaz kilan kimse sonunda, saginda veya solundakilere selam verecegine niyet etmesi müstehab oldugunu bilmez mu Halbuki, namaz haricinde, hazir olana selam vermesi müsteheb olmayip belki, namaz haricinde iken, ilk mülakatta ona selam vermek, müstehabdir. Site, müsalli sag ve solundakilere selam vermesi müstehab olusundan, kendisi de cemaatin arasinda oldugu halde, ona ilk mülakati sayilir. Müsalli namaza ilk giris tekbiri getirirken, sanki halkin arasindan çikmis, namazin sonundkai selami ile, onlara kavusmus oldugu demektir.
Öyle ise, müsalli aldigi taharrum tekbirinden (Giris tekbirinden) maksad, yüce Allah'tan baska, seylerden külliyen alakasi kesilmis oldugunu düsünsün! Nitekim tekbiri harrumdan sonra, okumasi sünnet olan :
"Ben, sadec ehak dine (tevhide) boyun egip, yüzümü, gökleri ve yeri yaratmis olan Allah'a çevirdim. Ve ben ona ortak kosanlardan (Müsriklerden) degilim. Sübhesiz benim namazim, ibadetlerim, hayatim ve ölümüm alemlerin rabbi olan Allah içindir. Onun ortagi yoktur ve bununla emr olundum ve ben müslümanlardanim." Iftitah duasi da, buna sahitlik eder. Bu duada geçen çevirdim. Tabirden maksad yani ben ruh, kalb, zahir ve batin kuvvetimle, külliyetimle, yüzümü Allah'a çevirdim demektir. Öyle bir durumda bulunacak ki, o anda müsallinin Allah'tan baska bir seyle mesguliyeti kalmaz. Yani Allah'ü teala disini görür, kalbinde olan seylerin bilicisidir diye anlayip ta ki masivayi (Allah'tan baska her sey'i) unutur; öyle ki Allah'in (celle ve ala) huzurunda fani olup, saginda ve solundaki kimsleri bile aklina gelmeyecektir. Hatta seyhlerin, mürsidlerin bazisi, müsalli namazda iken, saginda veya solunda bulunan kimseyi bilse; namaz, namaz degildir, demislerdir.
Perverde, mektubunda kendi halinden hiçbir sey bahs etmediginize hayret eder. Halbuki en mühim olan sey odur. Hidayete tabi olan kimseye selam olsun!
Elliidokuzuncu Mektub
Hasani veya Biliki asiret agasi Hüseyin'e, parlak Islam seriatina mütabeat edilmesinin ve mümkün olan kimseye de icrasina çalismasi, dügünlerde kadinlarla erkeklerin, beraber oynayip birbirlerine karismasinin kinanmasinin ve en te'kidli ve belagatli bir sekilde ondan nefret ettirilmesinin, bu hareketin çirkinligi, namus ve gayrete aykiri oldugunun beyani hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, efendimiz Muhammed'i, (ona, aline ve ashabina, Allah'in salat ü selami olsun!) bize peygamber olarak göndermesi ile bizi sereflendiren Allah'a olsun! Efendimize tabi olan (uyan) kimse hidayete kavusur. Ona muhalefet edip sünnet ve seriatinin hilafina hareket eden kimse helak olup hidayete ulasmayarak dünya ve ahirette ziyan eder. Fendimize, (Allah, ona, aline ve ashabina salat ü selam eylesin!) tabi olan ne mutlu. Ona muhalefet eden kimsenin vay haline.
Bundan sonra, bu mektub, mübarek dergahin hizmetçisinden, muhterem, serefli aga, yüzbasi Hüseyin efendiye, dünya ve ahirette Allah onun serefini ziyade etsin. Cindi aga, mezkur hizmetçiye gelip, bazi menkabenizden ve seydanin (Radiyallahü anh) dergahina olan siddetli sevginizden bahs etti. Dolayisiyla ve aramizdaki Islamiyet kardeslik rabitasi, onu size bir mektubu yazmaya sevk etti. Mektubda kardeslik sevginin sarntini beyan etti. Ki o, dünya ahirette iki cihanin seadetlerinin kazanilmasina sebeb olan seydir.
Ey dostlarim! Seadet ve kemaliyet, iki cihanin efendisi olan Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) mutebatinda, seriatinin boyasiyla boyalanmakta, bizzat emirlerine imtisal etmek, mehy eyledigi selerden sakinilmasinda ve bunlarin mümkün olan kimselere de icra edilmesindedir. Bir kimse, baskasini Peygamber'in, seriat, emir ve nhiylerine eyledigi muhalefetinden men edecek kudretde olup da, onu men etmezse, onun ortagidir. Bir kimse, onun sünnetini ve seriatin ahkamini baskasina yaptirsa, ona hasil olacak ecir ve sevabindan hiçbir sey noksan olmaksizin kendisine de hasil olur.
Köyünüzdeki dügünlerde kadinla erkeklerin bir arada karisik olarak oynadiklari haberi, hizmetçinin (benim) kulagina geldi. Bu olay, çirkin hatta ondan daha çirkini olmayip dünya ve ahiretde alçakliga, Allah(celle ve ala) ile Resulünün (Allah onun ve alinin sahabesinin üzerine salat ü selam eylesin.) kahr ve gadabini icab etmektedir. Bu, parlak Islam seriatina muhalefet etmek, seytana (onun üzerine lanet olsun!) mutabeat olmakla beraber, akil seref, gayret ve namus bakimindan da yakismaz. Hatta bunu, ancak kendisinde insaniyeti selb olup, hayvan tabiati bünyesinde yerlesen kimse yapar. Bu husus hakkinda Peygamber'den (Sallallahü aleyhi ve sellem) varid olan hadisler zikredilse, onlarin heybetinden, insanin akli ucar. Halbuki isittigimize göre, sizler en güzel haslet üzere ve gayet mütedeyyin, kutbu alem seydanin (Radiyallahü anh) hakkinda, son derece muhabbeti üzeresiniz. Öyle ise, imkaniniz dahilinde, köy halkinizi bu seni, çirkin hareketten men etmeniz lazimdir.
Size, akraba ve tabilerinize, Mustafa'nin (Sallallahü aleyhi ve sellem) seriatina tabi olanin üzerine selam olsun. Mezkür seriatin sahibine, aline ve ashabina da salat-ü selam ve sena olsun!
Altmisinci Mektub
Uspayit emirlerinden olan Seref Han beye, adi geçenin kardesinin ölümü dolayisiyla taziyesi, dünyanin kinamasi, ahirete yönelmek için, tesvik ile onunla ilgili seyler hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir varlik yok, ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam, Allah'in mahlükatinin en iyisi olan Muhammed'e (Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve ashabina olsun!
Bundan sonra bu mektub, mübarek dergahin hizmetçisinden, en yüce emirimiz, çagdaslarinin en sereflisi olan Seref Han yebeydir. Allah, onu iki cihanda mutlu edip, ahirete kadar yücelerden eylesin!
Serefli kardesinizin, fani ve mesakkat evinden ebedi ve istirahant evine irtihalinin haberi ona ulasti. Dolayisiyla, çok üzüldü. Lakin Allah'in (celle ve ala) emrine razi olup ona Allah'ü tealanin kereminden magfiret ve rahmet diledi. Size, evvela, Allah sevabinizi büyütsün, geçmisinizi bagislasin, kalbinize bol bol sabir döksün! Rizasi olan seylerde sarf etmek üzere sizin, evladinizin ve rahmetlinin evladinin ömürlerini uzatsin! Diye dua eder.
Ey emir! Hizmetçi, geçmis zamanda kendisiyle aranizdaki visal ve muhabbeti unuttugnu zan etmeyin! Belki onun üzerinde, babalarinizin bir çok haklari oldugunun ikrar eder. Çünkü Üstad, (kuddise sirrah) hakkinizda kendisi göstüerdigi alakayi görmüstür. Sayet kendisi bizzat gelmeye imkani olsaydi, taziyenize gelecekti. Feket mümkün olmadigini biliyorsunuz.
Ikincisi, sunu der ki, dünya hayatini ahirete vesile eden, kimseden baskasina esenlik olmadigi ve gerçekten dünya, mesakkat ve furur yeri oldugunu biliniz! Çünkü hadis-i serifte: "Allah'in zikri ve ona samil olan seylerden baska dünya mel'undur. Ve dünyadaki seyler de mel'undurlar" (*) diye varid olmustur. Allah, bizi ve sizi, emirleri ile amel eden ve nehy eyledigi seylerden sakinan kimselerden eylesin! Size, kardeslerinize, yakinlarina Mustafa'nin (sallallahü aleyhi ve sellem) seriatina tabi olanlara, selam olsun! Mezkur seriatin sahibnin üzerine de salaat ü selam ve sena olsun! 1325. Sene.
Altmisbirinci Mektub
Lice kazasina bagli Hezan köyünde serefli pederinin halifesi (Kuddise sirruh) olan Seyh Abdülkadir'in ev halkina, sadat-i kiram ile parlak Islam seriatina mütabeat edilmesinin tesviki ve halifesi olan mezkür Seyh Abdülkadir'in büyükoglu, (Hazret'in) halifesi (Muhammed Selim) Hazretinyanina gelmesi dolayisiyla Yalniz kaldiklari için kalblerine teselli eyledigi seyler hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Hamd o Allah'a olsun ki, habibi olan Muhammed'in (Aleyhisselam) mütabeatiyle kendini boyatan kimseyi sevmistir. Allah ona (Habibine), al ve ashabina salat ü selam eylesin!
Bundan sonra bu mektub alem kutbu kaymakaminin (kuddise sirruh) perverdesinden, manevi ilallah seyr-i makamindan sonra fillah, daha sonra billah ve meallah (**)i makamlarda seyr eden (hareket eden) açikta muhabbet, ünsiyyet, mefharet ve manevi makamlar sahibi iyilerin efendisi Peygamber'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) mütabeatiyle kendini boyamis olan efendimiz Seyh Abdülkadir'in (Kuddise sirruh) ev halkinadir. Perverde, sihhat ve selamet bakimindan durumunuzu sorar, Gavs-i azam (kuddise sirruh) ile Üstad-i azam'a (Radiyallahü anh) mütabeatinizin istikametinden sorar. Çünkü, onlarin yolunda gitmek, onlarin ahlaki ile muttasif olmak, amellerin en alasi ve amellerin son dereceleridir. Çünkü ikisinin de yollari, fakirlikte, zenginlikte, sikinti ve bolluk zamaninda iki cihanin efendisinin (Sallallahü aleyhi ve sellem) yoluna mütabeat etmekle, ilahi cezbe ve ebedi muhabbettir. Bu vasifla muttasif olana ve mutlu. Pismanlik bununla muttasif olmayan kimseyedir.
(*) Bu hadissi-i serif, 45. mektubda geçti.
(**) Diyaüddin Hazret (Kuddise sirruh) bu tabirleri ile tasavvuftaki manevi seyrlerin bazi kisimlarina isaret eder. Seyr, lügatte hareket etmek demektir. Tasavvufta, cismi hareket olmayip manevi ilmin ilerlemesi manasinadir. Birçok kisimlari vardir. Siyle ki, seyr-i ilellah: Salik en asagi ilimlerden baslayip yüksek manevi ilimlere ilerlemesi, durmadan yükselip mahluklara ait seyleri bildikten sonra Allah'ü tealanin ilmine kadar varilir. O zaman kainatin ilmi unutulur. Bu halete fanilik denir.
Seyr-i fillah: Allah'ü tealanin isimleri, sifatlari, tenzihat mertebelerindeki limin azar asagi bilgilere inilir. Böylece bütün vacib ilminin mertebeleri unutlur.
Seyr-i anillahli-billah ve ilellah: Bu da ilmin hareketi olup yüksbek bilgilerden azar azar asagi bilgilere inilir. Böylece bütün vacib ilminin mertebeleri unutulur.
Seyri-i esya: Birinci seyrin mgertebesinde unutulan esyanin bütün ilimleri tedricen (azar azar) hasil olmasindan ibarettir.
Seyr-i ilellah – seyr-i fillah mertebeleri : Vilayet makamini elde etmek içindir. Zira tasavvuf ehli nezdinde fena ve beka demektir. Üçüncüsü, dördüncüsü ise, halki dogru yola davet etmek içindir. Bu makamlar, peygamberlere (Aleyhimüsselam) mahsustur. Onlarin izlerinde olanlara bunlardan bir pay vardir.
Imam-i Rabbani'nin (Kuddise sirruh) Isik Kitabevi'nde basilan mektubatinin 144. mektubu.
Siir:
"Ask, muhabbetten payi olmadigi halde hayatini bosa harcamis olan kimse, nefsi üzerine aglasin."
Lele sadatin yakin adamlari ve ev halki olan kimselere asagi dünyaya kiymet vermeyerek, onu arkalarina biraki0 külliyetleriyle Allah'in Habibi olan Peygamber'e, Allah onun, alinin ve sahabesinin üzerine salat ü selam eylesin. Mütabeat etmeleriyle Allah(a yönelmeleri yakisir.
Gerçi, simdilik molla Muhammed Selim'in bu tarafa geldiginedn dolayi yalniz kalmissiniz. Fakat bundan sonra, Allah size nese verecektir. Zira perverde, onun hakkinda zan ettigi seyin en tamam bir sekilde açikça tahakkuk etmisni ve onu güzel bir sekilde yetirmesini, onun ve sizin maksudunuz olan iyi emelinizi kat kat eylemesini Allah'dan (celle ve ala) diler.
Allah etmesin! Size bir sikinti hasil olsa da, ona önem vermeyin! Çünkü o (Muhammed Selim) sevgilinin (Allah'in) yolunda çalismak tadir ve o yolda sikinti yoktur. Cihetinizden de gönlü rahat oldugu için, ecirde siz de ona ortaksiniz. Hizmetinin gevsekligine sebeb olupda, onu üzecek bir haberi kendisine göndermediginiz için de bu fakir dahi sizden razidir. Belki sizden bu tarafa gelen herhangi bir kimse, en iyi sekilde ahvalinizden haber verir. Iste Muhammed Selim nisbet tahsil etmesini, eski eseriniz kayib olmamasi için, sizden ayrilmasini istediginiz anlasildi. Sizde mevcut olan bu gayret ve tarikat nisbeti için, siddetle yakinmanizdan dolayi, bu fakirin size karsi sevk ve muhabbeti, ziyadelesti. Allah'dan (celle ve ala) üzerinize manevi feyzin hasil olmasini taleb etti. Seydanin (Radiyallahü anh) himmetlerinden, son iltif atini size diledi. Insaallahü teala yakinda Muhammed Selim'le sevineceksiniz. Büyük ve küçüklerinize selam olsun. Peverde Muhammed Sirin ile kardesinin gözlerinden öper. Seyh Seyyid, Molla Hüseyin ile bütün dost ve müridlere selam eder, sizden ve onlardan dua diler. Allah ona (Efendimize), aline, ashabina, zevcesine ve zürriyetine salat ü selam eylesin!
Altmisikinci Mektub
Erzincan evkaf komisyonuna. Oradaki serefli pederinin halifesi olan Muhammed Sami efendinin evlatlarindan birsi, babasinin yerinde irsad makami için tekkesinde oturmasi dolayisiyla, aralarinda vaki olan münakasanin izalesi ve mezkür münakasalari üzerine komisyona müracaatta bulunduklari irsad makama layik olmanin, Seyh Sami efendiye evlatlik suretiyle degil, belki o sartlarla muttasif olmanin muteber oldugunun beyani ile, bu her iki seylere karsi ihtiyatli divranmaya dair, emri ve onunla ilgili mesele hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler Allah'a mahsistir. Salat ü selam kiyamet, gününe kadar, Allah'in Resülünün, bütün alinin, ashabinin, ezvac ve zürriyetinin, ensari ve asharinin (dünürlerinin – kayinlarinin) üzerine olsun!
Bundan sonra bu mektub, yüce kapi esiginin hizmetçisinden Erzincan'daki halis ve temiz kardesleri olan evkaf komisyonundadir. Allah onlari bealardan muhafaza edip, sevdigi ve razi oldugu seyleri yapmasi üzerine sabit eylesin! Gazabina sebeb olmayip, kurtuluslarina sebebi olan, onlardan belalari men edep, dünyadaki yükselmelirni celbedici hükümler, vastalariyla ira kilsin. Zira aziz ve zelil edici Allah'tir.
Malumunuz olsun ki, seyhlik ve irsad makaminin birçok adab ve sartlari vardir. Bazilari, batina göredir ki, onlar, kul ile Rabbin (celle ve ala) arasinda olup, onlari hiç kimse bilmez. Belki bilinmeleri Rabba (celle ve ala) havale edilir. Lakin kulun distaki görünüsü, seriatin istikameti üzere mutubik olmasiyla o gizli sey'in eseri görünür. Yani cisminin azalarindan herhangi bsirisinden seriata muhalif bir sey sadir olmamasidir. Çünkü o gizli manevi makamin madari, Allah'a (celle ve ala) yakinlik, kalbin masivaya taalluku (ilgisi) olmayip, Allah'in (celle ve ala) zatindan fani olmakti, daima manevi huzurunda bulunmak ve onlardan bahs edilmesi uzun süren daha baska seylerdir.
Bazilari da zahire göredir ki, seyh (mürsid) olan kimse, kendisi kamil ve baskasini da kemale erdirecek kabiliyetde olan bir mürsid tarafindan irsad için icazetli olmasi, her türlü itikad ve inancini sünnet-i seniyyeye göre tashih ettikten sonra, bütün islerinde mürsidine tabi olmasi, mümkün oldugu kadar ruhsattan korunmasi, belki yaptigi amelleri, azimete, hatta imkan dahilinde, mezhebler arasinda üzerinde ittifak edilen ahkamlara gföre olmasidir. Mesela, Safii olan kimse, bedeninden kan alinsa, Safii, Hanefi mezhebleri imamlarina göre, abdesti sahih olmasi Naksibendi tarikatinin adabina göre Hanefi mezhebine riayet edip, abdest almasi lazimdir. Keza Hanefi olan kimse, hanimina el degdirse, mezkur adaba göre Safii mezhebine riayetle abdest alacaktir. Ayni sekilde Maliki ve Hanbeli mezheblerine de riayet etmesi lazimdir. Dinde herhangi bir sünnet olursa olsun, hükmü de böyledir. Hatta rivayet etmesi edilmis ki, tasavvuf ehlinden birisi seyhin birisine gidip yaninda oturdu. Seyh öksürüp üh üh ederek tükürdügünü kible cihetine atti. Sofu, "kendini dinde yolu olmayan seylerden muhafaza etmeyen kimse, baskasini yolsuz islerden muhafaza edemez." Diyel hemen yanindan kalkti. Diger birisi de, bir seyh ile camiye girerken, seyh evvla sol ayagini ileri sürerek camiye girince, adam içinden, "Peygamber'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) sünnetine riayet etmeyen kimse, arkadasliga layik olmayip, yapaciagi sohbeti Allah'in (Celle ve ala) huzuruna yaklasmaya sebeb olamaz." Deyip, ondan ayrildi.
Yine salik olan kimse, akidesini mezkur seylere göre tashih ettikten sonra, ruhsatlardan sakinmasi lazim oldugu gibi dinde, bid'a olan seylerden de kendini muhafaza etmesi sarttir. Bid'a: Peygamber (Sallallahü aleyhi ve sellem) ile sahabeleri (Radiyallahü anhüm) arasindan sonra meydana getirilen, ona Peygamber'in buyurdugu hadisi samil olmayan, dört mezhebin kaidelerinden hiçbir kaidenin hükmüne de girmeyen seydir. Hatta müslümanlarin isleri basinda bulnanlara, dinde bid'alarla amel edip, tekkede oturarak, seyhlik davasinda bulunanlari cezalandirmalari, hatta baskasi da ondan ibret alip, Islam dini bid'alardan korunulmasi için onu o makamdan uzaklastirmalari lazimdir. Çünkü sünnette yeri olmayan bütün did'alar, sapiliktir.
Beyhaki hadis kitabinin suabül'l-iman bahsinde Hazret-i Peygambar,
"Bir kimse, bid'a sahibini tazim etse (büyütse), gerçekten islamiyetin yikilmasina yardin eder." Diye buyurdugunu rivayet etmistir. Iste yukarida bahs edilen mezkur iyi vasiflarla muttasif olanlar, ancak Naksibendi tekkesinde oturabilir, Neseb ve maddi evladlik, muteber degildir. Çünkü mürsidlerin hakiki evladi, odur ki onlarin boyalari ile boyunip cezbeleri ile muttasif olup Allah'in sevgisi kalbinin noktasinda öyle yerlesmis ki, masivayi (Allah'tan baskasini) unutmus, Allah'a (Celle ve ala) karsi kulluk hakkini ifa etmeye kalkmis kimsedir.
Tarikat reisi olan Sah-i Naksibend'de (Allah, bizi onun sirlariyla kutlayip,ondan razi olsun!) denildi ki, sen bu makama nesebinle veyahut seceren ile mi eristin Soruldugunda, buna neseb ve secere ile kimse ulasmadi. Ancak cezbe vasitasiyla erisebilir. Nitekim, "Hak teala tarafindan hasil olan cezbelerde ek bir eczbenin makami, insan ve cinlerin amellerinin kamasina denk gelir." Buyurmustur.
Bundan sonra, Naksi tarikati ve Hacve Sami fendinin tekkesi (Kuddise sirruh) çocuk oyuncagi olmamasi ve müslümanlarin sapilkliklarina da sebeb olmamasi için, bu iste titizlik ve ihtiyatli davranmaniz rica olunur. Çünkü böyle bir durum zulm etmekten, hirszilk aypamatna daha büyük bir günahtir. Zira, birisini öldüren veya hirsizlik eden veya zulm eden kimse, din çerçevesinden çikmis oldugunu herkes bilir Onun bu fiil ve hareketinde ona uyan bir kimse, kendisi de dinden çiktigini onlar. Lakin irsad makaminda oturup da o makamin vasfiyla muttasif olmayan kimse, kendesinin dogru yolda oldugunu halka göterdigi için, bir çok avam tabakasinin dogru yoladn sapitmalarina sebeb olur.
Allah, insanlarin efendisi olan Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) yüzüsuyu hürmetine, sizi devamli seadet üzerinde bulundursun! Ay ve günesin devami müddetince, insanlarin mezkur efendisine, ashabina ve zürriyyetine salat ü selam ve sena olsun!
Altmisüçüncü Mektub
Yine erzincanli mezkur halife Muhammed Sami efendinin oglu Salahaddin'e Naksibendi tarikatindan hatta diger tarikatlardan maksad olan sey'in ve o maksada insani ulastiran tarikatlarin en alasi Naksibendi tarikati oldugunun beyani ile, Naksibendi tarikatinin bazi sartlarindan olan muhabbet, ihlas, mürside teslim olmanin beyani, dünyayi, helak ve allah ile kul arasinda bir perde degil, belki onu ahirete bir mezra ve vesile edinmesinin tesviki ve insan, kendi ecdadinin tarikattadki makamlarina, gönül baglamasi münasib olmadigi belki imkani dahilinde,çalismasina temessük etmesinin layik oldugu hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler sol Allah'a olsunki, emirlerine itaat etmeyi, nehiylelerinden korunmayi kullarina ihsan eyledi. Salat ü selam, efendimiz Muhammed'e (Sallallahü aleyhi ve sellem) olsun ki, Allah'in emirlerini yapmanin ve nehiylerinden sakinmanin yollarinin açiklayidisidir. Her iki yolu bize kadar ulastiran al ve ashabina da olsun!
Bundan sonra bu mektub, yüksek dergahin hizmetçisinden, Allah yolundaki güvenilir kardesi en yüce seyhin veledi, hakki, hakka'l-yakine ulastirmaya çalisan muhterem mevla Salahaddin efendiyedir. Allah onu nezdinde makbul olanlardan eylesin.
Mektubunuz, hizmetçiye ulasti. Selametinize ve ondan meslege salahiyet kokusu duyduguna çok sevindi. Bu durumunuz için, allah'a hamd ve sükür etti. Ey kardes! Bu tarikat, hatta diger tarikatlar da üzerinde kuruluduklari, usullerden baska, bir ilave veya onda bir eksiklik yapmaya hiç kimsenin müdahpale etmesine hakki olmayip ve ehillerinin, Allahü tealadan baska, hiçbir kimseye, ihtiyaçlari yoktur. Onlar daima kendi kusurlarini ve Allah'in azametini düsünürler. Kinamalari ve onlari yapan kimseler hakkinda, siddetli tehditten haber veren bir çok ayet ve hadisler, varid oldugu, kibir, ucb, hased gibi kötü ve yerilen evsaflari kendilerinden siyirmakla, çalismalari, daima Allah'a yönelmek ve razi oldugu selerden olup, kendilerinde, mezkür kötü vasiflarinin yerine ögülen sifatlari ispat etmek içindir. Hatta mezkur kötü vasiflardan kalbi temiz olmayan kimse, iyi vasiflarla muttasif olmasi ve onlari tahsil etmeye çalismasi, farz-i ayn olan seylerdendir.
Iste bu gaye üzere yüksek tasavvuf alimleri, Kadiriyye, Kübreviyye, Çestiyye ve Gazali'nin tarikati gibi bir çok tarikatlar kurmuslardir. Fakat bu mertebey vasil olmak için, tarikatlarin alasi, yüce naksibendi tarikatidir. Allah bizi ve sizi, sahibinin sirlariyla takdis eylesin. Çünkü bu tarikatin esasi sünnet*i seniyyenin mütabeati, dindeki ruhsatlardan ve Allah'in rizasi olmayan bid'alardan korunmak üzere kurulmustur. Bunula beraber, Tagili üstadi azam, "Allah bizi ve sizi onun sirlariyla kutlayip, ondan razi olsun." Beyan ettigine göre, naksi tarikatinda mezkur vasiflarin diger birçok sartlari vardir. Ki salik ona mütabeat eyledigi mürsudune karsi muhabbeti ve mürsidinden baska, dünya mürsidlerle dolu ise, veya ondan daha yüce bir mürsid de olsa, bidayeti ancak kendi mürsidinin araciligina hasr edilmit olduguna itikad etmesiyle, hakkinda ihlas sahibi olmasi bidayette güç de olsa, kendisine emirlerine imtisal, nehy eyledigi selerden sakinma hasil olmasi için mürsidine teslim olmasidir.
Öyle ise, akilli olan kimseye, dünyasini ahiretine mezra edip, hayatini dari blekada helakine ve Allah'a (celle ve ala) karsi, mahcubiyetine sebeb olacak seylerde zayi etmemesi lazimdir. Bu nasihat, akilli kimsenin zihninde sabit olup dünyanin kötülügü, rezaleti, asagiligi, aklinda yerlestigi vakit, aziz ve yüce allah'in rizainin oldugu seylere çalismasi lazimdir. Allah'a kavusmanin yolu iste budur. Seyet birisne Naksibendi tarikatina intisabi mümkin olmayip, belki yukarida adlari geçen diger tarikatlar mensub bir mürsid ona gitmesi gerekir ve o zaman, Allan yolundaki tarikat ecdadinin mahbubu, sevgilisi olur. Zira tarikata mensub ecdadinin tarikatttan maksadlari Allah (celle ve ala) ya ulasmatir.
Allah, efendimiz muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) alinin, sahabesinin üzerine salat ü selam eylesin!
Altmisdördüncü Mektub
Bu mektublari derleyen fakir Alauddin'e, Allah onu onun sirlariyla kutlayip onun derya gibi nurlarindan Alauddin'in üzerine nazil eylesin! Bir talak meselesinin fetvasi, talak da hanefi alimleri nezdinde talak hususnda öfke talaktan önce kari kocasindan talakin düsürmesini talep etmesi de talaka niyyet etmenin yerine kaim olduklari, safii alimlerinin nezdinde, zhab tabiri talaka isnadi, talakin kinayesi oldugu ve talak ile telaffuiz eden kimse, talakinin düsmesine niyyet etmedigi davasinda bulunan bir kimse safii alimlerince, içecegi yeminiyle musaddak oldugu hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, allah'a mahsustur. Salat ü selam, fendimiz Muhammed'e (aleyhisselam) aline ve ashabina olsun! Bundan sonra bu mektub , alem kutbu kaymakami (Radiyallahü anh)in peverdesinden, gözünün nuru El-Seyh Alauddin'edir. Allah onu iki cihandaki afetlerden korusun! Serefli mektubunuz peverdeye ulasti. Içinde yazilan seyleri anladiktan sonra, ibn-i Abidin kitabini mütalaa ederek mektupta yazdiginiz lafizlarin ne onda, ne de baskasinda sarahaten delalet edecek bir sey bulamadi. Ancak, ondan talak hakkinda yazdigin bu lafzin, talakin sarihi oldugu anlasilan ibareyi gördü. Çünkü mezkur kistabda talaka ait baska bir sarih kelimesi ilave olmaksizin farsca:
"Talak bas (talak olsun)" sözü sarih talak tabiri yapmis ve "Talag, telag, talak ve telak" kelimelirni de o kabilden saymistir. Mektupta yazdiginiz ibare, talakin kinayesi oldugu kabul edilse de, gerçekten o kitab da öfkeyi talakin niyeti yerine geçirmistir. Zira, Ibni Abidin kitabinin metni olan Tenvirü'l-Ebsar kitabi, talakin kinayesini, tefsir ettikten sora, kinaye ile telaffuz eden bir kimse, ancak, bosanmaya niyet etmesi veya durumun delaleti olan aralarinda talakin müzkakeresi, yani telaffuz etmeden önce, zevce kocasindan talakin düsürmesini talep etmesi veya kocanin öfkelenmesiyle zevcesi bosanir.
Hanefi kitaplarinda, mektubunuzda ondan bahsettigin sahsin fetvasi bulunmadigindan, imam-i Safii (Radiyallahü anh) mezhebine taklid edip, o hususta mezhebini kabul ettikten sonra, talaki düsmedigine fetva verdim. Çünkü adamin söyledigi (üç talak benden gitmis olsun, her ikiniz de gideceksiniz" tabiri ise, fikih kitaplarinda yazilidgi üzere talakin kinayesi olup kinaye tabirinin tefsiri, adamin niyyetine baglidir. Kendisi talakin düsmesine niyetim olmadgi diye yemin içti. Ve kendisi içtigi bu yemin vasitasiyla, seriatçi musaddaktir.
Bitlis'te oldugun zaman, isittiginiz havadisten baska, hiçbir sey yoktur. Molla Selim'in fikrinde hiçbir kimse ona ittfak etmemistir. Hatta Seyyid Ali bile Molla Selim'in maksadi ortaya karisiklik çikarmaktir. Diye terafa mektuplar dagitmis. Bir mektup da, bu fakire ve diger birisi de haci Musa beye göndermistir.
