Pzt09012014

Son GuncellemePzt, 24 Mar 2014 10am

Back Sohbet > Hayattüs Sahabe > Saad Bin Ebi Vakkas (r.a)

Saad Bin Ebi Vakkas (r.a)

 

Resûlullahin (SAV) Okçusu:

Sad bin Ebî Vakkâs hazretleri, Hz. Ebû Bekir vâsitasiyla Müslüman olmus, Eshâb-i kirâmin büyüklerinden bir zâttir. Ilk Müslümanlarin yedincisidir. Müslüman olmasi söyle oldu:

Onyedi yasinda idi. Bir gece degisik bir rüyâ gördü. Rüyâsinda kendisini zifirî bir karanlikta gördü. Çâresiz bir hâldeyken, birden ortalik aydinlanmaya basladi. Sonra nûr saçan bir ay dogdu.

Seni de aramiza alalim

Ayin dogdugu tarafa dogru ilerlemeye basladi. Bir müddet ilerledikten sonra, birkaç kisi gördü. Dikkatlice baktiginda, önlerinde Hz. Ebû Bekir, onun arkasinda Zeyd bin Hârise ve Hz. Ali vardi. Onlara dedi ki:

- Siz buraya ne zaman geldiniz?

- Yeni geldik. Istersen seni de aramiza alalim. Aydinliga beraber gidelim.

Sabahleyin bu rüyâyi hatirlayinca, çok sasirdi. Üç gün bunu tabîr etmeye çalisti. Sonunda bir netîce çikartamayip, Hz. Ebû Bekirin yanina gitti. Ona sordu:

- Yâ Ebâ Bekir, ben üç gün önce söyle bir rüyâ gördüm. Bunun tabîri nasildir?

- Gel benimle, seni cihâni aydinlatan nûra götüreyim! Rüyânin tabîri budur.


Sonra beraberce, Peygamber efendimizin huzûruna gittiler. Peygamber efendimiz, kendisine kelime-i sehâdet getirmesini emir buyurdu. O da Resûlullahin huzûrunda Müslüman oldu.

Annesi, Müslüman oldugunu duyunca, çok kizdi. Fakat yine de annesine karsi, gereken saygiyi gösteriyordu. Onu üzmemek için elinden geleni yapiyordu. Kendisine olan bagliligini bilen annesi, ogluna sordu:

- Senin dînin, hisim akrabâya iyi muâmele edilmesini, onlari üzmemek lâzim geldigini ve onlarin emirlerine uymak gerektigini emretmiyor mu?

- Dînimiz, ana-babayi ve akrabâyi üzmemeyi emretmektedir.

Bunun üzerine annesi esas maksadini söyledi:

- Yâ Sad! Vallahi, sen bu yeni dinden vazgeçip, atalarimizin dînine dönünceye kadar, yiyip içmiyecegim. Ölmüs olsam bile bu ahdimden dönmiyecegim. Anne katili olarak da herkes seni ayiplayacak!

Ister ye, ister yeme!

O güne kadar, annesini üzmeyen, bir dedigini iki etmeyen Hz. Sad, Allahü teâlâya ve Onun Resûlüne olan muhabbet ve îmâninin kuvvetli olmasi sebebiyle, bu teklîf karsisinda tüyleri ürpererek annesine su cevâbi verdi:

- Ey anne, senin yüz canin olsa ve her birini Islâmiyeti birakmam için versen, ben yine dînimden vazgeçmem! Artik ister ye, ister yeme! Bu senin bilecegin bir istir. Benim kararim katîdir. Geri dönüsüm mümkün degildir. Bunu böyle bil!

Annesi, oglunun Islâmiyete olan bu bagliligini görünce, çâresiz kalip yemeye içmeye basladi.

Sad bin Ebî Vakkâs hazretlerinin basindan geçen, annesiyle ilgili bu hâdiseden sonra, Allahü teâlâ, evlâdin ana-babaya hangi hâllerde tâbi olacagi, onlarin hangi emirlerini yerine getirecegi husûsunda, Ankebût sûresinin sekizinci âyet-i kerîmesini gönderdi.

