hazret11                                                              

15. MEKTUP

Halkı Allah yoluna irşad etmekle memur olunan kimse, kendisinde, tam bir şevk hâleti, veya halkın kitleler hâlinde, tarikata dahil olduklarını görünce, gurur ve neşeye kapılmadan, işinde gevşek olmadan, devamlı olarak şükretmesi, Allah’tan rica ve mağfiret dileyip nefsinden teberri ederek, Allah’a fakirliğini arz etmesi, vacib olduğu ve bu konu ile ilgili meselenin beyanı hakkında, açıkça muhabbet ve kahır, cezbe sahibi olan halifesi Tili Köyü’nden Şeyh Şihâbüddin’e yazılmıştır.


ALLAH’ IN ADIYLA BAŞLARIM
     Salât-ü selâm, Efendimiz Muhammed Mustafa’nın, (sallâllahü aleyhi ve sellem) safâ ehli olan âl ve ashâbına olsun.
       Sonra bu mektup, âlem kutbu kaymakamının (Rahmetullahi aleyh) perverdesinden, Allah yolundaki kardeşi ve Allah için dostu, dini değerlendirmeğe çalışan Şeyh Şihâbüddin’edir. Allah, onu mukarrabunlardan (kendine yakın olanlardan) eylesin.
Mektûbunuz, perverdeye vâsıl olup, hülâsasını anlayarak manâsından zevk aldı. Dolayısıyla son derece sevindi. Halkın tarikata dahil olduklarından, şevk ve muhabbeti hâsıl olduğundan, Allah’a hamd ve şükür etti.
Ey kardeşim! Müridlere hâsıl olan şevk ve tarikata dahil olmaları etkisiyle ortada nefsini görüp, kendini beğenme hâleti, seni tarikatın icab ettiği vazifeden soğutup, gevşetmeye sebeb olmasından, nefsini korkut. Çünkü nefs çok hilekârdır. Onun hilesinden emin olunmaz. Nitekim Allah (Celle ve Alâ) Kur an-ı Kerîm’de, Yûsuf Peygamber den (Peygamberimize ve ona, âllerine salât ü selâm olsun.) hikâyetle, buyurdular ki :
Ben nefsimi de temize çıkarmıyorum. Çünkü gerçekten nefs, şiddetle kötülüğü emr eder. Belki mürşidin şevki, kendisine hakîki nimeti veren Cenâb-ı Bârî’nin şükür hakkını edâ etmediği için, Allah’a karşı niyazda bulunmasına, ziyadesiyle ona şükür ve istiğfar etmesine sebep olması lâzımdır. Zira o şevk, ve muhabbetin hakîki fâili azîz ve celîl olan Allah olup, o hususta kulun hiçbir etkisi bulunmamakla beraber, zâhirde ona isnad edilir.
Üstad-ı Azamın nûrlu halifesi olan El-Molla Abdülkadir tarafından halk tarikata dahil olup, kendisine şevk hâsıl olduğu hakkında gönderdiği mektûbun cevabında buyurdular ki, Öyle ise, Allahü Teâlâya şükür ve hamd etmek, kendinizi Gavs-ı Azamın gölgesinde, fâni etmekle meşgul olmanız gerekir. Allah Kur ân-ı Kerîm de:
Muhakkak ki sen, sevdiğin kişiyi hidayete erdiremezsin (onun ruhunu Allah'a ulaştıramazsın). Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir. Ve O, muhtedileri (hidayete erenleri) daha iyi bilir..” buyurduğu âyet-i celîlesi, her ikimize (sana ve bana) okunduğu hâlde sen, ve bu cürey (köpek yavrusu)nasıl hidâyetçi olabilir. Bu âyet-i celîlede, Peygamber’in (sallâllahü aleyhi ve sellem) durumu böyle olduğu bildirildiği hâlde ikimizin hâli hidâyet yönünden nasıldır?
Yine Üstad-ı Azam, Siirtli Molla Abdülkahhar (Kuddise sirruh) ile ona tâbi bâzı kimseler, kendisine geldiklerinde buyurdular ki: Halenze kasaba ahalisinden günahkâr kimdir diye sorulsa, Molla Abdülkahhar ile beraberinde gelenlerdir. Çünkü yüce Allah kendisini arzû etme düşüncesini kalblerine ilham edip onlara, hidâyet sığınağı gösterdiği ve oraya gitmeleri için, nimette bulunduğu hâlde, şükür hakkın edâ etmediler. Başka kimseler bununla nimetlendirilmemişlerdir. derim.
Hülâsa mürid, Allah’tan, kendisinde tam bir fakirlik vasfı, halktan tam bir istiğna (ihtiyaçsızlık) duygusu peyda olup, kendini köpekten hattâ hristiyanlardan aşağı olduğunu bilinceye kadar, ibâdete çalışması lâzımdır.
Hâce El-Ahrar (Kuddise sirruh) vecd ve hâlet sahibi olan kimse, bir yolda yürürken, kolay geçmesi için, orada yatan bir köpeği rahatsız ederek kaldırsa, sonra kendinde aynı vecd ve hâletin zâil olmadığını görse bile, bu durum onun için hayır değildir. Belki Hak Teâlâ sebhânehüden ona bir muahaze (azâb) olduğunu bilmelidir, buyurdu. Perverde hastalığınızın geçmesi için, Allah’tan niyazda bulundu. Fakat hastalığınızın ne olduğunu bilmedi. Tâ ki ona münasib bir ilâç göstersin. Lâkin kendinizi sıcak tutup soğuktan korumanız gerekir. Size ve diğer kardeşlerinize, Muhammed Efendiye, Sâdık Efendi, El-Şeyh Nureddin’e, Molla İsâ’ya ve daha başka dostlara da selâm eder. Gerçekten dünyanın bir istikrarı olmayıp fâni olduğunu bilmelidirler. Selâm, hidâyete ve Mustafa’nın (Sallâllahü aleyhi ve sellem) şeriatına tâbi olan kimselerin üzerine olsun. Mustafa’nın, âlinin, zevcelerinin, ashâbı ve zürriyetinin üzerine de salât-ü selâm ve senâlar olsun.

  MİNAH (HEDİYELER) ŞEYH ...
Basa Don