Bu fakir, size selam edup duanizi diler. Keza bütün dostlara Muhammed Said de size selam eder. Molla Emin ellerinizden öper. Allah, efendimiz Muhammed'e (aleyhisselam) bütün aline, ashabina salat eylesin, 19 Mart 1330. Perverde-i kaymakam-i Kutb-i Alem.
Altmisbesinci Mektub
Anteb'e bagli Mirza köyünden Molla ali, Molla zade, Molla Abdülmecid'e tasavvufun hakikati, parlak seriatin mutabaatindan baska bir sey olmadigi, Islami akide namazdaki fatiha ile tesehhüdün tashihleri namaz ve cemaatle kilinan namazlara tesviki, Cuma namazinin terkinden ve kilinmasindan gevseklik etmekten menetmesi ve onunla ilgili seylerin beyanindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir sey yok ki onu hamd ile tasbih etmesin. Salat ü selam efendimiz Muhammed'e (aleyhisselam), bütün al ve ashabina (Ridvanullahi teala aleyhim ecmain) olsun!
Bundan sonra, bu mektub alem kutbu kaymakaminin perverdesinden, Allah yolundaki kardesleri, Mirza köyü ahalisinden Molla Ali, Molla zade ile Molla Abdülmecid'e ve diger köy halkinadir. Allah, onlari, bela afetlerden korusun! Malumunuz olsun ki, fakih Mustafa ile arkadaslari perverdeye geldiklerinde onlardan halinizden sordu. Isinizin güzelliginden, yüce, parlak olan bu tarikatin, nisbetine sikica bagli oldugunuzdan ve hatme yaptiginizdan haber verdi. Ancak kis mevsiminde Cuma namazini kilip yazin terk ediyoruz, dedi.
Biliniz ki, ey kardesyler! Gerçekten tasavvuf, Mustafa (Sallallahü aleyhi ve sellem) in sünneti üzere hareket etmekten ibarettir. Bazi Seyhler tasavvuf, kalb çirkinlikten safi olmasiyla yün abasi giymek, efendimiz Mustafa (Sallallahü aleyhi ve sellem)in sünnetine uymaktir, demislerdir.
Evliyalardan Sibli (Kaddesallahü sirruh) seyhlerin birisine giderek onunla birlikte, cami kapisina yürüyünce, seyh camiye girdiginde, ilkin sol ayagini atti. Bu hareketini gören Sibli hemen geri dönüp, Peygamberin (aleyhisselam) sünnetine aykiri seyden, nefsini muhafaza etmeyen kimse, baskasini muhafaza edemez, dedi. Abdülhalik El-Gucduvani (Kuddise sirruh), bir vakia halinde, tarikat reisi olan Hace Bahaüddin El-Naksibendi'ye Allah, bizi onun sirri ile kutlayip, ondan razi olsun! Seriatin azimet olan hükümlere tabi ol, ruhsatlara tabi olma! Diye buyurdu. Seyhlerin bazisi da, Fahr-i Kainat (Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem)i rüyada gördükte, kendisinden ümmetinden bazi sahislarin durumundan sorar. Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) de sorulan kimselerin durumlarina münasib seylerle cevabini verir. Sonra kendisinden Ebu Ali Ibni Sinan'in durumundan sorunca, buyurdular ki:
"O, sünnetimden yolumdan baska, bir yol ile Allah'a kavusmak istedi. Dolayisiyla onu atese attim" diye buyurdu.
Imam-i Rabbani (Kuddise sirruh) mürid tevbe ettikten sonra, yüce manevi makamlara uçmak için, kendisine su iki kanati tahsil etmesi lazimdir. Birincisi, akidesini, ehl-i sünnet ve cemaatin akaidine muvafik olarak tashih etmesi.
Ikincisi, Islam seriati ile amel etmesidir. Bu iki seyi tahsil etmedikçe, kudsi aleme kavusmasi nasil mümkün olur Durum böyle iken, sahih akideyi tahsil etmesi lazimdir. Kitab halinde mahalli lisan ile yazilmistir. Çünkü o akaidin temeli kabilindendir. Kendi inancini tashih ve tahsil ettikten sonra, seriatin ahkamiyla amel edip namazdaki fatihanin, tesehhüdün kiraetini tashih eder. Kendi basina ve cemaatla kilinan namazlar gibi ibadetleri yaplmalidir. Namazlardan birisi de Cuma namazidir. Süphesiz terk edlimesi hakkinda siddetli tehdit varid olmus, alimler, terkini büyük günahlardan saymislardir.
Ibnu Hacer(Rahmetullah aleyh) Zevacir-an-iktirafil-kebair adli kitabinda, Cuma namazinin terk edilmesi bahsinde demis ki: Peyfamber (Sallallahü aleyhi ve sellem) Cuma namazini terk eden bir kavme, buyurdular ki:
"Ehemmiyet vermeyip, üç Cuma namazini terk eden kimsenin, Allahü teala onun kalbi üzerine mühür basar.*(*)
Diger bir rivayette Peygamber (Sallallahü aleyhi ve sellem):
"Bir kimse özürsüz olarak üç Cuma namazini terk ederse, muhakkak ki Islamiyeti arkasina atmistir."(**)
Öyle ise, sünnetine tabi olan ümmetine Cuma namazini terk etmemeleri lazimdir. Ülkemizde bulunan zimmilerin durumlarini düsünelim ki, dinleri batil olmakla beraber, Pazar günü bütün islerini terk etmislerdir. Ahk dinle müsrref oldugumuz ve Kur'an-i Kerim'in:
"Sizler, insanlar arasinda en iyi ümmet olarak meydana çikarildiniz."(***) nassi ile de, diger ümmetlerden Allah nezdinde daha iyi oldugumuz halde, Cuma gününde nasil isimizi terk etmeyelim
Size ve hidayete tabi olanlara, genellikle ve özel olarak Mustafa (Sallallahü aleyhi ve sellem) in seriatina tabi olanlara selam olsun! O seriat sahibine, aline, ashab, ezvac, dünürlerine, ensari ve zürriyetine salatin en tamami, selamlardan en kamili olsun! 20 Subat 1330.
Altmisaltinci Mektub
En serefli mürsidinin halifesi Karaköylü, Molla Ahmed'e (Kuddise sirruh). Bu tarikat, kablde Allah'in muhabbetinden baska, bir muhabbetin ortakligini kabul etmedigi, bu tarikatin tahsili gençlik çaginda daha uygun ve münasib oludgu, evlad sahibi olan babalara, çocuklarinin ahiretlerinin deadetlerini temin edecek islerde çalisalari lazim oldugu, onlarda bu tarikata intisab etmek kabiliyeti mevcut oldugunu anladiklarinda, baska bir sey ile mesgul ettirmemeleri ve bu konu ile ilgili seyin beyani hakkindadir.
(*) Buhari, Müslim, Nesai, Tirmizi rivayet etmislerdir.
(**) Ibn-i Abbas'tan (radiyallahü anh) rivayet edilmistir. Zevacir Babün Salatü-l Cemaati.
(***) Al-i Imran suresi, ayet:111
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Kainatda, hiçbir sey yoki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam, Allah'in yarattiklarinin en hayirlisi olan Muhammed'e (aleyhisselam) aline, ashabina olsun! Selamin tebliginden sonra, arka arkaya gece gündüzlerde dualar Allah yolundaki kardesi, Allah için dostu olan Molla Ahmed'e tebliginden sonra, Allah efendimiz, insan ve cinlerin efendisi olan Muhammed'in (Allah onun alinin ashabininüzerine salat ü selam eylesin!) yüzü hürmetine onu dünya ve ahirette pismenliga sebeb olan seylerden muhafaza edip, en yüksek maksada ulastiran sebebleri kendisine nasib eylesin. Malumunuz olsunki, Molla Mahmud hakkinda, kinama ile dolu serefli mektubunuz bize ulasti.
Ey kardesim! Malumunuz oldugu üzere, sübhesiz bu tarikat, kalbde iki cihete karsi, muhabbet ortakligini kabul etmez. Zaruri olarak bu tarikat ehlinin kalbi, laniz bir muhabbet ile taalluk eyledigi asikardir. Kab, bir seyle doldugu zaman baska bir seyi kabul etmez. Içine alamaz. Sadik muhbir (Sallallahü aleyhi ve sellem):
"Dünya ve ahiret ancak iki kumadan baska bir sey degillerdir. Birisiz razi olsa, digeri darilir.", buyurdugu gibi, dünya ve ahiret birbirlerine zid olan bir seyin iki kenari üzerindedirler. Bu hadis-i serifin mealinin ilhamiyle söyle farsça bir siir:
"Hem Allah'i, hem asagi olan dünyayi arzu edersin. Bu arzu hayaldir, muhaldir, deliliktir" denilmistir.
Sunu da bilmelisin ki, gençlik zamaninda yapilan tek bir amel, sevab bakimindan ihtiyarlik devresinde yapilan yüz amele tekabül eder.
Nitekim Imam-i Rabbani (Radiyallahü anh) ihtiyarlik zamaninda mümkün olmayan Allah'a karsi manevi huzur meleksei, gençlikte elde edilmesi daha mümkündür. Hatta bazan ihtiyarlikta hiç de mümkün olmaz. Siir:
"Genç, egri dallari dogrultmayi arzu edersen dogrulur. Bükülmüs koca agaçlarin dogrultulmasi sana fayda vermez."
Bu davaya müekkid bir delildir.
Ebeveynlere, evladina dünyalarini kazandirmaktan daha çok, ahiretlerini ktazandirmaya çalismalari lazimdir. Dünyadaki tamirat ve dünyaya baglanma, zarardan baska bir sey saglamaz. Dünyanin sermayesi azdir. Ona mübtela olanlar. Daima zelel ve hakirdir. Nitekim Hak Sübhanehu ve teala Kur'an-i kerimde buyurdugu gibi:
"Muhakkak biliniz ki Allah'a itaat ve ahiret kazancina saf edilmeyendünya hayati, bir oyun, eglence, bir süs aranizda bir ögünme mal ve evlat da bir çogalistir." (*)
iste bunu anladinsa, sunu da bil ki, oglun Molla Mahmud da, malumunuz oldugu üzere, bu tarikat için bir kabiliyeti ve liyakati olup Allah, sübhanehü ve teala kendisine tam bir lutuf, genel bir kerem vermesi de umulur. Sen onun bu durumunu bildigin halde, köy ahalisi onun imamet ve talebelerin dersleri hakkindaki sikayetleriyle delil getirerek burada çok kalip, bu taifenin yaptigi amel ile mesgul oldugu için, onu kinadigindan taaccüb edilir. Halbulki kendisi için imamlik ile tedris vazifeleri, bu durumuna nisbeten itibar derecesinden asagidir. Nitekim Mevlana Cami, farsça divaninin bir siirinde demis ki:
"Abid ayagini camiye götürdü, camiye gitti.
Hacca giden kisi çöllerin mesafelerini katetti.
Ask sarabiyla mezesini yeri kimin olsun Bu isler, issizliktir"
(*) Hadid suresi, ayet: 19
Bunula beraber sen, aralarinda bulundugun dan dolayi, köy ahalisi cemaatla namaz kilmaktin, hatme yapmaktan ve sohbetsiz kalmamislardir.
Molla Mahmud ise, simdilik üzerinde bulundugu bu halete onu tesvik etmen gerekir. Zaman darligi mevsimin siddeti, yollar karlarla kapali olmasaydi, az bir müddet onu gönderecektik. Bu kinattaki esyalarin hepsi zahiri sebeblere bagli olduklari ve o sebeler simdilik tahakkuk etmedigi, kendisinde bir nevi hastalik ve zayifli ve havalarin siddetli sogugu oldugu için, oraya gelmeye takati yoktur. On bes gün gibi bir müddetten sonra, insallah onu gönderecegiz.
Sizin ve ev halkinizin keza bütün köy halkinin hatirlarini sorar, onlara selam ederiz. Molla Mahmud gelinceye kadar, sikilmamalari lazimdir. Molla Mahmud ile arkadaslari, ellerinizden öper, cevabinidan dua taleb ederler. Allah, efendimiz Muhammed'e (aleyhisselam), bütün aline, ashabina salat ü selam eylesin! 20 Subat 1330. Alem kutbu kaymakaminin Perverdesinden
AAltmisyedinci Mektub
Farkin da mukim Medineli El-Seyh Muhammed Sadaka'ya, kendisinin (Hazretin (Radiyallahü anh)) ona karsi olan muhabbetini açiklamasinin, evliyanin nazar ve iltifatina hiçbir sey denk gelmediginin Allah aski, kalbte olan masivanin düsüncesini yakip, insani en serefli ve en ala manevi makam olan ubudiyyet makamina ulastirdiginin beyani ve o konu ile ilgili seyler hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Hiçbir sey yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat-i selam Allah'in yaratiklarinin en hayirlisi olan Muhhamed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün al ve ashabinin üzerine olsun! Bundan sonra, bu mektub yüce kapi esiginin aciz ve taksiratli hizmetçisinden, efendisi onlarala iftihar edilen kemalat sahibi, tahir sülaleden gelen, bütün aleme nurlar saçan Peygamber (Sallallahü aleyhi ve sellem)'e mensib, muazzam efendimiz, yüce zat, seyh Muhammed Sadaka'ya , Allah onu, mukarrebunlaradn eylesin!
Muhabbetten haber veren mektubunuz ile kiynmetli hediyeniz, köleciginize ulasti. Mektubu gözlerinin üzerine birakip öptüktensonra okuyup siddetli sevincinden dolayi yerinden yükselmesine az kaldi. Nasil yerinden yükselmesin Halbuki Allah'a (Celle ve ala) ya en yakin yol, kul, kendini bir velinin kalbeni yerlestirmesidir.
Çünkü velinin kalbi, nurlarin nazil oldugu yerdir. Hatta onun iltifatindan tek bir iltifatina hiçbir sey tekabül etmez, denilmistir. Nitekim Hafiz El-Sirazi'de:
"Eger o Sirazin mahbubu bizim gönlümüzü ele alirsa, onun Hindo benine, Semerkand ile Buhara'yi bagislarim." Dedigi siirin reddinde, farsça siyle denilmis. Siir:
"Yanlis söyledin hata ettin. Sevgilinin kiymetini bilemedin.
Mahbubun tek bir nazarina dünya ve ahireti bagislarim."
Bu kölecik, kendisine layik olmayan cenabinizin iltifatini görünce, "Bu, rabbimin iyiligindendir." Dedi. Bunun devamini Allah (celle ve ala) dan rica eder.
Efendim, gerçi kölecigin validi buyurdugunuz gibi idi fakat benim hakkimda buyurdugunuz seyden, merhalelerce uzagim. Nitekim hadis-i kudside:
"Ben (Allah) kulum, hakkimda yürütmüs oldugu zanninin yanindayim." Diye buyurdugu rivayet edilmistir. Temennisinde bulungunuz sey, Allah (celle ve ala) nezdinde kiymetsizdir. Allah, (celle ve ala) kat kat olarak size daha ziyadesinin verilmesin istenilir. Ta ki cenabinizin kalbindeki Allah'in (celle ve ala) manevi huzurundan baska, her seyi yakarak kalbiniz muhabbet atesiyle yeri olup dolayisiyla Allah ile kul arasindaki perdelerin en büyügü olan, nefis ortadan kalksin! Peygamber (Sallallhü aleyhi ve sellem) : "Herhangi biriniz beni kendi nefsinden, malindan, çocugundan daha çok sevmedikçe, hakkiyla iman etmis olamaz." Hadis-i serifi de buna kati bir delildir. Allah'in aski, kalbde tam olunca, sahibi hakiki bir kul olur. Allah (celle ve ala) dan, serefli atalarimizin (özel olarak en üstünlerine genellikle digerlerine salat ü selam eylesin.) mütabeatyle cenabiniza, makamlarin en alasi hasil olmasini rica ederiz. Çünkü Allah (celle ve ala) Kur'an-i Kerim'in:
"Bütün noksanlardan münezzeh olan o Allah'tir ki, kulunu (Hazret-i Muhammed'i) geceleyin Mescidil Haramdan (Mekke'den) alip etrafini mübarek kildigimiz Mescid-i Aksa'ya kadar götürdü" (*) ve yine Kur'an-i kerim'in:
"Bütün alemlere bir korkutucu olsun diye, kuluna Kur'ani indiren Allan'in sani ne kadar yücedir"(**) ve
"(Cebrail) vahy etti Allan'in kuluna (***) ayetlerinde, en serefli olan ubudiyyet isini habibine seçmistir."
Lanetli hirsiz seytan ile, kötü nefis hiçbir sey olmayan bu fakiri çalmayip, ta ki bu iki muzir seylerin heveslerinden kurtulup tabilerinizdten olmasi için sefkat gözü ile kendisine bakmanizi ve onu hatirinizda tutmanizi cenabinizdan rice ederiz.
Bu fakir ile yininda bulunanlar, bütün ev halki ile baskalari da el ve ayaklarinizdan öperler. Nisan 1335.
Altmissekizinci Mektub
Bu mektublari toplayan fakir Muhammed Alaüddin'e, Allah onu, onun zümresi arasinda hasr edip, nisbetini bu fakire nazil eylesin! Imam-i Safii'nin (Rahmetullahi aleyh) mezhebine göre, meyyitin terekesine varis olmayan veya ne velisi, ne de varisi olmayip meyyitin varsiniden veya meyyitten izin almamis ecnebi kimse, müstakil olarak kendi malindan veya meyyitin terekesinden, meyyitin fidyesini çikarmasi caiz olup olmadiginin beyanindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler alemlerin Rabbine mahsustur. Salat ü selam, Allahin yaratiklarinin en iyisi olan Muhammed'e (Sallallahü aleyhi ve sellem), bütün aline ve ashabina olsun!
Bundan sonra, sunu derim ki, Garzan'a ulastigimda, ahalisinin arasindaki büyük bir hadise ve fitne ile karsilastim. Yatistirilmasina çalistimsa da simdiye kadar tamamen ortadan kalkmamistir. Fakat kalkmasi yakindir. Cumartesi veya pazartesi Verkanis köyüne gelmek azmindeyiz.
Sonra, sunu da derim ki: Aramizda meyyitin oruç fityesi bahsi geçtigi zaman, orada bu mesele için bakacak kitab bulamadik. Dolayisiyla simdilik o konu hakkinda bir seyler yazmasini arzuladim, Tuhfet El-Muhtaç, fidye bahsindeki Minhacin:
"Belki meyyitin velisi, meyyitin terekesinden tutmadgi orucun her gününe keffaret olarak bir avuç zahire çikaracaktir." Ibratesinin serhinde, demiski, Minhacin "meyyitin velisi terkesinden çikaracaktir." Kavlinden, meyyitin velisinden baska, meyyitin tutmadigi oruç fidyesinin vermesi caiz olmadigi anlasilir, demistir. Bu delilli bir hükümdür. Çünkü bu fidye mahda bedeni bir ibadet olan orucun beledir. Oruçtaki bu mahd mali kaydi ile, hacta hem mali hem bedeni ibadet kaydi oldugundan dolayi, eyyitinzimmetinde kalmis orucu, üzerinde kalmis hac farizesinin hükmünden ayrilir. Bu konudaki fidye verilmesinin caiz olmadiginin hükmü, meyyitin zimmetinde olan nezr ve diger keffareti mucib olan, seylerin hükümleri de böyledir. Burada Tuhfet El-Muhtac'in ibaresi sona erdi.
Nihayet El-Muhtac'in ibaresi ise, söyledir: Meyyitin velisi degil de, yabanci olan bir kimse, meyyitin kaza etmedigi orucun keffaretini sirf mali bir sey oldugundan, meyyitin borcunu vermesi gibi, velisinden izin almadan keffaretini vermesi caiz midir Veya fidye isi kendisi müstakil olarak yapmasi caiz olmayan bir ibadetin bedeli oldugundan, borcun edasiyle bu meselenin arasinda fark olup veliden izin almasizin fidye vermesi caiz degildir Diye düsünülür. Fakat Zerkesinin cezm ettigine göre, ikinci sih fikih alimlerinin kavline daha yakindir. Burada, Nihayetül-Muhtac'in ibaresi sona erdi.
Tuhfet El-Muhtaç hasiyesi Ibni Kasim demis ki, "Tuhfe sahibi Serh'ul-Ubab adli kitabinda, El-Kadi'nin, yabanci kimse, veliden izin almadan müstakil olarak fidye vermesi caizdir dedigi kavli, yabanci kimse, meyyetin velisinden izin almadan kazaya kalmis orucunu kaza etmesinin caiz oldugu denilen zaif kavlinin hükmüne göredir." Ibni Kasim'in ibaresi sona erdi.
Bu kondu, Ibni Hacer'in kitabi olan, Serhi'l-Irsad'in ibaresi de, Nihayet'in ibaresi gibidir. Ancak Serhu'l-Irsad'da, "Zerkesinin cezm ettigine göre" diye Nihayet'in bahs ettigini zikretmemistir. Daha sonra Ibni Kasim devam ederek demis ki, Serhu'l-Ubab'in bu naklinden, yabanci kimse, meyyitin veya varisinin izniyle, meyyitin kaza orucu yerine oruç tutmasi, caiz oldugu gibi, o sekilde keffaretini de vermesi caizdir. Ve meyyit, hayatinda içtigi yeminlerin keffaretini de, hiç birisinden izin almadan verebileceginin lazim geldigi anlasilir.
El-Behce kitabin serhi olan Ibni El-Kasim'in ibaresi de söyledir: Meyyitin akrabasi velisi olmayan bir kimse, meyyitin hayatinda kendisinden veya ölümünden sonra velisinden izin almadan meyyitin üzerinde kazaya kalmis orucuna bedel olarak, borcunun edasi gibi, mali bir ibadet oldugundan, keffaret vermesi caiz midir Yoksa bu meseledeki keffaret, bedeni bir ibadet olan, orucun bedeli olup yabanci bir kimse, müstakil olarak veremiyceginden dolayi borç meselesinden ayrilir, caiz degildir diye tereddüt edilir. Fakat bu iki fikirden ikinci sik, alimlerin bu hususta dediklerine daha yakindir. Sonra, Zerkesi de bunun caiz olmadigina dair cezm ettigni anladim. Zira demis ki: Meyyetin varisi, üzerinde kazaya kalmis borcuna bedel olarak, fidye çikarmasi, oruç tutmasi ile orucunu tutacak bir kimseyi icçar etmesi durumlarin arasinda muhayyerdir. Varis olmayan velisi ise, ancak mezkur üç seyden sonra ikisinin arasinda mluhayyerdir. Burada Zerkesi'nin dedigi sona erdi.
Ibni Kasim, bu ibaresinden az bir kavlden sonra da demis ki, lakin, meyyitin hiçbir aksrabasi olmayip ne meyyitin akrabasi, ne de meyyit, hayatinda kendisine o hussuta izin vermemis olan kimse, meyyitin üzerinde kazaya kalmis orucunun tutmasi caiz degildir. Zerkesi'nin yukarida geçtigi kavline göre de kuvvetli delile isitnaden fidye vermesinin hükmü de böyledir.
Daha sonra Ibnu'-Kasim, Ibni El-Hacer'in kitabi olan, Serhu'l-Irsad El-Sagir'dan naklen demis ki, Zerkesi'nin, meyyitin varisi olmayan akrabasina, kazaya kalmis orucunun keffareti vermesi caiz degildir, dedigini, Nevevi'nin, Tashihuttenbih kitabinda, açikça söyledigi ve buna cevaz verdigi kavli, bu konudaki sözünü red eder. Lakin Zerkesi'nin kavli de sahih olduguna dair, söyle cevab verilir ki: Nevevi'nin tek basina bir mesele hakkinda diger alimlerin kavlinden ayrilip da müstakil olarak verdigi fetvaya Zerisi de diger bazi alimlerin adet ve kaideleri azerine razi olmamistir. Zerkesi'den baska alimlerin açik sözlerinden anlasildigina göre, Nevevi, bu konudaki bu görüste, yalnizdir. Burada Ibni El Kasim'in dedikleri sona erdi.
Yukarida nakledilen ibarelerden anlasildi ki; fikih alimlerinin itimad eyledikleri sey, meyyitin keffaretini verecek kimse, varis olmasidir. Zira onlar, bunu Zerkesi'nin kavli ile takviye edip, Zerkesi de varis olmasina cezm etmistir. Sebramellisi ise, diger mezkur alimlerin dediklerine itimad etmistir.
El-Seyh Ibrahim El-Beycuri ise, mezkur alimlerin görüsüne muhalefet etmistir. Nitekim kitabinin metni olan Ibni El-Kasim'in kitabinda "meyyitin terekesinden verecek" diye kavlinin beyaninda, demis ki: "Evet, meyyitin tereksi varsa, ondan keffareti çikarilacaktir. Yoksa, velisi, hatta ondan yabanci olan kimse de, izinsiz olarak, kendi malindan meyyitin keffaretini vermesi de caizdir. Çünkü bu mesele, kendisinden izin almadan baskasinin borcunu vermek kabilindendir. Bu ise, sahihtir. Burada Beycuri kitabinin dedikleri sona erdi.
Tuhfe El-Muhtac'in hasiyesi, Servani de demis ki, Beycuri buna ileri sürdügü bu delilinden, meyyitin velisine ve velisi olmayan kimseye de, meyyitin terekesi mevcud ise de, kendi malindan keffaretini verebilmesinin caiz oldugu lazim gelir. Burada Sirvani'nin ibaresi sona erdi.
Size ve yaninizda bulunanlara selam olsun! Ev halkimizdan soracak olursaniz, az kimselerden baska simdiye kadar, aralarinda sitma kalkmamistir. Zail olmasi için Allah'a dua ediniz. Allah, efendimiz Muhammed'e, (Sallallahü aleyhi ve sellem) aline ve ashabina salat ü selam eylesin. 25 Kanuni evvel(aralik) 1341.
Altmisdokuzuncu Mektub
Farkin (Silvan) müftüsü Siirtli Seyh Abdurrahman'a, tarikatin bazi esaslarindan olan sünneti seniyyeye mutabeat edilmesi meziyetleri, çirkin diadlardan uzaklasilmasi, salik, iktida eyledigi mürsidine karsi, muhabbeti, ihlasi ve teslimiyeti, nefisten kaçip Allah'&a yalvarmasi, nefsini bütün fazilet ve kemalattan ari ve kusurlu, bütün ser ve rezaletin kaynagi oldugunu bilmesi ve bununla ilgili seyler hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Hamd, o Allah'a olsun ki; onu sevmek için, bize izin vermekle ihsan eyledi. Salat ü selam, Allah'in muhabbetine kavusmanin yolunu bildiren efendimiz Muhammed'in, alinin ve ashabinin, zevceleriyle zürriyetinin üzerine olsun!
Bundan sonra bu mektub, yüksek esigin hizmetçisi olan fakirden, Allah yolundaki kardesi, alim ve ilmiyle amel eden, temiz sülaleden, muhterem Müftü efendiye Allah onu mukarrabun temennilerine ulastirsin!
Molla Muhammed Selim (Allah ona selamet versin!) ile gönderilen mektubunuz bu fakire ulasip okuduktan sonra, sevindi. Ondan iki güzel koku zahir oldu ki, her ikiside Naksibendi tarikatinda esastirlar. Birincisi, Allah'in muhabbetidir ki, O'na hiçbir meta bedel olamayan birseydir. Nitekim Mevlana Cami (Kuddise sirruh) demis ki:
"Dünyada kiymeti, bedeli olmayan hiçbir sey yoktur. Ancak Allah askinin menkibesi bedelsizdir." buyurmustur. Çünkü o ask kalbdeki masivanin düsüncesini yakarak mahbub olan Allah'tan baskasina razi olamaz. Kisinin imani ancak bu askla tamam olur. Hazret-i Peygamber'e asik olmak, Allah'a asik olmasina dayandigindan dolayi Peygamber'den (Sallallahü aleyhi ve sellem) : "Herhangi biriniz beni nefsinden, malindan, veledinden daha çok sevmedikçe, hakkiyla iman etmis olamaz." Rivayet edilmistir.
Öyle ise, akilli kimse, ebedi seadete kavusmasi için, mezkur aski elde etmeye çalismasi gerekir. Imam-i Rabbani, Naksibendi tarikatinin asli, Peygamber'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) sünneti seniyyesine uymakla Allah ve Resulu onlardan razi olmayan bidalardan kaçinmak ve mürid uydugu mürsidin sevmektir. Iste bu iki vasifta geseklik hasil olsa, ki Allah, bizi ve sizi ondan korusun! Letaifi göge bile ulassa, zarardadir. Çünkü o latifeleri, göklere kadar yükselmesi, cezalandirilmasi için, bir istidraçtir. Bunun için Naksibendi tarikati diger tarikatlarin en alasi olmustur. Allah'a kavusmak arzusunda olan kimse, sünneti seniyye mütabeat etmeye, mürsidini sevmeye çalismasi lazimdir. Zira onu sevmek, Peygamber'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) mütabeatine sebeb olup onun muhabbetine Allah'in muhabbeti de terettüp ederek kendisi de Allah'in sevgili kulu olur. Allahü teala Kuran-i Kerimde, "(Resulüm) de ki, eger siz Allah'i seviyorsaniz,. Hemen bana tabi olun ki, Allah da sizleri sevsin!" buyurdugu ayet-i celilesi buna kesin bir delildir.
Sünneti seniyyenin mütabeatinden maksad, azimet olan amellerle hatta her dört mezheb imamlarinin üzerine ittifak eyledikleri seylerle amel etmek demektir. Mesela: Birisi, Safii olup da bedeninden kan alsa, Ebu Hanife'nin (Radiyallahü anh) mezhebine riayet etmek için abdest alacaktir.
Üstad-i azam (Radiyallahü anh) mütabeatten sonra, bu tarikat su üç esas üzerindedir;
A) Ihlas, yani özellikle mürid kendi hidayetinin mürsidinin elinden oldugunu bilmesi
B) Muhabbet, (mürsidine sevgisi) onu baska kimselere hatta mürsidini kendi nefsi üzerine bile tercih etmesi.
C) Mürside teslim, yani müridin aklina ve düsüncesine muhalif de olsa, mürsidi kendisine emrettigi sey ile amel etmesi demektir.
Alaüddin El-Attar (Kaddesallahü sirreh) sirf mürsidine taklid ile bu tarikata giren kimse, kurb mertebesine (Allah'a manevi yakinlik mertebesine) ulasacagina zaminim (üzerime alirim), diye buyurmustur.