Bu âyet-i kerîmede meâlen buyuruldu ki:

(Biz insana, ana-babasina iyilikte bulunmasini tavsiye ettik. Bununla beraber, hakkinda bilgi sahibi olmadigin, ilâh tanimadigin bir seyi bana ortak kosmak için sana emrederlerse, artik onlara bu husûsta itâat etme! Dönüsünüz ancak banadir. Ben de yaptiginiz amellerin karsiligini size verecegim.)

Ilk kan akitan oldu

Sad bin Ebî Vakkâs hazretleri, Eshâb-i kirâmin en cesûr ve kahramanlarindandir.

Islâmiyetin ilk yillarinda, Müslümanlar, müsrîklerden çok ezâ ve cefâ görüyorlardi.

Ibâdetlerini rahat bir sekilde yapamiyorlardi.

Bir gün Hz. Sad ile birkaç sahâbî, bir vâdide namaz kilmakta idiler. Bu sirada, müsriklerin azililarindan bazilari, kendileri ile alay etmeye ve hakâret etmeye basladilar.

Sad bin Ebî Vakkâs hazretleri, bunlarin üzerine yürüdü.

Eline geçirdigi bir deve kemigi ile, müsrîklerin elebasisinin kafasini yardi. Böylece, "Allah yolunda, ilk müsrik kani döken sahâbî" ünvânini kazandi.

Uhud savasinda çok kahramanliklar gösterdi. Peygamber efendimizin yanindan hiç ayrilmadi.

Sad bin Ebî Vakkâs hazretleri, ayrica "Allah yolunda ilk ok atan sahâbî"dir. Okçularin yanî kemankeslerin reisidir. Uhud harbinde, 1000den fazla ok atti. Peygamber efendimizin büyük iltifatlarina mazhar oldu. O ok atarken, Peygamber efendimiz buyururdu ki:

- At yâ Sad!

Ayrica onun için söyle duâ buyurmustur:

- Ilâhî, bu senin okundur. Onun atisini dogrult! Allahim, sana duâ ettiginde de, Sadin duâsini kabûl eyle!

Bizden geri kalmazsin!

Sad bin Ebî Vakkâs hazretleri, Vedâ haccindan sonra, Mekkede hastalandi. Kendisini ziyârete gelen Peygamber efendimize dedi ki:

- Yâ Resûlallah, siz Medîneye döneceksiniz. Ben burada ölürsem, dostlarimdan ayri kalacagim.

Peygamber efendimiz, Medîneye beraber döneceklerini isâret ederek buyurdu ki:

- Hayir, sen bizden geri kalmazsin! Umarim, sen uzun zaman yasayacaksin. Öyle ki, senden birtakim kavimler faydalanacak, birtakimi da mahrûm kalacaktir.

Peygamber efendimiz sonra da söyle duâ ettiler:

- Yâ Rabbî, Eshâbimin Mekkeden Medîneye dönüsünü tamamla!

Bunun üzerine, Hz. Sad sifâ bulup, Medîneye döndü.

Sad bin Ebî Vakkâs hazretleri, Hz. Ömer zamaninda, Hevâzin bölgesinde zekât toplamak için gönderilmisti. Bu sirada Iran taraflarindaki olaylar büyüyünce, hem bu olaylari önlemek, hem de düsmana bir ders vermek için bir Islâm ordusu hazirlandi. Bu ordunun basina kimin geçirilmesi gerektigi, yapilan sûrâda görüsüldü.

Bazilari bizzat bu ordunun basina, kumandan olarak, Halîfe Hz. Ömerin getirilmesini istiyorlardi. Bir kismi da, bunun, çesitli sebeplerle uygun olmayacagini, baska birisinin kumandanliga getirilmesini istiyordu. Bu sirada Sad bin Ebî Vakkâs hazretlerinin Hevâzinden mektûbu geldi.

Iste aradigin kimseyi buldun!

Sad bin Ebî Vakkâsin ismini duyan Eshâb-i kirâmin hepsi, ittifakla, Hz. Ömere dediler ki:

- Iste aradigin kimseyi buldun!

Bunun üzerine Hz. Ömer, Sad bin Ebî Vakkâsi Medîneye çagirdi. Onu, Islâm ordusuna baskumandan tâyin ederek, sunlari söyledi:

- Yâ Sad, Resûlullahin dayisiyim diye sakin gururlanma! Allahü teâlâ, kötülügü, ancak iyilik ile yok eder. Allahü teâlâya kulluktan baska bag yoktur. Insanlarin üstünlükleri, son nefeslerinde belli olur. Düsmanin çoklugundan degil, Allahtan kork!