Bu mektubun baslangicindan bahsi geçen Naksibendi tarikatinin ikinci esasi, salik kendini hiçe sayip görmemesinden peyda olan Allah'a yalvarmasi haletidir. Nefsi görmemek bu tarikatte büyük bir temel olup, bir çok manevi faydalar terettüp eder. Zira evinde ekmek bulamayan kimse, bir parça ekmegi elde etmek için, birçok kapilari dolasir. Bunun dirimi böyle iken, Mevla'nin (celle ve ala) hakkinda kendini kusurlu çalismasi için, paçayi siyirip nefsini tembellikte birakmamasi layiktir.salik kendi nefsini görmemesinin manasi, kendisi hangi maddeden yaratildigin düsünmesi demektir. Çünkü sabit oldugu üzere, kendisi yoktan var olmus yokluk ise, ser ve fesad kaynagidir. Öyle ise, ondan yaratilan kendini nasil begenir veya iftihar eder Halbuki, emaneten baskasinin elbisesini giyen sahis gibi, kendisine hasil olan iyi sifatlar onun mali olmayip, Mevla'dan (celle ve ala) hasil olmustur. Iste salik de, bu düsünce tamam olunca, yani kendisindenki mevcut kemalat Allah'dan (celle ve ala) olduklari ve nefsini seni, çirkin hatta sirf bir yoklup bilen kimse, rabbini de bilird. Buna Peygamber'in (Sallallahü aleyhi ve sellem): "Kendini bilen gerçekten rabbini bilir." Buyurdugu hadisin manasi da budur. Bir kimsede bu görüs adet olup, cibilliyyetin de yerlesse daima manevi makamlara yükselip göz kirpmak gibi az bir zamanda bile bir manevi makamda duraklamadan yükselir.
Mektubunuzun cevabi tehir oldu ise de dolayisiyla bu fakir, kinanmiz. Çünkü esyalarin vücuda gelmeleri, Allah tarafindan onlara tahsis edilen zamanlarinin rehinidirler. (Yani yaradilis zamanlari gelmeyince, meydana gelmezler.)
El-Seyh Muhammed Sadakanin ellerinden öper, duasini dileriz. Size ve kerdeslerinize, Molla Hüseyin'e selam eder, duanizi diler, hepinizin hatirini sorariz. Talebelere hususi ve umumi olarak bütün Farkin ahalisine selam ederiz. Allahü teala, efendimiz Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün alinin, ashabinin, ezvac ve zürriyetinin üzerine salat ü selam eylesin!
Yetmisinci Mektub
En yüce halifesi Zokaytli El-Seyh Abdülkahhar oglu Seyh Mahmud'a, muhabbet ve siddetli talebin fazileti, bazi haletlerinin tefsiri, en kamil ve en tam bir sekilde Vahdetü'l-Vücud makaminin iki kismi olan sühudiyye ile ilmiyyenin beyani ve insan kendi nefsinin kusurunu bilmesinin fazileti ile bütün bu konularla ilgili seylerin hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Hamd o Allah'a olsun ki, bizi bu nimete kavusturdu. Eger, Allah bizi hidayet etmeseydi, kendiligimizden hidayet yolunu bilemezdik.
Sübhesiz Rabbimizin peygamberleri hakki getirmislerdir. Özel olarak Peygamberlerin efdallarina ve umumi olarak da digerlerine, Peygamberimizin (Sallallalü aleyhi ve sellem) ve onlarin al ve ashabina Allah'in salat ve selamlari olsun!
Bundan sonra, bu mektub alem kutbu kaymakaminin (Radiyallahü anh) perverdesinden, Allah yolundaki kardesi, Allah için dostu Seyh Mahmud'adir. Allah, onu nefsani arzularindan siyirip Allah'in (celle ve ala) irade eyledigi seylerel amel etmek için, ömrünü uzatsin!
Molla Muhammed Emin adresi üzerine gönderilen mektubunuz perverdeye ulasti. Ona baktiktan sora, nesesi artti. Çünkü o, Allah'a giden bütün yollarin en ala ve yakini olan Allah'in muhabbet bahsini içine almistir. Muhabbet nasil en yakin yol olmasin ki Insanin kalbinden masivayi yakma ve yok etme keyfiyeti ancak onunladir. Ondan mahrum olan kimse, hayvanlar sinifindan olup, ruhtan bos olan su ile çamur kismindan sayilmaktadir. Nitekim bu mealde farça bir siirde söyle dinilmis:
"(Allah'in) askindan bos olan yürek hakikatta kalb degildir. Gönlünden Allah askinin derdi olmayan bir bede8, su ile topraktan baska bir sey degildir."
Gönül Allah'in aski vasitasiyla, sayilmayacak ilahi feyzlerin tecelliyatinin merkezi olur. Dolayisiyla gönül, hayvanlara, köpeklere ahir olmakatn da kurtulur. Siir:
"Ey kardes! Sen, ancak düsünceden içindeki düsündügünden ibaretsin. Diger kalan kismin kemik ile kilsin. Eger içindeki düsüncen, manevi varligin gülse, gülbahçesisin , dikense külhanesin."
Mektubunuz, size haletleredn hiçbir manevi halet, onunla ölçülmeyen siddetli talebin hasil olduguna da samildir. Çünkü siddetli taleb, Allah'in muhabbetinden peyda olur. Üstad-i azami (Kuddise sirruh), Gavs-i azam(Kuddise sirruh) yemegin tadini almaz diye medh ederken yemekten zevk almamasi, yani talebinin siddetindendir, der. Yani ondan tad duyulmamasi hasil olan sekr haletindensi, bu bir noksanliktir. Siddetli talebtense, methin son derecesinden ibaret olduguna isarettir.
Mektubda, kainattadki seyleri görmekten, onlari yaratan Allah ü sübhanehü ve tealanin azametinin tefekkürü bana hasil olur, diye yazilan halet Allahü tealanin efalinin manevi tecelliyatlari kismindan olup bu haletin devami, yaratan ile mahlukun maneviyatta birlesme peyda olmasina sebeb olur. Ki ehli tasavvufun nezdinde bu ittihad, bütün esyalarin kendilerine nazar her ne kadar varliklari madum olsa bile, yine Allat'tandirlar diye tarif edilmistir. Bundan anlasiliyor ki, ehli tavvufça esyalar, gözle görüldükleri halde varliklari düsünmeksizin Allan'in icadiyla oldugu dünülür. Ta ki o düsünce, kainattaki varliklarin bekalari için Allah'in inayetindenoldugu görüsüne sebeb olsun.
Bazi vakitlerde sizden gayri ihtiyari sadir olan sesin hikmeti, kalbinize varid olan Allah'in manevi tecelliyatindandir. Ki onlar yukarida bahsi geçen ittihad haletinden aladir.
Sirf hayalinizle, kainattaki esyalara, vücut ve hakikat olmadigini görmek meselesi ise, o halet, esyelarin hakikatte mevcut olduklari veya mevcut olmadiklarini bilmekle midir Yoksa yalniz midir Diye mektubda beyan edilmedi. Çünkü, tasavvuftaki bu halet, vahdetül vücud makamindadir. O ise, iki kisimdir. Birincisine: Suhudi vahdetül vücud denirlir. Ki sabahleyin günesin dogusundan batisina kadar, gökte yildizlar mevcut oldugu, lakin günes isiklari onlara öyle galebe etmis ki, yildizlar onun karsisinda, mahv olup, eserleri bile görünmez bir hale geldiklerini bilen bir kimse gibi salikin üzerinde, Allah'in varligindan baska, kainatta bulunan esyalari görmeyip bununla beraber, esyalarin mevcut olduguna dair bilgisi vardir. Iste, ayni sekilde kalbi Allah'in muhabbetiyle dolup ona taalluk ederek, Allah'i (celle ve ala) tefekkür etmekten baska, kalbinde hiçbir seyin düsüncesi yerlesmemis, bu tefekkür kalbininbütün etrafini doldurmus kimsede hariçte esyalar mevcut oldugunu bildigi halde, Allah'tan baskasini görmez. Bu halet El Vahdetül Suhüdiyye diye tesmiye edilir. Yüce zatlar, bu kismindanuzaklasmayip, ancak parlak seriat alametlerinin eserleri silindgi bir zamanda onlari halka teblig etmek nedeniyle bu haletin talebini terkederler. Fakat bu terkleri, hasa ve kella bu halette bir noksanlik oldgu için degildir.
Ikinci kismi, ilmi vahdetül vücuddur. Ki bu kismin üzerinde durmayip ondan geçmek lazimdir. Bazi zatlar, bunda hayret edip kalmislardir. Bu kisim söyle tarif edilir ki: Salik kainatta yalniz, tek birvarlik oldugnu bilip görmesidir. Fakat o vücut uluhiyyet mertebesine, mabud ve vacibül vücuddur. Imkan mertebesinde, mümkün olup ilahi hüküm ve teklifleri ona taalluk eder.
Bu düsünce Sofestaiyye mezhebine muhaliftir. Çünkü onlar, cehalet ve inatla ifrat ederek,hiçbir sey hatta yüce Allah'in mevcut oldugunu da ispat etmezler. Ama ilmi vahdetül vücut kismi hakkinda, mezkur bu kavlin sahibi bütün esyanin hakikatlarini ispat eder. Ancak kalbi üzerine Allah (celle ve ala) azameti siddetle zahir olmasinin tecellisinden çesitli imtiyaz düsüncesi aklindan silinip, mümkün ile vacibin arasindaki sirf müsterek noktasi olan vücut zihninde kalir.
Rivayet edilir ki, seyhin birisi Ey, Rabbim! Firavun, kavmine
"Ben sizin en yüce rabbinizim." Deyince, onu rahmetinden kovdun.
"Ben hakkim (Allah'im)." Dediginde, onu kendine yakin dost edip yaklastirdin, dedigi üzerine, gaybiyeden ona cevab verildi ki: Firavunun kalbine inat serkeslik, kibir galebe ettiginden, beni görmedi de, kendine uluhiyyet ispat etti. Mansur ise, ona, benim askim ve azametim galebe edip, kainatta benden baska hatta kendi nefsini bile görmedigi için, aklinda benden baska bir sey kalmayip, "Enel hak (Ben Allah'im)" dedi. O, kullandigi bu cümledeki, ben kelimesinden kendi nefsini kasd etmeyip, belki Allah'i (celle ve ala ) kasd etti.
Bu ikinci kisim ilmi bir mesele olup, maneci haletler ile ilgisi yoktur. Izah edilmesi bu mektubda layik degildir.
Sayet size hasil olan halet, mezkur vahdet-i vücudun birinci kismindansi, onu azi dislerinle isir tut, birakma! Ikinci kisimdansa, ondan korkma! Çünkü birçok manevi seylerin husulüne sebeb olmasi mümkündür. Keske o halet sizden zail olmayip da mektubla arz ettigin zaman kadar sabit kalsaydi, mektubu gönderdigin vakte kadar da o haletten sizde bir nebze kokusu kalmisti. Sayet birinci kisimdansa, kiainat zerrelerinin vücud düsüncesi kalbinden gaib olup manevi görüsünde Allah (celle ve ala) dan baska bir sey kalmayincaya kadar çalis! Celal lafzinin (Allah kelimesinin) zikrine devam et ki, bahs ettigin sendeki titreme gidip sukunet hasil olsun.
Kalb cemiyyeti, (Allah'tan baska bütün esyalarin düsünceden siyrilmasi) ile kuvvetli manevi huzur size hasil oldugundanbahs ettigin haletler ise, Allah seni her iki halet üzere sabit eylesin. Sende en tamam bir sekilde tekamül olmalari için, rabitaya devam et! Çünkü rabitanin o sekildeki olmasi, her iki haletin en tamam bir sekilde hasil olmalarina sebeb olur. Kalbde rabitanan tecellisi ne kadar tamam ise, Allah'in manevi huzuru, ondan daha üstün olarak zahir olur.
Sendeki bu haletlerin husulü ile beraber, kendini kusurlu görmeniz ise, Allah'in (celle ve ala) kendi kusurunu görene ihsan eyledigi nimetlerdendir. Topraktan yaratilan ile, sahiblerinsahibi olan arasinda ne gibi bir münasebet oldugu dünülse, insandaki kusur nasil görünmesin
Seyh Abdullah El-Ensari (Kuddise sirruh), buyurdular ki, Allahü teala ibadete müstahak oldugu için ona ibadet etmiyorum. Ben nerde Ta ki ona müstahak oldugu ibadetini yapmam nerde Onu sevdigim için de etmem. Çünkü muhabbette de nefsin görünmesi vardir. Hiçbir menfaat mukabilinde de yapmam ki, ücretli bir isçi gibi olayim. Belki ona yaptigim ibadetten maksadim, yalniz emrine imtisal etmek içindir.
Bu hatlerin nefi ile isbat (La ilahe illallah) zikrini yapmaktan sana peyda oldugunu demeniz ise, o mümkündür. Belki bir çok zamanlarda o halet her ikisinden hasil olur. Bazi vakitlerde, zikri Celal'den (Allah) lafzi zikretmeden hasil olan Allah'a (celle ve ala) karsi kalbin cezbesinden de olur. Zikri Celal dan hasil olan bu halet (Vahdetül vücud), Celal'deki haletten kulun hayaline bile o sifat gelmeyip belki ancak sirf ona Allah'in (celle ve ala) keremindendir.
Mektubda, Masumun annesinin hastaligindan bahs etmediginziden taaccüb edilir. Sayet hastaligi iyilesmesi dolayisiyla, bir yere gitmeniz mümkünse ve bundan baska arz edilecek bir sey'e ihtiyacin kalmissa, buraya gel! Yoksa, Atmankan kabilesine git! Sizden, annenizden dua taleb edildikten sonra, size, çocuklariniza, yaninizda hazir bulnanlarin ve hidayete tabi olanlarin çümlesine selam olsun!
Yetmisbirinci Mektub
Kullarda cüzi ihtiyari oldugu meselenin en mükemmel bir sekilde tahkiki ve beyani, Esariye ile Matüridiye'ye gvre, kesb ile irade-i cüziyyenin arasindaki farki hakkinda serefli pederinin halifesi Bitlisli Molla Mustafa'yadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, o Allah'a olsun ki, zatinin, sifatlarinin fiillerinin marifetinde ariflerin akillari hayrette kaldi. Siddiklarin en büyük zatlari da bunlarin idrakinden aciz olduklarini itiraf ve ikrar etmislerdir. Salat ü selam, ilk ve son insanlarin efendisine, güzel ve temiz ruhlu aline ve ashabina olsun!
Bundan sonra, bu mektub alem kutbu kaymakaminin (Radiyallahü anh) perverdesinden, serefli efendi, en muhterem dost, Üstadi azamin halifesi ve katibi, sidk ve vefa kaynagi olan Molla Mustafa'yadir. Allah onu, dünya ve ahiretteki afetlerden korusun!
Mektubunuz perverdeye geldi. Ona bakinca, sihhat ve selametinizden haber verdigi için, yüzünde gülümseme belirdi. Sonra mektubda kulun ihtiyari fiilerinden bahs eden sualiniz çikti. Hatta onda delil, Kur'an-i Kerimin;
"Halbuki sizi de yaptiklarinizi da Allah yaratmistir." Ayeti celilesini de yazmissiniz.
Ey efendim! Bu konu kelam ilminin en derin ve ince meselelerindendir. Hatta El-Seyh Abdülvahab; El-Sarani, El-Levakit ve El-Cevahir adli kitabinda, Seyh-i Ekber (El-Muyiddin B. Arabi'den) (Kuddise sirruh) (560-637) naklen demiski: Halku'l-ef'al (fiillerin yaratilisi) meselesinin sekli, arapça alfabesindeki !lam, elif" harfine benzer. Zira bu harf hem la, hem elif harflerinin seklini gösterir. Bu çaprazli harf sekli kimse, çaprazin hangi lam oldugunu bilmez ki, diger tarafi elif oldugunu bilsin. Iste kuldan zahir olan fiili de buna benzer. Zira yukarida geçtigi üzere, Allahü teala Kur'an-i Kerimde, "Halbuki sizi de, yaptiklarinizi da Allah yaramistir." Diye buyurmus ve onlara ibadet yapmalarinin teklifiyle hitab eylemistir. Demek ki kuldansadir olan fiilde, hem Allah'in hem de kulun müdahalesi olmasi gerekir. Burada El-Seyh Abdülvahab, El-Sarani'nin kavli hülasa olarak sonar erdi.
Iste, perverde, bunun için bu konuda konusma istemedi. Lakin beyani içiin israrda bulundugundan dolayi, emrinize imtisalen konustu. Bu konuda hak olan kavlin beyanindan maksat anlasildigi için, genis izaha ve bu konu hakkinda muhtelif kayillerin nakline ihtiyaç yoktur. Çünkü hak tek bir kavlin belani ile mesele hal olup açiklanir. Bu konuda zahire göre, üç kavil olsa da, ancak hakikatta dogru olani birdir. Onlardan birisi, selef alimlerinin kavlidir ki, mütesabih ayet ve hadisler gibi bu konunun hakikatin Allah'in (celle ve ala) ilmine havale edip ondan bahs edilmemesidir. Hatta selef alimleri bu hususta ne cebr, ne de tefvid vardir demislerdir. Nitekim selefiön bu kavlini, mevlana Halid Zül Cenaheyn hazretleri El-Ikdul cevheri filfarki beyna kesbeyil Maturidi ve El-Es'ari adli kitabinda, açikça bildirerek demis ki, Imam-i Maturidi (Rahmetullahi aleyh) vera için selefin görüsüne mütabeati ve biatçi taifeden uzak oldugundan dolayi kulun ihtiyari fiilleri hakkindaki mezhebini kaleme almamistir. Bunun içindir ki, ashabi da (talebeleri) bu konda muhtelif görüslerde bulunmuslardir. Mevlana Halid, daha sonra demiski, Imam-i Es'ari (Rahmetullahi aleyh) ise, mutezile ve bidatçi taifeleri arasinda olup, meshur oldugu ve kitablarda yazildigi üzere, ilk olarak kendisi mezkur taifelerle, akaid meseleleri hakkinda münazara etmek belasina düstügü için, mezhebini hakkiyla beyan etmeye muhtaç olmus ve ashabi arasinda müsterek olarak tevatür yoluyla rivayet edilmistir. Sora Imam-i Es'ari son kalemealdigi ve mezhebinde ona itimat edildigi El-Ibane fi usulüd diyanet adli eserinde, bidatçi taifelerin bana karsi, devamli direnisleri olmasaydi, efali ihtiyari hususunda hiçbir seyden konusmayacaktim. Diye özür dilemis ve mütesabihat hakkindaki mezhebi ise, selef alimlerin mezhebi gibi, tefvid olup tevil olmadigini açikça bildirmistir. Burada hülasa olarak ve kitabindan alinmis ayri ayri Mevlana Halid'in naklen ibaresi sona erdi.
Taftazani eserleri olan Makasit kitabi ile serhinde demis ki, yukarida beyan edilip anladigin üzere, deriz ki, bu konudaki dogru görüs, bazi selef alimlerinin dedikleri gibi kulun ihtiyari fiilinde hiçbir cebr, ne de büsbütün kendisin terk etme olmayip lakin bu iki haletin ortasindadir. Burada Taftazani'nin dedikleri sona erdi.
Taftazani'nin bundan maksadi, kul yaptigi fiillerinde mecbur degildir büsbütün kendisine isin yapilmasi da, terk edilmemistir. Nitekim rivayet edildigine göre, Imam-i azam Ebu Hanife, Allah ondan razi olsun! Cafer El-Sadik'dan, (Radiyallahü anh) Allahü teala, isin yapimasini kullara terk etmis mi Diye sordugunda, Cafer, (Radiyallahü anh) Allah, (celle ve ala) kulun fiilerini, herhangi birisine terk ve havale etmekten çok uzaktir. Sonra Ebu Hanife, peki Allah, kullari ihtiyari fiillerin yapmasinda zorlamamis mi Cafer, sübhesiz Allah (celle ve ala), kullarina fiilleri yaptirmaya zorlayip da, sonra onlara azab vermeketn münezzehtir, diye buyurdu.
Bu nakillerden Hakk ehlinin mezhebi bir olup o da selefin mezhebi oldugu zahir oldu.
Mevlana Halid, (Allah bizi onun sirlariyla kutlasin!) yukarida adi geçen kitabinda demis ki: Bu miskin kulun bu konudaki mezhebi, ayni selefin mezhebi ve Hazret-i Ebu Bekir'e mensub olan tarikati, sahabiler ve yüce tabiinlerin tarikati oldugu için, onlarin yasak eyledikleri konuya dalmasi, kendisine zor gelmektedir. Lakin anlasilan lüzum ve ihtiyaç beni bu hususta konusturmaya sevketti. Burada Mevlana Halid'in dedikleri sona erdi.
Biz de onun tabilerinden oldugumuz için, bumeselinin hakkindaki tartismadan vaz geçip ondan bahs etmemek layikitr. Lakin halkin suali, bizi ondanbahs etmeye mecbur etmistir. Yukarida geçen nakillerden kulun ihtiyari fiileri büsbütün kendisine terk veya cebr yoluyla oldugu hakkindaki fikir tartismalarini anladigina göre, biz de bir çok ayet ve hadislerle emir ve nehiylerin çogu ile mükellef oldugmuz düsünülürse, o tartismalari birakip, emir ve nehiylerle amel etmeye önem verip onlar çalismamiz lazimdir.
Mektubunzda demissinz ki, kul için hiçbir fiilve kesb yoktur. Halbuki bu förüsün, kelamcilarin fiilin kesbi, kuldan icadi, Allah'tan oldugu diye açikça söylediklerine muhaliftir. Kelamcilarin bu kavli bütün ehl-i sünnet vel cemaat taifeasinden olan Es'ari ile Maturidilerce sabittir. Ancak kasbin manasi hakkinda her iki taife arasinda görüs itibariyla za bir fark vardir.
Mevlana Halid, Allah bizi onun sirlariyla kutlasin. Mezkur risalesinde, demis ki: bilmesilisn ki Matüridilerce, kulun irade i cüziyesi, kesb demektir. Kulun ihtiyari ve arzusuyla kendisinden sadir olup kendi kudretinin esiridir. Çünkü onlarin tahkik edici alimlerinin ittifaki ile kul, herhangi bir seyin mucidid oldugunu men etmislerse de, lakin kuldan hakiki bir sey kendisinden mevcut olmasi lazim gelmeyecek sekilde, ona ispat edilen izafe ve nisbetlerin ihtilafina sebeb olacak kadar bir kudret sahibi olduguna cevaz vermislerdir. Burada Mevlana'nin dedikleri sona erdi.
Nisbet ve izafe olan vasiflar, hariçte hakiki bir varlik olmadiklarindan dolayi, kula ispat edilip, bundan hariçte bir varlik olduklarina sebeb olamaz. Zira nisbetler, izafeler kelam alimlerinin cemaatine göre hariçte mevcut olan seyler degillerdir. Öyle ise, kuldaki kudret ve güzten hiçbir seyin varliginda tesiri olmasi da lazim gelmez.
Sözün hülasasi, Allahü teala kulda külli ihtiyari ve külli iradeyi yaratmistir. Her ikiside durumlari da cüzi ihtiyarlar ve cüzi irade gibi bir seye taallük etmektir. Bu taallük itibari bir sey olup, hariçten bir varlik degildir. Binaenalyh bundan, kulun ne bir sey yaratmasi ve ne de müdahale etmemesi lazim gelmez.
Daha sonra mezkur imam, yine ayni risalede demis ki, kulun iradei cüziyesi, Allahü teala ondan hemensonra yarattigi fiile bir sart ve adi bir sebedir. Fiilin, taat veya masiyet vasfiyla muttasif olmasina taalluk eder. Bu tipki bir yetim çocuga samar vurmak gibidir. Sayet ondan maksat, onu terbiye etmek ise, taattir. Hakaretse, masiyettir. Iste bu taalluk d itibari bir sey olup, bir varlik degildir.
Mevakif ve diger kitablarin yazdiklarina göre, Esarinin bu husustaki görüsü ise, kesgilcatta tesir etmemek sartiyla kulun kudreti, iradesi makdurla beraberliklerinden ibarettir. Bu mukaranet Allahü teala tarafindan makdurun kendisindeki iradenin sarfina tabidir. Iradenin sarfi, kul bir fiilin yapmasi veya yapmamasindan birini kendisine tercih etmek demektir. Bilindigi üzere, irade ise ilme vebilgiye tabidir. Iradenin sarfi, kul bir fiilin yapmasi veya yapmamasindan birin ikendisine tercih etmek demektir. Bilindigi üzere, irade ise ilme ve bilgiye tabidir. Dolayisiyla iradenin muktezasi da, ilme tabidir. Mesela; kul taat yapmakla ve günahlardan sakinmakla mükellef oldugnu ve bunlarariayet etmesi karsiliginda Allahü teala kiyamet gününde mükafat olarak, serefli zatina baktirmayi, ebedi nimet olan cenneti on verecegini vad ettigini bildiginde, bu bilgi onu taat etmeye sevkeder. Nitekim lanetlenmis seytanin vesveseleri, nefsi emmarenin yardimiyla günah islenmesine sebep olur. Kuldaki iradenin taalluku bir tarafa yani masiyet cihetine yönelir. Kul, iradesinde mecbur olusu, kendisinden sadir olan fiillerinde cebr olmasi lazim gelmez. Yani Allahü teala onda, fiil için cebirsiz irade yaratmis, lakin yukarida geçtigi üzere, kuldaki kudret, hiçbir seyin icadinda tesiri olmayip, fiilin yapmasina vaya yapmamasina dair kalbinin katti azminden ibaret oldugunu anladin.
Matüridi ile Esari mezheblerinin arasindaki farksöyle özetlenebilir ki, Matüridilerce,kuldaki kudretin eseri, nisbet ve izafelerdir. Es'arilerde ise, kuldaki kudretin hiçbir tesiri yoktur. Her iki taife dahi, fiilin icadinda kuldaki kudretin hiçbir tesiri yoktur. Her iki taife dahi, fiilin icadinda kuldaki kudretin hiçbir tesiri olmayip belki, tesir Allah'ind (celle ve ala). Ancak, mecburi degil, adeti üzere, kulun kesbinden sonra, fiilin icadinda allah'in tesiri olur.
Allah'in salat ü selami, efendimiz Muhammed'in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) alinin ve ashabinin üzerine olsun!
Yetmisikinci Mektub
Kocasi belli, veya kendisi belirtmis olan bir kadin, esinin ölümü veya hayatta olp da kendisini bosadigi ve iddeti de tam oldugu dolayisiyla ser'an ondan ayrildigina dair, davasini isbat etmedikçe, hakim, davasini tasdik edip de baska bir kimseye evlendrimesi caiz olmadigi, mutlaka (ister kocasi muayyen olsun veya olmasin) onu baskasina evlendirmesi caiz oldugunun ve tevliyyet ile tahkimin bazi sartlarinin beyani hakkinda bazi alimlere yazilmistir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, alemlerin rabbi olan Allah'a mahsustur. Salat ü selam, Peygamberlerin efendisinin (Sallallahü aleyhi ve sellem) temiz alinin ve ashabinin üzerine olsun!
Bundan sonra bize gelen bir mektubda kadinin birisi, bir köye gelerek, kocam beni bosamis ve iddetim de tamam olmustur, dedi. Binaenalyh kadinin dedigi bu sözü kabul edilip de evlendirmesi sahih midir Diye bir sual vardir. Sorulan bu suale cevaben dedim ki: Mezkur kadin kaaziya gidip de "ben falan kimsenin zevcesiyim, beni bosamistir" diye kocasini ismen belirtse, kaazinin nezdinde sahidlerle bosanmayi isbat etmesi lazimdir. Eger, kendisi kocasini tayin etmeyip (tanitmayip) halk tarafindan da bilinmezse, kaazi, davasini tasdik ederek baskasiyla onu evlendirebilir.
Kadinin özel velisi ise, eger ounun mezkur dabasini tasdik etsi, kocasinin bilinip bilinmemesi arasinda hiçbir fark olmayip onu evlendirebilir. Tuhfetül-Muhtac, remli ve diger bütün Safii mezhebinin kitablari bunun sarahaten bildirmislerdir. Tuhfetü'l-Muhtac kitabinin ibaresi söyledir: "Velisi hazir olmayip, evlenmesine bir mani de blunmadigi takdirde, ser'an nikahsiz oldugu davasinda bulunan mezkur kadinin davasi hakim tarafindan tasdik edilir. Fakat davasinin isbati için, kendisinden sahid istenilmesi sünnettir. Sahid ikame etmezse, hakim ona yemin içtirecektir." Bu ibareden bir satir sonra, demis ki: Bahsi geçen kadin, bu davasindan önce, baska muayyen birisiyle evlendirilmesi bilinmedigi takdirde, hakim davasini tasdik eder. Muayyen olan birisiyle evlenmesi bilinirse, kocasi beldede hazir bulunsun veya bulunmasin, hass velisi degil, hakim onun evlenmesinin sahih olabilmesi için, hakimin huzurunda davanin isbati sarttir.
Bu ibarede "Kocasi bilinmeyen) mealinde geçen tabir, Tuhfet'ül-Muhtac'in hasiyesi Abdülhamid El-Sirvan'indir.
Daha sonra Tuhfetü'l-Muhtac, kaydina, Nevevi ile Rafii'nin kavilleri de delalet etmis ve bu konuda alimlerce yapilan zun fikir tartismasindan sonra mutemet olani da budur. Gerçi alimlerden bir cemmat kadin davasinda hatta kaazinin nezdinde eski muayyen kocasindan da bahs etse bile, dedigi kabul edlir. Çünkü Imam-i Safii'nin ashabi, muamele akidlerine ait hukuki davalarda akid sahibinin söyledikleri muteberdir. Bunun için, birisi, ben bu cariyeyi falandan satin aldim, deyip bilirttigi adamdan satin aldigi sabit olmadan kendisinden satin alinmasi caizdir, diye söyledikleri sözleri kiyas ise de, lakin nikah hususunda daha çok ihtiyatli davranilir." Maksudumuz olan konuya ait Tuhfetü'l Muhtac'in ibaresi sona erdi.
Nihayetül Muhtac'in ibaresi de ayni Tuhfe'nin ibaresi gibidir. Büceyeremi, Ziyadi'den özetle, Nihayet'in ibaresini söyle nakletmistir: "Kadin üzerimde herhangi bir nikah yoktur veya iddette degilim." Diye davada bsulunsa, sabik bir nikahi bilinmedikçe evlendirmesi caizdir. Daha önce, nikahli oldugu bilinip de, kocam beni bosadi veya öldü ve dolayisiyle iddetim de tamam olmus, diye dava ederse, özel velisi için onu evlendirmesi caizdir. Fakat Velliyy'ul Amm innezdinde davasi sabit olmadan hakim onu evlendirmez. Burada, Büceyremi'nin naklen ibaresi sona erdi.