Namazlarinizi muntazam kilin! Ordunda, günâh isleyen asker bulunmasin! Günâh isleyenleri hemen uzaklastir! Allahin Resûlü ne yaptiysa, nasil hareket ettiyse, sen de öyle yap! Sabri elden birakma!

Hz. Ömer bu sekilde nasîhat ettikten sonra, Sad bin Ebî Vakkâs, emrindeki askerle Medîneden çikti. Iran topraklarinda bulunan Islâm askerleri ile birleserek, meshûr Kadsiye zaferini kazandi.

Kadsiye savasi; Islâm ordusu ile Iran ordusu arasinda oldu. Islâm ordusu, Firat nehrinin bir kolu olan Atik nehrinin, Kadsiye denilen yerinde karargâh kurdu. Harpden önce Iranin bassehri Medâyine elçiler gönderildi. Iran Kisrâsi Yezd-i Cürd ile görüstüler. Iranlilari Islâma davet ederek dediler ki:

- Ya Müslüman olursunuz, ya da cizye verirsiniz veya harp edersiniz!

Yâ Sad, müjde!

Iran Kisrâsi buna sinirlenerek dedi ki:

- Eger benden önce elçi öldüren bir melik olsaydi, ben ikincisi olup, sizi öldürürdüm!

Bundan sonra bir miktar toprak getirterek, sözlerine söyle devam etti:

- Bende sizin için baska sey yok. En büyügünüz kimse, bunu yüklensin de reisinize ****ürsün ve biliniz ki, cümlenizi Kadsiye hendegine gömmek için, kumandanim Rüstemi göndermek üzereyim.

Bunun üzerine, elçiler arasinda bulunan Âsim bin Amr kalkip topragi yüklendi, disari çiktilar. Arkadaslariyla beraber Hz. Sadin yanina döndüler ve dediler ki:

- Yâ Sad, müjde! Allahü teâlâ onlarin topragini bize verdi.

Eshâb-i kirâm, verilen bu bir parça topragin, daha sonra Iran topraginin tamaminin verilecegine dâir Allahü teâlânin bir müjdesi olduguna inandilar.

Hz. Sadin elçilerinin teklîfini reddeden Kisrânin ordusu da, Atik nehri kiyisina gelip karargâh kurdu. 120 bin kisi olan Iran ordusunun 30 bini zirhli ve birbirlerinden ayrilmamasi için de zincirle bagli idiler. Ayrica Iran ordusunun ön saflarina filler yerlestirilmisti. Islâm ordusu ise 34 bin kisi idi.

Hz. Sad, yine elçi göndererek, "Size üç gün müsaade. Bu üç gün içinde ya Müslüman olursunuz, ya cizye verirsiniz veya cenge hazir olursunuz" diye bildirdi.

Sebât ediniz!

Onlar üç gün içinde, bu sartlari kabûl etmediler. Dördüncü gün harp basladi. Harp baslamadan önce, Hz. Sad askerlerine söyle hitap etti:

- Mevkilerinizde sebât ediniz! Ögle namazindan sonra, bes-dört tekbîr alacagim. Ilkinde, siz de tekbîr alirsiniz, harbe hazir olursunuz! Ikinci tekbîrde siz de tekbîr alir, silahlanirsiniz! Üçüncü tekbîrde, siz de tekbîr alip, askeri harp için costurursunuz! Dördüncü tekbîrde, düsman üzerine hücûm ediniz ve "Lâ havle velâ kuvvete illâ billah" deyiniz!

Islâm askerleri, bildirilen emirle düsmana hücûm ettiler. Iran ordusu, beraberinde getirdikleri fillerle karsilik verdiler. Ilk gün siddetli çarpismalar oldu. Sonraki günlerde Islâm ordusu uyguladiklari dâhiyâne taktiklerle Iran ordusunu bozguna ugrattilar.

Önce Iran ordusu komutanlari öldürüldü. Iran ordusunun baskomutani Rüstem de öldürülünce, ordu dagildi. Kaçismaya basladilar. Kaçmaya çalisanlarin çogu da nehre düserek boguldu, kalanlar da esîr edildi. Bu harbde Müslümanlar 2000 sehîd verdi. Iranlilarin tam***** yakini öldürüldü. Böylece, Müslümanlar büyük bir zafer kazandilar.