Metubda bahs konusu olan adamin, kadin evlendirmesi için, "Bize izin vererek onu tezviç ettik" diye söyledigi sözüne ait verilecek cevab kaldi. Onlarada söyle cevab verilir: Sayet, nikah Hanefi mezhebine göre kiyilmissa, sahihtir. Çünkü hanefi mezhebinde kadin birisini kendisine veli edinip ona nikah iznini vermesi de caizdir. Safii mezhebine göre kiyilmissa, kadin kendi nikah iznini baskasina verip de onu kendisine veli edinmesi caiz degildir. Belki evlenecek kadin ile erkek, bir kimseyi aralarinda muhakkem tayin edip, sonra kadin nikahi için o sahsa izin vermesi lazimdir ki, sonra muhakkem onu evlendirir. Tuhfetü'l Muhtac kitabina göre, muhakkem olacaksahisda su sartlarin mevcud olmasi gerekir: Beldede müctehid bir hakimin bulunmasiyla kendisimüctehid ve adaletli olmasi veya beldedeki kaazidan baska, müctehid bir kimse bulunmasiyla muhakkemin müçtehid olmayip da adaletli olmasi sarttir. Ancak bun son sart da, ehil olmazsa da beldede hakimin mevcud olmamasi gerekir. Fakat hakim de degerli bir para mukabilinde tezviç ettigini adet edinmisse, yine muhakkem onu tezviç edebilir.
Allah, efendimiz Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem), alinin ve ashabinin üzerine salat ü selam eylesin.
Yetmisüçüncü Mektub
Faziletli, bilgin, ilmiyle amel eden Hazret'in (Kuddise sirruh) kiz kardesinin oglu ve serefli pederinin halifesi, El-Fani Fillah El-Baki Billah Norsinli Molla Abdullah oglu Molla Muhammed Baki'ye, Allah, bizi onlarin sirlariyla kutlayip, derya gibi nurlarindan faydalandirsin. Bazi vakia ve rüyalarin tabirinin, mürsid ve onunla ilgili rüyalardan baska rüyalar, muteber olmadiginin, onu rüyada görmesi, müridin kendisiyle irtibatina delalet ettiginin, ancak taat ve ibadetinin devamina itibar edildiginin beyanindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, evvel, ahir, zahir ve batin olan Allah'a mahsustur. Salat üselam evvel ve ahirerin efendisi olan Hazret-i Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) iç ve dislarinda ona tabi olan alinin ve ashabinin üzerine olsun!
Bundan sonra, bu mektub, Aziz ogul Muhammed Baki'yedir. Allah, onu pederinin manevi makamina ulastirsin! Molla Ceamüddin adresiyle gönderilen mektbunuz, bu fakire ulasti. Baktiktan sonra, onunla gayet sevindi. Zira muhabbetten haber veren siddetli baglantiya delalet eder. Çünkü rüyalar her ne kadar muteber olmayip, belki uyaniklik halinde müridin yaptigi amellerine, yani ancak müridin kalbi, zikirden veya rabitadan, dili mürsid ve tabilerinin bahsinden bos kalmamalarina itibar edilirse de, nitekim,
"Ben günesin hizmetçisiyim, hem ondan bahsederim. Ne geceyim, ne gece tapiciyisim ki, uykunun hikayesini söyleyeyim." Denilmistir. Lakin müridin rüyasi mürsidiyle arasindaki irtibat ve taallukuna delalet eder. Çünkü susamis kimse, rüyasinda temiz, soguk su ve nehirleri görür. Iste bu münasebetle mürid, onda üstadinin yerlerini ve tabilerini gördügü rüya makbuldür, sevilir. Rüyada kinci defa mürsidin elini öpmek için yapilan isaret, amelin devamindan, namazin kilinmasi ise, Allah'a (celle ve ala) yönelmekten kinayedir. Çünkü namaz müminin miracidir. Öyle ise devamla amel etmeniz lazimdir. Rüyada Ahmed-i Hani efendinin beytinin okunmasi ise, masivadan büsbütün ayrilip bilkülliye Allah'a (celle ve ala) yönelmekten kinayedir.
Ev halki hepsi selamette olup, muazzam türbenin nezdindeki bütün kimselerden dua dilerler. Sizin, bütün ev halkinizin, talebelerin Molla Ibrahim'in, Zemanhan aga, Abdülaziz aga ve bütün köy ahalisinin üzerine dua talebinden sonra, selam olsun! Allah'im! Efendimiz Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem), al, ashab ve zevcelerinin üzerine salat ü selam eylesin!
Yetmisdördüncü Mektub
Bazi tabilerine, Allah'a talib olan kimse, ibadete çalisip manevi tecelliyatin zuhuruna, manevi rütbelerin husulüne iltifat etmemesi, gayesi sirf zati Bari'den baska bir sey olmamasi lazim oldugunun beyani hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, Allah'a mahsustur. Salat ü selam, Allah'in Resulüne, aline ve ashabina olsun!
Bundan sonra bu fakir, manzum mektubunuz kendisine ulasmasindan sevindi. Allah (celle ve ala) sizi sevdigi ve rizasi oldugu seyin üzerinde sabit kilsin!
Ey kardes! Sadati kiram (Kuddise sirruhüm) demisler ki, Allah yolunu taleb eden kimseye, taat ve ibadet onun sevgilisi olmasi lazimdir. Çünkü baska seylere iltifat etmesi, onu yüce manevi mertebelere ulastamaktan alikoymaktir. Zira mürid için, tecelliyat ve zevkler zahir olurlarsa, ameldeki çalismasini ve talebin zevkini durdurur. Olmazlarsa, zahir olmalari hevesinde bekleyip maksudu olan zati Bari'nin talebinde kendisine gevseklik hasil olur. Bununla beraber, sadatlar demis ki: "Ne olursa olsun, velevki kutubluk mertesinin arzusu müridin kalbine düsse, Naksibendi tarikatindan çikmis olur." Demek ki talibin amelden maksadi, kerametlerin saibesi bile olmadan sirf zati Bari olmasi lazimdir. Selam üzerine ahbablarin, Mustafa (Sallallahü aleyhi ve sellem) seriatina tabi olanlarin üzerine olsun! Mustafa'ya, (Sallallahü aleyhi ve sellem) aline salat ve senalar olsun!
Yetmisbesinci Mektub
Seyhanli Molla Abdülkerim bin El-Seyh Ibrahim'e Peyfamber'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdugu: "Allah'i rab, islami din, Muhammed'i (Sallallahü aleyhi ve sellem) resul olarak kabul eden kimse, imanin tadini almistir." Diya buyurdugu hadisin en güzel bir sekilde tefsiri ve o konu ile ilgili meselenin beyanindadir.
ALLAH'IN DIYLA BASLARIM
Bizi islam dinine hidayet ettiginden dolayi bütün hamdler yalniz Allah'a olsun! Salat ü selam mahlukatin efendisine (Aleyhisselam) serefli kimselerin isiklari olan aline ve sahabina olsun!
Bundan sonra, bu mektub, Allah yolundaki kardesi ve dostu Molla Abdülkerim'edir. Allah, onu dünya ve ahirette selamette eylesin!
Sübhesiz, dogru haber verenden onun, ve alinin üzerine salat ü selam olsun! Söyle bir hadisi serif rivayet edilmistir:
"Imanin tatliligini titmis olur." Yani ya tabii veya kendini zorlamakla ihtiyari zevki ile onun tatliligini tatmis.
"O kimse ki, Allah'i rab olarak kabul eder." Yani emirlerine ittat etmek yasaklarindan korunup tekellüfte olsa onlari nefsani arzulari üzerine tercih ederek ta ki bu vasiflari kendisine bir huy eder.
"Din yönünden Islamiyete razi olur." Yani Islamiyeti bütün dinlerin üzerine kendine seçmis, öyle ki atese atilmasini sever de ondan dönmesini istemez.
"Ve peygamber olmak yönünden Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) kendine peygamber olduguna razi olur." Yani sünnetiyle amel etmesini kendine bir yol oldugunu seçerek, kendisini Allah'a ulastiracak baska bir yol olmadigini bilir. Herhangi bir karsilik düsünmeden ona mütabeat etmek sureti ile amel edecek ki, nefsani arzularini terk ederek adet edinmis oldugu seylerde bile ona mütaeat etmis olsun! Demektir. Bu haletler, müride kendisine iktida eyledigi mürsidini sevmesinden peyda olur. Öyle ise akilli kimse, o muhabbeti elde etmeye çalismasi lazimdir.
Eger siz de buna çalismazsaniz, durumunzdan korkulur. Çünkü siz Üstadi azam (EL-Seyh Abdurrahman'in) (Kuddise sirruh) komsularindansiniz. Fakirin zannia göre o, komsusunu birakmiz. Bu senedeki muhabbet ve sevk geçen senelerdekinden daha çotur. Sizinh, kardeslerinizin, Seyyid Abdullaüh'in talebelerin, molla Nadir'in , bütün köy halkinin üzerine selam olsun. Molla Fethullah, Muhammed Masum, Sultan Veled, Cemalüddin ve bütün talebelerin sana selamlari olup dua ederler. Keza onlara da selam ve dua ederler. Iste diycegi budur. Allah, efendimiz Muhammed'in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) alinin ve ashabinin üzerine salat ü selam eylesin!
Yetmisaltinci Mektub
Muhabbetin bazi meyvesi, Allah'a ulastrici amellere nefsinin payi için degil, belki sani yüce olan Allah onlardan razi oldugu için yapilmasi lazim oldugunun beyani ve Allah'in aski, mürsidin muhabbeti üzerine galebesi veya bunun aksine denilen sözün tefsiri hakkinda, Gülpikli Molla Kasim'adir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Allah a hamd olsun ki, bizi bu nimete kavusturdu.
"Eger Allah bizi hidayet etmeseydi kendiligimizden bunun yolunu bulamzdik." Allah'in salat ü selami Peygamberinin, (Sallallahü aleyhi ve sellem) allerinin ve ashablarinin üzerine olsun!
Bundan sonra bu mektub, yüksek kapi esiginin hizmetçisinden Allah yolundaki kardesi ve dostu Molla Kasim'adir. Allah, onu nezdinde makbul olanlardan eylesin!
Bundan sonra bu mektub, Allah yolundaki kardesi Molla Kasim'adir. Allah, onu dostu olanlardan eylesin! Ona mukarrebunlara verdigi muhabbet serbetini versin! Muhabbete mensub bazi ahvalinizden haber veren mektubunuz ona ulasti. Yüce seadet olan Naksi tarikatina tam manasiyla gönül vermis oldugunuzdan haber verdigi için gayet sevindi. Zira, Naksi tarikati ehlinin kitablarinda yazili oldugu gibi "ameldeki niyetin ihlasi, mezkur tarikatin üzerine terrettüp eder. Hatta onunla muttasif olan kimseden baska bir kimse methini bilmez. Hatta, eger onunla hasil olan yüce manevi makam rütbeden bahs edilse, bir çok seyhler onlari inkar ederler." Denilmistir. Ona yönelip ciddi çalisana ne mutlu. Siir:
"O zatin güzelligini övücülerin türlü türlü vasiflariyla zaman bitip fani olur. Halbuki, onlarda bahs edilmeyen pek çok güzellik kemalat mevcuttur."
Ey kardes! Mektubda, vakiada kendini iki yüksekligin arasinda gördügünü ve uzun uzadiya sonuna kadar yazdigin seylerin hakikati öyledir. Onun için, bu tarikatin talibine ihlas lazimdir, denilmistir. Yani karsisinda mürsidin ve sevgisinin kapisindan baska, bütün kapilarin üzerine kapali oldugunu bilecektir. Söyle ki, mürid evvela üstadini, nefsinden, malindan, evladindan daha sevimli oldugunu düsünür. Bu düsünce, kendisine bir adet ve tabiat olacaktir.
Ayrica teslim olmak da lazimdir. Yani mürid, mürsidin huzuunda gasil sahsin elleri arasindaki ölü gibi olmalidir. Müridde bu üç seyin ziyadelesmesine yardimci olan sey, daima ya onlardan bahs etmek veya hayalinde tutmakla hasil olur.
Gözümü kapattim. Fakat üstadimin seklini gördüm. Demeniz ise, kardesim, mürid rabitada gördügü üstadin sekli gerçi zahiri suretine benzer. Ama o üstadin zahiri sureti degil, belki o, manadana ibarettir. Rabitada mezkur suretin zahir olmasi, bir nevi kalbin tasfiyesine ve nefsin kaydindan kurtulusuna baglidir. Öyle ise, tam çalisip çok cehd etmek lazimdir.
Gördügün rüya ise, senin için bir müjde olup, onunla müjdelencegin seyin size hasil olmasini Allah'dan (celle ve ala) dileriz. Yine onda taate çok çalismaniza da isaret vardir. Çünkü rüyada bir sey koparmak ibadet edip neticesinde bir fayda hasil olmasina delalet eder. Rüyada mürsidin suretini görmek, rabitanin tahsiline isarettir. Kardesim, mürid ibadete çalismayi, kendine mahbub edinmesi, kendisine halet hasil olup olmadigina bakmamasi lazimdir. Sayet mürid, kendine, çalismasindan bir haletin husulunü gözetse, öyle bir belaya düserki, az kimselerden baska kimse ondan kurtulamaz. Kendinizin taksiratli oldugunu görmeniz hakkindaki üçüncü deyisimiz ise, simdilik onu düsünmemizi, belki üstadin keremini ve kusurdan gözünü kapadigini bilmeniz layiktir.
Gönderdigin bu mektubun içindeki konular, cevabin yazilmasi, ancak iki veya üç günde tamamlanir. Fakat cevab olarak en mühim olanlarini yazmakla yetindim. Sözden dua taleb ettikten sonra, sizin meclisinizde bulunanlarin ve hidayete tabi olanlarin üzerine selam olsun, derim.
Yetmisyedinci Mektub
Siirtli seyh Mustafa'ya, Naksi tarikatinin serefli matlubu, mürid kendisine zahir olan manevi haletlere iltifat etmemesi, magrur olmamasi ve mezkur zaktin bazi haletlerinin tefsiri, o haletler parlak seriatla ölçülmesinin lazim oldugu, rabitanin fazileti ve ona faziletçe herhangi bir sey esit olmadigi ve bu konu ile ilgili seylerin beyani hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, o Allah'a mahsustur ki, peyfamberlerin sonu efendimiz Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) mütabeatini, kendisine dogru giden bir yol edindi. Allah, onun bütün al, zevcelerinin ve zürriyetinin üzerine salt ü selam eylesin.
Bundan sonra, bu mektub, alem kutbu kaymakaminin (Radiyallahü anh) perverdesinden sidk ve vefa sahibi seyh Mustafa'ya dir. Allah, onu ve bizi vefali kimselerden eylesin! Biz fakir zümresince bazi yüce haletlerinden bahs eden maktubunuz perverdeye ulasti. Ancak Naksibendi tarikatina mensublarinin matlubu, zat i Bari tealanin muhabbeti oldugu için, ona hiçbir sey denk olmayip yanasmayan, izzet ve azametin son derecesindedir. Öyle ise, akilli olan kimse, bu gibi manevi haletler, çalismasinin artmasina sebeb olur. Yani o haletler kendine zahir olduklarindan dolayi, Allah'a (Celle ve ala) sukr eder. Zira insan günah islemekle necis oldugundan kalbinin, lisaninin üzerine Allah kelimesini getirmeye bile layik olmayip, bu yüce halet, kendisine sirf Allah'in fazilet ve kereminden oldugunu saymali ve yaptigi zikrin zevkinden mezkurun (Bari tealanin) marifetini his ederek nefsinden fani olup, Allah (celle ve ala) huzurunda baki kalacak kadar, bütün letaifi ile hatta bütün bedenin eczasiyla tabi oldugu mürsidin emrinin imtisaline çalismak suretiyle üst üste manevi makamlari taleb etmelidir. Bi hülat, zekr etmekle hayalinden göz kirpma gibi az bir zamanda bile rabitasiz kalamayacak sekilde rabitaya devam etmekle hasil olur. Ta ki, rabitadan baska her seyi unutacaktir.
Bir insanin sesini isitip de ne dedigini anlamiyarum, demeniz ise, o ses, üstadindir. Fakat bundan bir sey anlayip hatirinda kaldiginda onu parlak Islam seriatiyla ölç! Sayet ona muvafik ise, onunla amel edip itimat et! Yoksa onunla amel etme! Çünkü tarikat, seriatin azimet olan ahkamlarina uymaktan ibarettir.
Bazi günlerde o sesten Kur'an-i kerimin:
"O (Rabbin) senyetim iken barindirmadi mi Seni bilmezkin, seni yola kiymadi mi " ayeti celilesini isitiyorum, dediginin hikmeti, yukarida bahsi geçtigi üzere, Allah'in (Celle ve ala) zikri ile amel etmeye, Allah, verdigi fazilet, kerem ve sefkatinden dolayi kulun yaptigi kusur ve kötülügüne bakmayip belki fazilet ve keremiyle onunla muamele eyledigini itiraf etmeye isarettir. Mahlukat, onun zatinda, sifatinda ve fiilerinde hayret eden Allah'i, kendisine layik olmayan vasiflardan tenzih ederim. Öyle ki kendisine ait vasiflarin bilgisi hususunda kullarda olmayip, Allah'a havale etmekten baska mahlukatin elinde bir sey yoktur.
Mektubda bahs edilen kuvvetli rabita ise, o büyük bir nimet olup hatta bu tarikatta mübtedi müridin manevi yükselmesi için, mürsidinin sohbetinden baska hiçbir sey raibtaya müsavi olmaz. Çünkü mürid vasitasiz olarak kendi basina kalbinin Allah'a yönelmesine takati yoktur. Yine onda bahs edilen isikli bir seyin seni sardigini gördügün halet, rabitanin azametindendir. Öyle ise, cenabi Bariye ve sadatin himmetine sükret!
Daha sonra, senin bütün tabilerin, müridlerin ve dostlarin üzerine selamolsun. Molla, Seyh Alaüddin, Molla Fethullah, Muhammed Masum, Sultan Veled, Cemalüddin ve digear ev halki da size selam edip ellerinden öper, duanizi talep ederler. Gülpikli Molla Kasim da elinizden öper, duani diler. Hidayete tabi olanlarin üzerine selam olsun!
Yetmissekizinci Mektub
Molla Zahir'e sükrün beyani ve bazi rüyalarin tabiri. Rabitanin fazileti ve ona devam edilmesi, tevbe güslünü yapmadigi bilinenkimseyi hatmesine istirak etmekten men edilmesi, nisbet kapilarinin kapanmasina sebeb oldugu için, sadatin adabinin degistirilmesinden korkutmasi ve bu konu ile ilgili seyler hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Kainatta hiçbir varlik yok, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam, yaratiklarinin en hayirlisi olan Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün alinin ve ashabinin üzerine olsun!
Bundan sonra bu mektub, yüce kapi esiginin hizmetçisinden, (Allah onu Naksibendi yasatisn!) Allah yolundaki kardes ve dostu olan Molla Abdülzahir'edir. Allah, onu, (Esmaül Hüsna) dan olan batin isiminin tecellisi ile yasatsin!
Allah (celle ve ala) ihsani ve sadatin himmetinden haber veren sevimli mektubunuz ona ulasti. Baktiktan sonra Allah'a hamd edilip Üstadi azamin himmetine sükr etti. Allah'in nimetine ve o himmetin artmasi için kendisne sükr etmek layktir. Kuran i kerimde:
"And olsun. Eger, sükr ederseniz, elbette size nimetimi arttirim."buyurmustur. Sükr, nefsi kusurlu, hatta hiçbir seye layik olmadigini hakiki fazilet , kerem rahmet, Allah'dan, (celle ve ala)mecazi olarak da Üstad-i azamdan bilmesi demektir.
Rabita hakkinda gördügün rüya, dogrudur. Hatta sadat nezdinde diger seylerden daha önemlidir. Hatta talib için hiçbir zaman hiçbir haletin ondan gafil olmamasi gerekir.
Rüyada kendini hor ve hakir görmek, talebir kabiliyetine dalalet eder. Allah, (celle ve ala) kabiliyeti kuvvetten fiiliyete çikarmak için çalismak lazimidr.
Rüyada gizli söz, arkasi kesilmeyecek nimete ve sadatin himmetine isarettir. Ister o nimetler bilinsin veya bilinmesi. Lakin, masivayi düsünceden çikarilip zahiri duyu organiyla hiçbir seyin isitilmemesi lazimdir ki, batini kulak organi açilip da gizli manevi seylerde isitilsin.
Rüyada aglamak, üzüntülü haletler, aksine zevk ve nese ile tabir edilir.
Bazi seyhler nezdinde tarikata dahil olup da tevbe guslünü yapmamis Naksibendi tarikatina mensup olanlarin Hacegan hatmesine istirak edip etmemelerini sormussunuz. Sayet gusl etmedikleri bilinse, istirak etmekten men edilmelidirler. Yoksa, men edilmesindelr. Daha önceki zamanda bu olay, böyle görünmüstür ve bu prensip degistirilmemelidir. Çünkü degistirilmedigi müddetçe, nisbet kemal üzere cereyan eder. Degisiklik hasil olunca, nisbet cereyaninin kapisi kapanir. Sadatin adet edindikleri bilinen seyin degistirilmesinden sakin! Sakin! Zira malimizin sermayesi, sirf onlari taklid etmektir. Sizin ve diger hidayete tabi olanlarin ve kötü seylerin sonucundan korkan kimselerin üzerine selam olsun!
Yetmisdokuzuncu Mektub
Halifesi, seyh Abdülkahhar oglu Seyh Mahmud'a, insanin sol tarafi kalb yeri oldugu için, musalli, iki elini sol tarafina meyilli olarak gögsünün altina baglanmasi, dönde seleflerin adetlerine muhalif olan bir sey bir kitabta yazildigi görülünce, onunla amel etmeye cesaret edilmemesi hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Ihsan eyledigi nimetlere karsi, bütün hamdler, allah'a olsun! Salat ü selam Peygamberlerin efendisinin, (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün alinin, ashabinin, zevcelerinin ve zürriyetinin üzerine olsun!
Bundan sonra, bu mektub, Allah yolundaki kardesi, içi ve disi dogru olan, sekatli dost, Seyh Mahmud'adir. Allah, onu sevdigi ve razi oldugu seylere muvaffak olanlardan eylesin! Mülakatimiz ve ilmi mübahesemiz sirasinda, bazi ilmi meseleler hakkinda konusurken, namazda eller gögüs altina baglanmasi keüfiyetinin bahsinde Sirvani kitabinin ibaresini, onda, eller kalb üzerine baglanmayacagini dedigini ve Tuhetü'l Muhtac'in kalb üzerine baglanmalarindan açikca bahs eden ibaresini kendi görüsüne göre tevil ettigini okudun. Kalben Sirvani'nin ibaresine itimat ettigni anladim. Birbirimizden ayrildiktan sonra, Üstad i azam kapisindaki alimler, namazda eller kalb üzerine baglamis ve onlara hiç kimse muhalefet etmedigi hatirima gelince, yaptiklari dogru bizimki ise yanlis oldugunu anladim. Dolayisiyle bir çok fikih kitablarini arastirdiktan sonra, baktim ki Sirvani'den baska bütün kitablar, namazda eller kalb üzerine baglanir, diye açikca bahs ederler. Dikkat edin! Size onlarin ibarelerinden bahs ediyorum.
Serhürravd kitabinin ibaresi, eller gögüs altina baglanmasinin hikmeti, insanin en serefli organi olan kalb üzerinde bulunmasidir. Çünkü kalb gögüs altindadir. Hikmeti hakkinda söyle de denilmistir: Kalb niyyet yeri olup, insan bir seyi korumak isterse, adet olarak elini o seyin üzerine birakir. Bu sebebtendir ki insan sikica bir sey e sarildi mi, mübalaga suretiyle o adama, o seye iki eliyle sarildi denilir.
Serhül Behce'nin ibaresi de, harfiyyen öyledir. Nihayetül Muhtac in da ibaresi sudur: Namazda eller gögüs altinda baglanmasinin hikmeti, en serefli organ olan kalb üzerinde bulunmalaridir. Çünkü kalb sola dogru gögüs altindadir. Adet olarak bir kimse korunmasina önem verdigi seyi iki eliyle tutar.
Tuhfetül Muhtac'ta da söyle yazilmistir: Hikmeti, musalli kalbni disaridan gelen hatralardan muhafaza etmesi için bir irsaddir. Çünkü ellerin bu sekilde baglanmasi, kalbin hizasina gelmektedir. Bir seyi itina ile muhafaza eden bir kimse adet olarakonu iki elle tuttugu için musalli de ellerini kalbine karsi baglanmasiyla emr edilmis ki, yukarida bahs edildigi üzere kalbini hatralardan muhafaza eylemesi çinde.
Ey dogru kimse! Kitablarin bu ibareleri Sirvani'nin tevilini nasil kabul ederler ki, ibaresi onlarin ibarelerine açikca muhaliftir Çünkü abaresinde kalb, gögüs altinda olmayip, sol taraftadir diye hükm etmistir.
Büceyremi'nin ibaresi: Mezkur hikmeti nakil ettikten sonra, namazda eller baglanirken, kalbin hatiralardan muhafazasi için, sola dogru daha meyilli olmalari sünnettir. Çünkü orasi kalbin yeridir. Bir seyiönemle muhafaza etmek isteyen bir kimse, iki elini o seyin üzerine birakir.
Serhüttahrir hasiyesi olan Serkavi'nin ibaresi ise, "musalli ellerini gögsünün altina ve göbeginin üstüne baglar." Yazili metnin beyaninda, "yani eller sol cihete dogru meyilli olacaklardir. Çünkü kalb sol taraftadir. " dedikten sonra, yukarida geçen kitablarin dediklerini sonuna kadar beyan etmistir.
Ianetüttalibin kitabinin sahibi ise Sarkavinin ibaresini nakl edip, süküt etmistir. Bacuri ise, Ibni Kasim'in "musallinin iki elleri gögsü altinda ve göbeginin üstünde olacaklardir diye yazilan kavlin serhinde demistir ki, yani sol tarafa meyilli olacaklardir. Metin sahibi bununla gögüs ile göbek arasi hepsi el baglama yeri olup yalniz gögüs alti olmadigina isaret etmis demektir.
Mahalli kitabinin hasiyesi olan Kalyubi'nin ibaresi söyledir: Mahallinin "eller gögüs altinda olacak" dedigi kavlin beyaninda, yani kalbinin karsisina baglar. Ki bu durum, orada imanin muhafaza yeri oldugunaisarettir, demistir. Buradad konumuz hakkindaki kitablarin ibareleri sona erdi.
Onlar, ilimce Sirvani'den daha üstün olduklari halde, yalniz Sirvani'nin dedikleri üzerine, mezkur bütün alimlerin kavilleri terk edilir mi Bundan sonra, bir kitabta selef alimlerinin adetine aykiri bir meseleyi gördügünüzde, o mesele için iyice kitablari arastirmadan onlara muhalefette bulunmaya cesaret etmemeniz umulur. Eger, onlara itimad edilirbir çok kitablarda adetlerine muhalif bir kavle raslaninca, görüslerine zarar gelmemek için, kavi tevil edilir.
Annenizden dua taleb ettikten sonra, sizin çocuklarinizin, talebelerinizin, köy halki ve yaninizda bulunan diger kimselerin üzerine selam olsun. Molla, Methullah ve diger ev halki da selam edip duanizi dilerler. Allah, efendimiz Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) alinin ve sahabelrinin üzerine salat eylesin!
Sekseninci Mektub
Layderan asiretinden Hüseyin Pasa'nin müderrisi, Bitlisli Molla Abdülkerim oglu Molla Abdülaziz'e insanin yaratilisindaki hikmetinin, yapilan amellerin niyeti için ihlasa tesvikinin tedrisat gibi dini vazifeler karsiliginda ücret alarak alinan sey, o vazifeyi ifa etmek ve ondan baskasiyla mesgul olmamak gayesiyle alinmasi lazim oldugunu beyanindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, Allah'a mahsustur. Salat ü selam, efendimiz Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün alinin, ashabinin, kayinlarinin ensari sahabesinin üzerine olsun! Bundan sonra, bu mektub, Allah yolundaki kardes ve dostu, Molla Abdülaziz'e dir. Allah onu dünya ve ahirette afetlerden muhafaza eylesin! Tarafinizdan bu fakire bir mektub ulasti. Allah'in takdiriyle onda sordugunuz suale cevab olarak bir sey hasil olmadi. Simdilik onun aklinda o konuda bir sey yok ki, sualinize cevab yazsin. Fakat insanin yaratilisindaki hikmeti Mabudun marifetidir. Nitekim Peygamber efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) : "Ben gizli bir hazine idim. Bilinmemi istedim diye mahlukati yarattim. " hadis i kudsisi buna isaret eder. Marifetinin üzerine, emirlerine itaat etmek, nehiylerinden korunmak terettüp eder. Öyle ise, akilli kimseye, Allah'tan baska ibadete layik bir seyi bilmeyinceye kadar çalismasi, yaptigi ibadetin riya ve gösteristen kurtulmasi için niyyetini halis etmelidir.
O taraflara gitmenizdeki niyyetiniz, rizki ve baska seyleri celb için olmayip ilimle mesgul olmak ve yaymasina çalismak için olsun! Beyan edildigine göre, alacagin sey. "Bunu almazsak, kesbemiz bizi mesgul edip maksudumuz olan ilim ve ilmin yaymasi elden gidecegi düsüncesiyle olacaktir. Ta ki ilm dünyaya degil, dünya ilmin hizmetçisi olsun.
Hülasa olarak ey kadesim ! sizden umulan sey, baskasina degil sadece Allah'a çalismanizdir.
Hüseyin Pasa'ya selam eder, ona ve evlatlarina dünya ve ahiret islerinde mesud olmalari için dua ederiz. Nurlu merkadin nezdinde bulunan El-Seyh Alaeddirn, Molla, Molla Fethullah ve baskalari da size selam edip size ve yaninizdakilere dua ederler. Allah, efendimiz Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün alinin, ashabinin, zevclerinin, dünürlerinin, ensari ile muhacvir sahabesinin üzerine salat ü selam eylesin! 26 eylül 1338
Seksenbirinci Mektub
Serefli pederinin halifesi olan Taskesanli sonra Erzurumlu Seyh Ahmed'e Üstadi azamin ev halkinin ahvali ile mürsidi üstadi azamin postnesini hazreti Ömerin sülalesinden Verkanisli Seyh Fethullah'in ahvalinin beyani hakkindadir. Allah, bsizi onlarin sirlariyla kutlayip derya gibi nurlarini bize nazil eylesin!
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler alemin Rabbi olan Allah'a mahsustur. Salat ü selam Allah'in mahlukatinin en hayirlisi olan Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün alinin ve ashabinin üzerine olsun!
Bundan sonra, bu mektub, alem kutbu peverdesinden, üstadi azamin halifesi fazilet ve zerem sahibi olan Molla Ahmed dir.
Çavus kusuna benzer elçiniz, bize çubukçu Faki Abdullah'in adresiyle gönderilen mektubunuz geldi. Mektub siddetli muhabbetten haber verip asitan halkinin ahvalinden sordugundan, sonr derece neselendik. Çünkü sevgi kokusu, kalbi genisletip içine ask harareti düsürür. Beyit:
"Ask sarabi hararet ve mestlik verir. Baska sogukluk ve hodbinliktir." Alem kutbu kaymakaminin hastaligi ise, Allahü tealaya hamd olsun! Kendisisifa bulmustur. Molla Abdurrahim ise, hastaligi hafiflesip sifa bulmaya yakin bir durumdadir. Seydanin ev halki hepsi sihhat ve selamette olup yalniz Fethullah'in anasi bir nevi sitmasi vardir. Seyh , size selam edip duanizi diler. Molla Abdullah, Molla Rasit, Molla Abdurrahim, Kutbi alem çubukçusu Faki Abdullah, bütün salikler ile agalar, ellerinizden öper, sizden dua taleb ederler. Ancaniza, molla Irahim'e, Molla Abdullah'a, Diyaüddin ile bütün kardeslerinize selam ederiz. Allah, efendimiz Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) alinin ve ashabininüzerine salat ü selam eylesin!
Seksenikinci Mektub
Seyhanli Seyh Ibrahim oglu Molla Abdülkerim'e, hastaliginin sifasi için duasi, hastaliktamki hikmetin beyani ile, diger hususlar hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, Allah'a mahsustur. Salat ü selam Resullullah'in bütün alinin, abhasinin, zevcelerinin ve zürriyetinin üzerine olsun!
Bundansonra, elçiniz gelip hastaliginizdan bize haber verdi. Sadatin umumi ve hususi himmetlerinin vasitasiyla, Allah'a (Celle ve ala) üzerinizden kaldirilmasi ve sifaya tebeddül etmesi için dua ederekona sigindik. Duamizinh kabulü ondan ricaolunur. Sonra, sunu diyelim ki: Ey kardes! Hastaligin hikmeti; Allah, bir seyi yaratmazsi, kulun irdaseiyle hiçbir sey olmadiginin, kendinden herhangi birzarari def etmesine, kendine bir menfaati saglamasina kudreti olmadiginin bilinmesidir ki kul, bunu düsünerek kalbi büsbütün dünyaya meyl etmekten, külliyen kesilip külliyetiyle Allah'a yönelmesi, Allahü tealanin ona yaptigi seyi sevgi yolu ile kendine kabul ettirmeye çalismasidir.
Sizin, Fethullah'in, Abdülkadir ile diger köy halkinin üzerine, selam olsun! Onlardan emelimiz, Allah'in kahrini ve ondan uzaklasmayi Allahü teala bizi ve sizi onlardan korusun! Icab eden eyler degil, razi olduu seylerde çalismalaridir.
Molla Mehmed Emin, Molla Fethullah, Muhammed Masum, Seyh Maruf size selam edip duanizi dilerler. Allah, efendimiz Muhammed'in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) alinin ve ashabinin üzerine salat ü selam eylesin!
Seksenüçüncü Mektub
Yine mezkur Molla Abdülkerim'e bu dünyada Allah'a karsi tam bir muhabetin tahsiline çalismak lazim oldugu ve hasil olamsi için sebeblerinin beyani hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Salat ü selam, Resulüllah'in alinin ve sahabelerinin üzerine olsun! Bundan sonra, bu mektub, Allah yolundaki kardesime Allah her iki hastaliktan da kendisine sifa versin! Size selam edip, duanizi diler.
Bun dünyada, Allah'tan baska kalbde hiçbir matlub kalmaycak kadar Allah'in (celle ve ala) muhabbetin için çalismak lazimidr. Ta ki kalbin her tarafi askiyla dolup, zahiri göz de, kalbe tabi olup, kainatta Allah'dan (celle ve ala ) baska hiçbir sey kendisine görünmesin. Bu halet masivayi terk etmek ve tekelluf ed, olsa, sohbet, zöikir ve rabitaya devam etmekle hasi olur.
Köy halkina, talebeler, bilhassa Seyyid Abudllah'a selam ederiz. Seyyid Abdullah'a okunmasini ve salih amellerde çalismasini tavsiye ederiz. Çünük kendisi bizzat dünyanin vefasi nasil oldugunu görmüstür.
Allah, efendimiz Muhammed'in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) alinin, ve ashabinin üzerine salat ü selam eylesin!
Seksendördüncü Mektub
Yine mezkur Molla Abdülkerim'e, Manevi kalb hastaliklarinin giderilmesi vacib olmasinin ve Naksibendi tarikati bu hususta, yollarin en uygunu oldugunu ve bu tarikatr, nefsini bir varlik, olarak bilmeyen ve ilk yaratilisini, mensel yokluk olup, yokluk ise bütün serlerin kaynagi oldugunu düsünüp kendini bütün halktan asagi ve muhtaç bilip, herkesten istimdad ettigi bir kimsenin alanidir. Iste bu vasiflar, sünneti seniyyeye mütabeat ettikten sonra, mürsidine karsi ihlas ve muhabbette olup kendisine teslim olmakla hasil oldugu konularini ve onlarla ilgili meselelerin beyanindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, fazilet ve keremiyle taatini alemin üzerine farz kilan Allah'a mahsusdur. Salat ü selam, Allah'a ne sekilde ibadet edilecegini beyan eden Resulüne, (Sallallahü aleyhi ve sellem) ibadetin tafsilini bize ileten aline ve ashabina olsun!
Bundan sonra bu mektub, Allah yolundaki kardes, yumusak huylu Molla Abdülkerim'edir. Allah, (celle ve ala) onu kendine vasil olanlardan eylesin! Malumunuz ola ki, kalbin manevi hastaliklarinin izalesi, farzi aynlardandir. Ve izalesine en yakin oyl yüce Naksibendi tarikatidir. Allah, sahiblerinin sirlarini kutlasin! Zira, o tarikat Allah'in muhabbeti üzere kurulmustur. Mevlanin aski kalb üzerine istila edince, ne olursa olsun, ondan baska içinde hiçbir sey kalmaz. Artik hasataliklari nerede kalir.
Öyle ise, akilli olan kimseye velevki canini vermek suretiyle de olsa, isbu çetin dünya zahmetinden kurtulup ebedi saadete muzaffer olmasi için, mezkur tarikatin yoluna girmesinin keyfiyetinde çalismasi lazimdir. Çünkü gözlerin görmedigi, kulaklarin isitmedigi hiçbir beserin kalbine asla vaki olmadigi seyler, bu çalismaya terettüp eder. Ustad i azam (Kaddesallahü sirreh) bu tarikat, kendisine bir varlik olmadiginin meydanidir. Yani tasannu (marifet göstermekle) degil belki yaradilis itibariyle kendi nefsi için, hiçbir sey oldugunu bilmeyenedir. Bu halet, neden yaratildigini düsünen kimseye hasil olur.
Adamin birisi, iftihar ederek bazi faziletli kimselere, sen benim kim oldugumu bilmiyorsun, ben kimim Dediginde, ben seni bilirim! Sen bir defa, babanin sidik yolundan, ikinci defa annenin sidikyolundan çiktin, dedi.
Hatta her seyin asli yokluktur. Insan dünyadaki seylerin aslinda dikkat ederse, bütün varliklar ortadan kalkar. Çünkü, o vakit, kendisine hasil olan bütün seyleri Allah'dan (celle ve ala) hasil oldugunu görür. Bununla beraber, bütün insanlar, kendisinde daüha iyi oldugunu bilecek. Ta ki, kendisi cemaatin bas tarafindaki sedirde oturmus olsa bile, içinden o cemaattan istimdad eder. Aralarinda konustugu vakit kendini def çalan asik gibi sayar. Hem kendisi manen, mecliste oturanlara muhtaç oldugunu da görür. Bu ise, sünneti seniyyeye, (sahibinin, alinin ve ashabinin üzerine salat ü selam ve sena olsun!) mütabeatinden sonra, ihlas, mürsidine karsi muhabbet ve teslim olmakla hasil olur.
Bundan sonra, size, Abdülkadir'e, Seyh Abudllah'a, faki Nadir ve bütün köy halkina selam ederiz. Allah, efendimiz Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) alinin ve sahabesinin üzerine salat ü selam eylesin!
Seksenbesinci Mektub
Norsli Molla Abdullah'a (Rahmetullahi aleyh) bu dünya çalisma ve amel etme evi oldugu, onda sevab ve mükafat verilecek bir ev olmadigi, dünyada ilkin çalisma, amel etme, matljb olup, sevab ve mükatin yeri ancak ahiret oldugunu beyan hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Kainatta hiçbir varlik yok ki (onu hamd ile tesbih etmesin) Salat ü selam, Allah'in mahlukatinin en hayirlisi Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün alinin, ashabinin, zevcelerinin, ensari ve dünürlerinin üzerine olsun!
Bundan sonra, bu mektub, alem kutbu kaymakaminin (Kuddise sirruh) perverdesinden, Allah yolundaki kardes ve dostu Molla Abdullah'a dir. Allah, onu Allah için, kizan ve onun için sevenlerden eylesin!
Perverde eve dönmeden önce, tarafinizdan mektub geldiini isitti. Sabirsizlikla görmesini özledi. Eve geldiginde, arastirip dostlardan sorusturdugu halde, kayip olup görmedi ve görmedigine de üzüldü. Bir müddet sonra gördü. Sonra, tamamiyle okumadan kayip oldu. Bunda hayir oldugu umulur.
Ey sadaktli kardes! Bu dünya evine amel evi denilir. Öyle ise, kalilli kimse, mükafat ve ameline terettüf edecek seye bakmadan taate çok çalismasi lazimdir. Sayet çalismasina baksa veya meyvasini almayi gözetse, suya yetismeden geçmek için, ayakkabini soyup, yalinayak olarak ayagini dikenin üzerine koydugu ve diken ayagina battigi, ayagi yarali olup, hatta yarasi sudan geçmemesine sebeboldugu kimseye benzer.
Bazi seyhler, hatta Naksibendilerin yüce zatlari (Kuddise sirruhüm) demisler ki, eger erkeksen, erkekler gibi taat ve ibadet et! Ve yaptigin ibatedin meyvesine bakme! Çünkü meyva ve mahsu yeri, ahiret günüdür.
Taat esnasinda salik için, zahirolan suhud, vahdet, istigrak, mahv, izmihlal gibi haletler. Tarikat çocuklarina ve tarikatta zayif olanlari, beslenilecek için acele olarak gönderilmis seyler kabilindendirler.
Ey kardes, beyan olundugu üzere, bu dünya evinde Cenab i Hak tarafindan bizden taleb edilen sey, amel olup meyvasi, faydasi ise ahirete havale edilmistir. Hele amelden bir fayda taleb etmek, Naksibendi tarikatinin (Allah, sahibinin sirrini takdis eylesin) prensibi disindadir. Onda ancak zati Bari'nin muhabbeti matlubdur. Ki, muhabbetten, mahbbubun rizasi irade edilir.
Rivayet olunur ki, Yusuf Peygambere, (Peygamberimizin, onun ve her ikisinin aline salat üselam olsun.) Züleyha'dan davarlari otlatma vazifesini kendine taleb etti. Züleyha da, ona o vazifeyi istedi. Halbuki kendisi Yusuf'un yaninda bulunmasini isterdi. Fakat mahbubu olan Yusuf'u kirmiyip onun arzuladigi seyi kendi arzusu üzerine tercih etti.
Sonra bir mani olmazsa sizin tarafiniza gitmek azmindeyiz. Bununla beraber bize bir mektub yazip oradaki havadislerden aleyhinizde ve lehinizdeki seyleri bildirip gönderiniz Serefli merkadin nezdinde ve merkad sahibinin torunlari ve bütün arkadaslarin nezdinde bize dua etmek hususunda vekilimizsiniz.
Perverde size ve meclisinizdekilere selam eder. Sizden ve onlardan bulunan alimlerden ve ev halkinn hesinden dua diler. Allah, efendimiz Muhammedin (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün alinin ve ashabinin üzerine salat ü selam eylesin!
Alem kutbu kaymakaminin perverdesi Muhammed Diyaüddin
Seksenaltinci Mektub
Bazi tabilerine, Naksibendi tarikatinin medari, ihlas, muhabbet, mürside teslim olmak oldugu, bu üç seylerin mertebelerinin ve tamamlayicilari olan adabin en kamil ve en tamam bir sekilde onlari kolaylastirici adabin beyani ve o konu ile ilgili meseleler hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, alemin Rabbine mahsustur. Salat ü selam, mahlukatinin en hayirlisinin, (Aleyhisselam) alinin ve ashabinin üzerine olsun!
Bundan sora, bilmelisin ki, yüce Naksibendi tarikatinin medari, ihlas, Allah'a muhhabbet mürside teslim olmak üzeredir. Bu üç haslet ne kadar artarsa sahibinin de, o seviyede manevi yükselme ve visal makamlari artar. Bunlar tamamoluncae, yakini iman ile sühudi gaybet olan matlublar hasil olur. Ihlasin en azi, mürid, hidayetine muktedir olan mürsidinin kapisindan baska, onu Allah'a ulastiran bütün kapilarin kendisine kapali olduklarini bilmesidir.
Muhabbet ise, müridin nezdinde, mürsidi malindan, çocugundan, kendi nefsinden daha sevimli olmasi demektir.
Teslim demek, kamil olan mürsidi kendisine emr eyledigi seyi, güzel vaya çirikin, caiz ve haram olduguna bakmaksizin yapmasindan ibarettir. Nasibendi tarikatinin yüce zatlari, bu üç esasin tamamlanmasi için adab ve adetler kurmuslardir.
Birincisi, Cenabi Hakk'in Kuran i Kerimde:
"Dogru olanlarla beraber olun." Buyurdugu üzere, imkan dalinde zahiren mürsidin sohbeti, yoksa manevi sohbettir. Ki o da rabitadir. Oysa ikinci kisimdir.
Birincisi, icmali ve hayalidir. Ki; marid, üstadi daima hatta tuvalette cinsi münasebet, yemek vakitlerinde sanki üstadi yaninda oldugunu düsünecektir. Keza dostlarinin arasinda bulundugu ve himmetinden yardim taleb etmesi, için , talebelere ders verdigi vakitte, yatmadan önce ve yattiktan sonra da böyle düsünmesidir.
Digeri, tafsili ve suri rabitadir. Ki mürid, namazdaki teverrükle oturusun tersine oturup iki gözünü kapatarak, sanki alninda bir gözü oldugunu farz ederek üstadin suretinnin yüzüne karsi oldugunu ve tarafindan bir isik çikip kalbine dogru geldigini mülhaza etmesidir. Rabita, zamani, aksam namazi ile yatsi namazin vakitleri arasindadir.
Adabin ikincisi ise, seriatla amel etmek, mutlaka bidatlardan korunmak, mümkün oludugu kadar ruhsatlarla amel etmemektir.
Üçüncüsü, kendi varligini mürsidin varliginda mahv etmektir. Yani mürid, nefis, onu kabiliyet sifatiyla aldatmamak için, gayesi mürsidin gölgesi ile gölgelenmek ve kemaliyet vasfini taleb etmemek üzere, nefsini, ilim gibi ihtiyari veya güzellik gibi tabii kemaliyet vasiflarindan hiç birisiyle muttasif oldugunu bilmemek demektir.
Dördüncüsü, peder, Gavs i azamdan 'Kuddise sirruh) rivayet ettigi üzere yapilacak zikirdir. Bu zikir vakitlerinin en efdali, safak ile günes dügdugu vakit arasindadir. Bu seyler, bir çok adabin yapilmasi ve riayet edilmesiyle hasil olur. Birincisi, mürid, yalniz ayagina bakmasidir. Zira, Naksibendi sadatin nezdinde, mutlak nazar seriat ehlinin nezdinde kadinlara bakmak gibidir. Hatta sadattan bazisi, nazar mutlaka haramdir. Mutlaka tarikat nisbetine zarar vericidir, demislerdir. Onlarca, en sahih kavl de budur. Bazilari da böyle nazar hakkinda sayet sehvet suretiyle olsa, yani müdirin akli fikri bakilan seye taalluk ederse, haramdir. Nisbet için zararlidir. Veya fitne kasdiyla yani fitne taleb etmek için olsa, yine haramdir, demislerdir.
Ikincisi: Dünya muhabbetinden ve mülahazasindan, yapilan amellerin sevabina göz dikmekten korunmaktir. Çünkü dünyanin sevgisi, Allahin sevgisine aykiridir. Amellerin sevabina göz dikmek, amellere zarar vericidir. Zira her ikiside nefsin payidirlar.
Üçüncüsü: Farz namazlardan sora, zati Bari'nin azametine kibriyasina yakismayip ve geregi gibi kilinmadigi zanni ile kilinan namaz, masiyet olup dolayisiyla Allah'tan af taleb etmek için, üç, onbes veya yirmi kereistigfar etmek lazimdir. Ama günah oldugu zan edilen mezkur ibadetin terk edilmesi de, lazim gelmez. Çünkü her vakit ibadet etmek mükellefiyeti bakidir. Öyle ise, mükellef her zaman onu yapmasi lazimdir. Kilmasina kalkip da teklif olundugu sekilde yapmazsi, efendisi, kendisine daima hizmet etmekle emr edip, hakkiyla yapmaya gücü olmayan köle, efendisine af için yalvarip, efendisi de onu afvettigi gibi, mükellef de Allahü teala ve tekaddeseden niyaz ve yavarmak suretiyle istigfar etmesi lazimdir. Böylece, ikinci defa yapacagi amelin hakkiyla yapilmasi ümidinde bulunmaktir. Bu durum farz ibadetlerinde oldugu gibi, digeryaptigi bütünsalih amellerine karsi da durum böyledir. Bu husus talebelere verilen derstensonra, daha ziyade istigfar edilmesi lazimdir. Zira ilim, bilgi gerçekten müderrisin degil, Allah'indir. Sayet, sende alim bir kimse olduguna dair bir zannin mevcut olmasini görsen, bu görüs birçok manevi hastaliklara sebep olup, sana ve verdigin derslere ve mütalaana zararlidir.
Dördüncüsü: Bildigin bir meseleyi, bir alimden sormak degil, belki bilmedigin seyi sormandir.
Allahü teala, efendimiz Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün al ve ashabinin (Ridvanullahi teala aleyhim ecmain) üzerine salat ü selam eylesin!
Seksenyedinci Mektub
En yüce alim, en kamil faziletli, ammelerin muktedasi, havassin kendisini ziyaret maksadiyla kasd ettigi, yüksek ahlak sahibi, halifesi (Hazertin halifesi) efendimiz Hiznali Seyh Ahmed'e dir. Allahü teala ona uzun ömür verip hakin üzerine himmetini ve iyiligini nazil eylesin! Tarikatta rabitasi caiz olan kimsenin, rabita yalniz bazi seyhlere tahsis olunmadiginin, virdler çekilirken, ölümün hatirlanmasinin, haceginlarin hatmelerinin, bu tarikatta taylasan giyilmesinin, çile çekmesinin hükümlerinin, mürsidin emrine imtisal ederken, mürid için hasil olan gevsekligin bir zarari olmadiginin, hatme gibi, teveccühte de halkin muayyen sayisi muteber olmadginin, halk bu tarikata dahil olmaktan igrendiklerine ve tarikat ahkkindaki dedikodularina iltifat edilmesinin beyanlari ile bu konularla ilgili meseleler hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, Allah'a olsun ki erenler, onun muhabbetiyle manevi makamlara vasil olmuslardir. Salat ü selam arifler, kendisine mütabeat etmekle maksuduna ermis olan Allah'in Resulüne, (Sallallahü aleyhi ve sellem) Islam dini onlarin vasitalariyla tamam olup müslümanlar hidayete kavusmus olan aline, ashabina, zevcelerine ve zürriyetine olsun!
Bundan sonra, bu mektub, alem kutbu kaymakaminin (Kuddise sirruh) perverdesinden Allah yolundaki kardes ve dostu, serefli, ögülen ahlak sahibi, Molla Ahmed'edir. Allah onu makbul kullarindan eyleyip, dünya ve ahirette onu dost ve ahbablarinin yoluna dahil eylesin!
Bazi meseleler hakkindaki mektubunuz, perverdeye ulasti. Size verecegim cevablari dinle! Çünkü bu cevaplar, mektubdaki suallere mutabiktirlar. Söyle ki, Seyh Muhhamed El Hani ile oglu, (Kuddise sirruh) seklini hayale getirmekle olur, dedikleri sözlerin sebebi, zan edildigi üzere Seyh Muhammed'in, Mevlana'ya karsi olan siddetli muhabbeti olup, oglu dahi bu hususta ona mütabeat ettigindendir. Yoksa, bu dedikleri sabit ise, Mevlana'nin (Kuddise sirruh) noksaniyetine sebeb olur. Çünkü rabita hakkinda rivayet olunan bu kavilleri, Mevlana'nin halifeleri arasinda çok kamil halifeler olmadigi, baskalarini da kemale erdirmek makamina, fanilik mertebesine ulasmadiklarina delalet eder. Bu ise, Mevlana Halid (Kuddise sirruh) cenabinin hakkinda ne kadar büyük bir bonksanliktir. Çünkü tarikat sadati açikca demislerki, mürsid, tabilerini, kendi manevi makamina ulastirmasi, onun kemaliyetindendir. Bu fakirin zannina göre, Mevlanin esiginde mümkün oldugu kadar birçok olgun zatlar yetismistir.
Hasa ki, mezkur her iki zat, dedikleri bu kavillerinden tarikat kitablarina muhalif bir sey irade etsinler. Çünkü tarikat titablarinin sahibleri açikça ve isaretle, herkes kendi mürsidinin rabitasini yapacaktir, diye buyurmuslardir. Nitekim Mevlana Cami (kuddise sirruh) rubaiyat siirinin serhi olan Levami adli kitabinda, Farsça dedigi sözlerin tercümesi söyledir. "Sadatin manevi nisbetleri su sekilde muhafaza edilir. O nisbetle mesgul olmak isteyen talib, ilkin kendisinden tarikat aldigi mürsidin seklini tasavvur edecektir." Burada Mevlana Cami'nin dedikleri sözleri sona erdi. Ey kardes! Mevlana Cami'nin buyurdugu bu sözünü düsün. Ki, rabita mürsidin sureti olmasina nasil kesin bir karar vermistir. Hace Masum'un (Kuddise sirruh) mektubatinda da böyle açiklanmistir. Hatta Mevlana Halid, (Kuddise sirruh) ölülerin rabitasi, hayatta olanlara menfaat vermez. Ancak hayattaki salik, vefat eden sadatin ruhlarindan nisbet alabilecek bir makam kavusmasiyla rabitalarindan istifade eder. Daha sonra buyurmus ki: Sayet vefat eden mürsidlerin, hayatta kalanlara faydasi olsaydi, Hazreti Peygamber (Allah ona, aline ve ashabina salat ü selam eylesin!) rabitasi kafi gelirdi.
Iste Muhammed El Hani'nin, hayattaki mürsidin rabitasi caiz degildir, dedigi sözlerin cevabi bundan anlasilmaktadir.
Muhammed hani ile oglu, evradin adabina, ölümü mülahaza edinmesi sart kostuklari ise, bu sart, ilk tarikata giren kimse hakkinda ise, biz de o fikirdeyiz. Yoksa, börçok zamanlarda yapilmasini sart etmislerse, Üstad-i azam da hayatinin sonunda öyle emr eyledi. Eger bu sart, virdlerin çekilmesi zamanina mahsus ise, yine de zarar yoktur. Çünkü ölümün mülahaza edilmesi, dünyayi akildan çikarip Allah'a (Celle ve ala) yönelmesine sebeb olur. Bu sart hususi olarak, birinci sinifa yani tarikata dahil olanlara mahsus oldugu da mümkündür. Nitekim, Üstadi azam, müridlere bas arkasindan öird çekmesini emr ederdi. Lakin bu dedikleri güzel bir sey oldugu da bilinmelidir. Fakat mürsidin emrine imtisal etmek layiktir.
Muhammed El Hani ile oglu, "Hacegan hatmesinin vakti, sabah namazindan sonradir." Dediklerinin sebebi, zan edildigine göre, bu onlarin içtihadlarindan peyda olmustur. Çünkü açikca tarikat kitablarindan anlasildigi gibi hatmenin vakti, muayyen degildir. Hatta Nefahat kitabinda Sah i Naksibend'in (Kuddise sirruh) tarikati sabah namazindan sonra, mürakabadir, buyurmustur.
Taylasinin giyilmesi ise, Tuhfetül Muhtac kitabinin sahibinin beyan eyledigi keyfiyete göre, sünnettir. O sekilde giyen kimse, için , bir mani yoktur. Belki sevimlidir. Bu keyfiyetten baska, yine Tuhfetül Muhtac sihibi, giyinmesi mekruh oldugunu açiklamistir. O sekilde giyinmesinden men edilmesi lazimdir. Çiyinmesi tarikatin adabindan oldugu rivayet edilmemistir. Taylasan hakkindaki bu iki keyfiyet, Tuhfetül Muhtac kitabinin Babü Salatül Havfi'den sonra gelen Faslül Libasi sonunda zikr edilmistir.
Seyh Muhammed El Hani ve oglu (Kuddise sirruhüma) Mevlana Halid (Kaddesallahü sirreh) saliklere erbsainiyat (kirk gün bir yere kapanip çile çikarmak) ile, bazi tarikat mensublari (Kuddise sirruhüm) arasinda meshur olan havet (yalniz basina kalmakla, ibadet etmek), adetlerin yapilmalariyla emr etmistir, dedikleri sözler ancak bazi kimselerden baska hiçbir kimse kendisinden rivayet etmemistir.
Bununla beraber, Üstad i azamin asitaninda bir hikmete binaen, bu adetin ismi yoktur. Sebebi de falan salik kirk günlükçilesinde oturdu, diye bununla söhret sahibi olur. Halbuki söhret afettir, denilmistir. Fakat bu adetin hakikati manen mezkur asitande vardir. Zira nefs ve seytani müride saldirmalari korkusundan, mürsid, müridin haberi almadan, halvette yapilan ibadetleri ona yaptirir. Hem de bu hususta mürsid, Sah i Naksibend'in (kuddise sirruh) makamlarina riayet etmis olur. Allah bizi ve sizi onun sirlariyla kutlayip, mütabeati üzerinde sabit eylesin!
Nitekim Herat Sultani Melik Hüseyin, Sah i Naksibendi'den (Kuddise sirruh) tarikatinizda zikre cehri ile sema, halvet var midir Diye ondan soruldugunda, hayir yoktur, diye cevab verdi. Sonra ya tarikatiniz nedir Diye sorunca, tarikatimiz, cevlette halvettir. Yani zahirde halk ile temasta bulunmak, batinda Hak tealanin manevi huzurnda bulunmaktir. Farsça beyit:
"Içten alim, arif ol! Distan Allah'tan ecnebi gibi ol! Bu güzel vasif dünyada az olur."
Her ne vakit sizden ayrilamk vaki olsa, hayal ve murakabemde bir gevseklik hasil olur, dedigin haletin sana hiçbir zarari yoktur. Çünkü mürid için, en mühim olan sey, mürdisidn emir ve nehiylerine imtisal etmektir.
Alauddin El Attar ile Muhammed El Ruci ve diger baskalari da (Kuddise sirruhüm) "müride, mürsidin emrinin imtisalinde çalismasi lazimdir. Zira dünya mükafat evi degil, ancak çalisma evidir. Öyle ise, dünyada amelde çalismak matlubdur. Ahiret gününde karsiligi çoktur." Demislerdir. Büyük hatmede oldugu gibi teveccühte toplanacak cemaat için, muayyen bir adet olmasi sart degildir. Belki tek bir kisiyle de olur.
Halk, bu tarikata dahil olmaktan igrenmelirini hayalinde bulundurma. Farsça siir:
"Her kim (Allah'in dergahina) gelmek isterse, ona gel! de. Kim gitmek isterse, git! de. Zira, bu dergahta kibir ve nazlanma bekçi ve kapici yoktur."
Perverde birinci mektubun cevabini göndermistir. Evinizin baska bir köye nakli isi ise, eger tarikat nisbeti için daha yararli ise, hiçbir mani yoktur. Isittigin bu talimatin istikametinde bulun!
Bundan sora, sana, Molla Mehmed Emin'e, halkiniza, selam eder size ve onlara dua ederek sihhat ve selamet bakimindan sizin ve onlarin durumundan sorariz. Allah, sihhat ve selamet verip, hastalik olmasin!
Bütün talebe ve tabilere selam ederiz. Sizin ve Mustafa'ya (Sallallahü aleyhi ve sellem) mensub seriata tabi olanlarin üzerine selam olsun! Salatin en iyisi, selamin en tamami, senananin en temizi de, Mustafa'nin (Sallallahü aleyhi ve sellem), alinin ve ashabinin üzerine olsun!
Bu mektubun yazisi bittikten sonra, Molla Ubeydullah'in ismiyle Üstadi azamin dergahindakilerin durumundan sonra, üçüncü mektubunuz da geldi. Bütün hamdler, Allah'a olsun. Hepsi de sihhat ve selamette dirler.
Üçüncü mektubda bazi kimseler diyorlar ki, bu yüce tarikata dahil olacak kimse kafir olur diye, beyan ettiniz. Ey kardes! Selefimizin zamanlarindaki halk ile durumlari da böyle iki. Sübehisiz Üstadi azamin hakkinda da zamanin ahalisinden bu sözün dedikodusu çogaldi. Fakat bilakis o söylenti, nisbetinin ta uzak ülkelere yayilmasina sebeb oldu. Lakin onun adeti. Allahü teala ondan razi olsun. Ne dili ne de kalbiyle onlarin sirlariyla kutlasin! Bahs etmek adetine devam ederdi.