Daha sonra Hz. Ömerin emriyle Sâsânî Devletinin bassehri ve Iran Kisrâsinin bulundugu Medâyin sehrine hareket edildi. Islâm askerinin Medâyine hareket ettigini, Iran Kisrâsi Yezd-i Cürd duyunca, korkudan sehri terketti. Islâm ordusu Medâyin sehrine kolayca girerek, burayi fethetti.

Sad bin Ebî Vakkâs hazretleri, bu fethi, su mektupla Hz. Ömere bildirdi:

Îmân edenlerin yardimcisidir

"Rahmân ve Rahîm olan Allahü teâlânin adiyla. Irak vâlisi Sad bin Ebî Vakkâstan, müminlerin emîri Ömer-ül Fâruka. Allahin selâmi üzerine olsun! Kendisinden baska hak mabûd olmayan, esi, benzeri bulunmayan Allahü teâlâya hamd eder, Onun habîbi olan Muhammed aleyhisselâma salât ve selâm ederim.

Allahü teâlâ, bize ihsâni ile, gözün görmedigi meydanlarda at kosturmayi nasîb etti. Kisrânin yurdunun büyük bir kismini ele geçirdik. Ordu kumandanlarinin çogunu öldürdük. Bu savasta melekler onlarin yüzlerine ve arkalarina vuruyorlardi. Çünkü Allahü teâlâ îmân edenlerin yardimcisidir. Îmân etmeyenlerin yardimcisi yoktur.

Yezd-i Cürd kaçti. Kizi, esîr olarak ele geçirildi. Bundan sonra ne yapacagimiz husûsunda, Medâyin sehrinde emirlerinizi bekliyorum. Allahü teâlânin selâmi bütün Müslümanlarin üzerine olsun!"

Hz. Sad hayatinin sonlarina dogru Medîneye yakin Akik denilen yerde hastalandi ve orada 675 yilinda vefât etti. Mübârek cesedi Medîne-i münevvereye ****ürüldü. Namazini Medîne vâlisi Mervân kildirdi. Vasiyetine uyularak Bedir harbinde giymis oldugu elbisesi ile defnedildi. Sad bin Ebî Vakkâs hazretleri, Cennetle müjdelenen on sahâbîden, en son vefât edendir.

Sad bin Ebî Vakkâs Cennettedir

Hz. Sad, heybetli, orta boyda, esmer tenli, cesûr, sözü, özü dogru büyük bir zâtti. Çok cömert olup, sâdeligi severdi. Sad bin Ebî Vakkâs hazretleri, Peygamberimize annesi tarafindan dayi olurdu. Bunun için Peygamberimiz ona, "Bu benim dayimdir. Böyle bir dayisi olan varsa bana göstersin" diyerek iltifâtlarda bulunurdu.

Hz. Sad, Cennetle müjdelenen on sahâbeden biridir. Nitekim Peygamber efendimiz bir hadîs-i serîflerinde buyurdu ki:

- Ebû Bekir Cennettedir, Ömer Cennettedir, Osman Cennettedir, Ali Cennettedir, Talhâ Cennettedir, Zübeyr Cennettedir, Abdurrahman bin Avf Cennettedir, Sad bin Ebî Vakkâs Cennettedir, Saîd bin Zeyd Cennettedir, Ebû Ubeyde bin Cerrâh Cennettedir.

Sad bin Ebî Vakkâs hazretleri buyurdu ki:

Resûlullah efendimiz, her namazin ardindan, muhakkak söyle duâ ederdi: "Yâ Rabbi! Cimrilikten, korkakliktan, erzel-i ömür denilen ihtiyârliktan, bunakliktan, dünya fitnesinden yanî Deccâlin fitnesinden ve kabir azâbindan sana siginirim."

Hz. Sad buyurdu ki:

Resûlullah efendimiz, Eshâb-i kirâm arasinda kardeslik tesîs ettikleri zaman, Hz. Aliyi kendine seçerek buyurdu ki:

- Yâ Ali! Sen benim dünyada da âhirette de kardesimsin. Yâ Ali, Mûsânin yaninda Hârûn nasil idi ise, sen de benim yanimda öylesin. Yalniz su fark var ki, benden sonra Peygamber gelmeyecektir.