Sen de üstadin yolunu takip edip adetinibirakma, halkin dedikodularina üzülme! Sana tavsiye edilen amellere devam et! Çünkü gerçekten sadati kiram, insana bal, su ve sirkeden müstesekkil olan iskencebin macunu gibi, maneviyat için yardimcidirlar.
Allahü teala, fendimiz Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) alinin ve ashabinin üzerine salat ü selam eylesin!
Molla Mehmed Emin, Mehmed Said, Fethilla, Dervis Muhammed, Muhammed Mahsum ellerinziden öper, duazinizi dilerler. Molla Halid, Molla Zahir, Farkinli Molla Hüseyin, keza buradaki bütün alimler, talebeler ellerinizden öper, duanizi dilerler.
Seksensekizinci Mektub
Yine mezkur halifesine, mürside mütabeatin faziletlerinin ve mütabeat ise, tasavvufun gidasi oldugunun, bu tarikatin fazileti mütabeat üzere kuruldugundan, muhabbetten mütabeat lazim geldiginin, sofularin bahs ettikleri bütün ahvalden maksud, mütabeat olup, lakin bir çok yüce hikmetlerden dolayi, onu basak tabirlerle açiklandiklarinin, rüyalar muteber olmayip ancak, onlarda, mürside mensub olan bazi seylerin görüldügü rüyalar, muhabbetinden haber verici olduklari için, muteber oldugunun muhabbetinden haber verici oladuklari için, muteber oldugunun ve o konu ile ilgili seylerin beyani hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Layiki olan bütün hamdler, Allahü tealaya mahsustur. Salat ü selam, Allah'in yaratiklarindan en iyi olan Muhammed'e (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün al ve ashabina olsun!
Bundan sonra, bu mektub, kutbu alem kaymakami (Radiyallahü anh) perverdesinden, en serefli, Allah yolundaki kardesi Molla Ahmed'e dir. Allah, onukendine yakin olanlardan eyleyip, onu, kendisin sevenlerin makamina ulastirsin!
Sihhatinizden ve hasret çektiginizden haber veren mektubunuz perverdeye ulasti. Hele seriati Muhammediye (Sahibinin ve alinin üzerine salat ü selam ve sena olsun!) mütabeatinizdan dolayi, gayet sevindi. Çünkü bu isten gaye muhabbettir. Bu tarikatin hülasasi ve mahbubiyet yoludur.
Imam i Rabbani (kuddise sirruh) buyurdular ki, Peygamber'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) mütabeatiyle kendini boyayan kimse, Allah'in (Celle ve ala) sevgilisi olur. Çünkü bir kimse, birini severse, onu sevenin süs gibi kendini süsleyip boyasiyla boyar. Nitekim bu alemde, böyle müsahade edilmektedir. Zira bu alemde mevcut olan bütün seyler alemi vücubun, yansitmalarindandir. Bu yüce tarikatin manevi yüksekligi, ve Allah'a en yakin olan yol olmasinin sebebi, temeli, parlak Islam seriatinin ve efendimiz Mustafa'nin (Ona ve aline salat ü selam olsun!) mütabeati üzerinedir. Bu nedenle, bu tarikat en saglam kulp olmustur. bu tarikatin reisinin (Kuddise sirruh, Radiyallahü anh) farsça buyurdugu;
"Her kim ki, bizim tarikatimizdan yüz çevirirse, dini tehlikelidir." Hayret, sonra hayret edilir ki, mütabeat vasfi, nasil az ve hakir görülür. Ondan kendisine az bir sey hasil olan kimse, nasil sevincinden uçmaz Bütün hayatini o nimete karsi, sarf etmez Ta ki, kendisinde mütabeat vasfi artarak külliyen kendisine mütabeat hasil olsun! Kurani Kerimde, "And olsun, sükr ederseniz, nimetinizi ziyadelestiririm." Buyurdu. Tam mütabeat muhabbetten ibarettir. Onunla tefsir edilmistir. Mütabeat iddia edip de Allah'in emr ve nehiylerine tabi olmayan kimse, kezzabdir.
Öyle ise, tecelliyatin zevk ve asklari, sana zahir olmazlarsa bile, mütabeata çalismaya devam et! Bütün vakitlerde o lazimdir. Bilhassa bu zamada daha fazla. Çalisirken istikamet hasil olup da muhabbet, haletler zahir olmazlarsa da, hiçbir zarar yoktur. Mütabeatin bir seyine zarar gelse, kendisine manevi kesif ve kerametler zahir olsa bile, yine sahibi ziyan etmektedir. O kesif, kerametler, onun için nimet degil, istidraç kabilindendir. Eger, muhabbet sana zahir olmasin istersen, nefsini ortadan at, yani kalbin, masiva ile hiçbir ilgisi olmayacak ki o vakit, muhabbetin zahir olmasi lazimdir.
Sofularin kelaminda zahir olan nisbet ve haletler, seriatin mütabeatindan ibarettir. Fakatn onlar, bir hikmete binaen, onu baska bir libas seklinde muhtelif tabirlerle belirtiyorlar. Ya baskalarinin kalbini Allah askina dogru celb etmek veya tilibin Allah yoluna hasreti ziyade olup, dolayisiyle taat ve ibadetteki çalismasi da artmak suretiyle, kendisine olgun bir mütabeat hasil olmasi içindir. Çünkü mütabeat bu üç seyle hasil olur.
A) Mütabeat keyfiyetinin bilinmesi,
B) Ona göre amel etmesi,
C) Niyetin halis olmasi, yani tapinmak için Allah'dan (celle ve ala) baskasini bilmemektir. Ki tarikattan maksat da bu üçüncü seydir.
Veya sofularin maksatlari, halleri halktan gizlemek içindir. Nitekim Allah'in zatina, sifatlarina hat, hal, fiillerine diye tabir ederler.
Ey kardesim! Bu vakitte çok çalisman lazimdir. Çünkü gerçekten sana bir çok faydalar saglanmasi bu çalismaya terettüp eder. Faydalarin hasil olmasi salikin zafiyetindendir, denilir. Çünkü bu tarikata mensup olan kimse, yaptigi amelinden dolayi Allah'dan (celle ve ala)baska bir sey göz önünde bulundurmamasi layiktir.
Bu fakir, sana selam eder. Üstad i azamin (Kuddise sirruh) ev halkinin durumlari ise, gördügün gibi degismemistir. Hepsi de sana selam dua eder, duanizi dilerler. Bahusus Molla Mehmed Emin, Molla Emin, Fethullah, Muhammed Mahsum, Sultan Veled, Cemalüddin, Molla Muhammed Selaim ile arkadaslari, selam edip, size dua ederek duanizi dilerler. Allah, mevlamiz Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) alinin ve sahabelerinin üzerine salat ü selam eylesin! Seyh Piroze selam edip, dünya ve ahirette saadetli olmasina dua ederiz. Kendisi parlak Islam seriatininmütabeati, sadati kiramin, Allahü teala yüce sirlarini kutlasin. Yollarinda sabitolmasi lazimdir.
Ektigin ekinleri kaldirincaya kadar köyünde ikamet edip, sonra bu asagi dünyanin takallübatina, ahvaline bakariz. Bu taraftan o hususta, bir karar hasil olunca, insallah size bir cevab gönderecegiz. Buradaki havadisler, tipki tarafinizdaki havadisler gibidir. Molla Ahmed, kardesi Haci Muhammed Emin ile Molla Mustafa'ya veköylerinin agasina selam ederiz.
Görülen her rüyanin itibari olmayip, ancak onda mürsidin, ev halki, onalar tabi olanlardan birisini veya ev halkini veya mürsidin bulundugu memleketinden olan birisi görülse, mürside olan muhabette delalet ettigi içinmuteberdir. Çünkü susuz olan kimse, rüyada su görür. Gördügün iki rüyalarda da sizin için bir müjde vardir. Ikincisi birincisinden daha aladir. Çünkü onda af müjdesi vardir. Allah, efendimiz Muhammed'e (Sallallahü aleyhi ve sellem) aline ve ashabina salat ü selam eylesin!
Seksendokuzuncu Mektub
Yine mezkur halifesine "dünya ahiretin mezrasi oldugunu", teveccühün bazi adabinin, halka ilmi ögretenlerin bazi sartlarinin ve uzaktakilere iletim tarzlarininbeyani hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, o Allah'a mahsustur ki, bizi buna kavusturdu. Eger, Allah bizi hidayet etmeseydi, kendiligimizden hidayete eremezdik. Salat ü selam evvel ve son halkin efendisinin, (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün alinin, ashabinin, zevcelerinin ve zürriyetinin üzerine olsun!
Bundan sonra bu mektub, yüksek kapi esiginin hizmetçisinden en serefli, Allah yolundaki kardesi Molla Ahmed'edir. Allah, onu dünya ve ahiretteki afetlerden selamet edip, onu kendine yaklastirarak temenni ettigi seylere ulastirsin!
Muhtevasi, birinci mektubun muhtevasinin hilafina olan ikinci mektubunuz hizmetçiye ulasti. Tehirin sebebini sihhat ve selametinizi bilmedgi için, mektub gelinceye kadar, izdirapta idi. Ülastiginda gönlü açilip sevindi. Çünkü, sihhat ve selamette olup ilim ögrettiginizi ve tarikati teblig ettignizi anladi. Ey kardes! Dünya, ahiretin mezraasidir ve baharidir. Öyle ise, akilli kimse, hasad zamani gelinceye kadar ekin isinde çalismak lazimidr. Onda ekin ekmeyen aziksiz kalir. Nitekim dünyanin ahvali böyle müsahade edilir.
Teveccühten evvel, kitab mütalla etmek, ders vermek hususundaki cevab: En iyisi o vakit onlarla mesgul olmamaktir. Belki o anda hayali rabita veya tarikata ait kitablardan birisiyle veya velevki refikasiyla bile olsa, mürsidden veya sadattan bahs etmekle, mesgul olmak layiktir.
Bahs ettigin Molla Ramazan ise, eger, halleri seriata göre dosdogru olup, tarikatin adabini bilerek, içine ziyade, noksanlik yapmaktan eemniyetli bir kimse, ise, senden uzak ise de, halkin talimini vermekle, ona emr et! Geceleyin tarikati, dua vaktinde de manevi teveccühü ögretsin!
Kardesiniz Molla Mehmed Emin'e ve baskasina, dostlara, talebelere ve size, Mustafavi seriatina tabi olanlara selam ederiz. O seriatin sahibine, aline ve sahabina salat ü selam ve sena olsun!
Doksaninci Mektub
Yine mezkur halifesine (Molla Ahmed'e). Onu seytanin hilesinden korkutmasi, müridlerle sevk ve muhabbetin zuhuru zamaninda magrur olmaktan korkutmasi, çünkü o isin hakiki faili Allah (celle ve ala) olup, vasita ise, sadati kiramin (Kuddise sirruh) himmetleri oldugu hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Salat ü selam, Allah'inmahlukatinin en hayirlisi olan efendimiz Muhammed('e, (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün aline ve sahabina olsun!
Bundan sonra, bu mektub, yüksek kapi esiginin hizmetçisinden Allah yolundaki en serefli kardesi Molla Ahmed'edir.
Allah, onu kendine dogru yönelen ve masivadan yüz çeviren kimselerden eylesin! Bu yüce Naksibendi tarikatinda – Allah sahiblerini, sirlarini kutlasin – sünneti seniyyeye tabi olmak, ruhsat ile, Allah'in razi olmadigi bidatlardan sakinmakla beraber, cezbe ve muhabbet lazimdir. Yani mahbubun (Allah'in) muradi ve emr eyledigi kasdiyla, seriatin mer eyledigi seyleri yapmak lazimdir. Asik olan bir kimse, sevgilisinin arzulagi seyi sevmesi, nefsinin arzularindan vaz geçmesi gerekir. Farsça siir:
"Iki kibleye yönelip, mahbuba dogru giden yoldan gitmek mümkün degildir. Ya dostu rizasi olacak, ya da kendi nefsinin arzusunda bulunmak lazimdir."
Bundan sonra bu taraftaki ev halki ile tabiler sihhat ve selamette olup, simdilik Cemalüddin'in dügünü ile, mesguliyet vaki olmustur. Allah, (celle ve ala) iyilik ve selametle bitirmesini rica ederiz. Bazi ev halki, Nursin'e gittiler. Sizin ve kardeslerinizin, yaninizda bulunan talebe ve dostlarim Mustafavi seriatina tabi olanlarin üzerine selam olsun! Mezkur seriat sahibinin, (Aleyhisselam) ashabinin üzerine de salat ü selam ve sena olsun!
Doksanbirinci Mektub
Yine mezkur halifesi olan Seyh Ahmed'e. Gördügü bazi rüyalar ile vakilarin tabirleri ve o rüyalar manevi ilerleme kabiliyetinin mevcudiyetine delalet ettiklerinden dolayi, Allah'in (celle ve ala) ihsanina sadat i kiramin (Kuddise sirruhüm) himmetine itimat etmekle bilfiil, mezkur kabiliyet hasil oluncaya kadar, taat ve ibadete çalismak lazim oludgu hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Hiç bir varlik yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam, mahlukatinin en hayirlisi olan Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) al, ashab, zevceleri, ensari ve muhacir olan halkinin üzerine olsun!
Bundan sonra, bu mektub, kutbu alem kaymakaminin (Radiyallahü anh) perverdesinden, Allah yolundaki kardes ve dostu, en serefli kardesi, Molla Ahmed'edir. Allah, onu afetlerden koruyup mukarrebun olanlarin zümresine dahil eylesin!
Sihhat, selametinizden ve Allah'a yalvarisinizdan haber veren sevimli mektubunz perverdeye ulasti. Dolayisiyle Allah'a (celle ve ala) hamdü sükr etti. Mektubda gördügünüz dört rüyadan, istigfar edisinizden bahs edilmistir.
Birinci rüya, sende, Peygamber'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) ahlaki ile muttasif olma, sünnetine tebaiyyet ve vilayet mertebesinde seyr etme kabiliyeti olduguna delalet eder. Öyle ise, o kabiliyetin, kuvvetten fiiliyete çikmasi için, çok çalisman lazimdir. Bununla beraber, yaptigin amellere kulak asmayip, yüce mertebelere ulasmak için, aziz ve cebbar olan Allah' itimat etmelisin. Zira rüyada, hatmede yaslanip okumak buna delalet eder.
Ikinci rüya ki, Seyh Abdülkahhar'i uzanip yan yatmis oldugunu görmeniz ise yan tarfa yaslanmak, dünyanin mesakkatinden kurtulup rahat ve neseye isarettir. Çünkü yolcu yolunu tamalayinca istirahat için yan yatar. Seyh Abdülkahhar, oglu için aglamasi rüya tabiri kitablarinda, beyan edildigi üzere, onunla sevinecektir, diye tabir edilir. Ama o rüyada senden sual sonramis ve ona cevab vermenle gülmesi, yukarida zikr edildigi gibi, sende manevi ilerleme kabiliyeti olduguna isarettir. Öylese ise, o kabiliyet kayip olmamasi için çalisman gerekir.
Üçüncü rüyanizda Molla Zahir ile talebeler okumak için köyünüze geldiklerini görmeniz ise, hakin senden yararlanacaklari ile tabii edilir. Yani sende yararlanma kabiliyeti mevcuttur. Onu fiiliyete çikarmasini Allah'dan (celle ve ala) rica ederiz. Mezkur rüyada gelen misafirlere, masraf edcek bir seyin olmadigini düsünmeniz, bu tarikatten maksud oldugu gibi, yaradilisça nefsini ve kemalat ile kabiliyetini görmekten ibaret olmalarini Allah'dan (celle ve ala) dileriz. Çünkü bu tarikatte bütün kemalat mertebeleri yüce Allah'dan olduklari insanin nefsi hiçbir kemale müstahak olmadigi, kulun istihkaki olmaksizin Allah (celle ve ala) onun hakkinda yaptigi bütün seyler, ancak Allah'in fazilet ve kereminden oldugu bilinmesi lazimdir. Nitekim Sahi Naksibendi (Kaddesallahü sirreh) farsça:
"Biz ortada fazlayiz." buyurmustur.
Dördüncü rüyaniz ise, Imam i Rabbani (Radiyallahü anh) rüyada görülen suyu, ilim ile hatta batina ilim ile tevil buyurmustur. Demek ki, bu rüyada kutbu azam ile Seyhi Ekber'lerin (Kaddasellahü sirreh ve Radiyallahü anh) himmetlerine, nisbetleri alemin etrafini büyük okyanuslar gibi çevirmesine isarettir. O tarafin halinden, oradaki tarikatin nisbetinden ve hakin tarikata dahil olup olmadiklarindan bahs etmedginize taaccüb ederim.
Bundan sonra perverde sana, kardeslerine, El Haci Emin'e, talebelere ve diger kardeslere selam eder. Ev halki ve burada bulunanlar da selam edip, dualarini dilerler. Allah'a hamd olsun, sihhat ve selamettedirler. Allah'in salat ü selami, efendimiz Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem), alinin ve ashabinin üzerine olsun!
Doksanikinci Mektub
Mezkur halifesinin (Seyh Ahmed)in köyü reisi Ibrahim Aga'ya Seyh Ahmed'e yardim etmesi ve diger çesitli hayir islere sebeb olmasina dair tesviki bahsinde olup, çünkü hayir islere yardim etmeye sebeb olan kimse, sevab bakimindan onu bilfiil yapan kimse gibi oldugu ve o konu ile ilgili meseleler hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, Allah'a mahsustur. Salat ü selam, Allah'in mahlukatinin hayirlisi olan Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün alinin ve ashabinin üzerine olsun!
Bundan sonra, Molla Ahmed gelip iyi ahlakinizdan bize haber verince, aramizda muhabbetin artmasina sebeb olamk üzere cenabiniza bir mektub yazmaya basladim. Zira malumunuzdur ki, Molla Ahmed'e olan iltifatiniz ve yardiminiz, Allahü tealanin muhabbeti ve yüce Allah'a yaklasmak ahirette sevab kazanmak arzusuyla oldugundan dolayi yüce Allah'a yapilan hizmet, ahirette insanin yükselmesine sebeb oldugu gibi, dünyasinin yükselmesine de sebeb olur. Çünkü bütün seyler, Allah'in (celle ve ala) iradesine baglidir. Malum ola ki, dostlara yapilan iltifat ve yardimlar, baskalar nazaran daha çok ve daha tamadir. Öyle ise, cenabiniza layik olan sey; köyünüzde Cuma namazinin kilinmasi icra edilmesi, halki bes vakitte namaz kilmaya sebeb olmaktir. Çünkü Peygamber'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) hadisi serifinde;
"Hepiniz çobansiniz, gözetmeniz ve iradeniz altinda olanlardan messulsünüz." Buyurmustur.
Hülasa: Her vakitte Allah'in razi oldugu seylere çalismak lazimdir. Hele bu zamanda daha ziyade çalismak gerekir. Çünkü daralmistir. Öyleyse Molla Ahmed gibi Islam dininin degerlendirilmesine sebeb aydin etmeniz, cenabiniza layiktir. Çünkü bir din talebesinin okumasina sebeb olan kimse, o ilmin dünya da baki kaldigi müddetçe, sevabi kesilmez, hatta bütün mertebede ecri dah evvelkinin on misli kadar tartar. Yardimci kimsenin dünya ve ahirette meshur olmasina sebeb olur. Sonra, size, çocuklariniza ve ev halkiniza dua eder, size ve onlara, Haci Muhammed Emin'e selam ederiz. Allah, efendimiz Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) alinin ve sahabelirnin üzerine salat ü selam eylesin! Bütün köy halkiniza selam ve dua eder, onlara Allah'in takvasiyla, ona ibadet etmeyi tavsiye ederiz.
Doksanüçüncü Mektub
Yine mezkur halifesini, taat, takva ve Allah'in emir ve nehiylerini halka teblig etmeye tesviki, nefsi emmare ile çok hilekar olan dünyadan korkutmasi, bunlarin bazi hallerinin beyani, bazi haletlerin zuhurundan magrur olmaktan ve haletlerden ucb hasil olmasindan, nefs ve seytanin tuzag oldugu için, kainatin havadislerine dalmasindan korkutmasi, belki o havadisten, imanin artmasina sebeb olmalari layik oldugu ve o konu ile ilgili meseleler hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, alemin Rabbine olsun! Salat ü selam, yaratiklarinin enhayirlis olan Muhammed'e, (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün al ve ashabina olsun!
Bundan sonra bu mektub alem kubu kaymakaminin perverdesinden, Allah yolundaki en serefli kardesi Molla Ahmed'edir. Allah, onu ayiblanacak seylerden muhafaza eylesin! Sizin ve yaninizda olan dostlarin üzerine selamdan sonra, Allah'in takva ve taatina, Allahü sübhanehü, razi olmadigi zahir ve batindaki seylerden korunmaya bu zamanda ondan daha üstün bir makam olmayi, mühim seylerden ve taatlardan olan Allah'in emir ve nehiylerini halka teblig etmeye sikica sarilin! Fakat bu teblig, ilkin bir an dahi olsa, bedenden ayrilmaya nefsi emmareye olsun! O nefsi emmare ki, Allah, sahibini mezkur nefsin serrinden muhafaza edip, Allahü sübhanehünün emrine itaatkar olup nefsi dogru yola girmis kimseden baska, bir an bile beden ayrilmaz. Lakinbununla beraber, o kimse, yine nefsi emmarenin serrinden emin olamaz. Zira nefsi emmare, sahibine günahlari taat seklinde gösterir. Bal içine zehir katar. Öyle ise, sahibine birseyin yapmasini veya yapmamasini içinde geçirdiginde , adam onu seriat ölçüsüyle ölçmesi lazimdir. Sayet dosdogruise, güzel. Degilse, onu kinayip, Ahmediyye seriatina – sahibinin üzerine salavatin en efdali, senalarin en tamami olsun- tarafina dogru çevirmesi gerekir!
Ilkin nefse yapilan bu tebligden sonra, halka, Allahü bübhanehünün emr eyledgigi seyleri, yapip nehiy eyledigi seylerden kendilerini korumak için olmalidir. Ancak teblig eden kimse, bunda da dikkat edip, gizli olan kalb hastaliklarindan korusun! Yine bundan kendine nasihat etmesini irade etsin! Hatta hlka sohbet ettigi vakitte bile ancak kendi nefsinden baska bir seyle hitab etmeyecektir. Yoksa o sohbeti kalblerde tesir etmez. Nitekim Hakk teala, Kurani Kerimde:
"Hem bana ne oldu ki, beni yaradan ibadet etmeyeyim ve ancak ona dogru döndürülüp gödeceksiniz." Diye buyurdu.
Yine teblig eden kimse, aladatici, hilekar olan dünya hakkinda korku üzere bulunsun. Çünkü dünya, insanlara gelinlerin süs ile süslenir. Lakin Allah'tan ebed bir tevfik ve kamil bir mürsidden ruhani bir imdat almis kimseden baska onun çirkinligine muttali olamaz.
Aziz kardes! Birçok zamanlarda manevi haletlerin zuhurundan gurur hasil olmasin! Zira onlar, çalismanizin mahsulu degil, ancak rabitadandirlar. Ölle ise, o haletlere taaccüb etmeyin! Fakat bu haletler, senden uzaklasinca veya taat ve ibadette sana gevseklik hasil olunca, üzülüp teessüf ediniz! Çünkü bu her iki sey de ancak nefsten peyda olurlar. Bundan dolayi, Allahü sübhanehudan af dileyin!
Su da tavsiye edilir ki, ey kardes! Gücün yettigi kadar, kendinizi bu zamanda yaygin olan dünya bahislerinden muhafaza edin! Kalbin manevi luzurunda bulunmasina çalisin! Çünkü dünyadaki bu günlük hadiseler, kulu, Allah'tan uzaklastirmak ve onu utandirmak için nefis ve seytanin tuzagidir. Onlara ladnmayip, her ne vakit bir sey isitirseniz, imaninizi onlaral takviye ediniz! Ta ki yakini bir iman hasil olsun! Zira dogru, emniyetli olan Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) o havadislerden bahisle "böyle böyle olacak" diye haber vermistir. Halbuki Peygamber (Sallallahü aleyhi ve sellem) ondan haber verdigi sey, bu zamanda safak gibi zahir olmustur. mürsidimiz hazretleri (kuddise sirruh) "zamanin sonunda hayatta kalacak kimsenin imani, kanini bir iman olur." Buyurmus ve bundan maksadi, mezkur seylerden ibaret oldugu umulur.
Bu vakitte halka yapilacak sohbet, dünyayi göz önünden sogutmakla olsun. Ki ahiret isi tatli olmasi ümit edilir. Çünkü dünya ile ahiret, iki kuma kadinlara benzer. Birisi, razi olunca, digeri darilir. Allah, bizi ve sizi kendi muhabbetine ve Resulünün (Aleyhisselam) muhabbetine muvaffak eylesin! Allah, onun alinin, ashabinin, dünürlerinin, ensari ve ona tabi olanlarin üzerine salat ü selam eylesin. Amin!
Doksandördüncü Mektub
Yine mezkur halifesine, Allah ile kendi arasinin islahi ve parlak Islam seriatina mütabeati hakkindadir. Allah o seriati kiyamete kadar devam ettirsin.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Kainatta hiçbir varlik yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin! Salat ü selam, yaratiklarinin en hayirlisi olan Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) alinin ve sahabelerinin üzerine olsun!
Bundan sonra bu mektub, Allah yolundaki dostu Molla Ahmed'edir. Allah onu, seriatin mutabeati üzerine sabit kilsin. Size dua ve selam edip, halinizden sual ederiz. Allah ile aranizi islah etmenizi seriatin mutabeati üzerine sebat göstermenizi tavsiye ederiz. Çünkü tarikatta matlub ve maksad da odur. Üstad i azamin ev halkinin durumundan sorarsaniz, Allah'a hamd olsun! Hepsi selamette olup yarisi Garzon'da, yarisi da Nursin'dedirler. Size tahsilatli bir mektub yazmasini istedikse de, fakat vakit dar idi. Sana selam olsun. Sultan Veled, Cemalüddin ve bütün talebeler ellerinden öper. Ve sana selam ederler.
Doksanbesinci Mektub
Bundan evvelki mektubda adi geçen halifesinin kardesi Molla Mehmed Emin'e. Dünya, ahiretin mezraasi olup, ondan bihakkin çalismayan kimse, öyle bir vakitte pisman olacak ki, pismanligi fayda vermeyecegi, Naksibendi tarikatinin bazi faziletleri dolayisiyla bazi adabiyle mesgul olmasinin layik oldugu, sürk etmek, Allahü tealanin nimetine ayak köstegi oldugu için ona tesviki ve o konu ile ilgili meseleler hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, Allah'a mahsustur. Salat ü selam Allah'in Resulünün, bütün alinin ve sahabelerinin üzerine olsun!
Bundan sonra bu mektub, yüksek kapi esiginin hizmetçisinden Allah yolundaki dogru, ona güvenilir kardesi El Haccil Haremeyn Molla Muhammed Emin'edir.
Sübhesiz, bahar mevsimi, kis mevsiminin bir mezraasi oldugu gibi, dünya dahi ahiretin mezraasidir. Baharda ekin ekip zahire tedarik ederek islerinde çalisip maisetinin esbabini hazirlayan kimse, sonradan binayi mahsul ile doldurup kista esenlik ve istarahatta bulunr. Böyle çalismayan kimse,kista hayrette kalip pismanlik fayda vermedigi bir vakitte pisman olacaktir. Çünkü artik mahsulü elde etme zamani geçmis olur. Nitekim denilmis ki, insan, sekerati mevt esnasinda iken, ahirette ki yerinin azab oldugunu müsahede edince, bir iki gün veya bir saat daha yasamasi için Azrail'e (Aleyhisselam) yalvarir. Azrail (aleyhisselam) oa, hayatinda bir çok gün ve saatler senin üzerinden geçti, ömrünün sonu geldigi için, artik yavarmanin, zelil olmanin hiçbir faydasi yoktur der.
Öyle ise, akilli kimse, Allah'a (celle ve ala) ulasan yollarda çalismasi lazimdir. O yollarin en yakini, Peygamber (Sallallahü aleyhi ve sellem) sünneti, ruhsat ve bidatlardan ve bir çok cahil sofularin yaptiklari hareketlerinden sakinilmasi üzere kurulan Naksibendi tarikatir. Bütün bu selerde çalismayan kimse, hiç olmazsa, hepisni de birden terk etmesin! Senin gibi kimseye mümkün oldugu zaman, rabita etmesi ve evraddan da bes bin çekmesi ve hacegan hatmesini yapmakla mesgul olmasi layiktir. Hicaz seferinde sana dedigim gibi, Molla Ahmed'in yaptigi taat ve ona hasil olan ecirde ortaksin. Bu sene Molla Ahmed'in senden çok memnun oldugnu görüyoruz.
Sunu da diyelim ki, madem ki Allah, sana Kabe'nin (Allah onun serefini ziyade etsin). Tavafi ve Peygamber'in – Allah ona, aline ve sahabelerine salat ü selam eylesin! – ziyaretiyle nimetlendirdi. O nimetlere kari sükr etmeyen kimse, nitemtlerin zevaline sebeb olur. Sükr nimetlere karsi sükr etmeyen kimse, nimetlerin zevlani sebeb olur. Sükr eden kimse, onu köstegi ile baglar, denildigi üzere, Allah'a (celle ve ala) sükr etmen lazimdir. Ki o sükr, salih amelleri layikiyla o nimetlerin sükrünün ifa edilemedigini bilmen gerekir.
Sizin ve akrabanizin ve köy halkinizin üzerine selam olsun! Bütün isler, kudretinin elinde olan Allah irade ederse, Molla Ahmed maarifle dolu olarak size dönecektir. Allah, efendimiz muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün alinin, ashabinin, zevcelerinin ve muhacirlerinin üzerine salat eylesin!
Doksanaltinci Mektub
Aslen Medineli olup, sonra Farkin'de mukim El Seyh Muhammed Sadaka'yadir. Ona karsi kendisinden vaki olan bazi hareketden dolayi özür diledigi, Peygamber'in ehli beyti büyük hürmete layik olduklari, onun ehli beytinin üzerine salat ü selamin ve senanin efdali olsun hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Kainatta hiçbir varlik yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam, yaratiklarinin en hayirlisi olan efendimiz Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün alinin, ashabinin, zevcelerinin, dünürlerinin, ensari, muhacir ve sahabelerinin üzerine olsun!
Bundan sonra,bu mektub, kusurlu ve kusurunu itiraf eden köleden efendisi, mevlasi olan El Seyh Muhammed Sadaka'yadir. Allah, bu fakire de duasini samil eylesin!
Bu fakir, hakkinizda son derece kusur yaptigini itiraf eder. Temiz sülaleden oldugunuz halde, size karsi nasil kusurlu olmasin Salat ü selam ve sena, özel olarak o sülalenin üstün olanlarinin, umumi olarak da digerlerinin, konsularinin üzerine olsun. O Peygamber'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) alinin üzerine de salat ü selam olsun!
Bu fakirin tasiratinin sebebi sudur ki, bir kitabda gördüagü üzere, seyyidlik davasinda bulunan bir kimse, Mevlana Cami'ye (Kuddise sirruh) gidip misafir olur. Mevlana Cami, o gece sevincinden ve ona hürmeten sabaha kadar yatmamisti.sonra adamin birisi ona o adam seyyid olmayip davasinda yalanci oldugunu haber verir. Mevlana Cami, Allah'a hamd olsun! Çünkü ben de ona ancak söyledigi yalani kadar hakkini verdim. Eger, davasi dogru olsaydi, hakkinda kusurlu kalacaktim, diye buyurdu.
Hakkinizda nasil kusurlu degilim ki, siz sübhesiz o temiz sülaledensiniz. Fakat en perisan bir hal ve huzursuz bir kalb ile, Bitlis vilayetinde, cenabiniz ve sohbetinizle müserref oldum. Simdiye kadar da, o mülakata ve cenabiniza karsi yapilacak hürmet hakkinin edasina muvaffak olamadigimdan hasret ederim. Iste mezkur kusurdan dolayi, bu fakiri afv etmeniz, cenabiniza yakisir. Zira kusurlari afv etmek saninizdir.
Fethullah ile annesinden memnun oldugunuzu isittim. Bundan dolayi, Allah'a hamd ve sükr ettik. Memnuniyetiniz, size karsi yapilan kusurun afvina, bize ve onlara dua etmenize sebeb olmasi umulur.
Sora, ellerinizden öperiz, cenabinizdan dua diler, yaninizda bulunanlara selam ederiz. Allah, efendimiz Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) alinin ve ashabinin üzerine salat ü selam eylesin!
Doksanyedinci Mektub
Bulanik ilçesi kaymakami Hüseyin Faik beye, ona bazi nasihatlar etmekte, Allah ve Resulünü (Sallallahü aleyhi ve sellem) sevmeye, emir ve nehiylerine ittat etmesine ve yüce devlete sadakatle çalismasina, vatandaslara karsi sefkatli olmasina dair tesviki, mübarek ramazani serif ayinin ve onda yapilan taatin faziletinin beyani ile o civarda bulunan bazi tibilerinin islerini yapmasina dair tesviki hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, alemin Rabbine mahsustr. Salat ü selam ilk ve son insanlarin efendisinin (Aliyhisselam) alinin, ashabinin, zevcelerinin ve zürriyetinin üzerine olsun!
Sonra bu mektub, yüksek kapi esiginin hizmetçisinden hamiyyetli, namuslu, güzel haslet ve iyi ahlak sahibi olan Bulanik kaymakamina, Allah, onu ve bizi, dogru yolda sabit eylesin! Onu ve ev halkini dünya ve ahiretin afetlerinden selamet eylesin! Mezkur hizmetçiye olan muhabbetiniz, size bu metubu yazmasina sebeb oldu. Çünkü sübhesiz biliyoruz ki, omuhabbetiniz, Allah'in (celle ve ala) rizasindan baska bir sey için degildir. Çünkü o hizmetçiden hiçbir fayda gelmez. Öyle ise, size Allah (celle ve ala) ile Resulü (Sallallahü aleyhi ve sellem) karsi muhabbeti her seyden daha ala ve üstün olmasi cenabiniza layiktir. Muhabbetin zuhuru mütabeat ile hasil olup, kulun Allah'a (celle ve ala) muhabbeti, o mutabeata terettüb eder. Nitekim Allah (celle ve ala) Kurani Kerimde: "Resulüm de ki, eger siz Allah'i seviyorsaniz, hemen bana tabi olun ki, Allah da sizleri sevsin!" diye buyurdu. Ekabirden bazisi, muhabbet itaat etmektir demislerdir. Yüce devlete sadakat, millete karsi sefkat Allah'a itaat etmekle olur. Kainatin rabbine yapilan is, nasil bu iki seyin üzerine terettüb etmez Öyle ise, salih amellerin yapilmasi sizin gibilere yakisir. Zira dünya ve ahiretin seadeti, salih amellere baglidir. Hele bu mübarek ramazani serif ayinda yapilan ibadetler. Çünkü bu ay hakkinda birçok hadisi serifler rivayet edilmistir. Nitekim sahabei kiram (Radiyallahü anhüm) demisler ki, Peygamber efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) Saban ayinin son gününde bize bir hutbe okuyup buyurdular ki:
"Ey insanlar! Gerçekten mübarek, büyük bir ay size yaklasti. Onda bin aydan daha hayirli olan kadir gecesi vardir. Allah, orucunu farz, gecesinde ibadet kilinmasini nafile eylemis oldugu bir aydir."
Alimler, gecesindeki ibadetin azileti, yatsi namaz ile sabah namazlarinin cemaatla kilinmasiyla hasil olur demislerdir. Daha sonra, Peygamber (Sallallahü aleyhi ve sellem) mazkir hadisin devaminda söyle buyurdu:
"Bir kimse o ayda bir hayi islemekle kendini Allah'a yaklastirsa, baska bir zamanda bir farz eda etmis gibi , bir kimse onda bir farz ibadeti eda ederse, baska zsamanda da yetmis farz eda etmis gibi sevab kazanir. O, sabr ayidir. Çünkü onda yemek yenmemeye sabredilir. Sabrin sevabi cennettir. Lütuf ve merhamet ayidir, onda müminin rizki artar. Her kim ki onda bir oruçlunun orucunu açarsa, günahlarina bir magfiret olup kendini cehennem atesinden azad eder ve orucunu açtigi kimsenin ecrinden bir sey eksik olmaksizin kendisine de o kadar ecir vardir." Bunun üzerine, meclisinde bulunanlar, ey Allah'in Resulü! Hepimiz, oruçlu bir kimsenin orucunu açacak bir sey bulamayiz, deyince Resulullah (Sallallahü aleyhi ve sellem):
"Allah, bu sevabi, tek bir hurma veya bir yudum su veya bir yudum süt ile bir oruçlunun orucunu açan kimseye de bu sevabi verir." Yine devamla Peygamber (Sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdular ki;
"Onda, dört hasleti çok taleb edin! Onlardan iki hasletle Rabbinizi kendinizden razi eder, diger iki hasletten vaz geçemezsiniz. Onlarla Rabbinizi razi edecek iki haslet: kelimei sehadet olan Eshedü en la ilahe illallah (Allah'tan baska bir Hak ilah olmadigina sehadet ederim.) söylemek ve magfiret dilemenizdir. Vaz geçemiyeceginiz diger iki hasletler, ise Allahü tealadan kendinize cenneti dileyip cehennemin atesinden ona siginmanizdir." Demek ki bu mübarek ayi ibadetle tazim etmesi ve gevseklik yapmamasi akilli kimseye vacibdir. Iste, cenabiniza benedn bir hediyyedir, kabul ediniz!
Bundan sonra, Molla Dervis fakir hal oldugu ve orda ikamet edecek bir yeri olmadigi için, Mahmudiyye kazasina gitmek üzere, bu fakirden izin istedi. Sonra kaymakam bey, beni oraya gitmekten men edip, geçen maasim ile ilerdeki maasimi verecegine dair söz verdi. Ve geçen ayin maasimdan da bana bes altin vermistir, dedi. Bunun üzerine ben, onu gitmekten men edip kaymakam bey verdigi sözüne muhalefet etmeyicektir, zira kendisi, mümkün oldugu kadar verdikleri sözlerini yerine getirdikleri kimselerdendir, dedim. Bizler, dünya ve ahirette feraha kavusmaniz için, sizlere dua etmekle beraber, sizin, Hasan Servet beyin, müftü efendinin, Davud aga, Abdülbaki efendi, Haydar efendi, Kahroman efendi, yaninida bulnanlarin efendimiz Mustafa'nin (Sallallahü aleyhi ve sellem) mütabeatindan ayrilmayan kimselerin üzerine selam olsun! Salavat ve senanin en kamil de Mustafa'nin (Sallallahü aleyhi ve sellem) alinin, ashabinin, zevcelerinin ve zürriyetlerinin üzerine olsun!
Doksansekizinci Mektub
Halifesi Seyh Mahmud'a, Haremeyn-i Serifeyn'den (Mekke ve Medine – Allah sereflerini arttirsin – ziyaretinden selametle dönmesi dolayisiyla onu tebrik etmesi, kabulü için dua ettigi, bu nimetin karsiligina dünya nimetinden daha ziyade sükr edilmesi lazim oldugu, en kamil sükrün beyani ve nimetler, Allah'in halis fazilet ve kereminden oldugunun bilinmesi. Sükr oldugu, kul kendine acz ve kusuru ikrar etmesi, hakkiyla sükür ifa etmedigi takdirde, insanlarin en günahkari oldugunu itiraf etmesi, tevfik ile ibadetin kabulü Allah'tan olup, kulun mali olmadigindan, kendine bir ucb ve sevab bilmesi hakki olmadigindan dolayi, hayr isleri yaptiktan sonra, Allah'tan magfiret dileyip Allahü tealayi yalvarmasi lazim oldugu ve bu konu ile ilgili meseleler hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, isleri kolaylastiran Allah'a olsun! Salat ü selam, ferah ve emniyet zamanina kadar, efendimiz Muhammed'in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) alinin, ashabinin, ezvacinin ve zürriyetinin üzerine olsun!
Bundan sonra, bu mektub, fakirlerin hizmetçisinden, Allahl yolundaki kardesi ve Allah'in dogru dostu, Allah'in yolunda çalisan sevgili Seyh Mahmud'adir. Allah onu, mukarrebeundan ve sevdigi zümreden eylesin! Allah'in evini – Allah onun serefini artirsin – ve muazzam Peygamberinin – onun, alinin ve sahabilerinin üzerine savatin en tamami, selamin en kamili olsun! – Ziyaretlerinedn selametle döndügünüzün haberi, hizmetçiye ulasti. Allah, her iki ziyareti de kabil edip, dünya ve ahirette seadete ulasmaniza ve hülasasi Zati Bari tealaya muhabbetten ibaret olan, yüce Naksibendi tarikatinin nisbetinie çalismak için eteklerinizi kaldirip hazirlanmaniza sebeb olsun! O, muhabbeti ki, sahibi nezdinde, artik izzet ve zillet gibi birbirlerine muhaflif olan sifatlar naziranda, müsavi olup izzet ve zilletin zarar ve menfaatina iltifat etmez.
Ey kardes! Hizmetçi gelmenizin haberini isitince, Allah'a hamd ü sükr etti. Çünkü bir dostun üzerine Allah'in nazil eyledigi nimeti, diger dostun üzerine de nazil oldugu demektir. Bilhassa büyük nimet olan uhrevi nimettir. Onadan baska dünya evi nimetlere iltifat edilmez. Öyle ise, bu nimete karsi, ziyadesiyle sükr etmeniz lazimdir. Kurani Kerim de: "Eger sükr ederseniz, size (nimetimi) arttiririm." Buyrugu buna kati bir delildir.
Malumunuz oldugu üzere, hakiki sükür, kul kendisine Allah tarafindan ihsan edilen bütün azasini teker teker neye yaritildigina harcamasidir. Mesela isitme duyu organini yaratildigi iste sarf etmektedir. Keza görme duyusu organini da. Bütün zahir ve batin kuvvetlerini de ayni sekilde sarf edip, yine Allah'in nimetine karsi sükür hakkini eda etmedigi için, azcini, kurusurunu itiraf etmesi vacibdir.
Rivayet edilmiski, Hazreti Davud, (Aleyhisselam) izzet sahibi olan Allah'tan, sen Adem'i (Aleyhisselam) kudretinle yarattin. Sonra ona ihsan ettin. O nimete karsi sana ne gibi bir sükr etti Diye sordu. Aziz ve celil olan Allah, benim onu yarattigimi daha sonra yaptigindan onu ettigimi bildi, diye buyurdu. Yani Adem (Aleyhisselam) Allah, onu yaratmasina ve afv etmesine dair kendisnde hiçbir sebeb anlamayip, belki o nimetler Allah'in faziletinden oldugnu bildi, diye cevab verdi.
Üstadi Azam, Demirci köyünde rahmetli baban (Kuddise sirruh) halife olduktan sonra, ilk mülakatta ona buyurdular ki, eger benden Helenze ahalisinden en çok günahkar olan kimdir Diye sorulsa, Molla Abdülkahhar ile beraberinde gelenlerdir, derim. Çünkü, Allah (celle ve ala) taat ve amel etme azmini kalyblerine atmakla, ona dogru ulastiracak yeri de gistermis, o yere gitmleri için de onlara kuvvet vermis. Onlar ise, bu nimetlere karsi, ona hakkiyla sükr etmemislerdir. Fakat Halenze'deki diger halka bu büyük nimeti vermedi ki, onlara bu sükür vacib olsun! Iste, bndan anlasiliyor ki, insan hayir isleri yaptiktan sonra, Allah'in (celle ve ala) cenabina layik olan bir sükür yapmadi. Bu da anlasildi ki, Allah'i taleb eden kimse, kendini ortada görmemek gerekir. Çünkü her sey Allah'in mali olup ona bir sey kalmamistir. Nitekim Üstadi Azam (Kaddesallahü sirreh) bir mektubunda insanin fazileti, sükür ve ibadet etmekledir. Halbuki her ikisi de Allah'tan olup, kabulü de ona aittir. Öyle ise, kendisine onlardan hiçbir sey kalmayip kendini begenmeye veya yaptigi iyi amellerin sevabini görmesine dair hiçbir sebeb yoktur.
Mezkur hizmetçi, size selam ve dua eder, sizden ve annenizden dua taleb eder. Muhammed Sefik ile ogullarinizin gözlerinden öper. Talabelere, komsulariniza ve tabilerinize, Mustafa'nin (Sallallahü aleyhi ve sellem) seriatina tabi olanlara selam eder. Mustafa'nin (Aleyhisselam) alinin, sahabelerinin, zevcelerinin ve zürriyetinin üzerine salat ü selam olsun.
Doksandokuzuncu Mektub
Sam vilayetinin Salihiyye mahallesinde mukim, seyhinin halifesi olan El Hac Hasan'in kardesinin oglu Abdülkudüs efendiye. Dünya ve dünya sevgisinin kinanmasi, Allah'a ulastirici yollar, canli mahlukatin alip verdikleri nefesler kadar olduklarinin, Naksi tarikatin esasi, sünnetin mütabeati, hatta azimetle amel edilip ruhsat ve bidatlardan korunmak üzere oldugundan, yollardan Allah'a en dogru ve yakin yol Naksibendi tarikati oldugunun beyani ve tarikatin icmalen izahi, onda en önemli olan sey, mürid, kendi mürsidine olan rabitasi, rabitanin nevileri ve faydasi, rabita hakka, dogruya muhalif oldugu tevehhüm edilip bazi kisir fikirli kimseler müskil kalmis olan bazi ekabirin dedikleri sözlerinin tefsiri ve o konu ile ilgili meseleler hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, alemin Rabbine mahsustur. Kurtulus, Allah'tan korkanlar, pismenlik, ondan gafil olanlar içindir.
Allah'in ismiyle baslarim. Kainatta hiçbir sey yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Sala tü selam, Allah'in yaraktiklarinin en hayirlisi olan Muhammed'e (Sallallahü alyehi ve sellem) bütün aline, ashabina, ensarina, dünürlerine, komsu ve tabilerine olsun!
Bundan sonra, bu mektub, yüksek kapi esiginin hizmetçisinden, Allah yolundaki kardesi, muhterem Abdülkudüs efendiyedir. Allah (celle ve ala) onusevdigi kimselerin zümresine dahil edip, Naksibendilerin (Kuddise sirruhüm) muhabbet sarabindan bir serbet, üzerine nazil eylesin!
Malumunuz olsun ki, mezkur hizmetçi ve gelip emeller kabesinin merkadinin ziyaretiyle – Allah bizi sakinin sirlariyla kutlasin – visal veteserrüfi vaki oldu. Bu ana kadar ne onun ne de kardeslerin bir üzüntüleri olmayip, hepsi de selamettedirler. Size ve olunuza, oradaki kardes ve akrabalarinizin hepsine selam edip hepsinden dua diler.
Sonra, ey kardes! Insan ya asagi çirkin olan dünyaya talibdir ki, çirkinligi hiç kimsece gizli degil. Hatta izahina ihtiyac olmayan iç indeki inkilaplar, degisiklikler, dolayisiyla netcesiz ve vefasizligi herkese zahir olur. Öyle ise, akilli kimse, Allah'in (celle ve ala) gazabina ugramamasi için dünyaya önem vermeyip,büsbütün düsüncesine dalmamasi lazimdir. Hatta hadisi serifte:
"dünya sevgisi bütün günahlarin basidir. " diye rivayet edilmistir. Mevlana El Seyh Abdullah El Dehlevi de (Kuddise sirruh) bu çümleye (her günahin basi küfürdür." Diye birlestirmis ve bu ii mudaddime mantik ilminin kuralina göre dünyanin sevgisi, küfürdür. Yani büsbütün Allah'i unutup da, gaye hep dünya olsa, insani küfre dogru sürükler, demek neticesini verir. Nitekim mevlamiz üstadimiz El Seyh Fethullah, (Kuddise sirruh) Allah, bizi ve sizi onun sirlariyla kutlayip ona tabi eylesin. Akilli kimse, mümkün oldugu kadar, dünyadan yüzünü çevirmesi lazimdir, diye buyurmustur.
Veyahut insan, Allah'a (celle ve ala) talibdir. Ki en doogru ve kuvvetli yol budur. O talebde bilinmak insan için dünya ve ahirette manevi bir yükseklik ve kiyamete kadar Allah (celle ve ala) ile Peygamber'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) nezdinde makbuliyet vardir. Allah'a (celle ve ala) diden yollar, pek çoktur. Hatta, canli mahlukatin alip verdikleri nefeslerin sayisi kadar oldugu denilmistir. Naksibendi olmayan, Imam i Gazali ile Ahmed Bin Hacer gibi imamlarin açikça dediklerine göre, en yakin ve dogru yol, Naksibendi tarikatina mensub olan büyük zatlarin seçtikleri yoldur.
Bu tarikatin binasi, sünneti seniyye ile, Allah'in muhabbeti üzere kurulmustur. Nitekim Hazret i Behaeddin Sahi Naksibend (Kuddise sirruh) vakia halinde, Hace Abdul Halik El Gucdüvani (Radiyallahü anh) ruhaniyyetinden muhabbetle emr olunmustur. Rivayet edilmis ki, bir gün, Behaeddin'e (Kuddise sirruh) seni ne gibi bir seyle taniyalim Denildiginde, "sünnete tabi olmamla" diye buyurdu.
Iste Sah'in (Kuddise sirruh) buyurdugu bu sözü, tarikati, sünneti seniyyeye mütabeat etmekten basak bir sey olmadigina dair ne kadar kuvvetli bir delildir. Çünkü bilinip taninmasina ancak mütabeate hasr etmistir. Öyle ise, tarikatini arzu eden kimse, mutlaka, Peygamber'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) sünnetine tabi olmasi dinde bidat ve ruhsat olan seylerden zayif olan kavillerden kendini muhafaza etmesi lazimdir.
Hace Muhammed Parisa, Risaletül Kudsiyye kitabinda Sah i Naksibend'den (Kuddise sirruhüma) rivayetle, buyurdugu sözlerinin hülasasi: Evliyadan bazisi, insanlarin faydalari için, dindeki ruhsatlarla amel ederler. Gerçi onlarin yaptiklari bu hareketlerin bir meyavasi, faydasi oldugu dünülürse, fakat o meyva tahakkuk etmeyip nihayet o meyava agaci kurur.
Öyle ise, Sah'in tarikatini arzu eden kimse,mezkur agaç yesillenip meyva vermesi için, parlak Islam seriatindan, hatta seriattaki azimetle amel etmekten ayrilmamasi gerekir. Naksibendilerin tarikati, tafsilen sayilmayacak kadar ise de, icmalen üç seyde hasr edilmistir. A) gizlice zikri Celal (Allah) kelimesi veya kalb ile kelimei tevhidi (La ilahe illallah) deyip zikr etmek. B) Sohbet etmek, (Allah ve resulü ile tarikatinbüyük zatlarindan halka bahs etmektir.) C)Mecaz insani hakikata ulastirma köprüsü oldugu düsüncesiyle, evvela rabita etmek vacibdir.
Rabita, mürid, kendi müsridinin simasi hayaline getirmekten ibarettir. Fakat rabitanin kisimlari çoktur. Hülasa olarak ya ihlas üzere yapilan rabitadir. Ki mürid manevi afetlerden kurtulusunu mürsidin mütabeatinde oldugunu, onda fani olmasi için kapisindan baska onun için bütün kapilar kapali oldugu, hatta ne kapali ne açik olarak onun için o kapidan basaka, hiçbir kapi olmadigina dir düsüncesidir.
Veya muhabbet yolu ile yapilan rabitadoird ki, ta ki mürsidinde fani olup ondan baska hiçbir kimesey karsi ne muhabbetini, ne de bugzunu his etmeyip mürsidini, nefsindeny malindan, canindan, çoicugundan daha sevimli olmakla beraber, simasini hayaline getirmek demektir.
Veya teslim yolu iledir. Ki mürid, mürsidini hayaline getirmekle onda fani oluncaya kadar; emrine itaaat edecegini yani mürid kendini ona karsi, yikacyici ellerindeki ölü gibi oldugnu haval edip düsünmesidir. Nitekim rabitanin bu kismini Üstadi Azam (Kuddise sirruh) bazi tabilerine gönderdigi bazi mektublarinda en tamam ir tafsil ile beyan eylemistir. Gavsi Azam – Allah bizi onun sirlariyla kutlasin – müridden ilk sorulan sey, rabitadir, diye buyurmustur. Hace Übeydullah El Ahrar da (Kuddise sirruh) Farsça söyle buyurmus: "Rehberin gölgesi (ona tabi olmak) zikri hakten iyidir. " Bu kelamini Imam i Rabbani'nin oglu Hace Masum (kuddise sirruhüma) söyle tefsir etmistir. Yani Rabbin azameti ve nezaheti bakimindan kul ile Rabbin arasinda hiçbir münasebet yok ki kul, Rabbinden (celle ve ala) istifade edebilsin. Öyle ise, kula, iki cihetli: beserriyet ve mukaddesiyyet cihetleriyle muttasif olan bir vasita lazimdir. Ki dolayisiyle Allah'tan manevi bir istifade edebilsin, demektir. Daha sonra demis ki, rabitadin maksad, zahiri islerde de olsa, mürid ile mürsidinin arasinda münasebet hasil olmak içindir. Çünkü her ne kadar münasebet artarsa, daha çok ondan feyz almis olur. Sebebi, gerçekten rabita zikri Hak'tan efdal oldugu için degil, belki hadis olan kul ile kadim olan Rabbin arasinda münasebet olmadigi cihettendir. Nitekim :
"Toprak, makliklerin maliki ile ne münasebeti vardir. " denilmistir. Mevlana Cami (Kuddise sirruh) farsça bir beyitinde demis ki:
"Yazi tahtasinda, ilkin elif, be, te harflerini okumadikça nasil Kuran dersini okursun " yani likin alfabe harflerini okumazsan, Kuran dersini okumaya kudretin yoktur. Ahmed El Cezeri'nin "Talib kü hate fursat muhiet linik harama. Minumri nuhi nini saki ver bilez hos." (Allah'a talib olan kimse firsat bulunca, çalismayip mühlet vermesi kendisine haramdir. Benim için Nuh Peygamber (aleyhisselam) gibi uzun ömür yoktur. Öyle si,e asik olmam için, Ey ask sarabinin dagitici! Bana dogru acele gel! dedigi gibi, çalismaya mühlet verilmemelidir. Iste bunlari unutma. Bundaki nasihat kafidir. Sayet oradaki arkadaslarinizin tarikata istiyaklari oldugunu bilirsen, bu mektubu onlara göster, okut! Ve benden onlara selam söyle! Darülhadisteki muhaddis Seyh Bedruddin'den bizim için duasini taleb edip bizden ona selam söyle! Allah, halkin hayirlisi olanin, karanligin yildizlari ve Peygamberin sünnetinin kaynaklari olan alinin ve ashabinin üzerine salat eylesin!
Yüzüncü Mektub
Seyh Abdülkahhar oglu, halifesi Seyh Mahmud'a, Allah'in muhabbetine tesviki, muhabbetin bazi meyvasi ve faidesi, dünya ve dünyadaki seylerin yaratilisindan maksad muhabbet oldugu ve sadatin adetleri, adetlerin büyükgü oldugundan, - Allah, bizi onlarin sirlariyla kutlayip derya gibi nurlarindan üzerimize bir nebze nazil eylesin – adetlerine muvafik olan bazi maslahatlarin ve konu ile ilgili meselelerin beyani hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, kendisinden korkanlara, kurtulusu veren Allahü tealaya mahsustur. Salat ü selam ilnk ve son insanlarin efendisinin, (Sallallahü aleyhi ve vellem) bütün alinin, ashabinin, zevcelerinin ve zürriyetinin üzerine olsun!
Bundan sonra, bu mektub, alem kutbu kaymakaminin (Radiyallahü anh) perverdesinden, Allah yolundaki kardesi ve dostu, sevimli Seyh Mahmud'adir. Allah, onu nezdinde makbul olanlardan eyleyip onu ayiplayici seylerden muhafaza eylesin! Ona çalisilmasina ve onda hayat sarf edilmeye layik olan sey, Mevlanin (celle ve ala) muhabbetidir. Çünkü onda çalisan kimse, pisman olamaz. Dolayisiyla gözleri görmedigi, kullari isitmedigi hiçbir insanin hatiran gelmedigi seyi onlar. Misra;
"Onu (sevgiliyi) çok meth eden kimse, onun iyi özelliklerini idrak etmez." Öyle ise, bu dünyayi onun husulüne vesile etmek lazimdir. Zira dünya Allah'i sevmek ve bilmek için yaratilmistir. Nitekim hadisi kudside: "Ben (Allah), gizli bir hazine idim. Bilinmemi sevdim. Beni bilmeleri için halki yarattim." diye buyurmustur. Allahü teala da Kurani Kerimde "Insan ve cinleri ancak bana ibadet etmeleri için yarattim." (El Zariyat suresi, ayet:26) diye buyurdu. Farsça;
"Iste sana maksud olan hazineden bir alamet verdik."
Bundan sonra,bu sonbaharin erken bir vaktinde, her iki çocugumuzun arasinda tesebbüs ettigimiz alakanin en yakin bir zamanda tamamlanmasini (evlendirmelerini) isteriz. Bazi ev halkimizi feyzlerni varid oldugu yere, yani Üstadi azamin merkadina yakin olan yere (Nursin'e) nakl etmek arzusunda oldugumuzn için gerçi evladimizdirlar. Fakat, halkin örf ve aditini terk etmeyiz. Ve üstadi azamin adetinden de disari çikmayi da sevmeyiz. Çünkü sadatin adetlerin ulusudur.
Size selam edip duanizi diler, size ve çocuklarinza selam ettikten sonra, size dua ederiz. Bütün talebelre selam eder, annenizden dua taleb ederiz. Sözümüzün evvelinde ve sonunda Allahü teala, efendimiz Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) alinin ve ashabinin üzerine salat ü selam eylesin deriz.
Yüzbirinci Mektub
Yine mezkur halifesi Seyh Mahmud'a, bazi dostlardan sadir olan kusurlari, insanin gaflet uykusundan yunamasina sebeb olup Allah'a karsi sevgi ve yakinligin artmasina ve Allah'a siginmanin kemaliyetini ve insan varliginin ortadan manen mahv olmasina sebeb oldugunun, bütün islerde, inasan, agir basliliktan, temkinden ayrilmadan dedikoduya dalmamasi gerektignin beyani ve bu konu ile ilgili meseleler hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, alemin Rabbine mahsustur. Salat ü selam, Allah'in Resulü ile, alinin ve ashabinin üzerine olsun! Bundan sonra, bu mektub, Allah yolundaki kardesi, dostu Seyh Mahmud efendiyedir. Allah onu belalardan selamet eyleyip mukarrebun dileklerine ulastirsin. Fethullah ismiyle gönderilen mektub, bu fakire ulasti. Ona baktiktan sonra, sizin ve kendisi için, yüce Allah'a siginmasi, yalvarmasi artti. Gaflet uykusundan uyandiginiza dair Allah'a hamd etti. Umarim ki, Allah bu haleti kendisine (celle ve ala) yaklasmaya, sevgisinin artmasina, onu bazi kimselerden sadir olup da Allah'a (celle ve ala) ziyadesiyle siginilmasina ve yalvarilmasina sebeb olan seylerden eylesin! Ta ki bedeni, manen varligi ortadan mahv olup yerine ondan hiçbir sey gelmeyen adem vasfi zahir olsun ve insandaki bütün kemalat Allah'tan oldugu anlasilsin.
Bundan sonra bu fakir, bize hediyeniz olan kerimenizden gayet razidir. Onda soyluluk ve asaletin alameti belirmektedir. Allah'dan (celle ve ala) onu malumumuz olan seylere mutabik eylemesini dileriz. Akilli olan kimse, her seyde düsünerek, ondan kendisine iyi bir hisse almasi gerekir. Kadin cihetinden bu akrabaliktan alacak olan hissesi mücerred dedikodulara kulak vermeyip, belki sakin ve agir basli olmasidir. Bir defa bir is için, Üstadi azamin hlaifesi ve katibi, benimle konustu. Hiç düsünmeden sonramadan ona tesbbüs ettim. Sonra pisman oldum. Bu nasihatimi aklinda tut! Size, evladiniza ve talebelere, duadan sonra, elam eder, siden ve onlardan bize dua etmenizi diler. Annenizin de duasini taleb ederiz. Allah, efendimiz Muhammed'in, (Sallallahü alyehi ve sellem) alinin ve ashabinin üzerine salat ü selam eylesin!
Yüzikinci Mektub
Yine mezkur halifesine: Dünya gerçi, bütün zahiri istirahat sebebleri, bir kimseye hazirlamissa da, onun için istirahat yeri olmadigi, ancak kalbin Allah'a (celle ve ala) rabt edilmesinde esenlik oldugununbeyani ve bu konu ile ilgili meseleler hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Kainatta hiçbir varlik yok ki onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam, Allah'in mahlukatinin ven hayirlisi olan, efendimiz Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün alinin üzerine olsun. Bundan sonra, bu mektub, Allah yolundaki kardes ve dostu muhterem Seyh Mahmud efendiyedir.