Üç gün agladim

Resûlullaha bir köylü gelerek dedi ki:

- Bana, söyleyebilecegim bir kelime ögret.

Resûlullah efendimiz buyurdu ki:

- "Allah birdir, Ondan baska hiçbir ilâh yoktur ve Onun ortagi da yoktur. Allah her seyden yücedir. Bütün hamdlerin hepsi Allaha mahsûstur. Âlemlerin Rabbi olan Allahin sani ne yücedir. Günâhtan kaçmaya kuvvet, ibâdet yapmaya kudret, ancak azîz ve hakîm olan Allahin yardimi iledir" de! Köylü tekrar dedi ki:

- Bunlar Rabbim içindir. Kendim için ne söyleyeyim?

Resûl-i ekrem efendimiz buyurdu ki:

- "Allahim beni bagisla ve koru! Bana hidâyet ver ve riziklandir" de!

Sad bin Ebî Vakkâs hazretleri buyurdu ki:

- Mümin, bir iyilikle karsilassa, Allaha sükreder. Bir musîbetle karsilastiginda da hamd ve sabreder. Böylece her isinde sevâb kazanir. Hattâ haniminin agzina koydugu lokmadan dahî sevâb alir.

Bir kimse gündüz hatim okursa, melekler ona aksama kadar duâ eder. Gece okursa, sabaha kadar duâ eder.

Kadsiye zaferinden sonra bir müddet Medâyinde kalan Hz. Sad, sehrin havasinin ve suyunun askerlere iyi gelmedigini görünce, durumu Hz. Ömere bildirmisti. Bunun üzerine Hz. Ömer, yeni bir sehir tesis edilmesini emretti. Hz. Sad da Kûfe sehrini kurdu ve sehre ilk vâli tayin edildi.

Bana duâ et!

Hz. Ömer, sehîd olmadan önce, kendisinden sonra yerine geçecek halîfeyi seçmek için alti kisilik bir sûrâ teskil edilmesini vasiyet etmisti. Bildirmis oldugu alti kisiden biri de, Sad bin Ebî Vakkâs hazretleriydi. Eger Sad halîfe seçilmezse, ona bir vezirlik verilmesini de vasiyet etmisti. Hz. Osman halîfe seçilince, Hz. Ömerin tavsiyesine uyarak, Hz. Sadi tekrar Kûfe vâliligine tayin etti.

Ömrünün sonlarina dogru, gözleri görmez olmustu. Bu hâlde iken Mekkeye gelmisti. Mekke halki etrafina toplanip, "Bana duâ et, bana duâ et" deyince, hepsine duâ etti.

Abdullah bin es-Sâib anlatir:

"Ben genç idim. Bir ara ona yaklastim ve kendimi tanitmaya çalistim. Beni tanidi ve sordu.

- Sen, Mekkenin, Kurân-i kerîmi en iyi okuyanlarindan birisi degil misin?

Ben de, "Evet" dedikten sonra bir ara sordum:

- Efendim, sizin duâniz makbûl olup, herkese duâ ediyorsunuz. Kendiniz için duâ etseniz de gözleriniz açilsa, olmaz mi?

Hz. Sad gülümseyerek buyurdu ki:

- Oglum, Allahü teâlânin benim hakkimdaki takdîri, yanî gözümün görmemesi, gözümün görmesinden daha güzeldir."

Sad bin Ebî Vakkâs hazretleri, bir gün Peygamberimize dedi ki:

- Yâ Resûlallah, duâ buyur da, Allahü teâlâ, benim her duâmi kabûl etsin!

Resûlullah efendimiz cevâbinda buyurdu ki:

- Duânizin kabûl olmasi için helâl lokma yiyiniz! Çok kimse vardir ki, yedikleri ve giydikleri haramdir. Sonra ellerini kaldirip duâ ederler. Böyle duâ nasil kabûl olunur?

Sâlih kimse

Hz. Âise söyle anlatir:

Resûlullah efendimiz gazvelerin birinde, geceleyin Medîneye dönüp geldiginde buyurdu ki:

- Ne olurdu, sâlih bir kimse çevremizde bekçilik yapsa...

Birden bir ses duyduk. "Kim o?" buyurdu.

Bu arada Sad bin Ebî Vakkâsin sesi duyuldu:

- Benim, Sad bin Ebî Vakkâs.

Peygamberimiz sordular:

- Buraya niçin geldin?

- Içimden bir ses, "Resûlullah yalnizdir, korkarim ki, din düsmanlari ona bir sikinti ve eziyet verirler" dedi. Bunun için hizmetinize geldim.

Bunun üzerine Resûlullah efendimiz, ona hayir duâ etti ve istirâhate çekildiler.

Uhud savasinda bir ara müsrikler Uhud dagina tirmanmaya baslayinca, Resûlullah efendimiz, yaninda bulunan Hz. Sada buyurdu ki:

- Onlari geri çevir!

Hz. Sad dedi ki:

- Yâ Resûlallah, yanimda bir tek okum kaldi. Onlari nasil geri çevireyim?

Peygamber efendimiz emrini üç kere tekrarladi.
Bundan sonrasini Hz. Sad söyle anlatir:"

Bir ok daha buldum

Ok çantamda kalan bir oku aldim. Müsriklerden birine atip öldürdüm. Sonra ok çantama el attigimda bir ok buldum. Baktigimda az önce attigim oktu. Onu tekrar atip baska birini öldürdüm.

Sonra bir daha baktigimda yine ayni oku buldum. Onu da atip yine birini öldürdüm. Birkaç defa ayni sekilde oku attim. Bu durumu gören müsrikler, tirmanmaktan vazgeçerek geri döndüler.

Ben de kendi kendime, "Bu mübârek bir oktur" dedim ve bu oku hep yanimda tasidim."

Rivâyete göre Hz. Sad bu oku attikça, bembeyaz yüzlü mübârek bir zât, bu oku geri getiriyordu. Hz. Sad der ki:

"Uhudda Resûlullahin saginda ve solunda beyaz elbiseli iki kisi gördüm ki, onlar en siddetli sekilde çarpisiyorlardi. Onlari ne daha önce, ne de daha sonra gördüm.

"Hz. Sadin îmân etmeyen kardesi Utbe, Uhudda müsriklerin arasinda idi. Hz. Sad bu kardesi ile savasmak için, onu çok aramisti. Buyurdu ki:

"Vallahi, kardesim Utbeyi öldürmek için duydugum hirsi, hiçbir adami öldürmeye karsi duymamisimdir. Kardesimi bulup öldürmek için, iki kere müsriklerin saflarini yardim fakat gözümden kaçti. Üçüncüsünde, Resûlullah bana buyurdu ki:

- Ey Allahin kulu! Sen ne yapmak istiyorsun? Yoksa sen kendini öldürtmek mi istiyorsun?

Bunun üzerine, onu aramaktan vazgeçtim. Utbeyi Hâtib bin Ebî Beltea öldürdü."

Harp hiledir

Uhud savasinin sonunda müsrikler, Uhudu terkedip Mekkeye dönme karari aldiklarinda, Resûlullah efendimiz, Hz. Sadi kesif vazîfesi ile gönderdi. Hz. Sad, müsriklerin gitme karari alip, dönüs hazirliklarini kesfedince, geri dönüp, yüksek sesle dedi ki:

- Yâ Resûlallah! Müsrikler develerine bindiler, atlari yedege aldilar, Mekkeye yöneldiler!

Resûlullah efendimiz buyurdu ki:

- Yavas konus, süphesiz harp hiledir. Zîrâ müsrikler geri dönerse, su sevincinin bir benzerini göremezsin.

Sonra, Peygamber efendimizin tekrar sormalari üzerine, Sad bin Ebî Vakkâs hazretleri, gördüklerini ve isittiklerini tekrarladi. Müsriklerin gittikleri kesinlestigi hâlde, Sadin yüzü üzüntülü idi. Resûlullah efendimiz, üzüntüsünün sebebini sordular. Hz. Sad dedi ki:

- Müslümanlar zafer kazanmadan, müsriklerin gitmesine sevinmeyi hos görmedim.

Resûlullah efendimiz de buyurdu ki:

- Zaten Sad harb hastasidir.

Hz. Sa'd 675 yilinda, vefât etti. "Asere-i mübessere"den en son vefât edendir. Medîne-i münevverede medfûndur

 

 

.:: Copyright ©2012 Norsin.biz ::. Bu site resmi bir nitelik taşımamaktadır. Site içeriği Seyda'ya gönül verenler tarafından hazırlanmaktadır! 
Yukarı Yukarı Çık