Haleb'e gittikten ve basiniza gelen müsibet ve mesakkate karis Allahü teala, size sabir, evladiniza da selamet versin, deriz. Dünya gözünmüde soguyup onda rahatlik olmadgini anladir. Zira Allah (celle ve ala) zahirde esenliginize sebeb olan seyleri size hazirladigi halde onlar mesakkat eziyyet ve rahatsizliginiza sebeb oldular.
Öyle ise, akilli kimse, kendi nefsinde düsünüp, kalbi aziz ve celil olan Allah'a taallukunda esenligi oldugu sevgi ve muhabbete ancak o layik oldugu, nasivasi (Allah'tan baskalari) insana sevgiyi zihar etseler de, kendisine düsmanlarin en düsmani ve vefasizlikla muttasif olduklarini bilmelidir. Bunun için, oglum Ahmed'in – Allah kendisine layik olan bir rahmetle, ona rahmet eylesin – vefat haberini isittigimden sonra, ona bir hediye olarak tehlil hatmesini okumaya basladim. Okunmasi hakkinda varid olan haberlere göre, gerçi, bunu kimseye ifsa edilmemesi makbul ise de, fakat senin ve annenin kalbini teselli etmek maksadiyla, tehilil hatmesini okudum diye açikladim.
Ziyaretten sonra, eziyet çektiginizi isittim. Dünya esenlik yeri olmadigi, ferah ancak aziz ve celil olan Allah'a kavusmakla hasil oldugunu bilmenizle, o eziyetleri kolaylastirsin! Selamet ve senlik içinde ol!
Kerimeniz Cemile tarafindan üzüntünüz olmasin! Çünkü o bizce gayet makbul olan seylerdendir. Kizi da selamettedir. Sizin tarafiniza gelmeye kudretimiz olsa, insaallah tesrini sani (Aralik ayi)nda gelecegiz. Yoksa gelemeyecegiz. Çünkü gayet zayifiz. Muhammed Masum, Muhammed Baki, Cemaluddin Ahmed size selam edip ellerinden öper, duanizi dilerler. Allah, efendimiz Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) üzerine salat ü selam eylesin!
Yüzüçüncü Mektub
Yine mezkur halifesi olan Seyh Mahmud'a: Bu zamanda Allah'in rizasina çalismak, seriat yolunda yürümek ve ne sekilde mümkünse onun halk arasinda icrasina çalismak gerektiginin beyani ile bazi nasihatler hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Kainatta hiçbir varlik yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam, Allah'in yaratiklarinin hayirlisi olan efendimiz Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün alinin ve ashabinin üzerine olsun!
Bundan sonra bu mektub, Allah yolundaki kardesi olan Seyh Mahmud'adir. Allah onu afetlerden selamet eyleyip, ona uzun ömürler versin!
Kul, Allah'in rizasina çalismasi, Peygamberinin (ona, aline ve ashabina salat ü selam olsun) seriati yolunda bilhassa bu zamanda gitmesi lazimdir. Çünkü bu zamanda seriatin akeametleri yikilip, mahv olmustur. yerlerine beseri ve tabii bulanik arzular zahir olmustur. allah, bizi ve sizi onlardan kurtarsin! Evvela insan bizzat nefsini islah etmeye, saniyen onlardan kurtarsin! Evvela insan bizzat nefsini islah etmeye, saniyen ki uka kallerle de (söylentiler) olsa, onu halk arasinda icra etmeye çalismasi lazimdir. Bundan sonra sunu tavsiye ederim ki, kendisinden gasben alindigi mali için, Molla alaüddin, tarafiniza geldi. Çünkü mali gasb eden kim oldugu alametleri belirmistir. Ne sekilde mümkün olursa olsun, malini çikarmaya gayret etmeniz gerekir. Çünkü kendisi de, ev halkimizdan olup, Üstadi azam (Kuddise sirruh) ile tam alakasi vardir. Sizin ve ev halkinizin sihhatinden sorariz. Esinizin hastaligi gitti mi Size dua ve validenizden dua talek ettikten sonra, size, evladiniza, meclisinizde bulunan talebe ve diger kimselere, Mustafavi seriata tabi olanlar selam olsun! O Seriat sahibinin ve alinin üzerine de salat ü selam ve sena olsun!
Yüzdördüncü Mektub
Yine mezkur halifesine, bütün islerde ve serlerin def edilmesi hususunda, safi bir kalble zahir ve batin olarak, isi Allahü taealaya havale edip, sadati kiramalara (Kuddise sirruhüm) siginmasinin lazim oldugu beyani ve o konu ile ilgili meseleler hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Kainatta hiçbir varlik yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam, efendimiz Muhammed'in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün alinin, ashabinin, zevcelerinin, ensari ve dünürlerinin üzerine olsun!
Bundan sonra, bu mektub, Allah yolundaki kardesi mhterem el Seyh Mahmud efendiyedir. Allah, onu temenni eyledigi seylere ulastirsin! Amin! Molla Muhammed Emin anmiyla gönderilen mektubunuz bu fakire ulasti. Ona bakinca, büyük bir hayrete düstü. Isi, yüce Allahü teala ile Resulüne (Sallallahü aleyhi ve sellem) ve Naksibendi sadatlari (Kuddise Sirruhüm) ve Üstadi azama (Radiyallahü anh) havale etti. Durum böyle iken, o belalar ve haksizliklar size degil bize yapilmis demektir. Sen hiç sikilmadan, tefekkür etmeden evinde sakin ol! Ki, bu, zahirde hiçbir müdahalemiz olmadan bütün isler yüce Allah (celle ve ala) Resulüne, (Sallallahü aleyhi ve sellem) sadati kirama ve Üstadi azama havale olmus olsun. Nitekim hakikatte de durum böyeledir. Onlar, fesatlarin serlerinin define kafi olup, onlardan baska kimselere siginilmaya ihtiyaç yoktur ki, bu hususlarda onlara ortak olsun. Yardimci, koruyucu ve dostlari aziz, düsmanlarini zelil edici, ancak Allah'tir. Umarim ki, o zalimin yaptigi bu zulmü, isinin son olacagina sebeb olup ta ki, Allah sizi ve baskalarini da onun serrinden muhafaza edecektir.
Bilinmelidir ki, insan isini Allah'a havale etmesi, ancak safi bir kalb ile olur. Söyle ki, kalbine hiçbir sey vak olmadan o havale ile mutmain olmaktir.
Allah seni evladini ve ev halkini o zalimden ve zamanin hadiselerinden muhafaza eylesin! Allah efendimiz Muhammed'in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) alinin ve sahabelirinin üzerine salat ü selam eylesin!
Yüzbesinci Mektub
Pencinara asireti reisi olan Cemil agaya. Onu Allahlik kimselerin ve sadati kirama mensub olanlarin kalblerini kirmasindan, sadati kiramin (Kuddise sirruh) mensublarina karsi olan gayretlerinden korkutmasinin beyani, o konu ile ilgili meseleler hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, Allah'a mahsustur. Salat ü selam, Allah'in Resulünün (Sallallahlü aleyhi ve sellem) alinin, sahabesinin, zevcelerinin ve ensari sahabelerin üzerine olsun!
Bundan sonra bu mektub, yüksek kapi esigi hizmetçisinden Pencinara asiret reisi Cemil agayadir. Allah, onu islah eylesin! Senin hizmetçilerinden Seyh Mahmud hakkinda sadir olan hadiseyi halkin agzindan isitti. O hadise senin için korkulacak bir sey oldugunu anladim. Aramizdaki eski dostluk münasebeti dolayisiyle seni gaflettin uyandirmak için, bu mektubu yazdim. Sayet halkin dedigi sey dogru ise onun izalesine ve Seyh Mahmud'un gönlünü hos etmeye çalis! Yoksa, sadat (Kuddise sirruhüm) maneviyatlari cihetinden basina bir sey gelmesinden korkariz. Çünkü Seyh Mahmud, onlara mensubdur. Ve gayretleri tamdir. Bildigimiz üzere, onlardan hele Üstadi azamdan daha gayretli olan kimse yoktur. Ben onlaradn sana olan gazablarina karsi ne zamana kadar kalkan olacagim Onlar gayrete gelince, vuruslarindan ya kalkan kirilir, veya kalkan onlar ile senin aradan kirilmasina razi olmadigi için ortadan çikmasi lazimdri. Eger kendine ve evladina selamet isterseniz. Seyh Mahmud'un kalbini hosnut et! Selametine sebeb olmak için, hakkinda kalbini kiracak seyleri yapma! Seni için hakikatina ikaz ettim. Eger ben sana dost oldugumu bilip, sana mektubda yazdigim seylere inanirsan, onun içindekilerle amel et! Yoksa, artik tarafimizdan sana bir sey yok. Is sana havale edildi. Bunula beraber, Seyh Mahmud agalardan degil ki, onun kalbini aldiginda zahiren halk arasinda senin izzeti nefsini zedeliyecek bir sey gelsin. Belki onun hakkinda ne kadar iyilik etsen, uzak ve yakin halkin arasinda senin için ber methdir, sereftir. Vesselam. Allah, efendimiz Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün alinin, ashabinin, zevcelerinin, ensari, dünürlerinin ve zürriyetinin üzerine salat eylesin.
Yüzaltinci Mektub
Mezkur halifesi Seyh Mahmud'a iki talebesinin vefati için taziyesi ve bazi maslahatlar hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Kainatta hiçbir varlik yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam, Allah'in mahlukatinin en hayirlisi Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün alinin ve sahabesinin üzerine olsun! Bundan sonra bu mektub, alem kutbu kaymakaminin perverdesinden, Allah yolundaki kardesi El Seyh Mahmud'adir. Evvela size selam eder, annenizin duasini dileriz. Sihhat ve selamet bakimindan ahvalinizden sual ederiz. Köyünüzün hatta talebelerinizn içine hastalik vaki oldugunu ve talebelerden ikisinin öldügünü isittik. Vefat edenlerin cihetinde Allah, sizlere hayir ecirler verip size ibret verici musibet eylesin! Azametine göre onlara rahmet eylesin! Sonra ahvalinizden beyan edecek mektubunuzn göndermesini terk ettiginiden taaccüb ederim. Diyecegim bu kadar.
Bundan sonra, o civardaki köylerden birisine Molla Abdülhamid'i yerlestirmeniz mümkün ise, onu iskan etmeniz iyidir. Çünkü fakirdir, barinagi yoktur. Talebe ve yaninizda hazir olanlara selam ederiz. Emin ellerinizden öper. Cenabinizdan dua taleb eder. Size, bütün ev halkimiz, ulema ve talebeler ile birlikte Allah'in hamd ve minnetiyle sihhatte olup bizdeki ahvalin iyi oldugnu haber veririz. Hidayete tabi olanlarin üzerine selam olsun!
Yüzyedinci Mektub
Aziz oglu Molla Fethullah'a, Islam seriatinin meselelerini halk arasinda mümkün oldugu kadar icra etmek herkesin üzerine vaceb oldugu hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Kainatta hiçbir sey yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam Allah'in mahlukatinin en hayirlisi, efendimiz Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) bütün alinin ve sahabesinin üzerine olsun!bundan sonra, bu mektub, alem kutbu kaymakaminin perverdesinden en aziz veledi, kalbinin meyvesi Molla Fethullah'adir. Allah, ona hayir ve salahat kapilarini açsin! Size, Mollaya, Muhammed Mahsuna'a selam eder, sihhat bakimindan halinizden sual ederiz. Devamli sihhatta olup, hastaligin olmamasini dileriz.
Nist köyünden olup, mektubu getiren Ibrahim'in davasini hal etmen lazimdir. Çünkü mümkün oldugu kadar seriat meselesini icra etmek gerekir. Allah, efendimiz Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) alinin ve ashabinin üzerine salat ü selam eylesin! Ücretiniz duadir.Alem kutbu kaymakaminin perverdesi.
Yüzsekizinci Mektub
Molla Hasan'a. Allah 'a muhabbet ile sünneti seniyyeye mütabeat, insani matlubuna ulastiranlardan oldugun, bu yüce tarikat da salike su iki seyden, birisi: ya kabul veya visal lazim oldugu, mürsidden sureten uzakklasma, feyz ve diger manevi seylerin istifadesine, mani olmadiginin beayani hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler Allah'a olsun, muhabbeti kendisine ulastirici yollarin en yakini edinmistir. Salat ü selam mahbubiyyet makamiyla müserref olan efendimiz Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) tebaiyetine haiz olan alinin ve ashabinin üzerine olsun!
Bundan sonra, bu mektub, yüksek kapi esiginin hizmetçisinden, en güzel din kardesi olan efendimiz Molla Hasan'adir. Allah, onu nezdinde makbul olanlardan eylesin!
Ondan muhabbet kokusu duyulan mektubunuz hizmetçiye ulasti. Içindeki manalari anladiktan sonra, gayet sevindi. Çünkü – onun, alinin ve ashabinin üzerine salvatlarin efdali, senalarin en kamili olsun – efendilerin efendisinden rivayet olunan hadislere göre, Allah'a olan muhabbetten daha üstün hiçbir sey ve ondan daha yakin bir neseb yoktur. Nitekim Ibnul Farid bir beyitinde: "Sevgilim ile aramizdaki sevgi cihetinden olan akrabalik, ask kanununda, ebeveynimin cihetinden bana olan akrabaliktan daha yakindir." Demistir. Nasil böyle olmasin ki, Allah'in muhabbeti, seytanin insanlara karsi yaptigi sapiklaiginin vasitalarini ve hekimler tedavisinden aciz kalan nefsin hastaliklarini keser. Kalbi muhabbet atesiyle yakilip ta ki, Allah'in aski kalbinin noktasina vasil olmus kimseye ne mutlu. Intihar ve yücelik, muhabbet ahlakiyla müserref olanidir.
Ey kardesim! Fikih kitablarinin beyanina göre, Allah (Celle ve ala) marifetini kullarinin üzerine vaceb edip, farzi ayn olanlardan eylemistir. Öyle ise, aklli kimse, o marifetin husulüne çalismasi lazimdir. Tahsili için tasavvuf erbabi bir çok esaslar, yollar kurmus, o yollarin en yakini Naksibendi tarikatidir.çünkü binasi iki asil üzeredir. A) Sünneti seniyye mütabeat etmek. B) Bidatlardan korunmakla, mürsidin muhabbetidir. Imam-i Rabbani buyurdular ki. Bu iki asil hasletler, bir kimsede sabit olsa, günahlara dalmis olsa da, onun için hiçbir korku yoktur. Bu iki seyden birisine zarar gelse, letaifi arsin üzerine de çiksa, o kimse, korku vadisindedir. Demek ki bu iki sail seylere çalismak lazimdir. Yani mümkün oldugu kadar ruhsati terkedip seriat ahkamindan olan azimetle amel edip, velevki ondan manevi bir zevk veya Allah'a bir yakinlik da duysa, bütün bidatlari terk etmesi gerekir. Çünkü Allah'a (celle ve ala) giden yollar, hepsi Peygamber'in (Sallalahü aleyhi ve sellem)matabeati üzere oldugu için, bidatlarin hakikati delalettir. Nakl edilmis ki, evliyalardan birisi, Peygamber'i (Sallalahü aleyhi ve sellem) rüyada görür, ondan bazi sahislarin durumundan sorar. Ta ki söz Ebu Ali Ibnu Sina'ya gelir. Peygamber (Sallallahü aleyhi ve sellem) o bana mütabeat etmeden kendi akliyla dogru yola ulasmak istemis bir adamdir. Ben ona bu elimle vurup, atese attim, diye cevab verdi.
Yine akilli kimse, mürsidinin mütabeatina çalismasi lazimdir. Öyle ki, onu bütün kimselerin hatta nefsinin üzerine de tercih ederek, kurtulus yolunu onun elinde ve baskasi onun için zararli, hidayeti onun vasitasiyla olmasina hasr edilmis oldugnu bilmelidir. Yani mürid, ölünün yikayici sahsin elinde oldugu gibi, mürsidine teslim olmasi lazimdir. Bu seyler, gerçi hayal ise, de, yine bunlar olmazsa matlubuna vasil olamaz.
Ey kardesim! Mezkur bu yolda olan askini, Allah'in (celle ve ala) onu senin sana ihsan eyledigi seylerden sayiniz! Çünkü (celle ve ala)onu senin kalbine atmistir. Hace-i Ahrar lakabiyla taninmis. Hace Abdullah El Semerkandi, Naksibendi tarikatiyla müserref olan kimse, kendisine bu iki seyden birisi mutlaka lazimdir. Ya kabul, ya da visal diye buyurdu. Bu iki seyden ne gibi bir sey olabilir Mürsidin sureten uzakligi, feyzlerinden istifade edilmesini engelleyemez. Ancak, müstersid için visale zarar gelip, kendisine bu tarikattan maksad olan meyvasi (Allah'in aski) zahir olmasi daha aladir. Lakin bu zaman bu ise manidir. Öyle ise is, Allah'a havaledir.
Bundan sonra size selam edip maksudunuzun hasil olmasina dua eder. Sizden dua taleb ederiz. Yaninizda bulunan dostlara selam ederiz. Allah, efendimiz Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün alinin, zevcelerinin ve zürriyetinin üzerine salat eylesin!
Yüzdokuzuncu Mektub
Bilvanis ve diger Garzan kazasinin dag köyleri ahalisine, Peygamber'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) "Dünya ile ahiret, iki kumadirlar. Biri razi olsa, digeri kizar!" buyurdugu hadisi serifin beyani ve dünyada insanin ömründen daha aziz bir sey olmadigindan onu Mevla'nin muhabbetinde sarf edilmesi ile, diger bazi nasihatlar hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, cennet ve cehenemi yaratan Allah'a olsun! Salat ü selam, cennet ve cehennemin yollarini en açik deliller ve almetlerle beyan eden Allah'in Resulünün, ashabinin, zevcelerinin ve zürriyetinin üzerine olsun!
Bundan sonra bu mektub, Bilsanis köy halki ile diger Garzan kazasina bagli, dag köyü halkinin ahalisi kardesleredir. Peygamber (Sallallahü aleyhi ve sellem), "Dünya ile ahiret iki kumadirlar. Biri razi olsa, digeri kizar." Diye buyurdu. Dünyanin rizasi nefsani arzulara uymak, kalbe gelen seytani seylere tabi olmakla hasil olur. Yani insan nefsani arzusu olan yemeye, içmeye, giybet etmeye kiskanmaya, haram nazar etmeye, baskasinin malini yiyip, riyakarlik etmey ucb, böbürlenmeye bugz etmeye calismak demektir. Nefsini bu gibi çirkin ahlaklara saliveren, onda helaki olan parlak Islam seriatinin muhalefetinden nefsini men etmeyen kimseye, hasret ve pismanlik olsun! Ahiretin rizasi ile, Peygamber'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) sünnetine mütabeat etmektir. Yani seriatin emirlerine imtisal edip, nehy eyledigi seylerden sakinmaktir. Iste dünya ve ahiret seadetini seven ve onlardaki rüsva ve rezaletten korkan kimse, bu parlak seriatta beyan edilen seylere imtisal etmesi lazimdir.
Ey kardeslerim! Imam-i Rabbani'inin mektubati ile diger kitablarda beyan edildigine göre, insanin yasantisindan daha aziz bir sey yoktur. Hatta Gazali, Ebu Süleyman El Darani'den (Kuddise sirruhüma) naklen demis ki: insan kendisinden gafletle çikan tek bir nefesi için, ömrü boyunca, aglamasi lazimdir. Zira nefeslerinden her biri, degeri biçilmez bir cevher kabilindendir. Eline mezkur cevherden tek bir tanesi geçip de, onadn yararlanmayarak, zayi eden kimsenin hali nice olur Günden güne üzüntüsü nasil artmaz Halbuki insanin nefesi bu cevher kabilinden, hatta ondan daha üstün ve aladir. Çünkü her iki kelime i sehadet (Eshedü en la ilahe illallah ve eshedü enne Muhammeden Resulüllah) insanin tek bir nefesinden hasil olur. Acaba faziletçe böyle bir nefese müsavi olacak bir sey var midir Allah'a yapilan diger zikirlerin durumu da böyledir. Fakat insanlar, disi süslü, içi kötü olan dünya lezzetlerine daldigindan dolayi, Allah'in (celle ve ala) azametinin düsüncesi kalblerinden kalkmis, o nefesin üzerine terettüb eden nefis seylerin kadrini bilmez. Hem de insanin su azmüddeti hayatina, ya ebedi bir nimet veya zarar terettüb eder. Çünkü son nefesi bedeninden güzel yarilsa, sihibi cennet ebedül ebed nimetlenir. Iyi çikmayip kötü ise ki, Allah bizi, bütün müslümanlari odurumdan korusun! Ebedül ebed sahibi cehennemde olur.
Ey kardesle! Düsünün, düsünün! Bu aziz ömrünüzü yalniz faydasiz dünya islerinde israf edip, harcamayin! Nitekim Celalüddin (Radiyallahü anh) Mesnevi kitabinda söle der: Evliyadan birisi bir yoldan giderken, yol kenarinda birisinin agladigini görür. Ne için agladigini soror. Böyle böyle olan ölmüs bir köpek için der. Peki köpegin derdi ne idi Köpek sahibi, açliktandi. Beraberindeki tulum da nedir Ekmektir dedi. Niçin vermedin de öldü Deyince, köpek sahibi ekmek parasiz gelmez. Fakat göz yasi, parasiz gelir. Veli adam ona, göz yasi insanin içindeki kalbin buharindan gelir. Senin gibi deni asagi kötü olan ve varliginin nimetini bilmeyen kimse, böyle asagi kötü islerde ömürünü sarf eder. Ama akli olup, nasihatlara kulak veren, kendi varlik nimetini bilen kimse, ömrünü, ancak ebedi saadetinin kavusmasina, cehennemin en asagi tabakasina düsmekten kendini kurtarmasina sebeb olacak islerden baska bir seyde harcamaz, dedi.
Hülasa: Allah (celle ve ala) insanlari yaratip, onlara ihtiyari cüzi vermistir. Insan o cüzi ihtiyari Allah'in rizasi olan islerde sarf ederse, dönüs yeri cennettir. Baskasina sarf ederse, dönüs yeri cehennemdir.
(Cenabi Hak Kurani Kerimde): "Ama fasik, münafik olanlarin barinacagi yer, atestir. Her ne zaman oradan çikmak istedikçe, onlar yine içine döndürülürler. Ve onlara "Haydi tadin bakalim! Yalanlayip durdugunuz o atesin azabini" denir." (Secde Suresi, ayet:20) Tekzib iki kisimdir. Ya sözle olur. Yani cehennem yoktur demekle veya hal ve durum itibariyle yani, kisi hakkinda ya Kurani Kerim veya hadisi Nebevinden siddetli bir vaid olan bir seyi yapmak demektir. O hadis sahibinin (Aleyhisselam) alinin ve sahabesinin üzerine salat ü selam ve sena olsun!
Iste, yukarida beyan edilen seyler, akil sahibi olup, hakki dogruyu kabul eden bir kimse için, kafi bir nasihattir. Yoksa, ona uzun uzadiya nasihat yapilmasina ihtiyaç yoktur. Size ve Mustafavi (Sallallahü alyehi ve sellem), seriatina tabi olanlara selam olsun ve seriatin sahibinin, alinin ve sahabisinin üzerine salat ü selam ve sena olsun!
Yüzonuncu Mektub
Babasinin halifesi olan Cohres köyünden, Seyh Halil oglu Molla Abdülkerim'e, Allah'in ve sadati kiramin (Kuddise sirruhüm) muhabbetine tesviki hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Bütün hamdler, Allah'a mahsustur. Salat ü selam, Allah'in Resulünün, bütün alinin ve ashabinin üzerine olsun! Bundan sonra, bu mektub, yüksek kapi esiginin hizmetçisinden dogru dostu, Üstadi azamin halifesi olan Seyh Halil oglu Molla Abdülkerim'edir. O Seyh Halil ki, büyük ve küçükleri Üstadi azamin muhabbeti yolunda ruhlarini feda etmislerdir. Allah, Molla Abdülkerim'i muhabbet atesiyle yanan bir kimse eylesin!
Ask ve muhabbetin siddetinden, yakinmanizdan haber veren iki mektubunuz da hizmetçiye ulasti. Dolayisiyla gayet sevindi. Kalbine mülakatiniz için istiyak hasil oldu. Fakat, zamanin ahvalini ve bu askla yanmanizi Üstadi azamin ev halkiniz hakkindaki nazarindan oldugunu anladi. Zira, kendisi bir defa, ev halkiniz hakkinda, "Sayet o evde ama bir kiz evlattan baska bir kimse kalmazsa da, o evde tarikat nisbeti yeserir." Diye buyurdu. Öyle ise, huzurunda bulundugnuz vakit, sorumlu olmamaniz için, cibiliyetinizdeki gizli nazar ve iltifatini, izhar etmekle Allah yolunda çalismaniz lazimdir. Kendisinin size karsi bu nazar iltifati, Allah'in (celle ve ala) nimetinden ve serefli babalariniza olan sevgisi vasitasiyladir. Bunun içindir ki, Üstadi azamin, evlatlari ile ev halkinin kalbinde sevginiz yer almis, sizin mektubunuza olan siddetli sevinçleri, diger mensublarin mektublarina yoktur. Durum böyle iken, yüce Mevla'nin (celle ve ala) sevgisi yaninda, dünya ve dünya kumasinin muhabbeti görünmeyecek sekilde, kalbinizin noktasinda bulunsun! Farsça siir: "Eger sekiz cenneti kendine gaye edip gözümün önünde bulundursam veya cehennem korkusundan hizmet etsem, kendi sahsinam selamet taleb eden bir mümin olurum. Çünkü bu iki seyde bedenimin payidirlar. Asik, Allah'in askiyla gidalanirsa, nazarinda yüz adn tek yas bir tüte bile degmez."
Üstadi azamin sizden matlubu da budur. Bahusus bu zamanda, tam manasiyla Allah'a (celle ve ala) yönelmeniz layiktird. Çünkü dünyanin faydasi, meyvesi ve baki kalmaycagi, onun için çalismaya ve yorulmaya layik olmadigi anlasilmistir.
Bundan sonra, eger bu taraftan sual ederseniz, durumlarini isittiginiz kimselerden basak ev hakimiz, selamettedirler. Ev hakin bir kismi Nursin'de, bir kismi da Garzan'dadir. Maksat hepsini Nursin'de birlesitirmektir. Fakat, Allah'in (celle ve ala) irade ettigi sey bilinmez. Büyük küçük erkek ve baskalari da size ve annenize selam eder, size dua edip duanizi dilerler. Molla Abdurrahman ile kardeslerinizin Konya'ya giden akrabalarinizin durumundan bir sey anlasilmiyor. Sihhat ve selamet bakimindan, gelip gelemeyecekleri durumlarinin bildirilesi rica olunur. Size ve yaninizdaki, civarinizdaki dostlara selam olsun! Allah, Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) alinin ve sahabelirinin üzerine salat ü selam eylesin.
Molla Muhammed Emin, Molla Fethullah, Muhammed Mahsum selam edip size dua eder. Duanizi dilerler.
Mektubun arkasina su yazilmisti :
Bu mektubu getirene iltifat edip, onu imamlik yapmasi için, bir köyde yerlestirmenizi dileriz.
Yüzonbirinci Mektub
Bu mektub, kendisi birinci Cihan Harbinde, bizzat savas bölgesinde düsmana karsi bulundugu zaman, halifesi Molla Mehmed Emin'e, bazi durumlarin bahsi hakkindadir.
ALLAH'IN ADIYLA BASLARIM
Hamd ve salavattan sonra, bu mektub alem kutbu kaymakaminin perverdesinden, Allah yolundaki kardesi yani Molla Muhammed Emin'edir. Allah, onu sevdigi ve razi oldugu gibi eylesin. Perverde size, Mahsuma ve diger ev halkinin büyük ve küçüklerine, yaninizda bulunan dostlara selamdan sonra, size ve onlara dua edip, sizden hele merkadi serifi ziyaret ettiginizden duaziniz talek edip, Allah'a karsi takvali bulunmanizi, emirlerini yerine getirip, üyce tarikatin adabina riayet etmekle seher vakti, ibadete kalkmanizi tavsiye eder. Çünkü, Mevla (celle ve ala) ya yönelmekten, rizasi olan seylere çalismaktan baska, insana hiçbir seyin faydasi yoktur.
Sizin ve ev hakinin ahvalinden sorar, selamette olup hastaligin olmamasini diler bütün arkadaslarla sihhat ve afiyette oldugumuz dosmanlar tecavüz edip de bütün tarflar karismamasi için, simdilik, Derik köyünde kiliç gediki muhafaza ediyoruz. Elajgirt'te simdilik düsmanlarin büyük bir kuvveti görünmedigini size haber veriyoruz.
Durumun izahini mektubu getiren bilir. Mümkün ise, onunla bize biraz para ve bir miktar tütün ile biraz zahire gönderiniz! Simdilik Masumun bu tarafa gelmesine luzum yoktur.
Zaman Han aga, Abdülmecit aga, Abdülaziz ile diger subasi kabilesinin ev halkina selam ederiz. Lahi hazirda burada silah yoktur. Silahlar gelip mezkur adamlarin gelmelerine ihtiyaç oldugunu bilsek, onlara haber göndeririz. Muhammad Said Fethullah, seyh Alauddin, Molla Abdurrahman, Molla Mahmud ellerinizden öper. Sizden ve ev hakindan dua dilerler. Yaninizda bulunanlara da keza.
Hidayete tabi olanlarin üzerine selam olsun! Kanuni sani 14
Alem kutbu kaymakaminin perverdesinden Muhammed Diyauddin
Allah'in inayetiyle 1393 H. Zilhicce 8,11,1973 Persembe günü ikindi vaktinde bu mektubatin tercümesi sona erdi. Allah bizi efendimiz Muhammed (Sallallahü aleyhi ve sellem)in alinin ashabinin sefaatinden mahrum eylemeyip, bizi atalarimizi , evladimizi, akrabamizi ve bütün müslümanlari sadati kiramin nisbetinden dünya ve ahirette yaralanip, afet ve belalardan bizi ve vatinimiz muhafaza eylesin! Amin.
Sözümün sonu: elhamdü lillahi rabbil alemin. Bütün hamdler Allah'a olsun. Salat ü selam Resulü Muhammed Mustafa'nin alinin ve ashabinin üzerine olsun!